30 Kasım 2022 Çarşamba

Mashmakhan / Mashmakhan (1970)

Kanada
'nın hem popülerleşmeyi hem de bunu yaparken kaliteli müzik yapmayı başarabilmiş gruplarından biri de Mashmakhan'dır. 60'lı yılların başında kurulan bu Montreal'den çıkma quartet, uzun yıllar birbirleriyle çalıştıktan sonra albüm kaydına girebilmişler. İlk albümün yayınlanmasından hemen sonra Kanada'nın en bilinen gruplarından biri olmuşlar. Hatta o kadar ki Morse Code Transmission'ı bile geride bırakabilmişler. Bu hızlı yükseliş tek parça ile de olsa Kanada dışında da başarı getirmiş. As The Years Go By, Japonya'da hit olarak liste başına kadar çıkmıştı.

Başlangıçta Triangle (blogda yer alan Triangle değil) adıyla kurulup yaklaşık 10 yıl boyunca konserlerde boy gösterdiler ama asıl başarıyı grubun adını Mashmakhan olarak değiştirdikten sonra kazandılar. Mashmakhan, o dönemde Montreal'in en büyük uyuşturucu satıcısının adıydı. Yerel olarak ünlenmeleri buna bağlı görülse de Kanada dışında da bilinir olmaları grubun kalitesiyle alakalıdır. Fakat bu kalite durumu çok uzun sürmez. İkinci albüm, ilkine oranla daha basit ve özensiz gibidir. Albümden çıkan 45'likler neredeyse hiç beğenilmez. Ticari başarısızlık ve kalite düşüklüğü grubu dağılma yoluna iter. 1973 yılı sonlarına kadar zorlasalar da devam etmeleri için herhangi bir sebep kalmamıştır ve dağılırlar.

Konumuz olan ve grupla aynı adı taşıyan ilk albüm Psychedelic Rock, Psychedelic Folk gibi türlerden yola çıkıp geniş bir Progressive Folk'a dönüşür. Albümün bazı yerlerinde Pink Floyd şüphesi yaşatır insana. Albüm kapağına baktığınızda da Pink Floyd'a hayran oldukları sonucunu da rahatlıkla çıkarabilirsiniz. Zira The Piper At The Gates Of Dawn albüm kapağının farklı bir çeşitlemesidir. Yani evet, ilk dönem Pink Floyd izleri Mashmakhan'da görülmekle birlikte tam anlamıyla kopyacı olduklarını söylemek de yanlış olur.

Progressive Rock özellikleri düşünüldüğünde albümün bu konuda da biraz eksik kaldığı rahatlıkla anlaşılabilir fakat bu "yapmak istemişler ama olmamış" cümlesinden öte bir durumdur. Grup kendine has bir tarz geliştirme çabası ile hareket ederken fazlasıyla etkilendikleri tarz, tür ve müzisyenlerden de çok uzaklaşmamayı tercih etmişler. Değişik bir havaya sahip olduğu ortada Mashmakhan'ın. Parçalarda yükselip alçalan melodiler arasında bir anda ortaya çıkan saksafon ve flüt atmosferik bir etkinin oluşmasını sağlıyor. Gitar ve klavyeler ise işin özünü yani Psychedelic Rock'ı ortaya çıkarmaktan geri durmuyor.

MASHMAKHAN

Pierre Senecal / Klavye, Saksafon, Flüt
Rayburn Blake / Gitar
Jerry Mercer / Davul
Brian Edwards / Bass, Vokal

MASHMAKHAN

01 - Days When We Are Free (6:12)
02 - I Know I've Been Wrong (4:56)
03 - As The Years Go By (3:06)
04 - Shades of Loneliness (4:56)
05 - Afraid of Losing You (4:12)
06 - Gladwin (4:24)
07 - If I Tried (4:34)
08 - Happy You Should Be (3:57)
09 - Nature's Love Song (3:50)
10 - Letter From Zambia (6:19)

29 Kasım 2022 Salı

Ame Son / Catalyse (1970)

Hikaye 1967 yılına Fransa'da başlıyor. Soft Machine'den ayrılan Daevid Allen, Patrick Fontaine ve Marc Blanc ile tanışıyor. İyi bir frekans yakaladıkları için uzunca bir süre birlikte takılıyorlar. En sonunda da 1968 yılında Paris'te Daevid Allen'ın kurduğu Banana Moon Band'de birlikte çalıyorlar. İspanya ve Fransa'nın güneyinde pek çok konsere de çıkıyorlar. Grup çok fazla uzun ömürlü olmuyor ama Fontaine ve Blanc epeyce deneyim kazanıyorlar. Doğal olarak da kendi gruplarını kurma peşine düşüyorlar.

1969 yılı yazında Ame Son kuruluyor. Hızlı bir şekilde kaydettikleri Catalyse albümü 1970 yılında piyasaya çıktığında epeyce başarı kazanıyorlar. Hem albüm kalitesi hem de ticari olarak kazanılan bu başarı grubun Amougies, Les halles, Biot, Le Bourget gibi büyük festivallerde çalmasını sağlıyor. 1971 Haziran ayında grup dağılıyor. 1973 yılında ise farklı bir formasyonla geri dönüyorlar. Uzunca bir süre kayıtlar yapıp konserlere çıkıyorlar ama bu ikinci döneme ait kayıtlar ancak yıllar sonra yayınlanabiliyor.

Ame Son'u dinlediğinizde kendinizi farklı bir formasyonuyla Gong'u dinliyormuş gibi hissediyorsunuz önce. Parçalar ilerledikçe ise bu his yerini, kendine has tarza sahip enfes bir grubu dinlediğiniz gerçeğine dönüşüyor. Gong ile benzerlikleri elbette var ki zaten adamların yarısı Daevid Allen ile de çalışmışlar fakat sonrasında kendi dillerini yaratabilmeyi de başarmışlar. Psychedelic Rock'un gizemli dehlizlerinde çıkıp gelen, kendi kendini başka şeylere eviren bir tarza sahipler. Flüt ve ağır Psychedelic gitarlar bu tarzı oldukça hızlı ve değişik bir şekilde ileriye doğru götürüyor. 

Bazılarınca albümdeki enstrümantal anlar iyi, vokalin girdiği anlar ise kendilerini bozup daha bir Pop'a doğru kaydığı anlar olarak anlatılsa da bu çok doğru bir düşünce değil. Zaten ağır ve sert şekilde gelen Psychedelic'i rahatlatmanın, yumuşatmanın en iyi yolunu bulmuşlar demek daha doğru. Ayrıca hiç de öyle denildiği gibi Pop anları da yaşanmıyor vokalin girdiği yerlerde. Evet belki daha yırtıcı, daha uzun ve daha teknik bir vokal etkiyi fazlalaştırabilirdi ama tercihi bu yönde kullanmaları da hiç yanlış bir hareket olmamış.

Dinledikçe size farklı dünyalar keşfettiren, uzak diyarlara fantastik yolculuklar yapıyormuşsunuz hissi uyandıran Catalyse ilk dönem Fransız Progressive Rock'ının nadide parçalarından biri. Fransızca'nın en iyi kullanıldığı rock albümlerinin de başında geliyor.

AME SON

Bernard Lavialle / Gitar
Patrick Fontaine / Bass
Marc Blanc / Vokal, Davul
Francois Garrel / Vokal, Flüt

CATALYSE

01. Seventh Time key/ I just want to say (6:14)
02. Eclosion/ Marie aux quatre vents (6:58)
03.Coeur fou/Le globule/ Le mal sonne (8:49)
04. Reborn this morning on the way of.../Unity (6:15)
05. A coup de H/Les sables mouvent (6:56)
06. Hein, quant à toi/Comme est morte l'évocation/Hommage (6:42)
07. Je veux juste dire (2:52)
08. Unity (3:56)

28 Kasım 2022 Pazartesi

Orange Peel / Orange Peel (1970)

1968
yılında Almanya'da kurulan grup, 70'li yıllar Alman Rock müziğinin en önemli figürlerinden biridir. Psychedelic Rock'a ekledikleri güçlü klavyeler ile Krautrock'ın ilk 3 grubundan biridir. Diğer grupların Amon Düül II ve Faust olduğu düşünülürse, Orange Peel'ın pozisyonu gerçekten de üst düzeyde bir yerlerdir. Fakat koskoca bir türün başlangıç noktasında yer almalarına rağmen çok uzun ömürlü olamamışlar ve 1971'de dağılmışlar. İnanılır gibi değil ama öyle. Grup dağıldıktan sonrası da bir o kadar ilginç. Elemanlar öyle güzel dağılıyorlar ki Epsilon, Emergency, Passport, Triumvirat ve Atlantis gibi gruplarda yer alıyorlar. 

Erken dönem Krautrock'ın belki de en iyi albümü sayılabilecek Orange Peel 1969 yılı sonlarında kaydedildi. İçerisinde barındırdığı pek çok yenilikçi fikir ile hatırı sayılır bir kitle yaratmayı da başarabildiler. Ama albümün ticari başarısı çok iyi olmamakla birlikte ilk albümünü çıkaran bir grup için de fena sayılmazdı. Şu durumda ticari anlamda nispeten başarılı olduklarını ve nefis bir albüme imza attıklarını söyleyebiliriz ama bunlar grubun dağılmasına da engel olamamış.

Albümde 4 parça bulunuyor. Ağırlıklı olarak Psychedelic Rock'tan beslenen tarzıyla yerinde durmayan bir Progressive Rock albümü. Sert klavye ve gitarlar, bir anda nerede olduğunuzu, nerede kaldığınızı size unutturan, zihninizi zorlayan bir müzikal anlayış ve enstrumantasyon, birbirini çok iyi tamamlayan ritim bölümüyle 70'lerin en iyi en akılda kalan ve en kaliteli albümlerinden de bir aynı zamanda. Albümün ilk parçasında bunu çok iyi anlıyorsunuz. Birbirinden farklı tür ve tarzları içerisinde eriten, her yöne doğru gitme eğilimi gösteren You Can't Change Them All sizi tam anlamıyla hipnotize ediyor. Değişik ama kulaklarınızdan silinmeyen melodileri ve bu melodileri çok iyi şekilde destekleyen gitar - org hareketleri gerçekten de aklınızı başınızdan alıyor.

Tobacco Road ise mümkün olan her şekilde Blues'un içinden geçiyor. Bazı noktalarda Jimi Hendrix etrafta dolanıyormuş gibi bile hissedebilirsiniz. Parça oldukça güçlü gitarlara ve kendine has melodik bir yapıya sahip. Bütün bu önemli özelliklerine rağmen zaman içerisinde unutulup gitmiş gruplardan biri Orange Peel. Yeniden hatırlanması ise 2000'li yıllarda albümün CD formatında yayınlanmasına kadar sürüyor.

ORANGE PEEL

Peter Bischof / Vokal, Vurmalılar
Leslie Link / Gitar
Ralph Wiltheiß / Org
Heinrich Mohn / Bass
Curt Cress / Davul, Vurmalılar

ORANGE PEEL

01. You Can't Change Them All (18:15)
02. Faces That I Used To Know (3:12)
03. Tobacco Road (7:16)
04. We Still Try To Change (10:04)

27 Kasım 2022 Pazar

Recreation / Don't Open (1970)

Belçika'dan çıkmış en iyi gruplardan biri Recreation. Grubun adı Belçika'da çocukların okul bahçesinde dolaşıp oynamasına olanak veren 10:00 ve 14:00 molalarından geliyormuş. İsim güzel olmakla tuhaf bir tercih olduğunu da belirtmek gerekiyor. 70'lerin başında kurulan grup sadece 2 albüm kaydedebilmiş ama onları da hakkını vererek üretmişler.

Recreation'ın öne çıkan ismi hiç şüphesiz klavyeci Jean-Jacques Falaise. Grubun genel müzikal anlayışının temelini klavye oluşturuyor ve Falaise her iki albümde de klavyesi ile devleşiyor. Trio olan grup ELP ile karşılaştırsa da bu pek doğru bir fikir değil. Zira ELP'nin aksine Jazz, Folk gibi pek çok farklı kaynaktan besleniyor Recreation'ın albümleri. Bu nedenle de ELP gibi bir Progressive Rock'tan çok, içerisinde Jazz, Symphonic Rock, Canterbury gibi tarzların birleştiği bir anlayışa sahip oldukları ortada. Bazı kaynaklarda RIO ve Avant-Prog olarak da tanımlanıyorlar ki bu tanımlamalar da Recreation için çok da yanlış tanımlamalar değil.

6 parçadan oluşan albümde sürpiz 2 cover parça bulunuyor; Summer In The City ve California Dreamin'. Parçaların oldukça değişik ve çekici hale geldikleri ortada. Klavyenin enfes çıkışlarını bir kenara bırakırsak grubun ritim bölümü her iki albümde de bir hayli önemli yer tutuyor. Bir anda coşkuyla ortalığa yayılan davul ritimleri ve onu etkili şekilde destekleyen bass ile inanılmaz yerlere gittiklerine tanık oluyorsunuz. Grubun Bass gitaristi olan Jean-Paul VanDen Bossche'nin aynı zamanda gitarları da çalıyor olması iki enstrümanın da birbirini desteklemesini sağlıyor.

Bazı bölümlerde fazlasıyla kaba hatlara sahip çıkışlar dikkati çekerken bu çıkışların acemilikten kaynaklı olmadığı, parçaları farklı tarzlar içerisinde gezdirme çabasından kaynaklandığı görülüyor. Gerçekten de bu çaba albümde sonuçlarını iyi şekilde veriyor. Çoğunlukla da albümün Avant-Prog olarak anılması, parçaların bu farklı tarzları bir arada tutma becerisinden geliyor. Birbiri ardına yığılmış bir şekilde duran Rock tarzları, sizi hiç rahatsız etmiyor. Aksine aradaki keskin geçişlerle neyin nerede nasıl bittiğini ve nasıl başladığını çok iyi anlıyorsunuz. Sadece bunu ağlamanın bile büyük başarı olduğunu söylemek yanlış olmaz.

RECREATION

Francis Lonneux / Davul
Jean-Jacques Falaise / Klavye
Jean-Paul VanDen Bossche / Gitar, Bass

DON'T OPEN

01. Burning Chapel
02. Running For Life
03. Sexual Lover
04. Summer In The City
05. California Dreamin'
06. Reach Out, I'll Be There

26 Kasım 2022 Cumartesi

Cruciferius / A Nice Way Of Life (1970)

Fransız Jazz Rock grubu Cruciferius 1968 yılında kuruldu. Daha sonraları pek çok grupta yer alacak, çoğunda da öne çıkacak olan François Bréant'ın ilk grubu olarak bilinirler. Ama bilinirlikleri sadece bundan ibaret değildir. Fazlasıyla gelişkin, Progressive Rock içerisinde süzülen bir tarza sahip olmalarından da kaynaklıdır. Günümüzde çok bilinmeyen gruplardan biridir ama bu tamamen grubu unutanların ya da bilmeyenlerin eksiğidir.

Blogda bahsettiğimiz pek çok grup gibi Cruciferius hakkında da çok fazla tarihsel bilgi bulunmuyor. Paris'te kuruldukları, kısa bir süre sonra albüm kayıtlarına başladıkları ve albümün yayınlanmasından sonra da dağıldıklarını biliyoruz. Dağılmalarındaki en büyük etken tabi ki ticari başarı kazanamamış olmaları. Albüm, enfes kompozisyonlar içerse de dönemin popüler ya da ticari başarı getiren müzik anlayışı içerisinde kendisine yer bulması oldukça zor. Bulamamışlar da zaten. Dağılmış olmaları elbette üzücü ama arkalarında bıraktıkları A Nice Way Of Life da bir o kadar etkileyici bir albüm. Belirtmeden geçmeyelim; Belçika'daki Amougies festivalinde Pink Floyd , Yes , Frank Zappa ve Ten Years After ile birlikte sahne almışlar.

Jazz kökeninden beslenen albümde pek çok farklı türün etkilerine rastlanıyor fakat genel itibariyle ve tam anlamıyla bir Jazz Rock albümü olduğunu söylemek yanlış olmaz. Pek çok açıdan Rhythm & Blues ile Vanilla Fudge tarzı bir Psychedelic ile karşı karşıya kalsak da Jazz Rock burada daha etkili. Kimi zaman kaotik bir hal alan kimi zaman melodik ve yüksek tempolu yapısıyla sizi ele geçiren albümlerden biri olarak tanımlayabiliriz A Nice Way Of Life'ı. Daha yolun başında olan müzisyenlerce kaydedildiğine inanasınız gelmiyor. Enstrüman kullanımları had safhada iyi, kompozisyonlar kendine has bir yapıya sahip ve grup "işte bu benim" diye hissettiriyor kendini.

Bazı noktalarda grup vokalleri çok sinir bozucu bir hal almakla birlikte, tok sesiyle hepsinin üstüne yükselen lead vokal işi bir anda dengeye getiriyor. Grubun ritim bölümünün albümün tempolu yapısında etkisi büyük. Zaman zaman Pierre Moerlen's Gong'u hatırlatan ritimleri ortaya çıkarmakta son derece başarılılar. Diğer pek çok Jazz Rock grubunun aksine Cruciferius'da gitar çok fazla öne çıkmıyor. Yırtıcı gitar soloları aralara serpiştirilmiş olmakla birlikte albümün geneline hakim değil. Bu da grubun işini bir noktada zorlaştırıyor. Ama altından çok iyi kalkmayı beceriyorlar ve enfes bir albümle karşımızda duruyorlar.

CRUCIFERIUS

François Bréant / Klavye, Vibraphone, Vokal
Marc Perru / Gitar
Bernard Paganotti / Vokal, Bass
Patrick Jean / Davul

A NICE WAY OF LIFE

01 - Big Bird 7:18
02 - What Did You Do? 5:18
03 - Let's Try 3:32
04 - A Nice Way of Life 2:10
05 - Gimme Some Lovin' 3:30
06 - It's Got to Be a Rule 4:21
07 - Jungle Child 4:49
08 - Annabel Lee 5:35

25 Kasım 2022 Cuma

Laurelie / Laurelie (1970)

Müzikal alt yapılarının büyük kısmı Psychedelic Rock'tan gelse de Belçika'nın ilk dönem Progressive Rock grupları içerisinde, adı Waterloo ve Mad Curry gibi gruplarla anılır Laurelie'nin. Tek albümlü efsaneler listesinin önemli ve nadide parçalarından da biridir aynı zamanda. Başarılı albüme rağmen çok fazla birlikte kalamamış olmaları gerçekten de üzücü.

Haklarında çok fazla bilgiye sahip olmadığımız grup 1960'ların sonlarında kurulmuş. Kısa sürede kaydettikleri albüm bekledikleri kadar büyük bir ticari başarı elde edemese de grup elemanlarını tatmin etmiş. Ama kişisel sorunlar yüzünden dağılmak zorunda kalmışlar. Yüksek ihtimalle bu kişisel sorunlar, farklı tarzlarda çalma üzerine kuruludur diye düşünmemek elde değil. Çünkü böyle gruplarda çeşitlilik ön plana çıktığı anda, arka planda elemanların farklı tarzları sevdiğini ve herkesin kendini ait hissettiği tarz üzerinden gitmek istediğini anlıyorsunuz.

Progressive Folk olarak anılan Laurelie albümü, Folk öğeler içermekle birlikte sadece o janrın içine sokulması da pek doğru değil. Albüm bazı noktalarında Wishbone Ash, senfonik bölümlerinde Barclay James Harvest ve daha ileri aşamalarında da Traffic ile benzeşen pek çok yer var. Ama Wishbone Ash'in ilk albümü Laurelie'den sonra çıkardığını atlamayarak, gerçekten de iki grubun benzerlikler gösterdiğini söylemeden geçmeyelim.

Enstrümanlar albümde gerçekten de iyi. Progressive öğeler içeren bir albümden bekleyebileceğiniz bir hayli fazla özelliği içerisinde barındırıyor. Özellikle flüt bölümlerinde iş İngiliz tarzı Progressive Rock'a doğru evriliyor. Aralarda kullanılan sesler bazen anlamsız gibi gelse de enstrümanların sesleri takip eden ve tamamlayan yapısı ile birlikte değişik kompozisyonlar çıkıyor ortaya. Başta belirttiğimiz Psychedelic Rock etkileri bu durumlarda fazlasıyla anlaşılır oluyor. Ama albümün kalan kısmında sadece bileşenlerden biri olarak görünmekle kalıyor.

Birden fazla türün bir arada sorunsuz şekilde durabildiği albümlerden biri Laurelie. Özellikle albümün son parçası olan Deborah Jane and Laurelie, Progressive Rock'ın en nadide parçalarından biri olmakla birlikte, pek çok türün ve tarzın bileşiminden oluşuyor. 

Enfes bir albüm olarak özetleyebileceğimiz bu albümün arşivde yerini alması kaçınılmaz. Dinledikçe değerini daha fazla anladığınız albümlerden de biri. Son olarak grubun bass gitaristi Pierre Raepsaet'in grup dağıldıktan hemen sonra Jenghiz Khan'a geçtiğini belirtelim.

LAURELIE

Pierre Raepsaet / Bass, Gitar, Vokal
Christian Boissart / Gitar, Vokal
Yvon Hubert / Piyano, Org, Vokal
Francis Dozin / Flüt, Vokal
Andre Marquet / Davul

LAURELIE

01 - Sad Stone 8:43
02 - Remember Ronny 2:15
03 - Dracula's Way of Makin' Love 0:55
04 - Have a Coke 2:30
05 - Ugly Dirty Man 3:12
06 - Tower of Illusion 1:44
07 - Spiders in Your Hair 2:56
08 - Deborah Jane and Laurelie
        - Chapter 1: Deborah 5:03
        - Chapter 2: Fish 2:50
        - Chapter 3: Days, Dreams, Hopes 3:14
        - Chapter 4: Pink Clouds 3:15
        - Chapter 5: Laurelie, Laurelie 3:34

24 Kasım 2022 Perşembe

Mud / Mud On Mudd (1970)

İsim benzerliğine aldanmayın, bu Mud'ın İngiliz Glam Rock grubu Mud ile hiç alakası yok. 1969 yılı sonlarında Albuquerque'de kurulan grup Psychedelic Rock'tan ilham alan bir Progressive Rock yapıyor. Kurulduktan hemen sonraki 2 yılda 2 albüm kaydedip dağılmışlar ama her iki albüm de arşivlik albümler olarak kalmış. Daha önce sıkça bahsettiğimiz gibi, Amerika'da müzik yapıp Psychedelic Rock'tan uzak durmak, en azından o dönem için pek mümkün değilmiş gibi görünüyor. Mud da tercihini bu yönde yapan gruplardan.

Konumuz olan bu ilk albümde, grubun ilham kaynağı olan veya örnek aldığı grubun Traffic olduğu açıkça görülüyor. Zira albümde Traffic'e ait 2 parça bulunuyor. Albümün açılış parçası Traffic'in Last Exit albümünden Medicated Goo ve (plak olarak düşünürseniz) diğer yüzün ilk parçası da Mr. Fantasy albümünden Coloured Rain. Her iki parçanın da Traffic versiyonundan farklı ve kendine has bir yapıya sahip olduğunu belirtelim. Yani basit bir cover mantığıyla yaklaşmak yerine, parçalara kendilerinden katabildikleri kadarını katmışlar. Bazı noktalarda sanki Traffic'ten daha iyi çalmışlar gibi bile hissettiriyor bu iki parça.

Albümün genelinde Psychedelic Rock etkileri fazlasıyla görülse de işi burada bırakmayı tercih etmemişler ve farklı bir şeyler yapabilmek adına epeyce çabalamışlar. Doğal olarak albümün Heavy Rock ya da Heavy Progressive Rock olarak adlandırılması çok yanlış bir tanım olmaz. Zaman zaman Iron Butterfly'dan geliyormuş gibi hissettiren riffler bunun en büyük kanıtlarından biri. Tabi Iron Butterfly'ın aksine, Blues kökenine çok fazla bulanmadıkları da görünmekte, en azından onlar kadar derinden etkilendiklerini söyleyemeyiz. Albümde Blues var ama birleştirici bir alt eleman olarak kullanılmış diyebiliriz.

Bunun yanında albümdeki Soul etkileri kendini fazlasıyla hissettiriyor. Parçaların yükseldiği bölümlerde kaçınılmaz bir şekilde Soul'a doğru evrilse de özellikle klavye ve gitarın çabalarıyla geriye dönüp, asıl tarzının olduğu yere oturuyor. Vokalin tarzı ise Soul ile Psychedelic Rock arasında gidip geliyor sürekli. Bu da albümdeki temponun düşmemesine katkı sağlıyor. Ara ara parçalara girip çıkan fagot ve flüt etkili birer yön değiştirme aracı olarak kullanılmış albümde. Grubun ritim bölümünden bağımsız bir şekilde parçalara eşlik ederken bir anda tarzı farklı yöne çekebilme yeteneğine sahipler.

MUD

Arnold Bodmer / Klavye
Tommy Gonzales / Vokal, Korno
Chuck Klingbeil / Klavye, Saksafon, Fagot, Flüt
Randy Castillo / Davul
Steve D'Coda Miller / Gitar
Vic Gabrielle / Bass

MUD ON MUDD

01 - Medicated Goo / The Lights Gonna Shine 10:15
02 - The Bells 5:02
03 - Let's Hurt Together 4:16
04 - I Thank You 7:01
05 - Coloured Rain 3:40
06 - Satisfied Mind 2:28
07 - Why Don't We Do It in the Road 3:26
08 - I'll Sell My Heart to a Clown 3:04
09 - Let's Think Awhile 5:05
10 - If We Try 4:25

23 Kasım 2022 Çarşamba

Hungry Wolf / Hungry Wolf (1970)

Haklarında en ufak bilgiye sahip olmadığımız gruplardan biri daha. 1969 yılı ortalarında kurulduğu tahmin edilmekle birlikte bu tarihlemenin de doğruluğunu kanıtlayan herhangi bir bilgi maalesef yok. Net olarak bildiklerimiz; 1970 yılında Hungry Wolf adıyla Hungry Wolf adında bir albüm çıkardıkları ve albümün müzikal kalitesinin oldukça iyi olduğu.

Zoo'da bahsettiğimiz Jazz Rock albümlerinin tehlikeli bir çizgide olup yayınlanma ihtimalinin düşük olduğu dönemlerin hemen sonrasında, Chicago Transit Authority ve Blood, Sweat & Tears'ın açtığı yolda yürüyen ve günümüzde neredeyse hiç bilinmeyen gruplardan biri Hungry Wolf. Bunun en önemli nedenlerinden biri hiç kuşkusuz tek albümle kalmaları diye düşünüyoruz. Albümün ticari başarı kazanmamış olma ihtimali çok yüksek olmakla birlikte, grubun kişisel sebeplerden dolayı dağılmış olma ihtimalini de göz ardı etmemek gerekiyor. O dönemin birçok grubu aynı sorun / sebepten dolayı darmadağınık olmuş. Hungry Wolf da onlardan biri olabilir.

Müzikal anlayışlarının farklı kaynaklardan besleniyor oluğunu en başında söylemek gerekiyor. Zira albümün hemen her yerinde, özellikle de bazı kilit noktalarda parçalar darmadağınık olmuş gibi gelebiliyor dinleyiciye. Böyle olmasının en büyük sebebi de tür çeşitlililiğinin fazla olması. Temelde Jazz Rock üzerine kurulu bir albüm ama içerisinde Psychedelic Rock, Funk, Soul, Folk gibi farklı türlerden esintiler de bir hayli fazla. Doğal olarak bir noktada karmakarışık bir hal almış gibi görünüyor parçalar. Ama devamında o kadar güzel bir şekilde bağlıyorlar ki, her şey Jazz Rock içerisinde bir varyasyon gibi durmaya başlıyor.

Albümde enstrümanların kullanımı fazlasıyla iyi. Grup elemanlarının birbirleriyle iyi anlaştıkları ve yaptıkları işe profesyonel yaklaştıkları anlaşılıyor. Herhangi bir yanlışlığa sebebiyet vermeden, tüm enstrümanlar uyumlu bir şekilde durumu idare ediyorlar.

İngiltere'den çıkmış bir hayli fazla Jazz Rock grubu arasında (Progressive anlayışa sahip olanları da içine katarak) Hungry Wolf, listenin üst sıralarını zorlayabilecek denli iyi. Genellikle Rumplestlitskin ile çok benzer oldukları düşünülse de bu tarz bir fikre kapılmak her iki grubun da hakkının yenmesi sonucunu doğuruyor. Arşivde bulunması gereken, teke albümlü efsaneler listesinde kendine yer edinen albümlerden biri.

HUNGRY WOLF

Herbie Flowers / Bass
Clem Cattini / Davul
Alan Parker / Gitar
Alan Hawkshaw / Piyano, Org
Peter Lee Stirling / Vokal
Cliff Hardie / Trombon
Johnnie Edwards / Trombone
Ken Goldie / Trombone
Bobby Haughey / Trompet
Derek Watkins / Trompet
Tony Fisher / Trompet

HUNGRY WOLF

01 - Melanie
02 - Watching and Waiting
03 - Custards Last Stand
04 - Country Wild
05 - Waiting for the Morning Sun
06 - Like Now
07 - Hole in My Shoe
08 - Sleepy
09 - The Drifter
10 - Revolution???

22 Kasım 2022 Salı

Zoo / Zoo (1969)

1968 Öğrenci Hareketi'nin hemen ardından bir araya gelen grup elemanları isimlerini önce La Question olarak belirlemişler. Birlikte çalıştıkları 1 yılın ardından albüm kaydına girdikleri sırada da grubun adını Zoo yapmaya karar vermişler. Değişikliklerin hızlı ve beklenmedik olduğu gruplardan biri Zoo. Bir anda elemanlar ayrılıyor, yerlerine yenileri geliyor, albüm kayıtları sırasında tarz değişikliği yapıp yapmayacaklarını tartışıyorlar falan. Belki de bu gelişmelerden dolayı, albümleri de gerçekten iyi.

Daha ilk albümün kayıtları sırasında Jazz ve Blues köklerinden kopmadan mı devam etsek yoksa Progressive Rock yapmaya mı başlasak tartışmaları yaşanırken en büyük darbeyi plak şirketi vuruyor Zoo'ya. Baştan sona Jazz Rock olan bir albümü yayınlamaya cesaret edemiyorlar yani. Ama hemen hemen aynı zamanlarda önce Chicago ardından da Blood, Sweat & Tears örneği, Zoo'yu ipin ucundan döndürüyor. Firma, albümü apar topar yayınlıyor ve Zoo kısa sürede büyük başarı sağlıyor. Hatta o kadar ileri gidiyorlar ki Amougies Festivali'nde sahneyi Pink Floyd, Frank Zappa, Colosseum, East of Eden ve The Nice ile paylaşıyorlar.

Ama bu tip başarılar grup elemanlarının ayrılmasını engellemiyor. İlk albümden sonra Jazz Rock - Progressive Rock tartışmasına kapılan elemanlardan Progressive'ciler gruptan ayrılıyor. Kalanlar 2 nefis albüm daha kaydediyorlar ama oradan öteye de gidemiyorlar.

Albüm Progressive etkiler içermekle birlikte tamamıyla bir Jazz Rock albümü. İnişleri çıkışları, tuhaf yöne giden, koptu kopacak gibi hissettiren melodileriyle kendine has bir yapının ürünü. Albümdeki nefesliler fazlasıyla hareketli ve yırtıcı özellikler taşıyor. Genellikle de aynı tavrı benimseyen vokalin, kimi zaman yanı başında kimi zaman arkasında kimi zaman da umursamaz bir şekilde önünde yer alıyor.

Kemanlar ise parçalarda çok değişik etkiler yaratarak öne çıkıyorlar. Bir anda İngiliz tarzı Progressive Rock bir şeyler çıkacakmış gibi beklentiye girerken diğer anda derinden bir Jazz'a doğru süzülüyorsunuz. Grubun bu ilk albümünün bazı anlarında kendinizi Lousiana'ya gidiyormuşsunuz gibi hissettiren ve Blues'a çok yakın duran bölümler bulunuyor ama o kadar iyi bir şekilde yedirilmiş ki hava bir anda dağılıp Jazz'a dönüş yapıyorsunuz.

ZOO

Pierre Fanen / Lead Gitar
Joël Daydé / Vokal
Daniel Carlet / Keman, Tenor Saksafon
Michel Ripoche / Keman, Tenor Saksafon
Tony Canal / Trompet
André Hervé / Hammond Org
Michel Bonnecarrère / Rhythm Gitar
Michel Hervé / Bass
Christian Devaux / Davul

ZOO

01 - If You Loose Your Woman 4:15
02 - Ramses 4:41
03 - Bluezoo 5:47
04 - Rhythm and Boss 4:46
05 - Memphis Train 3:26
06 - Samedi soir à Carnouet 5:59
07 - You Sure Drive a Hard Bargain 4:50
08 - Mammouth 7:35

21 Kasım 2022 Pazartesi

Triangle / Triangle (1970)

1967
yılı ortalarında Paris'te kurulan grup 3 kişiden oluşuyordu. Papillon (Kelebek) lakaplı Gérard Fournier'in başı çektiği grup uzun bir süre başarı elde edemedi. Grup elemanları sürekli değiştiği halde bir türlü doğru frekansı yakalayamamışlardı. 1969 yılında yayınlanan ilk 45'likleri ne ticari anlamda ne de kalite açısından iyi değildi. 1970 yılında ise başarıyı yakalamanın yolunu Elegié A Gabrielle 45'liğinde buldular. Parçanın hikayesi başarı yolunun açılmasında büyük katkı sağlamıştı. Öğrencisine aşık olup intihar eden Gabrielle Russier'in gerçek hikayesinden yola çıkan sözler oldukça etkileyiciydi ve gruba albüm anlaşmasını sağlamıştı.

İlk albüm müzikal olarak oldukça kaliteliydi ve büyük başarı sağlamıştı. O kadar öne çıkarmıştı ki grubu, rock müzik yazarları ve eleştirmenleri tarafından yılın en iyi rock gruplarının başında isimleri Ange ile birlikte anılmaya başlamıştı. 1972 ve 1973 yılında çıkardıkları albümlerin ardından grup, elemanların birer birer ayrılmasıyla dağıldı. Geride kalanlar devam etmek için çabalasa da eski ruhu kaybetmişlerdi ve Triangle için yapacak çok bir şey kalmamıştı.

Konumuz olan ilk albüm o kadar çok yönü bir albümdür ki pek çok farklı kaynakta grubun dahil edildiği tarz ya da tür değişiktir. Prog Related, Heavy Psychedelic Rock, Jazz Fusion gibi janrlara dahil edilmekle birlikte en genel ve belki de en doğru tanım Progressive Rock yaptıkları yönünde olanlarıdır. Albümde Jazz ve Rock bileşimleri, Psychedelic Rock'ın ileri derecede ağır varyasyonları ve hatta Folk ezgilerine mutlaka rastlarsınız. Deneysel yönü de bir hayli fazladır Triangle albümünün. Farklı tarzlar ve türler tek potada eriyip Fransız süzgecinden geçerek gelir kulağınıza. Erken dönem Fransız Progressive Rock'ının en iyi örneklerinden biridir.

Bir noktada her şey çok karmakarışık hale gelir gibi olsa da aslında kendi dinamiklerini kullanan, kendine ait bir yapıya sahiptir grubun müzikal anlayışı. Fournier'in katkısının tartışılmaz olduğu bu anlayışa grubun diğer elemanları da kendilerinden çok şey katarak eşlik ederler. Fırtınalı bir denizde karayı görememenin verdiği endişe ile sabah uyandığınızda yüzünüze vuran güneşin sıcaklığı arasında gidip gelen, değişik ve etkileyici bir tarza sahiptir Triangle.

TRIANGLE

Paul Farges / Gitar
François Jeanneau / Klavye, Üflemeliler
Gérard "Papillon" Fournier / Bass, Vokal
Jean-Pierre Prévotat / Davul

Konuk Müzisyen:
Alain Renaud / Gitar (6,7)

TRIANGLE

01. Peut-Être Demain (4:55)
02. Left With My Sorrow (6:05)
03. Blow Your Cool (7:20)
04. Guerre Et Paix (9:25)
05. M.L. - G.G. (1:38)
06. Cameron's Complaint (9:25)

20 Kasım 2022 Pazar

Warpig / Warpig (1970)

60'ların ortalarında Kanada'da rock müzik ortamı epeyce ilerlemiş, kendine yeni bir yol çizmeye çalışıyordu. Bu dönemde, gitar çalıp şarkı söyleyen Rick Donmoyer, The Turbines, The Kingbees, The Wot, Mass Destruction gibi gruplarla çalıştıktan sonra kendine yeni bir yol, yeni bir tarz belirleme çabasına girip Mass Destruction'dan eski arkadaşlarıyla birlikte takılmaya başladılar. Bu arada grup elemanlarının hepsi doğma büyüme Woodstock'lıydı. Davulcu Terry Hook'un evinin bodrumunda aylar süren çalışmaların ardından 1966 yılı sonlarına doğru Warpig ortaya çıktı.

Hard Rock'un biraz ilerisinde bir tarza evrilmişlerdi ve bu popüler olmalarını sağlamıştı, hem de çok kısa sürede. Toronto'da pek çok konserde ve kulüpte sahne aldılar. Konserler sırasında kendi parçalarını da yazmaya başlamışlardı. Albüm kayıtları çok uzun sürdü ama nihayetinde, 1970 yılında piyasa çıktı. Parçalar Black Sabbath'tan Rock'n Roll'a, The Beatles'dan The Beach Boys'a kadar pek çok tarzı birleştiren bir yapıya sahipti. O kıtada dönemin en popüleri olan Psychedelic Rock'dan uzaklaşmışlar, Hard Rock'ı daha eklektik bir sosla kaplamışlardı. Albüm iyi satınca çıktıkları konserlerin de sayısı arttı. O kadar ilerlemişlerdi ki albüm 1 yıl sonra İngiltere'de ilk defa ve farklı düzenlemelerle yeniden piyasaya sürüldü. Ama bu grubun dağılmasını sadece biraz daha geciktirebilmişti. 1973 yılında konserler sırasında büyük sorunlar yaşayıp dağıldılar. Donmoyer birkaç yıl daha başka elemanlarla grubu devam ettirmeye çalışsa da başarısız bir döneme imza atmak dışında bir şeye yapamamıştı.

Kanada'nın en iyilerinden biri olan Warpig, Deep Purple, Black Sabbath, Atomic Rooster gibi Hard Rock gruplarının tarzlarına benzeyen ama farklılaşarak daha sert bir hale gelen Heavy Progressive Rock albümüyle tek albümlü efsaneler listemize kısa yoldan girebilme hakkını kazanıyor. Albümde belirgin bir vokalin olmadığını en başından belirtelim. Bu da gruba daha değişik bir hava katıyor. Pek çok grubun, vokalin arkasında kalma talihsizliğini yaşamamışlar yani. Sert ve tempolu Blues melodileri albümün her yerinde hissediliyor. Tarzlar ve türler arasında gidiş gelişler bir hayli fazla. Bazen Wishbone Ash ile karşılaşacakmışsınız gibi hissederken, bir anda Uriah Heep mi bu diyebiliyorsunuz ya da bir anda başka bir yerlerden East Of Eden'ın fırlayıp geldiğini düşünüyorsunuz.

Kendilerine has bir yapı geliştirdikleri ve bu yapıyı da bir hayli fazla gruptan etkilenerek yaptıkları ortada. Dinledikçe daha fazla dinleyesiniz geliyor Warpig'i.

WARPIG

Rick Donmoyer / Vokal, Gitar
Terry Hook / Vurmalılar
Dana Snith / Klavye, Vokal
Terry Brett / Bass

WARPIG

01. Flaggit (3:09)
02. Tough Nuts (2:18)
03. Melody with Balls (6:02)
04. Advance Am (7:30)
05. Rock Star (4:11)
06. Sunflight (4:30)
07. U.X.I.B. (7:39)
08. The Moth (5:08)

19 Kasım 2022 Cumartesi

Missing Link / Nevergreen! (1972)

70'lerin başında kurulup tek albüm yayınlayıp dağılan Missing Link Almanya'nın belki de en enteresan albümlerinden birine imza atmıştır. Jazz Rock / Fusion janrına dahil edilen albümde pek çok farklı tarza ait bir o kadar çok da yeni keşif olarak adlandırılabilecek bileşenler bulunuyor. Grup dağıldıktan sonra grup elemanlarının bazılarının Sahara ve Between'e bazılarının Embryo'ya gittiği düşünülürse bu müzikal farklılık daha rahat anlaşılabilir.

Temelde Embryo, Kraan ya da Thirsty Moon gibi gruplarla aynı kuşak içinde kabul edilirler. Albümü dinledikçe bu sınıflandırmanın pek de doğru gelmediğini anlıyorsunuz. Missing Link adı geçen gruplar gibi oturmuş bir havaya sahip değil. Doğal olarak da yaratıcılık yönünden daha ileride görünüyorlar. Progressive Jazz Rock alanında değişik bir hava yakalamayı başarabilmişler. Şüphesiz bu, diğer gruplarından daha iyi olduklarını göstermez ama diğerlerinin yanında tarzları daha ayrıksı duruyor.

Hemen hemen her parçada, yukarıda da bahsettiğimiz yeni keşifler bulunuyor. Bir noktada ipin ucunu kaçırmışlar da nereye gittiklerini kendileri bile bilmiyor gibi bir durum sezinleseniz de enstrümanlar ile o kadar iyi toparlıyorlar ki gerçekten de bile isteye yaptıkları konusunda netleşiyorsunuz. Parçalarda belirgin bir aletin öne çıkması pek görülen bir şey değil. Onun yerine özellikle gitar, klavye ve saksafonun birlikte ilerlediği parça yapısını tercih etmiş olmaları albümdeki yapıyı fazlasıyla ileri taşıyor. Tek alete yüklenip solosuyla işi kurtarmak yerine daha zorunu deneyip 3 farklı enstrümanı öne çıkarmayı tercih etmişler. Bu konuda da oldukça başarılılar.

Elbette albümde sololar da bulunuyor ama bunu çok önemsemedikleri ortada. Daha önceleri paylaştığımız Ardo Dombec belki de yapısal olarak Missing Link ile benzeşen en yakın grup diyebiliriz. Ardo Dombec'teki başı boşluk burada da karşımıza çıkıyor. Bu nedenle de grubu / albümü sevmekle sevmemek arasında kalmak kaçınılmaz. Herkesin tercih etmeyeceği bir müzikal anlayışa sahip olduklarını söylemeden geçmeyelim. Ama değerini bilenler için de gerçekten ileride duran bir albüm. Nevergreen! ile bağ kurmanız oldukça zor olabilir, fakat o bağı bir kez kurduğunuzda albümden vazgeçmek gibi bir şansınız kalmıyor. Tek albümlü efsaneler listesinde yeri her zaman hazır.

MISSING LINK

Markus Sing / Gitar
Gunther Latuschik / Saksafon
Gabriel Dominik Mueller / Vokal
Dieter Miekautsch / Klavye
Dave Schratzenstaller / Bass
Holger Brandt / Davul

NEVERGREEN!

01. Spoiled love (5:19)
02. Song for Ann (2:49)
03. Time will change (5:31)
04. Only me (5:07)
05. Sorcery (5:23)
06. Filled up (6:26)
07. Kids hunting (6:11)

18 Kasım 2022 Cuma

Collegium Musicum / Collegium Musicum (1971)

Sanırım daha önce Slovakya'dan herhangi bir grubu misafir etmemiştik blog'da. 70'lerin havasında ne varsa artık (1968 Fransa Öğrenci Hareketi ile başlayan dönemin sonucu olduğunu biliyoruz elbette) dünyanın her yerindeki Rock müziği acayip şekilde etkilemiş. O zamanlar adı Çekoslovakya olan ülkeden bile bir hayli fazla grup çıkmış. Collegium Musicum da bu grupların içinde hem en iyisi hem de en başarılısı. Kişisel bir görüş bu tabi, onu da belirtelim.

1969 yılında Bratislava'da kurulmuş Collegium Musicum. Adından da az çok anlaşılacağı üzere Kolej Müziği manasına geliyor. Kolej müziği size ne çağrıştırıyor bilemem ama ben ilk duyduğumda basit, dandirik bir Yatch Rock bekliyordum. Değilmiş. Uzaktan yakından en ufak bir alakası da yok. İnanılmaz derecede yaratıcı bölümlerle birlikte enfes bir Progressive Rock grubu kendileri. 1971 - 1981 yılları arasında 6 albüm ve 1 konser kaydı yayınlamışlar. Hepsi de etkileyici albümler ama dağılmaktan kurtulamamışlar. Daha sonraları bir kez 90'larda ve bir kez de 2008'de bir araya gelseler de eski tadı verememişler.

Bu arada tam emin olmamakla birlikte 1969 yılında sadece Çekoslovakya'da (o dönem olduğu için eski adıyla anıyoruz) yayınladıkları Prúdy: Zvoňte, Zvonky adlı Slovakça bir albüm olduğuna dair ciddi bilgiler de var. Ben rastlamadım, dinlemedim. Okuduğum bir metinde albümün, bizim şimdi konumuz olan albümün Slovakçası olduğu da söyleniyordu. Varsa buluruz elbet bir gün.

Grupla aynı adı taşıyan ve İngilizce olarak yayınlanan albüm Symphonic Prog'un iyi örneklerinden birisi. Grup elemanlarının klasik müzik eğitimli olduğunu albümün her yerinden rahatlıkla anlayabilirsiniz. Muhtemelen de aynı kolejde okuyan tipler tarafından kurulmuş ve bu adı almıştır diye düşünüyorum. Haklarındaki az bilgi kırıntılarının hemen hepsinde ELP, Rick Wakeman gibilerle benzeştikleri söyleniyor. Temelde doğru bir tanı ama bir hayli de eksik. Zira Collegium Musicum'da Jazz Rock ve Folk Rock izlerine de bir hayli rastlanıyor. Daha eklektik bir tutum sergiledikleri ortada. 

Albüm 4 parçadan oluşuyor ve hepsi birbirinden değişik parçalar bunlar. Dinlerken bazen kendinizi Italian Symphonic Prog gruplarından birini dinliyormuşsunuz hissi de uyandırıyor. Neye benzediklerini, ne yaptıklarını, nasıl yaptıklarını bir kenara bırakırsak karşımızda gerçekten de yaptıkları işin hakkını sonuna kadar veren ama popülerleşmeyi başaramamış nefis gruplardan biri kalıyor. Arşivde bulunması ve tekrar tekrar dinlenilmesi gereken albümlerden biri Collegium Musicum.

COLLEGIUM MUSICUM

Rastislav Vacho / Gitar
Marián Varga / Org
Fedor Freso / Bass, Vokal
Dusan Hájek / Davul

COLLEGIUM MUSICUM

01. If You Want to Fall (13:35)
02. Strange Theme (I.) (4:45)
03. Strange Theme (II.) (8:50)
04. Concerto in D (12:40)

17 Kasım 2022 Perşembe

Loadstone / Loadstone (1969)

Brimstone
'un yaptığı çağrışımla Loadstone'a geçiş yapıyoruz. 1969 yılında Las Vegas'ta kurulan grup çok uzun ömürlü olamamış maalesef. Ama arkalarında Psychedelic Rock ve Jazz Rock'un bir arada çok iyi durduğu bir albüm bırakmayı başarabilmişler. İki türün bu kadar iç içe geçtiği ve darmadağınık bir hale gelmeden bu kadar iyi durduğu albümlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıdadır. O nedenle de tek albümlü efsaneler listesine girme konusunda da sorun yaşamazlar.

1969 yılı başlarında bir araya gelen grup elemanları başta Las Vegas'ta sahne alan Bobby Darin'ın ön grubu olarak çıkıyorlardı. Darin, onların tarzını sevmiş ve yüreklendirmişti fakat kafasını dinlemek için kenara çekildiğinde grup a işsiz kalmıştı. Önce değişik türde cover yaptıkları bir gruba evrildiler, amaçları sadece faturaları ödemekti. The Pussycat A Gog Go isimli bir kulüpte çalıyorlardı. Kulübün müdavimlerinden olan Andy Williams, grubun performansını ve seyircinin onlara olan sevgisini görünce plak şirketi ile albüm anlaşması imzalamalarını sağladı. Albüm, 1969 yazının başlarında 2 hafta içinde kaydedildi. Parçalar oldukça iyiydi ama grup fazlasıyla şansızdı. Tanıtım için çıktıkları birkaç dinleti ve Los Angeles'da çaldıkları birkaç kulüp dışında neredeyse hiçbir zaman konsere çıkma şansına sahip olmadılar. Albümün kalitesine rağmen ticari başarıyı yakalayamamış olmaları da üstüne gelmişti. Grup, Vegas'ta dağıldı ve grup elemanları başka gruplarla çalışmaya başladı.

Tarihsel süreçleri çok kısa olan grubun geride bıraktığı ve grupla aynı adı taşıyan albüm Loadstone ise hala dinleniyor. Psychedelic etkilerin çok fazla olduğu parçalarda Trombon, Trompet, Obua gibi enstrümanlarla bir anda değişen hava sık sık hissediliyor. The Grateful Dead ile Chicago'nun kafa kafaya sert bir şekilde birbirine girdiğini düşünün! Loadstone size bu hissiyatı fazlasıyla yaşatıyor. 

Albümde enstrüman kullanımları çok iyi düzeyde. Adamlar Las Vegas'ta sürekli sahne alarak yeterince olgunlaşmışlar zaten. Zaman zaman, parçaların sertleştiği yerlerde öne çıkan gitarların tam da sahne performansı gibi olduğunu söylemek de yanlış olmaz. Hafiften hırıltılı, bazen teneke gıcırtısı gibi gelen vokal ise albümde dikkati çeken müzikal öğelerden biri. Daha fazla Loadstone ile karşı karşıya kalsaydık nasıl olurdu bilemiyorum ama Psychedelic Rock, Jazz Rock ve Progressive dinleyenler için son derece doyurucu bir albüm.

LOADSTONE

John Sterling / Gitar, Vokal 
Samuel "Sam" Cernuto / Trombon 
Steve Douglas “Husczka” / Trompet, Fluegelhorn 
John Phillips / Tenor Saksafon, Flüt, Obua, Fagot 
Terry Ryan / Klavye 
Barry Abernathy / Bass 
Larry Devers / Davul

LOADSTONE

01 - See the Light 3:25
02 - Keep on Burning 2:47
03 - Dayshine 5:16
04 - Time 3:43
05 - It Couldn't Be Bad 3:15
06 - Flower Pot 15:15

16 Kasım 2022 Çarşamba

Brimstone / Paper Winged Dreams (1973)

Daha önceleri de belirttiğimiz gibi Amerika'dan çok fazla Progressive Rock grubu çıkmıyor. Çıkanların da bir kısmı dikkate değer işler çıkaramadıkları için gözden düşüyor. Cleveland, Ohio'da kurulan Brimstone ise diğer gruba dahil olanlardan. Tek albüm çıkarmış ama oldukça da başarılı bir işe imza atmışlar. Şüphesiz beklentileri Avrupa (ya da daha özelde İngiliz) Progressive Rock'ından farklı tutmak da gerekiyor. Çünkü onlar Amerikalı ve Psychedelic Rock ile bir türlü kopamayan bağları var.

70'lerin başında Christopher Wintrip tarafından kuruluyor Brimstone. 1980'deki dağılmalarına değin birçok kadro değişikliği yaşıyor ama yaptıkları müzikte en ufak bir düşüş görülmüyor. Bazı kaynaklarda grubun sahnede inanılmaz derecede iyi olduğuna dair bilgiler var. Bunun ne kadarı doğru bilemiyoruz, zira grubun kaydedilmiş herhangi bir konseri ya da canlı performansı bulunmuyor.

Albümün geneli sade bir tonda ilerliyor. Arada inişler çıkışlar olmakla birlikte göze batacak denli rahatsızlık veren herhangi bir şey yok. Klavye ve gitarın hakim olduğu bölümlerde farklı tarzlara göz kırpan değişikliklere rastlanıyor. Özelliksiz vokalin albüme katkısı büyük. Gitar ve klavye arasında gidip gelen parçaları belirli bir çizgiye oturtmak gibi bir yeteneği var. Tonu çok yumuşak ve sıcak geliyor insana dinlerken. Plak olarak yayınlandığı dönem üzerinden konuşacak olursak albümün ilk yarısı melodik ve fazlasıyla keyif verici parçalardan oluşuyor. Klasik gitar, Klarinet ve Piyano özellikle plağın ilk yüzünde kendini fazlasıyla gösteriyor. Parçaların sözlerinde çok büyük metaforlar, ilginç yaklaşımlar, insanı yakalayan şeyler beklememek gerekiyor. Oldukça düz sözlere sahip.

İkinci yüzde ise enfes bir tek parça bulunuyor. Suite In Five Movements adlı bu parçada adından da anlaşılacağı üzere 5 bölüm bulunuyor. Psychedelic Rock'tan Symphonic Rock'a, oradan hafif Jazz ve Blues esintileri hissettiren belirsiz bir yere doğru götürüyor sizi bu parça. Çoğunlukla enstrümantal olan parçanın bazı bölümlerinde öne çıkan vokal, yapıyı hiç bozmadan küçük hikayeler anlatıyor size. 

Bass ve vurmalılardan oluşan ritim bölümünün albümün bu son parçasına katkısı oldukça fazla. Müziğin gideceği yönü temelde ritim bölümü belirliyor. Gitarın ya da klavyenin öne çıkıp kontrolü ele almasına izin vermeden, olması gereken budur mantığıyla hareket ederek hem melodik hem de kontrollü bir tarz yaratıyorlar. Bu da doğal olarak, klavye ve gitara daha fazla hareket alanı sağlıyor. Arada girip attıkları sololarda nereden başladıklarını ve nerede bitirmeleri gerektiğini bilerek dağıldıkça dağılıyorlar.

BRIMSTONE

Gregg Andrews / Vokal
Christopher Wintrip / Elektrik Gitar, Akustik Gitar, Klasik Gitar, Vokal
Bernie Nau / Hammond, Piyano, ARP Synth, Klarinet, Vokal
Ken Miller / Bass, Vokal
Jimmy Papatoukakis / Vurmalılar, Vokal

PAPER WINGED DREAMS

01. Dead Sleep At Night (3:12)
02. End Of The Road (3:55)
03. Etude / Fields Of Clay (6:17)
04. Illusion / Paper Winged Dreams (4:51)
05. Suite In Five Movements (18:52) :
        - I Prelude In C Minor
        - II Song Of Fifths (Thanks To Our Friend)
        - III Interlude To You
        - IV Ode To Fear And Loneliness
        - V Epilogue: Forever

15 Kasım 2022 Salı

Amos Key / First Key (1973)

1970
yılında Almanya'da kurulan Symphonic Progressive Rock grubu Amos Key, 1976 yılına kadar süren müzik hayatı boyunca sadece tek albüm yayınlayabildi. Ama bu tek albüm, Rock müzik tarihine geçebilecek denli iyiydi. Gerçi 1975 yılında ikinci albüm için stüdyoya girip kayıtlara başlamışlar ama birkaç demo parça dışında bir şey kaydetmeye fırsat kalmadan da ayrılmışlar. Adı sık sık geçen tek albümlü efsaneler listesine ek yapabileceğimiz gruplardan biri daha yani.

Kurulmalarından sonraki 3 yıl boyunca kat ettikleri yol albüme nefis bir şekilde yansımış. Klasik Müzik etkilerinin bir hayli fazla olduğu albümde grup elemanlarının enstrümanlara olan hakimiyeti hemen göze çarpıyor. Klasik demişken belirtmeden de geçmeyelim, Amos Key albümü Bach, Beethoven, Schumann gibi ustalara ithaf etmiş. Her ne kadar modern öğeler içerse de geneline bakıldığında adı geçen klasik müzik bestecileri gibi pek çoğundan etkilendikleri ortada.

Bulabileceğiniz pek çok kaynakta grup Ekseption ve ELP ile karşılaştırılıyor ya da aynı kefeye konmaya çalışıyor. Bu tarz yaklaşımları zaten doğru bulmuyoruz ama Amos Key için bu tip bir yaklaşım son derece yanlış. Bahsi geçen iki gruptan daha iyi olduklarını kast etmiyoruz elbette. Ama arlarında çok büyük farklılıklar olduğu gün gibi aşikar. Ekseption klasik müziğe derinden bağlıyken, Emerson, Lake & Palmer klasik müziği temel alarak daha eklektik bir yaklaşım sergiliyor. Amos Key ise her ikisinden de farklı olarak, farklı türlerin bazı yönlerini daha melodik bir yapı içinde kullanıp klasik müzik alt yapısı üzerine oturtuyor. Özetle üçü de birbirinden tamamen farklı anlayışlara sahip gruplar.

Ayrıca Amos Key diğer Progressive Rock ya da Symphonic Prog gruplarına oranla daha kısa süreli parçalara sahipler. First Key'de en uzunu 6 dakikaya yaklaşan 9 parça bulunuyor. Ama bu müzikal kalitelerini kötü yönde etkileyen bir durum olmaktan çok nasıl rafine çalıştıklarının bir göstergesi. Klavyelerin çok fazla ön planda olduğu albümde parçalar bazı noktalarda karmaşık düzenlemelere sahip. Şaşırtıcı şekilde etkileyici hale bürünen bass ve davul bölümleri albümdeki melodik yapının öne çıkmasını sağlıyor. 

AMOS KEY

Andreas Gross / Gitar, Bass, Vokal
Thomas Molin / Klavye, Vokal
Lutz Ludwig / Davul

FIRST KEY

01. Shoebread (4:05)
02. Ensterknickstimmstamm (3:28)
03. Knecht Ruprecht (4:50)
04. Sometimes... (1:55)
05. Got The Feelin (3:10)
06. Escape (4:00)
07. Important Matter (5:55)
08. Dragon's Walk (5:25)
09. First Key (2:56)

14 Kasım 2022 Pazartesi

Lava / Tears Are Goin' Home (1973)

Müzikal çeşitliliği bir hayli iyi kullanan nadir gruplardan biri de Lava'dır. Tears Are Goin' Home'u istediğiniz listenin ilk 10 sırasında bir yerlere rahatlıkla yerleştirebilirsiniz. Adından sıkça söz ettiğimiz tek albümlü efsaneler listesine de ilk 10'dan rahatlıkla girebileceklerini belirtmeden geçmeyelim.

O dönemden nadiren de olsa karşılaştığımız, haklarında az bilgiye sahip olduğumuz ve fena halde merak ettiğimiz grupların da başında gelir. 1971 yılında Berlin'de kuruldukları ve tek albüm kaydettikleri bilgisi dışında bir de komün halinde yaşadıklarına dair söylentiler var. Bunun dışında tarihsel bir bilgi edinme şansımız yok. Grup elemanlarının isimlerin takip ederek yaptığınız taramalar bile herhangi bir sonuç vermiyor. 1974 yılında grup elemanlarından Thomas Karrenbach'ın uyuşturucuya bağlı ölümünden sonra dağıldıklarını da söyleyelim.

Krautrock'ın en önemli örnekleri ile ön planda olduğu yıllarda dipten ve derinden gelerek hem de tek albümle büyük bir başarı elde etmiş Lava. Büyük ticari başarı yakalayamamış elbette. Ama albümün kalitesi pek çok dinleyici ve eleştirmen tarafından takdir edilmiş. Uzun yıllar albümün plak versiyonunun ortalıkta dolandığı ve pek tercih edilmediği söylenir, özellikle 80'lerde. Ama ardından yeniden keşfedilen grup bir anda kıymete biner ve albüm koleksiyon parçası olarak aranır hale gelir.

Az önce de bahsettiğimiz gibi pek çok türü ve tarzı içinde barındırıyor Tears Are Goin' Home. Space Rock, Blues, West Coast tarzı Psychedelic Rock, Folk Rock başı çeken, albümün her yerinde duyabildiğiniz türler. Yarı yarıya Progressive bileşenler içerdiğini söyleyebiliriz ama tam anlamıyla bir Progressive Rock albümü değil Tears Are Goin' Home. Kendilerine has geliştirdikleri müzikal anlayışla Krautrock'ın tam da orta yerinde durduklarını söyleyebiliriz. Grup elemanlardan üçünün multi enstrümantalist olması albüme büyük katkı sağlıyor. Özellikle Karrenbach'ın kusursuz İngilizce vokali ve klavye oyunları gerçekten de takdire şayan bir durum oluşturuyor. Zaman zaman melodik bir yapıyla giden bazense bir anda darmadağınık hale gelmiş Jam Session'lar albümün en çekici yanlarından. Daha önce birkaç kez bahsettiğimiz bir anda nereye gideceğini tahmin edemediğiniz bir hal alan parçalar sizi gerçekten de tatmin ediyor.

Arşivde olmazsa olmazlardan diye de özellikle belirtelim. Dinledikçe daha fazla keyif aldığınız nadir albümlerden.

LAVA

Thomas Karrenbach / Piyano, Org, Vokal
Stefan Ostertag / Gitar, Vokal
Jurgen Kraaz / Gitar, Org ve Flüt
Christian Ostertag / Gitar
Archer Weaver / Davul, Armonika, Arp, Vokal
Peter Moses / Vurmalılar

TEARS ARE GOIN' HOME

01. Tears Are Goin' Home (4:22)
02. Crimes Of Love (6:45)
03. Would Be Better You Run (5:19)
04. All My Love To You (4:20)
05. Mad Dog (6:01)
06. Holy Fool (5:17)
07. Piece Of Piece (10:07)

13 Kasım 2022 Pazar

Pirana / Pirana (1971)

Avustralya
Crossover Prog grubu Pirana 1970 yılı başlarında kuruldu. Başlangıçta, Pop grubu Gus & The Nomads'da yaptıkları müzikten sıkılarak yeni arayışlar içine girdikleri basit bir oluşumdan ibaretti. İlk önemli kayıtları da Greg Quill'in albümüne çalmalarıydı. Albüme o kadar iyi çalmışlardı ki bir anda adlarından söz edilmeye başladı. Pirana'ya olan ilgi bir anda başka bir boyuta taşınmıştı ve hemen albüm anlaşmasını kaptılar.

1971 yılında yayınlanan albüm, müzikal çevrelerde fazlasıyla bilinen grubun dinleyici önünde de başarı kazanmasını sağladı. Daha da önemlisi, dinleyici sayısı çok fazla olan konserlere çıkma fırsatı tanıdı. İşin rengi bu noktada bir anda değişmişti. Çünkü Pirana sahnede devleşen, tam bir performans grubuydu. O kadar iyiydiler ki Santana'nın Soul Sacrifice'ını neredeyse onlardan daha iyi çalıyorlardı. Peşi sıra gelen ikinci albüm ilkine oranla daha yavan kalmıştı. Zira grubun orijinal kadrosundan hem söz yazıp hem de beste yapan Stan White gruptan ayrılmıştı. 

White'ın ayrılışı grubun müzikal anlayışında çok büyük değişikliğe yol açmasa da kalite bakımından epeyce bir miktar düşmesini sağlamıştı. Gitarist Tony Hamilton, grubun liderliğini ele alıp White'ın yaptığı işi yapsa da kaydedilen ikinci albüm ilki kadar ticari başarı da sağlayamadı. 1972 yılında Sunbury Festivali'nde (bu festival Avustralya'nın Woodstock'ı gibi bir şeydir bu arada) verdikleri konserde sergiledikleri efsanevi performans bile grubun dağılmasına engel olamamıştı. Grup bir süre daha ilk albümden gelen prestijlerinin kaymağını yerken 1973 yılında nihai olarak dağıldı.

Pirana'nın müzikal anlayışı Latin Rock, Blues, Garage Rock ve İngiliz Progressive Rock'ı üzerinde şekilleniyor. Ağırlık elbette Latin Rock üzerinde. Aradaki en büyük farklılık Santana, Chango gibi Latin Rock gruplarında gitar ön plandayken Pirana'nın ilk albümünde, Stan White'dan dolayı, klavye daha fazla öne çıkıyor. Tabi bu ilk albüm için geçerli. İkinci albümde White ayrılıp Hamilton'ın başa geçmesiyle tarz yine gitar ağırlıklı bir hale bürünüyor. Melodik yapısında çok fazla bozulma olmazken parçaların kalitesi ikinci albümde bir miktar düşüyor.

Sıklıkla Progressive Rock'ın kıyısında dolanıp sert gitarlar ve ortalığı darmaduman eden klavyeleri öne çıkıyor albüm. Ritim grubunun tempolu parçalara etkisi bir hayli fazla. Dur durak bilmeden, sürekli bir koşuşturma haliyle giden parçalar enfes enstrüman hareketleri içeriyor.

PIRANA

Stan White / Klavye
Jim Duke-Yonge / Davul
Tony Hamilton / Vokal, Gitar
Graeme Thompson / Bass

PIRANA

01. Elation (9:27)
02. Sermonette (5:54)
03. The Time Is Now (6:28)
04. Find Yourself a New Girl (3:58)
05. The River (4:32)
06. Easy Ride (3:45)
07. Stand Back (10:10)

12 Kasım 2022 Cumartesi

Goodthunder / Goodthunder (1972)

Tek albümlü gruplar listesinin nadide parçalarından biri de Goodthunder. Haklarında çok fazla tarihi bilgiye sahip değiliz. Ama 70'li yılların başında Los Angeles, California'da kurulduklarını ve tek albüm kaydedip dağıldıklarını biliyoruz. Dönemin Amerika'daki müzikal anlayışına ters şekilde Heavy Progressive Rock tarzında parçalar üretmeleri büyük bir cesaret örneği. Kansas gibi gruplardan bile önce yapmış olmaları da ayrıca takdire şayan bir durum.

Psychedelic Rock egemenliğinin hüküm sürdüğü Amerika'da bu kültürden bağımsız bir şeyler üretmek oldukça zor gibi görünüyor buradan bakıldığında. Goodthunder da Psychedelic öğeleri bünyesinde barındırıyor ama müziği geliştirmeyi de ihmal etmemişler. Avrupa Progressive Rock anlayışından farklı olarak kendilerine has bir yapı oluşturmayı başarabilmişler. 

Uriah Heep, Deep Purple, Mountain gibi grupların müzikal anlayışının The Allman Brothers Band tarzıyla yakınlaşmasını açıkça gördüğümüz albümde çığır açıcı yenilikler bulunmamakla birlikte değişik bir tarzın varlığı da baskın şekilde hissediliyor. Sert gitar rifflerinin sıklıkla kullanıldığı albümde Bass ve Vurmalılaran oluşan ritim bölümünün katkısı da oldukça fazla. Doğal olarak parçalar melodik yapıda üretilmişler. Albümün değerini arttıran en önemli bileşenlerden biri de grup elemanlarının çaldıkları müzik aletleri üzerindeki yetkinlikleri. Eksiği olmayan, fazlasını da estetik bir biçimde karşımıza çıkaran bir müzisyenlik görünüyor albümün her yerinde.

Yüksek ihtimalle Goodthunder'ın kaliteli oluşu, Psychedelic Rock'tan beyni yanan Amerikalılar tarafından pek önemsenmemiş ya da gözden kaçırılmış. Sebebi ne olursa olsun, ciddi bir ticari başarı elde edemeden, başka albümler kaydetme şansı yakalayamadan dağılmak zorunda kalmışlar. Oysa albümü dinledikten sonra aklınıza ilk gelen şey "başka albümleri de olsaymış keşke" oluyor. Ama tek albümlü efsaneler listesi girmek dışında yapabildikleri bir şey de yok maalesef.

Yayınlandıktan kısa süre sonra unutulan albüm yıllar sonra yeniden keşfedildiğinde hakkı bir miktar da olsa geri verilmiş. Albümün CD versiyonu orijinal Plak versiyonundan daha çok satmış. Zaman içerisinde gruba karşı oluşan merak ve albümün ortalıkta olmayışından kaynaklı bir sonuç olduğu ortada. Böylesine iyi ve başarılı pek çok albüm ve grup gibi Goodthunder da popüler olana yenilme şanssızlığını yaşamış. Neyse ki uzun zaman sonra olsa da tarih iyi şeylerin kaybolmasına izin vermiyor.

GOODTHUNDER

James Cahoon Lindsay / Lead Vokal, Vurmalılar
John Desautels / Davul
David Hanson / Gitar, Vokal
Bill Rhodes / Bass
Wayne Cook / Klavye

GOODTHUNDER

01. I Can't Get Through To You (3:18)
02. For A Breath (5.35)
03. Moonship (2.46)
04. Home Again (6.48)
05. Sentries (2.36)
06. P.O.W (6.50)
07. Rollin' Up My Mind (4.11)
08. Barking At The Ants (6.39)

11 Kasım 2022 Cuma

Alquin / The Mountain Queen (1973)

1969
yılında Threshold Fear adıyla Hollanda'da kurulan grup başlangıçta Rhythm & Blues ile başlıyor müziğe. 2 yıllık boşa giden çabanın ardından, edindikleri deneyim ile başka ve daha güçlü seslere sahip bir grup olabilmek adına isimlerini Alquin'e çevirerek devam etme kararı alıyorlar. Kısa sürede yakaladıkları başarı, gruba albüm anlaşmasını kazandırıyor. Kaydettikleri ilk albüm Marks, çok yönlü bazen karmaşık, fazlasıyla Jazz odaklı oluyor. Enstrümantal olan albümün sirk müziğinden Calypso'ya, Jazz'dan Country'e uzanan değişik bir yapısı var.

Albümün kazandığı başarı sayesinde kendileri için daha doyurucu olan ikinci albüm The Mountain Queen'i kaydediyorlar. 1975 ve 76'da da birer albüm kaydettikten sonra grup ilk dağılma sürecini yaşıyor. 1977 yılında elemanların bir kısmı Punk yapmak için The Meteors adında bir grup kurarken diğerleri solo çalışmalara yöneldiler. Kolaylıkla anlaşılacağı üzere Alquin'in ayrılma süreci tamamen müzikal anlayış farkından kaynaklanıyor. Yıllar sonra, 1995'te grup tekrar bir araya gelip konserlere çıkmaya başlıyorlar. 2005 yılında ise son bir albüm aha kaydedip 2012 yılında da tamamen dağılıyorlar.

İlk albümleri Marks fazlasıyla çekici ve estetik olmakla birlikte, The Mountain Queen'in daha Progressive özellikler göstermesinden kaynaklı olacak, ikinci albüm daha çok beğenilir. Çok büyük yanlışlık da yoktur bu durumda. Zira ilk albümün her yerinde bir oturmamışlık hissiyle karşılaşırsınız. Ama bu ikinci albüm için hiç de öyle değildir. The Mountain Queen'de her şey yerli yerine, olması gerektiği gibi ve olması gerektiği zamanda olur.

Belirgin şekilde öne çıkan gitarlar ile sürekli gitarın etrafında dönen Hammond org fazlasıyla etkileyicidir. Bunun yanında Canterbury Scene tarzına yakın koro sesleri ile hemen her parçada birbirinin karşısına çıkan iki saksafon albümü fena halde çekici hale getirir. İlk albümün aksine ikinci albümde daha uzun pasajlarla bezeli, melodik çeşitliliğe sahip, uzun parçalar tercih etmeleri, enstrümanların büyüsünü daha fazla öne çıkarıyor.

Alquin'i, Progressive Rock janrında Hollanda'nın en önemli gruplarından biri olarak anmak yanlış olmaz. Eclectic Prog ile Jazz Rock arasında gidip gelen parçalarla bu unvanı fazlasıyla hak ediyorlar.

ALQUIN

Job Tarenskeen / Vokal, Alto Saksafon, Tenor Saksafon, Vurmalılar
Ferdinand Bakker / Gitar, Piyano, Elektrikli Keman, Vokal
Dick Franssen / Org, Piyano, Elektrikli Piyano
Ronald Ottenhoff / Alto Saksafon, Tenor Saksafon, Soprano Saksafon, Flüt
Hein Mars / Bass
Paul Weststrate / Davul

THE MOUNTAIN QUEEN

01. The Dance (13:04)
02. Soft-Eyed Woman (2:39)
03. Convicts of the Air (3:53)
04. Mountain Queen (14:49)
05. Don and Dewey (1:28)
06. Mr. Barnum Junior's Magnificent and Fabulous City (Part One) (8:16)