Symphonic Rock etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Symphonic Rock etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ekim 2023 Cumartesi

Earthrise / Earthrise (1978)

1975 yılında New Jersey'de kurulan Earthrise, Amerika'nın nadir Symphonic Prog gruplarından birisi. Genelde Psychedelic Rock ve Hard Rock gibi türlerin etkisinde kalan Amerikan gruplarından farklı olarak İngiliz tipi bir Progressive Rock'a yakınlar. Hatta isimlerinden de anlaşılacağı üzere Camel örnek aldıkları gruplardan biri yüksek ihtimalle.

3 kişilik küçük ama rafine bir kadroya sahip olan Earthrise başlangıçta, uzunca bir süre canlı çalan bir grup olarak ön plana çıkmış. 2 yıl boyunca pek çok konser ve dinletide boy göstermişler. Tabi bunların hepsi yerel ve küçük boyutlarda konserler. Ama bu durumda bile kendilerine belirgin bir kitle edinmeyi başarmışlar. 1977 yılında yeni kurulan bir stüdyonun teklifiyle ilk ve o dönem için tek albümlerini kaydetme fırsatı yakalamışlar. Lakin, Earthrise albümünün stüdyonun ilk büyük projesi olmasına rağmen kayıtlardan kaynaklı olarak sesin düşük çıkması grubun hevesini kaçırmış. 400 kopya olarak çoğaltılan albümün bir kısmı grup elemanlarının tanıdıklarına dağıtılırken bir kısmı da piyasaya verilmiş.

Bu heves kırılmasının ardından grup yeni bir albüm için fırsat bile kollamamış. Aralarındaki ciddi problemler de konuya dahil olunca 1979 yılında dağılmışlar. İşin tuhaf ve bir miktar da gıcık tarafı bundan sonra başlamış. Albüm, koleksiyonerler tarafından o kadar ilgi görmüş ki bazı müzayedelerde plak 800 ile 1000 dolar arasında rakamlara satılmaya başlamış. Grup da buradan aldıkları motivasyonla kayıtlarını beğenmedikleri albümü yeniden kaydetmek istiyor ama farklı bazı sorunlardan dolayı bunu da yapamıyorlar. Bulabildikleri en iyi durumdaki plaktan yaptıkları temizleme çalışmaları ile hazırlanan CD'nin yayınlanmasının ardından daha da bir hevese kapılıyorlar ve 2017 yılında Day 2 adında yeni bir albüm çıkarıyorlar. Albüm, ilki kadar iyi olmasa da gayet iyi bir albüm. Fakat ses kalitesindeki kötülüğe rağmen ilk albümdeki ruhu yakalayamıyor.

Temelde Earthrise müziği, 3 kişi olmalarından kaynaklı olsa gerek, Emerson, Lake & Palmer ile karşılaştırılıyor ya da onunla eş değer görülüyor. Benzerlikler içeriyor gibi olsa da asıl benzeştikleri ya da örnek aldıkları grup ise, yukarıda da bahsettiğimiz gibi Camel. Müzikal anlayış ve bakış açısı olarak incelendiğinde Camel müziği ile çok fazla yakınlıkları bulunuyor Earthrise'ın. Bu yakınlık esinlenme ya da etkilenmenin ötesine de geçmiyor ve kendileri has bir yapı oluşturmayı başarıyorlar.

EARTHRISE

Kenn Pierog / Elelktirikli Gitar, Akustik Gitar, Mandolin, Bass, Lead Vokal
Bill Drobile / Klavye, Gitar, Lead Vokal
Greg DiDonato / Davul, Vurmalılar, Moog Drum

EARTHRISE

01. Eden's Child (6:45)
02. Arcturus (9:41)
03. Earthrise (5:48)
04. New Clear Dawn (11:06)

8 Ekim 2023 Pazar

Tyburn Tall / Tyburn Tall (1972)

60'ların ortalarında The Screamers adıyla kurulan Tyburn Tall, ilk dönemlerde çok da çekici olmayan bir Beat grubu. 60'ların sonuna yaklaşıldığı ve müzikal hareketliliğin arttığı yıllarda kendileri de bu çekici olmama durumunu fark etmiş olacaklar ki grubun adını da tarzını da değiştirmişler. Bu değişikliklerin yapıldığı tarih 1969. Bundan sonra sıkı çalışmalar, bazı konserler ve müzikal arenadaki yerlerini tam olarak bulmayla geçiyor. 1972 yılında ise ilk ve tek albümlerini kaydediyorlar.

Kuruldukları dönemle albümü kaydettikleri dönem arasında Golden Earring, Renaissance ve Frumpy gibi grupların ön grubu olarak sahne alıyorlar ki bu dönemin bir anda parlayıp sönen grupları arasında büyük bir başarı sayılabilir. Bununla kalmayıp albümün yayınlanmasından sonra da konserlere ve turnelere devam ediyorlar. Amon Düül II, Ekseption, East of Eden ve Nine Days Wonder gibi gruplarla birlikte sahne alıyorlar. Ama bu dönemde grup elemanları fazlasıyla değişiyor ve orijinal kadrodan neredeyse hiç kimse kalmıyor. Üstüne bir de ikinci bir albüm kaydı yapılmayınca 1975 yılına kadar dayanmış olan grup kısa süre içerisinde dağılıyor. Başarılı bir iş çıkaran ama tutunamayan gruplar listemize de tek albümlü efsaneler listemize de girmeye teklifsizce hak kazanıyorlar yani.

Albümün piyasaya sunulduğu dönemde de bazı tuhaflıklar yaşıyorlar, belirtmeden geçmeyelim. Albüm zaten çok az sayıda, 200 adet olarak basılıyor. Bunun da yarısı çıkan bir yangında yok oluyor. Ellerinde kalan ortalama 100 albümle ayakta kalmaları ayrı bir enteresanlık elbette. Bu durumu yaşamasalardı ve ellerinde daha fazla basılı albüm olsaydı belki bugünlere gelebilecek kadar sağlam bir grup aslında.

Grupla aynı adı taşıyan Tyburn Tall albümü, bazı ufak tefek aksaklıkları saymazsak oldukça iyi bir albüm. Aksaklıkların da bir kısmı mecburiyetlerden ileri geliyor zaten. Albümün evdeki prova odasında kaydedilmiş ilkel ve ham bir hali var. Ses kalitesindeki düşüklük dinlemeyi oldukça etkiliyor. Ama kişisel olarak asıl sorun vokalin o gıcırtılı sesi diye düşünüyorum. Müziğin içinde bir türlü eriyemiyor, aksine uyumu bozup dinleyicinin dikkatini dağıtıyor.

Heavy Progressive Rock ve Symphonic Rock'ın bir birleşimi aynı zamanda bu albüm. Symphonic etkiler bir hayli fazla olmakla birlikte oradaki yumuşaklık Tyburn Tall'da yok. Daha sert ve daha gürültülüler. Doğal olarak bahsi geçen her iki janrın içine dahil edebiliyoruz rahatlıkla. Dönemin Almanya'dan yükselen değeri Krautrock içerisine dahil etmek bana doğru gelmemekle birlikte yakınlıkları olduğu da aşikar.

TYBURN TALL

Stefan Kowa / Bass
Hanns Dechant / Davul, Vurmalılar
Klaus Fresenius / Vokal
Werner Gallo / Gitar
Reinhard Magin/ Klavye

TYBURN TALL

01 - War Game 13:07
02 - In the Heart of the Cities (Broken People) 10:35
03 - I Am Amercian Too 5:24
04 - Strange Days Hiding 17:09

17 Eylül 2023 Pazar

England / Garden Shed (1977)

Bazı gruplar ellerine geçen fırsatı iyi değerlendirse de başarılı olamıyor. England da bunların başında gelir. Normal şartlarda ön plana fazlasıyla çıkabilecek bir grupken geç kalmış çıkışları Punk ile kesilince tek albümle kalmışlar. Aslında fena halde büyük bir potansiyelleri var. Garden Shed albümü de bunun kanıtı. Fakat maalesef ki daha fazla ileri gidememişler.

1975 yılında İngiltere'de kurulan 4 kişilik grup çeşitli kadro değişiklikleri yaşayarak albüme kadar gelmiş. Başta multi enstrümantalist Jode Leigh olmak üzere, müzisyenler kayıtta oldukça başarılılar. İkinci albümü çıkarabilselermiş kesinlikle günümüze kadar gelebilirlermiş gibi duruyor. İlk dönem Yes ve Genesis'in özellikleri ile Gentle Giant ve Supertramp'in kendine has öğelerinin bir bileşimi olan Garden Shed albümünde England, bahsettiğimiz gruplardan aldıklarını daha ileri taşıyarak kendilerine ait bir yapı oluşturmayı başarabilmişler.

Supertamp'in neşeli tonları, Gentle Giant'in vokal teknikleri ve kaotik melodileri, Yes ile Genesis'in ayrıksı özellikleri tek bir albümde. Geç dönem Symphonic Prog'un en iyi örneklerinden biri Garden Shed. Birkaç yıl daha erken kaydedip yayınlayabilselermiş albümü, muhtemeldir ki bahsi geçen gruplarla hemen hemen aynı yerlerde adları geçermiş.

Punk'ın revaçta olduğu bir dönemde, kaydettikleri albüm ne kadar iyi olursa olsun, yapımcı firmanın gazabına uğramışlar belli ki. Firmanın, Punk para ederken böylesi özellikli bir albümün reklamını yapmaması bizim için anlaşılır olmamakla birlikte dönemin kapital düşkünleri için çok da normal bir hareket.

Albümün içerisinde Synthesizerlar ve Mellotron sesleri, kendini zorlamadan bir şeyler kanıtlamak için uğraşmadan ama incelikle çalan gitarlar, her anında sizi şaşırtan, tuhaf ve sevimli vokalleri ile arşivde bulunması gereken albümlerden biri. 6 parçadan oluşan listesinde 2 tane 10 dakikanın üzerinde parça bulunuyor England'ın. Her iki parça da uzun ve etkili enstrümantal bölümler içeriyor. Özellikle son parça Poisoned Youth, kendi içinde çok iyi bir parça olmakla birlikte grubun da başyapıtı sayılabilir.

Şaşırtıcı ve beklenmedik şekilde iyiler. İlk dinlediğinizde pek orijinal değil izlenimi (yukarıda bahsettiğimiz gruplara olan öykünmelerden kaynaklı elbette bu) edinseniz de daha sonraları albümün de grubun da ne kadar iyi ve kendine has bir yapıya sahip olduğunu daha iyi anlıyorsunuz.

ENGLAND

Frank Holland / Gitar, Vokal, Mellotron, Leslie Gitar
Robert Webb / Minimoog, Hammond, Harpsichord, Mellotron, Fender Rhodes, Piyano, Hohner Clavinet, 12 Telli Gitar, Vokal
Martin Henderson / Bass, Akustik Gitar, Vokal
Jode Leigh / Davul, Vibes, Vurmalılar, Bass, Vokal

GARDEN SHED

01. Midnight Madness (6:58)
02. All Alone (Introducing) (1:53)
03. Three Piece Suite (12:58)
04. Paraffinalea (4:12)
05. Yellow (5:24)
06. Poisoned Youth (16:17)

29 Ağustos 2023 Salı

Epidaurus / Earthly Paradise (1977)

1975 yılında Almanya'da kurulan Epidaurus çok bilinen bir grup değil. Bunun sebebi de muhtemelen albüm için bir araya gelmiş bir stüdyo grubu olmalarından kaynaklanıyor. Ki haklarında çok az bilgiye sahip olduğumuz grubun stüdyo grubu olduğundan da emin değiliz. Karışık ve değişik bir durum yine. 1999 yılında gaza gelip tekrar birleşseler ve ...Endangered adında bir albüm kaydetseler de ilk albümün yanına dahi yaklaşamıyorlar.

Alman müzik sahnesine özellikle de Krautrock'a hakim olanların rahatlıkla bileceği üzere Almanya'dan çıkmış Symphonic Prog gruplarının sayısı azdır. Bu tarza dahil olan Epidaurus da Krautrock'ın gölgesinde kalarak öne çıkamayan bir proje olarak raflarda kalıyor. İşin iyi tarafı bugün bile 1977 yılında çıkardıkları albümün orijinal plakları (bulunduğu ya da birileri satmak istediği takdirde) 1000 Euro gibi bir fiyata alıcı buluyor.

Earthly Paradise albümü 5 parçadan oluşuyor. Az adetli ama ortalamanın üzerinde süreleri ile yeterince doyurucu olduğunu söyleyebiliriz. Mooglar, orglar, piyanolar, mellotronlar havada uçuşuyor albümün her yerinde. Günther Henne ve Gerd Linke'nin virtüözite ayarındaki klavye hakimiyeti ve sürekli olarak ikili klavye kullanımından dolayı nefis bir hal alıyor Earthly Paradise. Bir miktar, Genesis'in 70'lerin ortalarına denk düşen dönemdeki enstrümantal bölümlerini andırsa da kırılgan, dramatik ve melankolik yapıyı kendilerine has bir şekilde kullandıkları da ortada.

70'lerin ikinci yarısından çıkmış en iyi albümlerden biri olarak nitelendirebileceğimiz Earhtly Paradise, aynı zamanda çok iyi bir stüdyo işçiliğine sahip. Normalde, pek bilinmeyen bir yapımcı ile çalışılmış albümlerde çok fazla aksaklık hissedilir. İmkanlar (maliyetten dolayı) kısıtlıdır ve doğal olarak özensiz performanslar ile özensiz bir stüdyo sonucu beklenir (ya da karşılaşılır). Ama bu fikir veya sonuç bu albüm için hiç de geçerli değil. Başta belirttiğimiz üzere proje grubu bile olsalar gerçekten de hakkını vererek albümü yaptıklarına ikna olmamak elde değil. Kaydı da, kullanılan enstrümanlar ve efektler de, Epidaurus'un kendisi de gerçekten iyiler.

Karmaşık ve melankolik bir yapıya sahip olan albümün en önemli özelliklerinden bir tanesi de ortalığı tozu dumana katan ikili klavye kullanımına destek veren ritim bölümünün muhteşemliği. Davul ve bass o kadar iyi eşlik ediyorlar ki albümdeki bütün gidişatı onlar belirliyor diyebiliriz.

EPIDAURUS

Christiane Wand / Vokal
Günther Henne / Hammond Org, Mellotron, Minimoog, Polymoog, Clavinet, Elektrikli Piyano
Gerd Linke / Hammond Org, Mellotron, Minimoog, Clavinet, Grand Piyano, Elektrikli Piyano, 12 Telli Gitar
Heinz Kunert / Bass, Taurus Pedals, Vurmalılar
Manfred Struck / Davul, Vurmalılar
Volker Oehmig / Davul, Vurmalılar

EARTHLY PARADISE

01 - Actions and Reactions 7:01
02 - Silas Marner 7:50
03 - Wings of the Dove 5:05
04 - Andas 6:15
05 - Mitternachtstraum 6:05

6 Ağustos 2023 Pazar

Albatross / Albatross (1976)

Amerika'dan çıkmış nadir Symphonic Prog gruplarının başında gelir Albatross. Nadir diyoruz zira özellikle Avrupa ve daha özelde İngiltere ve İtalya ile karşılaştırıldığında bu janrın temsilcilerinin sayısı Amerika'da çok az bulunur. Albümün yayınlandığı dönemde çok ön plana çıkamadıkları gibi, albümün 2000 kopya ile piyasaya sürülmesi ve neredeyse yarısına yakın kısmının yapımcı firma tarafından çöpe atıldığı düşünülürse nadir bulunan albümler listesine de rahatlıkla giriyorlar.

Illinois diye bir eyalet var Amerika'da, duymuşsunuzdur. Ama orada bir de Rockford diye bir şehir varmış. Albatross da oradan çıkmış. Albümün kayıt operatörlerinden birinin "biz Rockford'dan bile çıkamayacaklarını düşünürken neredeyse tüm dünyaya yayılma şansı yakaladılar" cümlesi bu konuda yeterince aydınlatıcıdır.

1971 yılında kurulan grup uzunca bir süre birlikte çalışmış. Parçalar kaydetmeye başladıklarında özellikle etkilendikleri müzisyenlerin izinden gitmeyi ihmal etmemişler. Ortaya da bu kendine has yapısı olan Symphonic Prog albümü çıkmış. Yes, Emerson, Lake & Palmer gibi grupların izlerine rastlamanız mümkün. Hatta albümün klavye bölümlerinde bir hayli Keith Emerson tarzı duyuyorsunuz. Bir yandan rahatsız edici olurken diğer enstrümanların gidişatlarına hiçbir etki etmediği için kulak ardı edilebilir bir hal alıyor bu klavye tarzı.

Diğer taraftan bakıldığında yani Atlantik'in diğer yakasındaki Symphonic Prog grupları ile karşılaştırıldıklarında bir miktar aşağıda kaldıkları da görünüyor. Albümü değerlendirirken Amerikalı olduklarını unutmadan düşünmek doğru olur. Elbette Avrupalı öncülleri gibi yaratıcılığa sahip değiller. Ama Psychedelic Rock'un üst seviyede öne çıktığı Amerika'dan da oldukça kaliteli bir grup ve albüm olarak karşımıza çıktıkları da bir gerçek.

Yüksek tempolu müzikal anlayışları, abartılı ve gösterişli düzenlemeleri ile arşivlik bir albüm. Grup elemanlarının oldukça yetenekli oldukları da aşikar. Fakat orijinal malzeme üretme konusunda bir miktar sıkıntı yaşadıkları görünüyor. Belki başka albümler kaydetme fırsatları olabilseymiş Yes, ELP, Lift, Genesis gibi gruplardan farklılaşarak daha kendilerine has bir yapıya kavuşabilirlermiş gibi bir potansiyelleri var. Lakin az önce de dediğimiz gibi, bambaşka anlayışları olan bir kıtadan çıkabilmiş nadir Symphonic Rock gruplarından olmaları bile yeterince önemli.

ALBATROSS

Mike Novak / Vokal
Paul Roe / Lead Gitar
Mark Dahlgren / Mellotron M400, ARP Odyssey, Minimoog, Hammond B3, Grand Piyano, Fender Rhodes, Vokal
Joe Guarino / Bass, Vokal
Dana Williams / Vurmalılar

ALBATROSS

01. Four Horsemen of the Apocalypse (14:09)
02. Mr. Natural (5:23)
03. Devil's Strumpet (8:36)
04. Cannot Be Found (3:33)
05. Humpback Whales (4:34)

7 Haziran 2023 Çarşamba

Aleph / Surface Tension (1977)

Avustralya kıtasında Art Rock ve Progressive Rock'ın başlangıcı sayılabilecek iki gruptan biri de Aleph. Diğerini daha önce bloga konuk etmiştik zaten: Sebastian Hardie. Bu iki grup gerçekten de Avustralya'da Progressive Rock'ın önemli bir yere gelmesini sağlayan gruplar. Her ikisinin de ömrü çok uzun süreli değil ama yapabilecekleri en iyi şeyi de yapmışlar diyebiliyoruz rahatlıkla.

1974 yılında Sidney'de başlayan Aleph macerası 6 kişilik bir gruptu. İlk dönemlerinde de Genesis ve Yes benzeri bir Symphonic Prog yapıya sahiptiler. Ama bu iki grupla benzeşen tarzlarının içerisinde eklektik bir yapı da bulunuyordu ve buradan hareketle de King Crimson ile olan benzerliklerinden sıkça bahsediliyor. Başlangıcından itibaren orijinal parçalar üreten bir grup olma kaygısıyla hareket etmişler ama benzerliklerden bir türlü kurtulamamışlar. 1975 yılında grupta baskın karakter olarak öne çıkan ve 1973 - 1974 yılı başlarında AC/DC'nin ilk dönemlerinde onlarla birlikte çalmış olan Ron Carpenter, grubun müzikal anlayışını bir miktar değiştirmiş. Değişikliklerin ardından da Aleph'in kendine has yapısı ve tarzı oturmuş.

1974 yılı sonlarında başladıkları Sidney konserleri ile tanınır hale gelmişler ve arada yaptıkları tarz geliştirmesi sonrasında da kendilerine kitle oluşturmayı başarmışlar. Bu noktada, grubun başarılı ve ciddi bir hayran kitlesine sahip olduğunu gören Warner Bros. grupla albüm anlaşmasına imza atıyor. Fakat buradan sonra bir dizi şanssızlık grubun yakasını bırakmıyor. Sahne aldıkları bütün konserlerde nefis performanslar sergileseler de 1976 / 1977 Avustralya Turnesi onlar için büyük bir ticari kayıp oluyor. Konser dizisinden umduklarını bulamayan grup stüdyoya giriyor ve albümü kaydediyor ama ortaya çıkan sonuç onları hiç memnun etmiyor. Zira stüdyoda yapılan bazı yanlışlıklardan dolayı albümün kayıtları çok iyi olmuyor.

Warner Brothers'ın Avustralya ayağına itiraz edip kaydı tekrar yapmak isteseler de WB bunu onaylamıyor ve albümü kayıt kalitesi düşük bir şekilde piyasaya sürüyor. Aleph elemanları da bunu kabullenmeyerek Warner Bros ile anlaşmayı feshederek kendi yoluna bakıyor. Fakat işler umdukları ya da bekledikleri gibi gitmiyor. İte kaka grubu 1979 yılına kadar ayakta tutuyorlar. Sonrasında grup elemanlarının sayısı azalarak 3'e kadar düşüyor. 1983 yılına kadar bu kadro ile sahne alsalar da çok başarılı olamıyorlar.

Symphonic Prog örtüsü altına gizlenen biraz Crossover Prog biraz da Eclectic Prog bir albüm olarak tanımlayabiliriz Surface Tension'ı. Şimdilerde yenilenmiş ve temizlenmiş versiyonu dinlediğimiz için LP versiyonundaki ses sorunlarına rastlamıyoruz. Supertramp gibi coşkulu ama naif, Genesis gibi sade ve etkileyiciler.

ALEPH

Joe Walmsley / Vokal
Dave Froggatt / Gitar, Vokal
Mary Jane Carpenter / Klavye, Vokal
Mary Hansen / Klavye, Synthesizer
David Highet / Bass
Ron Carpenter / Davul, Vurmalılar

SURFACE TENSION

01. Banshee (5:43)
02. Man Who Fell (5:44)
03. Morning (4:14)
04. (You Never Were A) Dreamer (4:17)
05. Mountaineer (14:35)
06. Heaven's Archaepelago (6:32)



1 Nisan 2023 Cumartesi

Goma / 14 De Abril (1975)

İspanya, Endülüs'ten tek albümlü efsaneler listemize sağlam giriş yapabilen gruplardan biri Goma. Oldukça yetenekli ve müzikal anlayışları oturmuş müzisyenlerden oluşuyor. Zaten grup, Chilcle, Caramelos Y Pipas ve Gong (İngiltere çıkışlı olan Gong değil) isimli grupların elemanlarından oluşuyor. Yani öncesinde oldukça iyi birikimleri var ve doğal olarak da bu albüme yansımış.

Albümün adı grubun kurulduğu gün olan 14 Nisan 1974'ten geliyor. Yetmemiş üstüne bir de kaydettikleri albümü 14 Nisan 1975 tarihinde yayınlamışlar. Bütün olay 14 Nisan üzerine dönüyor diyebiliriz yani. Lakin o 14 Nisan da artık nasıl bir günse, enfes bir albümün varlığına yol açmış. 

Albüm pek çok türe göndermeler içeren ve pek çok tarzdan beslenen bir yapıya sahip. Bu nedenle de Eclectic Prog olarak nitelendirebiliriz. Symphonic Rock / Symphonic Prog ile de içli dışlı bağlantılar bulunduğu için bu türe dahil edilmesi de kabul edilebilir bir anlayış olabilir. Ama hepsini bir kenara bırakın, albüm gerçekten de enfes. Dinledikçe daha fazla dinleyesiniz geliyor. Diğer yandan bazı gruplar için özellikle belirttiğimiz, keşke başka albümler de kaydetselermiş cümlesi bu grup için de fena halde geçerli. Fakat yapılabilecek çok fazla şey yok, eldeki ile idare etmek durumundayız.

Grubun tarzı ve albümün içeriği akustik gitar ile sağlanan İspanyol dokunuşlarını içerirken asıl ilhamını ise İngiliz Rock kültüründen alıyor diyebiliriz. Albümü dinlerken aklınıza Van Der Graaf Generator, King Crimson gibi gruplar geliyor ki bu tam da Goma'nın beslendiği tarzları işaret ediyor. Tabi bu beslenme biçimi aynen alıp kullanma gibi bir sonuç doğurmamış neyse ki. Grup kendine has bir müzikal anlayış yaratmayı başarabilmiş. Bazı noktalarda İngiliz bazı noktalarda İspanyol gibi görünse de onlar tam anlamıyla Goma diyebiliriz rahatlıkla.

Albüm 4 parçadan oluşuyor bu arada. En kısa parçanın 8 dakika olduğu düşünüldüğünde ne beklemeniz gerektiğini az çok çıkartabiliyorsunuz. Üstüne bir de beklentilerinizi daha fazla yükseltmeniz gerektiğini de belirtelim. Daha ne olsun?

Son olarak Goma'nın ve 14 De Abril'in, çölün ortasında sıcaktan kavrulurken karşınıza çıkan 1 kasa bira gibi geldiğini belirtmeden geçmeyelim.

GOMA

Alberto Toribio / Klavye, Sesler
Antonio Rodriguez / Davul, Sesler
Manuel Rodriguez / Gitar, Sesler
Pepe Lagares / Bass, Sesler
Pepe Sanchez / Saksafon

14 DE ABRIL

01. Aqui y Ahora (11:43)
02. Madre Tierra (8:11)
    a) Madre Tierra
    b) Pellicozo
03. Un Nuevo Abril Sin Sal (8:15)
04. Shooting Up (11:37)

2 Şubat 2023 Perşembe

Fireballet / Night on Bald Mountain (1975)

Amerikan Progressive Rock müziğinin en iyi albümlerinden biri hatta kişisel bakış açısına göre en iyisi. 1971 yılında New Jersey, Amerika'da kurulan Fireballet tarafından kaydedilen albüm Symphonic Progressive'e de selam duruşu niteliğinde. Geçen onca yılın ardından da ne lezzetinden ne de kalitesinden en ufak bir şey kaybetmiş değil.

Kurulduktan hemen sonra çalışmalara başlayan grup uzunca bir süre sadece kayıtlarla ve konserlerle uğraşmış. Çok fazla bilinir de değiller tabi o dönemde. Ama o kadar iyiler ki yaptıkları işte albüm aşamasına geldiklerinde yapımcılığı Progressive Rock kurucularından diye rahatlıkla bahsedebileceğimiz, King Crimson'dan Ian McDonald üstlenmiş.

Night on Bald Mountain, beklenmeyecek kadar kaliteli ve hassas bir yapıda. İçerisinde Yes, Genesis, Gentle Giant gibi efsanevi gruplardan etkileşimler de bulunuyor. Enstrüman kalitesi ise üst düzeyde. Gerçekten de beklentilerinizin çok üzerinde bir deneyim yaşatıyor albüm size. Özellikle albüme adını veren 19 dakikalık parça mükemmel bir orkestrasyon, yaratıcı melodiler ve üst seviyede bir yapısal bütünlük ile çıkıyor karşımıza.

Albümün Symphonic yanı bir hayli ağır basıyor. Zaten albümün adı da Mussorsgy'e ait Night on Bald Mountain suitine dayanıyor. Debussy'e de açık bir saygı duruşu albümde yerini alıyor. Vokal tekniğinin bazen geride kaldığı düşünülse de tam olarak bu albüme uygun bir ses ve teknik kullanıldığını belirtmek gerekiyor. Muhteşem özelliklere sahip bir ses değil elbette Jim Cuomo'nun vokali. Fakat bu albüm için, bu tarz parçalar için yapılması gereken her şeyi fazlasıyla da yapıyor.

Genel yapıya hakim olan mellotron ve moog'un yerinde durmayan, nerede duracağını bilmeyen bir hali var. Seslerini duyduğunuz anda işlerin karışacağına, başladığınız noktadan çok uzaklara sürükleneceğinize hazırlıklı olmalısınız. Aynı şekilde gitarların da albümdeki yeri bir başka. Bazı yerlerde gitar yok mu hissiyatı uyandırırken, aslında çalan enstrümanın gitar olduğunu anladığınızda ayakta alkışlayasınız geliyor Fireballet'i ve özellikle de gitarist Ryche Chlanda'yı.

Sık sık bahsettiğimiz arşivde olmazsa olmaz albümlerden biri bu da. Yalnız Night on Bald Mountain'in diğerlerinden farkı dinledikçe vazgeçilmez albümlerden biri olacak olmasından geliyor. Bir kez dinlemeniz yeterli, bir daha bırakamıyorsunuz zaten.

FIREBALLET

Jim Cuomo / Lead Vokal, Davul, Timpani, Xylophone, Vibes, Glockenspiel, Bell Tree, Gong, Tubular Bells, Parmak Zilleri, Üçgen Zil
Ryche Chlanda / Akustik Gitar, Elektrikli Gitar, Elektronik Aletler, Vokal
Brian Hough / Hammond, Pipe Org, Celesta, Vokal
Frank Petto / Akustik Piyano, Elektrikli Piyano, ARP 2600 Synthesizer, Oberheim Sequencer, Elektronik Telli Çalgılar, Mellotron, Vokal
Martin Biglin / Bass, Bass Pedal, 12 Telli Gitar, Vokal

Konuk Müzisyen:
Ian McDonald / Flüt (4,5), Alto Saksafon (1,5)

NIGHT ON BALD MOUNTAIN

01. Les cathédrales (10:16)
02. Centurion (Tales of the Fireball Kids) (4:46)
03. The Fireballet (5:15)
04. Atmospheres (3:40)
05. Night on Bald Mountain: (18:55)
        - a) Night on Bald Mountain
        - b) Night-Tale
        - c) The Engulfed Cathedrale
        - d) Night-Tale (reprise)
        - e) Night on Bald Mountain (finale)

16 Kasım 2022 Çarşamba

Brimstone / Paper Winged Dreams (1973)

Daha önceleri de belirttiğimiz gibi Amerika'dan çok fazla Progressive Rock grubu çıkmıyor. Çıkanların da bir kısmı dikkate değer işler çıkaramadıkları için gözden düşüyor. Cleveland, Ohio'da kurulan Brimstone ise diğer gruba dahil olanlardan. Tek albüm çıkarmış ama oldukça da başarılı bir işe imza atmışlar. Şüphesiz beklentileri Avrupa (ya da daha özelde İngiliz) Progressive Rock'ından farklı tutmak da gerekiyor. Çünkü onlar Amerikalı ve Psychedelic Rock ile bir türlü kopamayan bağları var.

70'lerin başında Christopher Wintrip tarafından kuruluyor Brimstone. 1980'deki dağılmalarına değin birçok kadro değişikliği yaşıyor ama yaptıkları müzikte en ufak bir düşüş görülmüyor. Bazı kaynaklarda grubun sahnede inanılmaz derecede iyi olduğuna dair bilgiler var. Bunun ne kadarı doğru bilemiyoruz, zira grubun kaydedilmiş herhangi bir konseri ya da canlı performansı bulunmuyor.

Albümün geneli sade bir tonda ilerliyor. Arada inişler çıkışlar olmakla birlikte göze batacak denli rahatsızlık veren herhangi bir şey yok. Klavye ve gitarın hakim olduğu bölümlerde farklı tarzlara göz kırpan değişikliklere rastlanıyor. Özelliksiz vokalin albüme katkısı büyük. Gitar ve klavye arasında gidip gelen parçaları belirli bir çizgiye oturtmak gibi bir yeteneği var. Tonu çok yumuşak ve sıcak geliyor insana dinlerken. Plak olarak yayınlandığı dönem üzerinden konuşacak olursak albümün ilk yarısı melodik ve fazlasıyla keyif verici parçalardan oluşuyor. Klasik gitar, Klarinet ve Piyano özellikle plağın ilk yüzünde kendini fazlasıyla gösteriyor. Parçaların sözlerinde çok büyük metaforlar, ilginç yaklaşımlar, insanı yakalayan şeyler beklememek gerekiyor. Oldukça düz sözlere sahip.

İkinci yüzde ise enfes bir tek parça bulunuyor. Suite In Five Movements adlı bu parçada adından da anlaşılacağı üzere 5 bölüm bulunuyor. Psychedelic Rock'tan Symphonic Rock'a, oradan hafif Jazz ve Blues esintileri hissettiren belirsiz bir yere doğru götürüyor sizi bu parça. Çoğunlukla enstrümantal olan parçanın bazı bölümlerinde öne çıkan vokal, yapıyı hiç bozmadan küçük hikayeler anlatıyor size. 

Bass ve vurmalılardan oluşan ritim bölümünün albümün bu son parçasına katkısı oldukça fazla. Müziğin gideceği yönü temelde ritim bölümü belirliyor. Gitarın ya da klavyenin öne çıkıp kontrolü ele almasına izin vermeden, olması gereken budur mantığıyla hareket ederek hem melodik hem de kontrollü bir tarz yaratıyorlar. Bu da doğal olarak, klavye ve gitara daha fazla hareket alanı sağlıyor. Arada girip attıkları sololarda nereden başladıklarını ve nerede bitirmeleri gerektiğini bilerek dağıldıkça dağılıyorlar.

BRIMSTONE

Gregg Andrews / Vokal
Christopher Wintrip / Elektrik Gitar, Akustik Gitar, Klasik Gitar, Vokal
Bernie Nau / Hammond, Piyano, ARP Synth, Klarinet, Vokal
Ken Miller / Bass, Vokal
Jimmy Papatoukakis / Vurmalılar, Vokal

PAPER WINGED DREAMS

01. Dead Sleep At Night (3:12)
02. End Of The Road (3:55)
03. Etude / Fields Of Clay (6:17)
04. Illusion / Paper Winged Dreams (4:51)
05. Suite In Five Movements (18:52) :
        - I Prelude In C Minor
        - II Song Of Fifths (Thanks To Our Friend)
        - III Interlude To You
        - IV Ode To Fear And Loneliness
        - V Epilogue: Forever

10 Kasım 2022 Perşembe

Arco Iris / Sudamérica - O El Regreso A La Aurora (1972)

Arjantin
'in en iyi gruplarından biri olan Arco Iris, Los Jaivas ile birlikte Güney Amerika Progressive Rock'ının gelişiminde öncü olup büyük katkı sağlayan grupların başında gelir. Müzikleri Etnik Folk'tan beslenen Jazz Rock ve Symphonic Rock'ın enfes birleşimidir. 1975 yılında dağılsalar da 1977 yılında tekrar bir araya gelip 2000'li yıllarda bile albüm kaydetmeye devam etmiş, Rock emektarlarıdır kendileri.

60'ların sonlarına doğru bir araya gelen Ara TokatlianGuillermo Bordarampé ve Gustavo Santaolalla cover parçalarla ilgilenen, sahne alan The Rovers, The Blackbyrds, The Crows adıyla 3 grup kurduktan sonra daha iyi işler yapmak adına son kez bir grup kuruyorlar ve adını da Arco Iris yani Gökkuşağı koyuyorlar. Uzun çabalar sonucunda kaydettikleri ilk albüm epeyce bir başarı elde ediyor. Hem ticari hem de popülarite açısından kazanılan başarı onlara daha geniş bir hareket alanı sağlıyor. Bir biri ardına albümler kaydetmeye girişiyorlar. Konumuz olan üçüncü albüm Sudamérica - O El Regreso A La Aurora da 1972 yılında çok fazla materyalin birleştirilmesiyle oluşturuluyor ve belki de grubun en iyi albümlerinden biri oluyor. 

Kaydedilen albüm 99 dakikalık süresiyle bütün sınırları zorlayan halde ortaya çıkıyor. İkili (double) olarak piyasaya sürüldüğünde ticari getirisi beklenilenin de üstünde olurken müzikal kalitesi tartışmasız şekilde üst seviyede görülüyor.

Konsept albüm olarak hazırlanan albümde Güney Amerika'da mistik bir yolculuğa çıkan 6 adamın hikayesi anlatılıyor. Temelde Tanrı tarafından görevlendirilen Nahuel adlı bir gencin ve yoldaşlarının hikayesine odaklanan albüm tam anlamıyla bir Rock Opera tadında devam ediyor. Enstrümanların kullanımı had safhada iyi. Dinleyen pek çok insana göre açılış parçası Obertura bir takım gürültülerden ibaret gibi gelse de Nahuel'in hikayesinin önemli bir bölümü olarak hikayeyi başlatıyor.

Gitarların sıklıkla öne çıktığı ama hiçbir zaman liderliği eline almadığı, diğer enstrümanların ise parçaların her yerinde cesurca dolaştığı bir albüm Sudamérica - O El Regreso A La Aurora. Grubun ritim bölümünün işini iyi yaptığı parçalardaki melodik bölümlerden rahatlıkla anlaşılıyor. Nefesli çalgıların albüme sağladığı katkının büyük olduğunu söylemeden geçmeyelim.

ARCO IRIS

Gustavo Santaolalla / Akustik Gitar, 12 Telli Gitar, Elektro Gitar, Charango, Armonika, Vurmalılar
Ara Tokatlian / Flüt, Alto Saksafon, Tenor Saksafon, Soprano Saksafon, Klavye, Erke, Erkencho, Sicuri, Quena, Pincuyos, Vurmalılar, Sesler
Guillermo Bordarampé / Bass, Kontrbas, Vurmalılar, Sesler
Horacio Gianello / Davul, Vurmalılar

Konuk:
Danais Wynnycka "Dana" / Amancay'ın sesi
José Ferrari / Maestro'nun sesi

SUDAMÉRICA - O EL REGRESO A LA AURORA

01. Obertura (12:52)
02. La canción de Nahuel (5:53)
03. Canto del pájaro dorado (3:30)
04. Viaje astral (2:25)
05. Tema del Maestro (2:52)
06. Iluminación (1:59)
07. Gira (3:29)
08. Sígueme (1:48)
09. El negro (1:54)
10. Los campesinos y el viajero (2:18)
11. El estudioso (2:28)
12. Oración de la partida (2:53)
13. Epílogo: Salvense ya (3:02)
14. Recuerdo (3:43)
15. Canción de los peregrinos (2:34)
16. Amancay (2:09)
17. Hombre (17:10)
18. Deserción del viajero (3:00)
19. La duda de los campesinos (3:14)
20. El aliento de Dios (2:17)
21. El viajero delata a los peregrinos (6:52)
22. Persecución de los peregrinos (2:43)
23. Viaje por las galerías subterraneas (1:29)
24. Salida al inmenso lago - Iluminación (2:35)
25. Reencuentro con Amancay - Oremos (0:23)
26. Las colinas y el Maestro / Epílogo: Sudamérica (3:28)

27 Ekim 2022 Perşembe

Bram Stoker / Heavy Rock Spectacular (1972)

Grubun adından hemen anlaşılacağı üzere, başlangıçta Gotik tarza yakın bir müzik yapan Bram Stoker, 1969 yılında Bournemouth, İngiltere'de kuruldu. Albümü kaydetmeye başlayacakları yıla geldiklerinde müzikal çeşitliliklerini bir hayli arttırmışlardı. Psychedelic Rock, Klasik Müzik, Symphonic Rock gibi türleri Gotik ile birleştirerek kendilerine has bir müzikal anlayış geliştirmeyi başarabilmişlerdi.

Grubun önemli ismi olan klavyeci Anthony Bronsdon'ın aldığı klasik müzik eğitiminin hem grubun müzikal anlayışına hem de enstrüman kullanımlarının çeşitlilik gösterdiği bir yapıya katkısı büyüktü. Zaten birbirlerini tanıyan insanlardan kurulu olan grubun diğer elemanları da azımsanmayacak derece iyiydiler ve Bronsdon'ın enfes Hammond oyunlarına rahatlıkla eşlik edebiliyorlardı.

Albümün kaydedildiği yıla kadar müzik arenasında epeyce yol almış ve fazlasıyla beğenilmişlerdi. Sahne aldıkları yerlerde kendi parçalarının yanında hepsi birbirinden farklı cover parçalar da çalıyorlardı. Bram Stoker'ı takip eden dinleyicilerin sayısı gün geçtikçe artıyordu. Albüm kaydına girdiklerinde kayıtlar çok kısa sürede bitirilmişti. Sürenin kısa olması, parçaları uzun süredir birlikte çalıyor olmalarından kaynaklıydı. Albüm yayınlanana kadar da her şey yolunda gitmişti. Ama ne olduysa albümden sonra oldu ve grup dağılarak tek albümlü efsaneler listesindeki yerini aldı.

Heavy Rock Spectacular (albümün diğer bir adı da Schizo-Poltergeist'tır bu arada) az önce de bahsettiğimiz gibi pek çok farklı türden beslenerek gelişiyor. Bronsdon'ın Hammond ile yaptığı nefis çıkışlar, grubun ritim bölümünün melodik parçalardaki kusursuz birlikteliği, gitarın her duruma uyum sağlayan akıcılığı albümün neden başarılı olduğunu kısa şekilde özetliyor. Parçaları birlikte yazmalarının gruba büyük fayda sağladığı da görülüyor. Bütün enstrümanlar neyi neden yaptığını bilerek hareket ediyor albüm boyunca. 

Albümdeki tek eksiğin etkileyici bir vokal olduğu düşünülebilir. Ama yapılan birkaç dinlemeden sonra aslında vokale gerek bile olmadığı kanaatine hemen varılabilir. Özelliksiz ve sade vokalin etkileyici olduğu nadir albümlerden biridir, onu da ekleyelim.

Albümün baştan sona hiç durmadan, hareket halinde bir havası var. Durağanlaşan parçalarda bile ortaya çıkan melodik yapı sürekliliği sağlamaya yetip artıyor. Temponun yükseldiği yerlerde ise bambaşka evrenlere geziye çıkmış gibi hissettiriyor dinleyene. Prog Related'ın arşivde olmazsa olmaz albümlerindendir Heavy Rock Spectacular.

BRAM STOKER

Peter Ballam / Gitar
Anthony Bronsdon / Hammond Org, Klavyeler
John Bavin / Bass, Vokal
Rob Haines / Davul

HEAVY ROCK SPECTACULAR

01. Born to be free (3:43)
02. Ants (3:48)
03. Fast decay (3:49)
04. Blitz (5:33)
05. Idiot (4:28)
06. Fingal's cave (7:42)
07. Extensive corrosion (4:19)
08. Poltergeist (4:35)

13 Eylül 2022 Salı

21. Peron / 21. Peron (1977)

Milliyet
gazetesinin 1967 yılında düzenlemeye başladığı liselerarası müzik yarışmalarında boy gösteren genç gruplar sayesinde müziğimizin batı müziği ve özellikle rock ile etkileşimi artmış, dolaylı da olsa Unkapanı’nın müziğimizin gelişimine vurduğu ket de bir nebze yıkılmış. İşte 21. Peron da 1970 yılından itibaren katıldıkları bu yarışmalardan birbirlerini tanıyan Andreas Wildermann (klavye) ve Haluk Öztekin (gitar)’in yanlarına kattıkları Seyhan Eriş (gitar), Aron Serez (bass), Halil Yıldırım (davul) ve Alp Gültekin (keman) ile 1973 yılında kurularak, İzmir - Bornova’da çalışmalarına başlamış.

Yine Unkapanı sağ olsun (!) Anadolu Rock / Pop tıpkı günümüzde olduğu gibi saf rock dinleyicileri tarafından 70’lerde de hakir görülür oluşundan kaynaklı, müziklerinde bizden ezgileri bestelerini domine edecek şekilde değil bütünlüğü sağlayan motifler olarak kullanmayı tercih eden grup, Yes, Genesis, Gentle Giant etkileşimlerini cesurca sergilemekten geri durmamış. Hem enstrüman hakimiyeti hem de beste kabiliyetleri ile psychedelic’ten senfoniye uzanan tarzlarını; dönemin gruplarının yoğunluklu gitar, bass, davul ile sınırlı kalan unison  bestelerindeki kolaycılığa kaçmadan üzerine ciddi zaman harcadıkları, senkopların ve kontrapuanların havada uçuştuğu klasik batı esintileri ile harmanlamışlar.

Grup 1975’de isimlerini duyurmalarına ön ayak olacak dönemin müzik program yapımcıları Ümit Tunçağ ve İzzet Öz’ün desteklerini alarak aynı sene bu albümün ilk bölümü oluşturan parçaları canlı olarak 2 kanallı teybe kaydettiler. Ne miksleme, ne de hata yapma imkanları olmamalarına rağmen ortaya çıkan sonuçlar muazzam. (remaster işlemlerini kaset kayıtlarından yapmış olmaları da cabası) Tüm enstrümanların ve partisyonlarının bütünde yarattığı hissiyatın tarifinin zorluğunu geçtim, üzerinden geçen bunca yıla rağmen aynı havayı yakalayan grup sayısının bir elin parmaklarını geçmediği gerçeği hala baki.

İkinci bölüm, 1977 yılında ŞAT yapım stüdyolarında kayda aldıkları hem prodüksiyon kalitesi hem de ilk bölümü aratmayacak besteler ile bütünlüğünü hiç bozmadan devam ediyor. Tüm ekibi (neredeyse) net olarak duyabileceğiniz bestelerde solo enstrüman olarak sıra dışı biçimde Keman / Viola seçimi (ilk bölümde de böyle bu arada), bizden esintileri neden bu kadar iyi yansıtabilmiş olduklarının sonucu sanırım. Bu arada tamamı enstrümental olan yapıyı tek bozan parçanın da bu bölümde bulunması ve bunun nedenini hala “anlayamıyor” oluşum benim kaz kafalılığımdandır herhalde.

Memleketimizin müzik sohbetlerindeki kaçınılmaz “Ah başka ülkede olsalar, dünyaca ünlü olurlardı” eşiğine mutlaka meze edilmiş bir grup 21. Peron fakat saf Progressive Rock anlamında maalesef bu albümleri dışında adından bahsedebileceğimiz bir albümleri yok. Yaşadıkları türlü talihsizlikler (Eurovision ve darbe gibi) ve dönemin müzikseverleri tarafından anlaşılmamalarının sonucunda da “daha dinlenebilir şeyler lazım” diyerek uzaklaştıkları köklerine (tam anlamıyla) dönememelerini yadırgıyor olsam da yeniden toparlanıp yaptıkları besteleri ile günümüz gruplarına göre (hala) epeyce orijinal duruyorlar.

21. PERON

Andreas Wildermann / Org, Piyano
Haluk Öztekin / Gitar
Seyhan Eriş / Gitar
Aron Şerez / Bass
Halil Yıldırım / Davul
Alp Gültekin / Keman
Erden Erdem / Davul
Gökhan Akçay Bass, Vokal

21. PERON

01 - Anne 7:27
02 - 18400 TL 6:59
03 - F.M.O. ( Film Müziği Olabilir ) 2:49
04 - Petruşka 5:20
05 - Çocukluk Anılarım 4:13
06 - İnilti 2:44
07 - Beş 3:27
08 - Şarap Mahzeninde Gece2:39
09 - F.M.O. ( Film Müziği Olamadı ) 3:21
10 - Arap Bebeğin Dansı 5:04
11 - Anlatamıyorum 3:17
12 - Köy Düğünü 2:57


2 Eylül 2022 Cuma

Sebastian Hardie / Four Moments (1975)

Buffalo
ile yaptığımız Avustralya rock müziği girişine Sebastian Hardie ekini yapmazsak ayıp etmiş oluruz. Zira Sebastian Hardie bazı kesimlerce gelmiş geçmiş en iyi 2 Progressive Rock albümüne imza atmakla bilinirler. Bu fazlasıyla iddialı bir yaklaşım olmakla birlikte albümlerin kalitesi düşünüldüğünde hak verenler de olacaktır.

Grubun hikayesi 1967 yılında Peter Plavsic ve Graham Ford sayesinde başlar. İkili, Sebastian Hardie Blues Band adıyla yola çıkıyorlar. Başta yaptıkları müzik pek hoşlarına gitmiyor ama vazgeçmeye de meyilli değiller. 1968 yılında Peter'ın kardeşi Alex PlavsicAnatole Kononewsky ve Jon English'i de aralarına katarak grubun adını Sebastian Hardie olarak kısaltıyorlar. Rock coverları yaparak o dönem lokalde epeyce de ün kazanıyorlar. Öyle bir duruma geliyorlar ki Johnny O'Keefe'nin alt grubu olarak sahne almaya başlıyorlar. Ama sonrasında işler grup için pek iyi gitmiyor.

Önce Anatole ayrılıyor, eğitimine devam etmek için. Jon English de efsanevi müzikal Jesus Christ Superstar'da Judas rolünü oynamak için grubu bırakıyor. Alex ise başka bir grupla çalmaya başlıyor. Peter ise işin peşini bırakmıyor ve gösterdiği büyük çabayla birlikte grubu farklı bir formuyla yeniden oluşturuyor. Alex geri gelirken, Peter ve Graham de Tapestry'den Steve Dunne'yi Sebastian Hardie'ye davet ediyorlar. Bu dönemde grup cover grubu olmanın ötesine geçmeye çalışırken progressive denemelere girişiyorlar. 

Graham Ford ve Steve Dunne gruptan ayrılıp yerlerine Mario Millo ve Toivo Pilt geldiğinde ilk albümün çekirdek kadrosu oluşuyor. Uzun süre birlikte çaldıktan sonra ortaya çıkan parçalar grubu fazlasıyla memnun ediyor. Yaptıkları progressive denemeler sonuçlarını veriyor ve Sebastian Hardie, Avustralya'nın ilk Symphonic Rock ve Progressive Rock grubu olarak ortaya çıkıyor.

Albüme adını veren Four Moments 4 bölümden oluşuyor. Yes, Genesis ve Focus gibi grupların parçalarıyla yapısal benzerlikler içeren bu dörtlü gerçekten de oldukça başarılı. Four Moments'ın ardından gelen Rosanna da King Crimson'ın Epitaph'ı gibi. Daha iyi parçalar var tabi ama insanları kolayca etkileyebilen türde. Zaten etkilenme o kadar çok olmuş ki Rosanna gruba En İyi Enstrumental Single Ödülü'nü kazandırmış.

Albümün son parçası Openings ise tam bir Progressive Symphonic Rock klasiği. Enstrümanların yaratıcı kullanımı, fark ettirmeden dinleyiciyi zorlayan, yapısal olarak karmakarışık ama her şeyin derli toplu olduğu bir hale getiriyor parçayı.

SEBASTIAN HARDIE

Mario Millo / Gitar, Mandolin, Vokal
Peter Plavsic / Bass
Alex Plavsic / Davul, Vurmalılar
Toivo Pilt / Moog, Mellotron, Piyano, Org

FOUR MOMENTS

01 - Four Moments, Part 1: Glories Shall Be Released 6:42
02 - Four Moments, Part 2: Dawn of Our Sun 5:05
03 - Four Moments, Part 3: Journey Through Our Dreams 6:43
04 - Four Moments, Part 4: Everything Is Real 2:10
05 - Rosanna 6:01
06 - Openings 13:01

25 Ağustos 2022 Perşembe

The Electric Prunes / Release Of An Oath (1968)

Normalde yola Psychedelic Rock ve Garage Rock olarak çıkan The Electric Prunes, yenilikler peşinde koşarken, yaptıkları 1968 albümüyle tarihin ilk Symphonic Rock kayıtlarından birine imza atacaklarını kestirebilmişler miydi bilemiyorum. Ama yaptıkları en iyi işlerden biri bu olabilir.

1965 yılında Los Angeles, California'da kurulan grup başlangıçta Psychedelic Rock üzerinden gidiyordu. Başarılı çıkışlarının ardından 3. albüm kayıtlarının öncesinde tanıştıkları müzisyen David Axelrod grubun tarzını fena halde etkiliyor. Hatta o kadar etkiliyor ki grubun bu dönemi Axelrod Period olarak anılıyor. Psychedelic ve Baroque Pop'u Gregorian Müzik ile birleştirmek istedikleri sırada tanıştıkları Axelrod, çıtayı daha da ileri taşıyarak grubun müziğinin Symphonic Rock'a kadar uzanmasını sağlıyor. 3. Albüm Mass in F Minor tıpkı Os Mundi'nin albümünde olduğu gibi fena halde senfonik öğeler içeriyor.

Release Of An Oath ise 3. albümün yapısını temel alarak devam eden ama daha fazla oturmuş ve daha kaliteli bir albüm olarak çıkıyor karşımıza. Albümdeki parçalarda Gregorian müziği fazlasıyla hissetseniz de asıl tür Psychedelic ve Baroque Pop'tan beslenen bir Symphonic Rock'a dönüşmüş durumda. 60'ların sonundaki havayı size fazlasıyla hissettiren, kendi içinde geliştikçe gelişen, değiştikçe değişen bir albüm. Belki bu yapısıyla Progressive Rock'a bile selam verdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Albüm ile ilgili en önemli nokta aslında orijinal The Electric Prunes kadrosu ile kaydedilmemiş olmasıdır. Axelrod bir önceki albümle birlikte grubu neredeyse ele geçirmişti ve kendine ait beste ve sözleri yorumlatabileceği bir gruba çevirmişti. Orijinal kadrodan sadece Dick Whetstone vardı ve o da sadece vokal yapıyordu. Grubun diğer üyeleri ise Climax isimli Coloradolu bir grubun üyeleriydi.

Fuzz gitarlar ile ön plana çıkan parçalarda kendine has ve daha önce pek de duymadığınız yapılara rastlamak mümkün. Psychedelic'ten beslenmelerine rağmen hiç de Grateful Dead ya da Jefferson Airplane gibi değiller. İlk parça Kol Nidre enfes bir senfonik giriş ve klavye ile açılıyor. Eşlik eden gitarlar ve peşi sıra sizi dinginliğe sürükleyen kilise vokali ile yolunu fena halde değiştiriyor. Bu arada belirtelim, Kol Nidre bir Yahudi ezgisi (ya da duası)

Benzer bir yapıya sahip ama albümün tartışmasız en iyi parçası Holy Are You, tanrı göndermelerinin sık geçtiği, sadeliği ile sizi sürükleyen bir parça. Özellikle de klavyenin girdiği (ki bundan onca yılın ardından hala da emin değilim onlar klavye değil keman olabilir) bölümlerde farklı evrenlere geçiş yapıyorsunuz.

General Confessional, size kilisedeymişsiniz havası verirken bir anda karşınızda senfoni orkestrasıyla karşı karşıya kalmışsınız gibi hissettiriyor. Parçadaki davul bölümü hem fazlasıyla dikkat çekici hem de kilise havasını bir anda dağıtan bir yapıya sahip.

Rock'n Roll bir parça gibi başlayan Individual Confessional, kişisel açıdan, albümün en zayıf parçası. Kendinden önceki ve sonraki parçalar arasında bir köprü oluşturuyor ama o parçalara da fazlasıyla benzer bir durumda.

Klavye ve bass'ın ön sevişmesi kıvamında sürüklenen Our Father, Our King aynı etkiyle devam etmiyor. Parçada özellikle Whetstone'un vokali çok fazla öne çıkıyor. 

The Adoration ise Progressive Rock'u fazlasıyla size hissettiren bir parça. İniş çıkışlarıyla havanızı anında değiştirip sizi kendisini dinlemeye zorluyor. Albümün en iyi ikinci parçası olabilir.

Closing Hymn adından da anlaşılacağı üzere kapanışa uygun bir ilahi kıvamında. Ama öyle vokallerle bezenmiş bir şey de beklemeyin. Gitarın fazlasıyla öne çıktığı değişik ve etkili bir tarzı var.

THE ELECTRIC PRUNES

Richard Whetstone / Davul, Vokal
Howard Roberts / Gitar
Louis Morell / Gitar
Don Randi / Klavye
Carol Kaye / Bass
Earl Palmer / Davul
Gary Coleman / Vurmalılar

RELEASE OF AN OATH

01 - Kol Nidre 4:14
02 - Holy Are You 4:05
03 - General Confessional 4:15
04 - Individual Confessional 2:10
05 - Our Father, Our King 3:10
06 - The Adoration 3:48
07 - Closing Hymn 2:53


7 Temmuz 2009 Salı

Ramses - La Leyla (1976)

Öncelikle bu muhteşem blog'a ilk defa albüm eklemenin heyecanını yaşarken, "hangi albümü koymalıyım?" sorusu ile uzun süre bocaladığımı itiraf etmek istiyorum. Sonuç olarak Hannover'in güllerinden Ramses'in ilk albümü olan La Leyla’da karar kıldım.

Efendim Hannover'in ücra köşesinde doğan Langhorst biraderler bu leziz grubun beyni olup, çocuklukları boyunca mahallenin büyük abileri Eloy ve Jane dinleyerek büyüdüklerini tahmin ediyorum. Bu dinlemeler boyunca çağrışan beyinleri ilk albümün omuriliğini oluşturmuş ve evlerinin bir odasında şarkıların tamamına yakınını bestelemişler sonra diğer elemanları bulup progressive rock tarihinin en verimli yıllarından olan sevgili 1976 yılında La Leyla isimli albümü piyasaya çıkarmışlar.

Albüme kabaca bir bakacak olursak biraderlerin dümenindeki keyboard ve gitar tamamen domine ediyor albümü; davulun müziği idare edecek kadar çalması kabul edilebilir belki ancak vokal'in yetersizliği malesef bas bas bağırıyor.

Açılış parçası "Devil Inside" grubun karakterini en güzel anlatan parça sanırım; gitar ve keyboard şarkıyı alıp götürüyor hatta sonlara doğru synthesizer sazı tamamen eline alıp gitara yeter kes diyor.

La Leyla'ya gelince şarkıya olan saygımdan yeni bir paragraf açmalı dedim. Hammond var, bass var, davul var ama öyle bir gitar var ki tekme tokat giriyor şarkıya bir anda darma duman ediyor dinleyenleri. Tek gitarlı grupların yaşadığı sahne problemlerinden biri stüdyo kayıtlarında çift gitar kullanmalarıdır, bu şarkının girişinde çift gitar ile solo atılmış çok da iyi olmuş ancak bir konser versiyonlarını dinledim tam bir hayal kırıklığı...

Yumuşak bir soundu olan bu güzide grubun dinlenimi kolay bu albümünün diğer parçaları da oldukça melodik ve dinleyiciyi kasmayan yapıya sahip. "Someone Like You" isimli parçanın ortalarındaki bir melodinin buram buram Moody Blues tattığını tüm dinleyenlerin fark edeceğini düşünüyorum.

Özellikle Alman Prog. Rock'ını sevenlere bu albümü tavsiye ediyorum. Sadece La Leyla'nın yüzü gözü sebebiyle dinlenilmesi gerekir. Keyifli dinlemeler.

RAMSES

Norbert Langhorst / Gitar
Winfried Langhorst / Klavye, Vokal
Hans D. Klinkhammer / Bass
Herbert Natho / Vokal
Reinhard Schröter / Davul

LA LEYLA

01 - Devil Inside (4:45)
02 - La Leyla (7:25)
03 - Garden (5:03)
04 - War (6:25)
05 - Someone Like You (8:13)
06 - American Dream (5:00)

22 Ekim 2008 Çarşamba

Museo Rosenbach - Zarathustra (1973)

Efendim, düşündüm de Museo Rosenbach’ sız İtalyan senfonik etiketi olmaz, ekleyeyim dedim hazır bu aralar yazmaya vakit ayırabiliyorken. Sene 2005, günlerden Cumartesi ya da Pazar. Albüm daha yeni elime geçmiş, gece adamakıllı dinlememişim sabaha bırakmışım. Gözlerimi açtığımda müthiş bir bas armonisi ve bununla birlikte tüyler ürpertici mellotron ezgileri duyumsadığımı hatırlıyorum. Çıkmadım yatağımdan. Üzerim örtülü, gözlerim kapalı dinledim sonuna kadar. Unutamayacağım uyanışlardan biriydi kesinlikle. Ama benden önce davranıp bu nadide eseri dinlemeye koyulan kişi babamdı. Salonda her zamanki yerinde, elinde gazetesi ve yanında sabah kahvesiyle. Buradan saygılarımı sunuyorum kendisine. Evet. Kafa ütülediğimin farkındayım. Hemen bırakıyorum ve konuya dönüyorum. İtalyan senfonik akımının başyapıtlarından biri olan bu albümün kayıtları 1972 yılına dayanır. Grup daha önceleri Deep Purple, Uriah Heep gibi grupların parçalarını yorumlarken zamanla kendi çizgilerini bulmuş ve daha deneysel öğelere yer vermeye başlamışlardır. Senfonik müziğin yanında dark ve heavy prog. elementleri albümün konseptine yaraşır bir biçimde harmanlanmıştır. Bahsi geçen konsept, Friedrich Nietzsche’nin Zerdüşt adlı eserindeki “üstün insan” kavramına dayanmaktadır. 20:54 lük “Zarathustra” progresif tarihindeki en güçlü giriş parçalarından biridir. Yer yer karanlık atmosferi, tumturaklı vokali ve caz geçişleriyle müzik adına yirmi dakikalık bir gezintiye çıkarır dinleyiciyi. Bir o kadar yorucudur da. Sıkmaz insanı. Ama yorar. “Degli Uomini” ağabeylerin diğer bir senfonik caz çalışması. Neşelidir. Melodileri kendine eşlik ettirir. “Della Natura” albümün en kompleks parçasıdır. Atakları ve geçişleri boldur. Anlatılmaz dinlenir denecek cinsten. Adeta bir progresif dersidir. “Dell' Eterno Ritorno” albümün kapanış parçası. Sert riffleri, yüksek temposu ve aksak davuluyla giderayak dinleyiciyi dumurdan dumura uğratır. Ehemmiyetle dinlenilmelidir. MUSEO ROSENBACH Giancarlo Golzi / Davul, Vokal Alberto Moreno / Bas Gitar, Piyano Enzo Merogno / Gitar, Vokal Pit Corradi / Mellotron, Hammond Stefano Lupo Galifi / Vokal ZARATHUSTRA 1 - Zarathustra a) L'Ultimo uomo (3:57) b) Il re di ieri (3:12) c) Al di la del bene e del male (4:09) d) Superuomo (1:22) e) Il tempio delle clessidre (8:02) 2 - Degli Uomini (4:01) 3 - Della Natura (8:24) 4 - Dell'Eterno Ritorno (6:15)

4 Ekim 2008 Cumartesi

Queen - Queen II (1974)

Progresif severlerin (özellikle 70’lerin müptelası olmuş kısım) ne denli haz ettikleri bir gruptur bilmiyorum ama bence o dönemin çok ötesinde bir müzik yaptıkları aşikardır. Açıkçası benim tanışmam (tıpkı bundan öncekiler gibi) çok eskilere dayanmıyor. Cyphre sayesinde tanıdığım bir metalcore grubunun coverladığı “Bicycle Race”i dinlemem kısmen ön yargılarımı yıkmamı sağlamıştı. (fevkalade stereo oyunlarıyla bezenmiş bir parçadır kendisi) Tüm ön yargılarımdan kurtulmam “Bohemian Rhapsody”i dinlememle gerçekleşti. Sonra baştan başlayarak diskografilerini yoklamaya başladım ki takıldığım albüm tam da Queen II oldu. Açılış introsundan “Father to son”a geçişle başlayan bir transition obsesifliği neredeyse albümün tamamına yayılmış durumda. Mercury hiçbir hemcisinde (sanırım Jon Anderson’ı ayrı tutmak lazım) rastlayamayacağınız tizlikte bir sese sahip. Hayal bile edemeyeceğimiz notaları basmakta zerre zorlanmayan bir gırtlağa sahip. (toprağı bol olsun diyelim) White Queen ve The March of The Black Queen arasında yapacağınız karşılaştırmalar, sesi hakkında daha fazla bilgi sahibi olmanıza yetecektir. Brian May, kendi üretmiş olduğu gitarı Red Special ve kullandığı ilginç synthesizerlarla ön plana çıkıyor. Some Day One Day de onun tamamen besteleyip sesini verdiği parça. Hoş bir ballad. Roger Taylor grubun asi çocuğu, türlü çığlıklarla agrasyonun boyutlarını artırmakta ayrıca annelere ithaf ettiği The Loser in the End i besteleyip vokallerini yapmış kişi. Davul partileri zaman zaman çok yavan gelmesine rağmen, neredeyse hiç mi hiç sırıtmamıştır grup tarihi boyunca. John Deacon ölesiye mütevaziliğinin ardında yatan müzikal açlığını bestelerde göstermiştir. Bas partileri Brian May den yana kalmaz güzellikte ve yaratıcılıktadır. Albüm baştan sona şaheserlerle bezenmiş, en önemlileri de saykodelyayı damarlarınızda hissedebileceğiniz The Fairy Feller’s Master Stroke ve Mercury ‘nin bestesi olan (mutlaka ağzınıza yapışacaktır) Funny How Love Is ile birlikte White Queen ve The March of the Black Queen ikilisi (Mercury nin iki parça arasındaki vokal farklılıklarına dikkat etmenizi öneririm) ve son olarak Ogre Battle ki erken dönem nwobhm çalışmalarına örnek olabilecek agrasyon ihtiva etmektedir. QUEEN Freddie Mercury / Vokal, Piyano, Harpsikord Brian May / Gitar, Piyano, Zil, Vokal Roger Taylor / Perküsyon, Çığlıklar, Vokal John Deacon / Bass, Akustik gitar QUEEN II 1 - Procession (1:12) 2 - Father to Son (6:12) 3 - White Queen (As It Began) (4:33) 4 - Some Day One Day (4:21) 5 - Loser in the End (4:01) 6 - Ogre Battle (4:08) 7 - Fairy Feller's Master-Stroke (2:39) 8 - Nevermore (1:17) 9 - March of the Black Queen (6:03) 10 - Funny How Love Is (3:14) 11 - Seven Seas of Rhye (2:48)

19 Eylül 2008 Cuma

Jacula - Tardo Pede in Magiam Versus (1972)


Ya, ben bu albümü ne zaman dinlesem aklıma Christopher Lee & Peter Cushing ikilisinin oynadığı Horror Express geliyo. Hiç alakası yoktur oysa filmle. Hatta film albümden sonra vizyona girmiştir. Lakin verdiği atmosfer öylesine uygundur ki o filme insan "keşke.." der, "...keşke filmde kullansalardı bu albümü!"

İtalyan senfonik rock grubudur Jacula. Kilise müziği bu albümün temelini oluşturur. Baştan sona hemen her parçada kilise orgu kullanılmıştır. En zor albümlere alışık rock dinleyenleri bile kendine bağlaması uzun süre alabilir ama bu kötü olmasından değil üzerine çalışılması gerektiğindendir. Vokal ilk iki parçada sıklıkla duyulur, geri kalanında söz genel olarak müziğindir. Doris Norton'un hakkını bu noktada vermek gerekir. Zira öyle bir sesi ve vokal tekniği vardır ki dinlerken acı çeken bi ruhun yakarışlarını duyarsınız; canınız sıkılır, moraliniz bozulur, bi kasvet çöker üzerinize. İkinci parçada Bartocetti'nin geri vokalleri de Norton'un tamamlayıcısı niteliktedir ve gözleriniz önce tavana takılır sonra da ortalıkta ip ararsınız. Vokalin söyleyeceği sözleri doruk noktasına getirmesinin hemen ardından giren kilise orgu sizi canınızdan bezdirir. Albümün dinlenmesi bittiğinde bi 45 dk. kadar dinlenmek ve boşluğa doğru sabitçe bakmak gerekebilir. İlk dinleyişin ardından ikinci dinleme uzun bi süre sonraya kalabilir belki ama mutlaka yinelenecektir ve sıklıkla dinleme arzusu duyulacaktır.

Bu elemanların ilk albümü değildir Tardo Pede Im Magiam Versus. In Cauda Semper Stat Venenum'dur ilk albüm ve bunun kadar iyi olmasa da şaane'dir o da. Yalnız o albümde vokal Bartocetti'dedir ve Norton sadece davul ve synthisizer ile ilgilenmektedir. En başta söylenmesi gerekeni en sona bıraktık belki ama unutmadık da neticede. Grubu bir araya getiren Antonio Bartocetti'dir ve 1968 yılına denk düşer kuruluşu. İlk albüm 1969'da yayınlanır. Tanıtımını yaptığımız bu albümün ardından da grup adını Antonius Rex olarak değiştirerek yoluna devam eder. İlginç olan Jacula'nın Antonius Rex'den daha kaliteli albümler kaydetmiş olmasına rağmen Antonius Rex'in daha çok tanınmış olmasıdır.

JACULA

Antonio Bartoccetti / Vokal, Gitar, Bass
Doris Norton / Vokal, Synths
Albert Goodman / Davul
Charles Tiring / Kilise Orgu, Piyano

TARDO PEDE IN MAGIAM VERSUS

1 - U.F.D.E.M. (9:02)
2 - Praesentia Domini (10:58)
3 - Jacula Valzer (6:21)
4 - Long Black Magic Night (6:21)
5 - In Old Castle (9:36)