Folk Rock etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Folk Rock etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ekim 2023 Pazar

Royal Servants / We (1970)

1965 yılında Almanya'da kurulan Royal Servants başlangıçta Beat müzik ile ilgilenen, popülerleşmeye çalışan bir gruptu. Zamanla Beat'ten kopup Blues Rock'a ardından da Progressive Rock ve Psychedelic Rock'a yöneldiler. 1970 yılında kaydettikleri tek albümle, çok büyük işler başaramamış olsalar da bir sonraki grup olan efsanevi Eulenspygel için bir basamak oldular. Grubun elemanları Royal Servants'ın daha fazla ilerleyemeyeceğine karar verip Eulenspygel'e evrilme kararı alıyorlar.

Fakat bu noktada Royal Servants'ın varlığı çok önemli. Çünkü Eulenspygel'in başarısının arkasındaki sır Royal Servants'ın türler arasındaki geçişleri, denemeleri ve başarılarında gizli. Tabi ticari bir başarıdan bahsetmiyoruz çoğunlukla olduğu gibi. Kendilerine ait bir kitle oluşturma, kendilerini öne çıkarabilme konusunda başarı sağlamışlar.

Beat, Blues Rock, Psychedelic Rock ve Progressive arasında yaptıkları geçişlerle hem 60'ların sonundaki bu dönemin ruhunu, hissiyatını anlatan en iyi örneklerden birine imza atıyorlar hem de popülerlik kaygısı güderek bunu genele yaymak için çabalıyorlar. İkinci kısımda çok başarılı olamasalar da ilk kısmı bile yeteri kadar iyi bir yerde tutmamızı sağlıyor Royal Servants'ı.

1970 tarihli ilk ve tek albüm We, grubun Progressive Rock'ı tanıdığı ama yanı sıra  Jazz Rock, Folk Rock, Country Rock, Latin Rock gibi türlerden etkiler taşıyan ve biraz da Pop Rock olarak nitelendirebileceğimiz parçalara sahip. Geçiş albümlerinden biri de diyebiliriz We'ye. Grubun kendini ve türleri tanıması, karalarını belirgin bir zemine oturtmasını sağladığı albüm gibi de görünüyor. Zaten bu albümden hemen sonra Almanca'yı kullanarak Eulenspygel'in ilk albümünü kaydediyorlar ve albüm burada edinilen deneyimlerin bir toplamı olarak karşımıza çıkıyor.

Royal Servants'ın bu tek albümüne çok büyük anlamlar yüklemeye gerek yok, çok kaliteli ve muhteşem bir albüm değil elbette. Ama 60'ların sonuna tarihlenen dönemin geçişlerini, anlamını çok iyi yansıtan albümlerden biri olarak arşivde yer alması gereken albümlerden biri olduğunu söylemek gerek. Pop ile Progressive Rock arasında iyi bir köprü oluşturarak, müziği hafifletmeden sağlam bir iş ortaya koyduklarını rahatlıkla söyleyebiliriz. Krautrock'ın başlangıcında da kendine yer bulan albümlerden olduğunu da belirtelim.

ROYAL SERVANTS

Detlev Nottrodt / Vokal, Lead Gitar, Ritim Gitar
Manfred Maier / Vokal
Ronald Libal / Bass
Günther Klinger / Davul, Vurmalılar
Matthias Thurow / Lead Gitar, Ritim Gitar
Reinhard Hetzinger / Org
Peter Mayer / Piyano, Org, Vibraphone
Cornelius Hauptmann / Transverse Flüt

WE

01 - Work Part II (5:20)
02 - We (9:15)
03 - Someone to Be With Me (2:48)
04 - Latin Underground (12:40)
05 - Here's Where I'm Gonna Stay (2:57)
06 - Private Man (2:43)
07 - Doomsday Up to Date (1:57)

30 Eylül 2023 Cumartesi

The Ghost / When You're Dead - One Second (1970)

1969 yılında İngiltere'de kurulan The Ghost'un ilk adı Holy Ghost. Ama Kutsal Hayalet ismi o dönemlerde tepkilerle karşılaşacağı için kısa sürede değiştirmişler ismi. Dönemin pek çok grubunda olduğu gibi The Ghost ile ilgili bilgilerimiz de kısıtlı. 1969 yılında kurulduktan hemen sonra çıkardıkları single'ın ardından albüm kayıtlarına başlıyorlar. 1970 yılında albüm piyasaya sunulduktan hemen sonra da grupta çatırdamalar başlıyor. 2 Lead vokalden kadın olanı Shirley Kent gruptan ayrılıyor. Grup bunun ardından adını Resurrection olarak değiştiriyor ama herhangi bir başarı ya da çıkış yakalayamıyorlar. Bu noktada grubun Shirley Kent'e bel bağlayan bir grup olduğu düşünülmesin! Muhtemelen kadın kendisine daha az yer verildiği için gruptan ayrılmıştır diye tahmin ediyoruz. Zira albümde daha çok erkek lead vokal Paul Eastment'ın sesi öne çıkıyor.

Eastment'ın da Black Sabbath gitaristi Tommy Iommi'nin kuzeni olduğunu ekleyelim. Lead vokal yanında grubun lead gitarlarının da sahibi olan Eastment, Iommi kadar olmasa da oldukça başarılı bir performans sergiliyor albümde.

Grubun temel müzikal anlayışı Psychedelic Rock'a dayanıyor. Hem de öyle İngiliz tipi ya da Avrupa tarzı bir Psychedelic değil bu. Bildiğin San Fransisco tarzı bir Psychedelic ve Acid Rock'tan besleniyorlar. Üzerine yine Shirley Kent sayesinde olduğunu tahmin ettiğimiz Folk Rock eklenince etkileyici bir sonuç çıkıyor ortaya. Kent'in akustik gitar ve tef eklentisi Psychedelic tarzın içerisine bir miktar yumuşatma etkisi katarak değişik bir hava yaratılmasını sağlıyor.

When You're Dead - One Second albümünün oldukça tuhaf bir çekiciliği var. Albüm kapağına baktığınızda kafanızda canlanan korkutucu ya da endişe verici hava albümde yok! Ama sert ve sağlam bir albüm. Çok umut dolu falan da diyemeyiz albüm için. Ama etkileyici özelliklere sahip, kendi tarzına hakim ve sıkıcı olmaktan çok uzak bir albüm olduğunu açıkça belirtebiliriz.

Tarzların ve türlerin karıştırılmasını sevmeyenler için çekici bir albüm olmayabilir. Ama İngiltere'den çıkma, Frisco tarzı Flower Power etkili Psychedelic Rock ve Acid Rock yapan, yaptıkları müziğe Folk Rock sosu ekleyen ve durmak bilmeyen bir grup için fazlasıyla çekici bir albüm.

THE GHOST

Terry Guy / Org, Piyano
Shirley Kent / Lead Vokal, Akustik Gitar, Tef
Paul Eastment / Lead Vokal, Lead Gitar
Daniel MacGuire / Bass
Charlie Grima / Davul, Vurmalılar

WHEN YOU'RE DEAD - ONE SECOND

01. When You're Dead (4:25)
02. Hearts And Flowers (2:54)
03. In Heaven (3:21)
04. Time Is My Enemy (4:06)
05. Too Late To Cry (5:04)
06. For One Second (5:25)
07. Night Of The Warlock (4:22)
08. Indian Maid (4:21)
09. My Castle Has Fallen (2:57)
10. The Storm (3:36)
11. Me And My Loved Ones (4:09)
12. I've Got To Get To Know You (4:02)

28 Eylül 2023 Perşembe

Goliath / Goliath (1970)

Haklarında hiç bilgimiz olmayan gruplardan biri de Goliath. 1969 sonu gibi bir araya geldikleri, 1970 yılında bir albüm yayınladıkları ve hemen ardından da dağıldıkları dışında neredeyse hiç bilgi sahibi değiliz. Grubun vokali Linda Rothwell'in 1967 yılında The Lemon Line adlı bir grupla tek, Goliath'ın dağılmasının ardından 1972 ve 1973'te solo olarak birer single yayınladığını biliyoruz. Diğer elemanlarla ilgili bilgiye ulaşmak imkansız gibi.

Goliath, içerisinde hafiften Jazz etkileri bulunan bir Crossover Prog yapıyor. Yoğun ve canlı parçalara sahipler. Maajun (A Taste of Tangier) hariç tüm parçalar kendilerine ait. Maajun ise Folk ve Blues emektarı Davy Graham'in parçası ki onu da oldukça değişik bir versiyonla albüme koymuşlar.

Goliath hakkında çok bilgi olmamasına rağmen, haklarında çok fazla atıp tutma durumu vardır. Kimisi Affinity ile karşılaştırır. Kimisi Linda Rothwell'i Jefferson Airplane'den Grace Slick ya da Delivery'den Carol Grimes ile aynı yere koyar falan. Benzer yanlar, yakınlaştıkları yerler olmakla birlikte tam da öyledir diyemiyoruz. Hem bahsi geçen grup ve isimlerin kendi farklılıklarını ortaya koymuş olmaları hem de Goliath'ın onlardan farklı bir yerde durması bu konuyu iyice karıştırıyor.

Linda Rothwell'in ilgi çekici ve hoş bir sesi olduğunda hemfikiriz. Sesini çok iyi kullandığı da ortada. Ama kendine has şekilde geliştirdiği tarzını kalkıp Grace Slick ya da Carol Grimes ile karşılaştırmak da saçma. Diğer yandan Affinity ile aynı kefeye konuluyor bazıları tarafından da Goliath. Evet, her ikisinde de kadın vokal var ve evet benzeşen yanları da var ama karşılaştırılacak kadar da değiller. Her ikisinin de içerdiği Jazz, Blues, Folk öğeleri oldukça farklı. Zaten Goliath'taki Jazz, Affinity'e oranla daha belirgin bir yönde ilerliyor.

Albümdeki besteler çok muhteşem işler olmasa da işleme yönteminden dolayı öne çıktıklarını da yadsıyamıyoruz. Zaten grubun farklı tür ve tarzlardan beslenen bir yapısı olduğu düşünüldüğünde içerdiği bu parçaların işlenmesi mevzusu daha bir anlaşılır oluyor.

Flüt ve saksafonun hoyratça ama etkili kullanıldığı albümde gitarların azlığı ve klavyenin olmaması değişik bir hava katıyor. Folk değil ama Folk içeriyor, Blues değil ama içinde Blues da var, Jazz değil de Jazz'ı da içeriyor işte. Dinlemesi keyifli, hoş ve kendini tekrar dinlettiren albümlerden. Kesinlikle bir başyapıt değil ama ortalamanın da çok üzerinde bir albüm.

GOLIATH

Linda Rothwell / Vokal
Malcolm Grundy / Gitar
Joseph Rosbotham / Nefesli Çalgılar
John Williamson / Bass
Eric Eastman / Davul, Vurmalılar

GOLIATH

01. Port And Lemon Lady 4:05
02. Festival Of Light 4:58
03. No More Trash 3:43
04. Hunter's Song 9:54
05. Men 3:43
06. I Heard About A Friend 4:31
07. Prism 6:06
08. Emerge, Breath, Sunshine, Dandelion 3:32
09. Maajun (A Taste Of Tangier) 4:30

22 Eylül 2023 Cuma

Supertramp / Supertramp (1970)

Supertramp
de blogda ağırlamayarak ayıp ettiğimiz gruplardan. Zamanında iyi bir ivme yakalamış, benzerlerinden farklı olarak ticari başarıyı da elde edebilmiş Supertramp 1969 yılında İngiltere'de kuruldu. Klavyeci Rick Davies, 1960'ların ortalarından sonra, Londra'da The Joint adında bir grupta çalıyordu. Davies, grubun albüm çıkaramayacağı kesinleştiğinde alelacele ayrıldı. O sırada Roger Hodgson ile tanışmışlardı. Hem frekansları hem de müzikal bakış açıları uyum sağlayınca Davies ve Hodgson, birlikte müzik yapmaya karar verdiler ve 1969 yılında Supertramp'ı kurdular.

1 yıl sonra albüm kaydına başlamışlardı bile. Kayıtlar 6 hafta sürdü. Ortaya çıkan iş hem Davies'i hem de Hodgson'ı memnun etmişti. Ama önemli olan önce yapımcı firmanın sonra da dinleyicilerin beğenmesiydi. Neyse ki çok büyük sorun yaşamadılar ve albüm ortalamanın üzerinde bir ticari başarı elde ederken, Supertramp'in Avrupa ve Amerika'da tanınmasını sağlamıştı. İşin tuhaf yanı, İngiltere listelerine hiçbir şekilde giremeyen albümün Amerika'da Billboard 200 listesinde 175. sıraya kadar yükselmesi. O dönem İngiltere'deki müzikal üretimin ve çeşitliliğin had safhada olduğu düşünüldüğünde normal karşılanabilecek bir durum gibi görünse de gerçekten de iyi bir albüm ile ortaya çıkan Supertramp'in ciddiye alınmaması anormal gibi geliyor insana.

Diğer yandan, Supertramp müziğindeki popüler kaygıların sıklıkla hissedildiği melodik bölümlerden kaynaklı olabilir bu durum. Gerçi bu fikir sonraki albümler için daha geçerli. İlk albüm diğerlerine oranla daha farklı.

Albüm temelde Progressive Rock janrına dahil edilirken içerisinde bolca Psychedelic Rock, Blues Rock ve Folk Rock öğeleri bulunur. Zaten grubun sonraki albümlerinden farklı kılan da budur bu albümü. Hiç öyle dinleyiciye oynayalım havaları yoktur. Kendi hallerinde ve kendileri için müzik yapmış gibidirler. Bu nedenle de etkileri bir hayli ileridir. Minimalist doğaçlamalarla doludur her yeri. Benzerlikler arandığında Yes ve Genesis'in ilk albümleri gösterilebilir. Ama daha Psychedelic bir hava ile kaplıdır Supertramp albümü.

Albümdeki enstrümantasyon pek çok albümde görülenden daha iyi. Arada alışkın olmadığımız bir vokal tarzını henüz geliştirememiş Roger Hodgson sesleri var. Sonraki albümlerde kullandığı tarzın gerçekten de ham bir hali bu. Ama bir yanıyla da böylesi daha iyi dedirtecek cinsten.

SUPERTRAMP

Roger Hodgson / Vokal, Bass, Flageolet, Akustik Gitar, Çello
Richard Palmer / Elektrikli Gitar, Akustik Gitar, Balalaika, Vokal
Richard Davies / Org, Piyano, Elektrikli Piyano, Armonika, Vokal
Robert Millar / Vurmalılar, Armonika

SUPERTRAMP

01 - Surely 0:30
02 - It's a Long Road 5:26
03 - Aubade 0:48
04 - And I Am Not Like Other Birds of Prey 4:28
05 - Words Unspoken 3:58
06 - Maybe I'm a Beggar 6:48
07 - Home Again 1:14
08 - Nothing to Show 4:55
09 - Shadow Song 4:20
10 - Try Again 12:03
11 - Surely 3:08

11 Eylül 2023 Pazartesi

Moby Grape / Moby Grape (1967)

Psychedelic Rock
'ın köklerini saldığı San Fransisco çıkışlı olan Moby Grape, adı çok fazla anılmasa da aslında türün hem en iyi örneklerinden hem de en önemlilerinden biridir. Psychedelic Rock'ın emekleme aşamalarında ortalıkta olan grup sağlam bir müzikal alt yapıya ve hepsi kendi enstrümanlarında ustalaşmış müzisyenlere sahiptir. Diğer Psychedelic gruplarından farklı olarak Moby Grape müziğinde daha fazla Folk, ekstradan Country ve bolca Rock'n Roll bulunur.

Moby Grape'in bir başka ayırt edici özelliği ise tüm üyelerinin Lead Vokal oluşudur. Çok az sayıda grupta görülen bu özellik, grubun vokal seslerinin farklı olmasından kaynaklı olarak gruba büyük bir avantaj sağlar. Aynı zamanda tüm elemanlar, parçaların yazım sürecine de dahil oldukları için iş daha fazla içselleştirilmiş olarak ortaya çıkar.

Gruptaki başkaca önemli bir özellik de Skip Spence'in yer almasıdır. Profesyonel kariyerine Quicksilver Messenger Service'de gitar çalarak başlayan, Jefferson Airplane'e transfer olup grubun ilk albümünde davul çalarak yer alan Spence, Moby Grape'te de efsanevi bir duruş içerisindedir. Tabi kısa sürmüştür, akıl sağlığının yerinde olmadığını söyleyerek ilk albümden sonra gruptan ayrılmıştır. Tam da bu noktadan sonra Moby Grape için saçma sapan bir dönem başlar. Normalde en üstte yer alabilecek bir grupken en altlara kadar düşerler. Müzikal açıdan bir sorun yoktur, gayet iyi ve diğerlerine oranla daha değişiktirler. Ama performans sergileme konusunda geride kalırlar.

Bunun en büyük sebeplerinden biri eski menajerleri ile olan anlaşmadan kaynaklanır. Onlarca yıl süren mahkeme süreci Moby Grape'in moralini fena halde etkiler. O aralarda verdikleri yanlış kararlar da üzerine tuz biber olur. Bu haldeyken yaptıkları müzik, potansiyellerinin çok çok aşağısındadır.

Bütün bu olumsuzluklara rağmen çıkış albümleri yaptıkları en iyi iştir. Gerçi tüm bu olan bitenin başında olduğu için çok fazla etkilendikleri bir dönem de değildir. Psychedelic Rock'un Acid Rock ile birbirine tutunarak gittiği bir yolda, Country ve Folk ezgileri ile yapılarını kullanarak, içine hafif (göze batmayacak kadar) popülizm ekleyip Blues köklerine bağlı kalarak yaptıkları ilk albüm grubun en iyi işidir.

MOBY GRAPE

Peter Lewis / Gitar, Vokal
Jerry Miller / Gitar, Vokal
Don Stevenson / Davul, Vokal
Bob Mosley Bass, Vokal
Alexander "Skip" Spence / Gitar, Vokal

MOBY GRAPE

01 - Hey Grandma (2:43)
02 - Mr. Blues (1:58)
03 - Fall on You (1:53)
04 - 8:05 (2:17)
05 - Come in the Morning (2:20)
06 - Omaha (2:19)
07 - Naked, If I Want To (0:55)
08 - Someday (2:41)
09 - Ain't No Use (1:37)
10 - Sitting by the Window (2:44)
11 - Changes (3:21)
12 - Lazy Me (1:45) 
13 - Indifference (4:14)

15 Ağustos 2023 Salı

Titanic / Titanic (1970)

Oslo, Norveç'te kurulan Titanic dönemin en etkili ama az bilinen gruplarından biri. Norveç'in Progressive Rock ile olan ilişkisi ortada ama tam anlamıyla da bir Progressive Rock'ın çıktığı, türediği, geliştiği yer gibi tanımalamalar yapamayız. Fakat Titanic bu konuda hem Norveç'ten çok önde hem de neredeyse tüm grupların bütün etkilerini aşmış bir durumdalar. Bu adı sanı şimdilerde pek bilinmeyen grup aslında Progressive Rock'ın gelişimine katkı sağlayan başlıca gruplardan biridir.

1969 yılında kurulduklarında nihai amaçları Psychedelic Rock, Folk Rock gibi türlerden beslenen bir Hard Rock yapmakmış. Doğal olarak Led Zeppelin, Deep Purple gibi gruplardan etkileniyorlar. Ama iş kendi müziklerini yapmaya geldiğinde işi biraz daha öteye taşıyıp hem kendilerine has bir yapıya büründürüyorlar hem de Progressive Rock'a katkı sağlayan bir tarz yaratıyorlar.

Bu noktada belirtmek gerekir ki tam anlamıyla bir Progressive Rock'tan da bahsetmiyoruz. Ondan dolayı da çeşitli kaynaklarda grubun türü Prog Related olarak belirtilir. Yanlış değildir. Ama belki eksiktir denilebilir. Progressive eğilimleri olan Psychedelic kökenli bir Hard Rock grubudur çünkü Titanic.

Başarılarının en büyük sırrı muhtemelen İngiliz bir vokalist olan Roy Robinson ile çalışıyor olmalarıdır. Adamın doğal olarak sağlam olan vurguları albüme ve gruba çok şey katmakta. Diğer yandan grubun enstrümanları da muhteşem denilebilecek denli iyiler. Klavyeler albümün yönünü belirlerken gitarlar tüm yırtıcılıkları ile ortalığı darmaduman ediyorlar.

West Coast'tan farklı bir Psychedelic Rock tarzları var ama ara ara oradan da izler yakalamak mümkün oluyor bu ilk albümde. Hatta ilk parçadan belirgin bir şekilde Born To Be Wild etkisi ve melodileri duyuyorsunuz. Genel olarak coşkulu, bazı yerlerde fazlasıyla enerjik ve ara ara da melodik yönleri öne çıkan sağlam albümlerden.

Daha sonraları yayınladıkları albümlerin daha bir Progressive'e bürünerek Heavy Prog olduklarını da belirtmeden geçmeyelim. İlk albümle aralarında çok büyük farklar olan bu sonraki albümler, grubun kendine has yapısını devam ettirirken farklı bir türe doğru kaymanın da nasıl olabileceğini en iyi şekilde gösteriyor. Arşivde olmazsa olmaz albümlerden biri.

TITANIC

Kenny Aas / Org
Kjell Asperud / Davul
John Lorck / Davul
Janne Loseth / Gitar
Roy Robinson / Vokal

TITANIC

01. Searchin 7:01
02. Love is love 4:16
03. Mary Jane* 4:32
04. Cry for a Beatle 2:10
05. Something on my mind 5:47
06. Firewater 2:39
07. Schizmatic mind 2:52
08. I see no reason 8:17

13 Ağustos 2023 Pazar

Barnstorm / Barnstorm (1972)

Barnstorm
adı sanı çok az duyulmuş gruplardan biri. Ama etkileyici özelliklere sahip gruplardan da biri aynı zamanda. Son birkaç gündür girdiğimiz Southern Rock / Blues Rock semalarından. Daha da iyisi Joe Walsh'un grubu. Tabi biraz karmaşık sorunlar yaratıp ve keyfi kaçıran sonuçlar doğurmuş ama en azından geride sağlam albümler bırakmışlar.

Malum, James Gang hikayesini bir anda sonlandırma kararı alan Joe Walsh, tam tabiriyle kafayı kırıp Colardo dağlarında bir kulübeye taşınıyor. Niyeti hem biraz kafa dinlemek hem de yeni projeler geliştirmek. O sırada James Gang'e katılmadan önce birlikte takıldığı arkadaşlarıyla görüşüyor filan. Bu arkadaşlarından Joe Vitale ile de The Measles adlı yerel bir grupta birlikte çalıyorlarmış James Gang'den önce. İnce eleyip sık dokuduktan sonra bir power trio kurmanın gerekliliğine inanıyorlar ve Walsh'ın kaldığı ahırdan bozma kulübenin hatırına da grubun adını Barnstorm koyuyorlar.

Walsh'un bu hareketi yapımcı Bill Szymzyck'in hemen ilgisini çekiyor tabi. Zira adam James Gang dönemlerinde grubun yapımcısı ve Joe Walsh'un epeyce iyi işler çıkaracağına (yani kendisine bol sıfırlı paralar kazandıracağına) emin. Zaten daha sonraları da The Eagles'ın hem yapımcısı hem de her şeyi oluyor ve Walsh'u yanında hiç ayırmıyor. Neyse, Szymzyck'in de yoğun ısrarları ile hemen kayıtlara başlıyorlar. Ortaya çıkan albüm Folk Rock ve Southern Rock etkilerinin fazlasıyla öne çıktığı sert bir Country Rock albüm oluyor. Ama albümün Folk ve Southern tarafını The Eagles benzeri bir şey gibi de düşünmemek gerekiyor. Daha dipten ve derinden gelen bir etkiye sahip bu grupta.

Günümüzde az bilinen ya da bilenlerin bir kısmının da yanlış bildiği bir durum da yaşar Barnstorm. Zamanında yapımcı firmanın bir miktar uyanıklık gösterip albümleri sanki Joe Walsh'un solo albümleri gibi pazarlamaya çalışması, dostlarına sadık olan Walsh'u hem fena halde kızdırmış hem de içerlemiş bu duruma. Zira kendisi Joe Vitale'nin çok çok iyi bir müzisyen olduğunu ve bu şekilde davranılarak hakkının yendiğini düşünüyor. İkinci albümün ardından grubu da dağıtıyorlar. İşte bu durumdan dolayı hala bu albümleri Walsh'un solo albümleri olarak düşünenlerin sayısı az değil.

Albüm basit ama etkili sözlere, Walsh'tan gelen sağlam gitarlara ve duygu düzeyi yüksek, enerjik parçalara ev sahipliği yapıyor.

BARNSTORM

Joe Walsh / Lead Vokal, Gitar, Klavye, Arp Synthesizer
Joe Vitale / Davul, Vurmalılar, Vokal, Klavye, Flüt
Kenny Passarelli / Bass, Vokal, Mexican Guitarron

BARNSTORM

01 - Here We Go 4:58
02 - Midnight Visitor 3:13
03 - One and One 1:17
04 - Giant Bohemoth 4:19
05 - Mother Says 6:20
06 - Birdcall Morning 3:43
07 - Home 2:54
08 - I'll Tell the World About You 3:56
09 - Turn to Stone 5:17
10 - Comin' Down 1:56

11 Ağustos 2023 Cuma

James Gang / Rides Again (1970)

Cleveland, Ohio'da 1966 yılında kurulan James Gang'i de daha önce blogda konuk etmiştik. Oradaki tanıtımda da bir kendi halindelik, umursazlık, boş vermişlik havası hakimdi. Zamanla bu tip eksiklerin hepsini tamamlayıp daha iyi bir yöne evrilmeyi düşündüğümüzden dolayı grubun ikinci albümünü ve tarihçesi hakkında birkaç kısa bilgiyi aktaralım istedik.

Bazılarınca çok önemsenmese de diğer bazılarınca ise efsanelerden biri olarak kabul edilen Joe Walsh'ın çıkış öyküsü diyebiliriz James Gang harekatına. Grup 1966'da kurulduktan sonra bir Lead gitarist arayışına giriyor. Ellerinde ilk durumda 25 kadar gitarist ile denemeler yapıyorlar ama bir türlü olmuyor. Sonradan yerel bir efsane olarak adlandırılan Glenn Schwartz ile anlaşıyorlar ama o da asker kaçağı olduğu için California'ya taşınmak zorunda kalıyor. Ek bilgi olarak daha sonraları Pasific Gas & Electric adında bir grup kurduğunu da belirtmeden geçmeyelim.

Ne yapacaklarını bilemeyen grup elemanlarının imdadına kendi halinde bir genç yetişiyor. Kimsenin adını sanını duymadığı bu eleman Schwartz'ın arkadaşı olduğunu ve onun yönlendirdiğini söylüyor. Birlikte bir Jam Session yapıyorlar ve grup aradığını bulmuş oluyor. Joe Walsh da kariyerinin en önemli adımını atmış bulunuyor tabi.

1 yıl sonra kaydettikleri ve blogda da yer alan Yer' Album'ün ardından ikinci albüme girişiyorlar hızlıca. Albüm ilkinden epeyce farklı bir şekilde sertlikler gösteriyor. Genel olarak Hard Rock kalıplarını belirlediğini ve zaman zaman Heavy Rock'a yükseldiğini bile söyleyebiliriz albüm için. 

Fazlasıyla Hard Rock ve Blues Rock içeren albüm, başarılı yapısıyla Billboard 200 listesinde 13. sıraya kadar yükselmiş. Büyük bir başarı elbette bu. Albümün müzikal ve melodik kalitesi o kadar iyi ki Rolling Stone dergisi Rides Again'i 1970 yılının en iyi albümlerinden biri olarak tanımlamıştır.

James Gang'in en iyi albümü demek yanlış olmaz Rides Again için. Zira ilk albümdeki hamlık görünümü burada bir anda usta işine dönüşmüş ve eksiksiz bir hal almıştır. Joe Walsh'ın etkili gitarları albümün her yerindedir ve başarının en önemli bileşenlerinden biridir. Dinledikçe daha fazla dinlemek için vakit ayırmayı tercih edeceğiniz albümlerden Rides Again.

JAMES GANG

Joe Walsh / Lead Gitar, Klavye, Vokal
Jim Fox / Davul, Vurmalılar
Dale "Bugsley" Peters / Bass, Gitar

RIDES AGAIN

01 - Funk #49 3:54
02 - Asshtonpark 2:04
03 - Woman 4:37
04 - The Bomber 7:04
        a. Closet Queen
        b. Bolero
        c. Cast Your Fate to the Wind
05 - Tend My Garden 5:44
06 - Garden Gate 1:36
07 - There I Go Again 2:50
08 - Thanks 2:20
09 - Ashes the Rain and I 4:56

23 Haziran 2023 Cuma

America / Hearts (1975)

1974 yılında yayınlanan Holiday albümü ile birlikte America, Beatles'ın uzun süre yapımcısı olan George Martin ile anlaşmıştı. Holiday'da değişen bir yapı sezinlenmekle birlikte çok fazla ileriye gitmemişti. George Martin gibi yetenekli bir yapımcı için bu durum America'yı içeriden tanıma çabası olarak düşünülebilir. Kaldı ki albümde gerçekten de büyük değişiklikler yapılmış, önceki albümlere oranla grubun tarzı farklılaşmamış ama çeşitliliği artmıştır. Konumuz olan Hearts albümü ile de Martin, America'yı zirveye taşımıştır. Albümün getirdiği ticari o kadar büyük olmuştur ki America ve Martin birlikte toplam 7 albüme imza atmışlardır.

Bu noktada Martin ile ilgili bir etkiyi daha anlatmak gerekiyor. Birlikte çalıştıkları ilk albümde çok fazla olmasa da değişim sinyalleri veren grubun Hearts albümünde işin teknik kısmı tamamen George Martin'in elinde. O da yaptığı katkılar ile albümü Beatles kıvamında bir albüme çevirmiş. Ha yok, albümde Beatles varmış gibi hissetmiyorsunuz, ya da Beatles şarkıları dinlemiyorsunuz. Ama onlarla hemen hemen aynı teknik kalite, enstrümanlar ve ses kaydı dinliyorsunuz.

Bu açıdan bakıldığında da Hearts grubun en başarılı albümlerinden biri. Tabi bu teknik açıdan başarılı bir albüm olarak düşünülmeli. Zira ilk albümlerdeki ruhu bir miktar kaybetmişler ve iş paranın gözü kör olsun durumuna gelmiş. Albüm, Billboard'un albüm listesinde 4. sıraya kadar yükselmiş. Hal böyle olunca birbirini destekleyen bir durum oluşmuş, satışlar arttıkça listede 4'e kadar yükselmişler, 4'e kadar yükseldikleri için satışlar daha da artmış. Doğal olarak RIAA tarafından Altın Plak ile ödüllendirilmişler. 

Albümün en etkili parçası olan Sister Golden Hair etkiyi daha da arttırmış. Parça single versiyonuyla yine Billboard listesinde 1. sıraya yükselmiş. Sister Golden Hair'ın bir diğer özelliği de parçanın Jackson Browne'un müziğine saygı duruşu olmasıdır. Browne ile arkadaş olan Gerry Beckley, parçalarını ve tarzını çok sevdiği için ona öykünerek ve onun için bir parça yapmış. America için de bu parça oldukça iyi bir sonuç getirmiş görüldüğü üzere.

Hearts'tan çıkan diğer iki şarkı Daisy Jane Billboard'da 20, Woman Tonight ise 44'e yükselmiş ve albümde kalan bütün parçaların Amerikan radyolarında çalınmasını sağlamış.

AMERICA

Gerry Beckley / Vokal, Gitar, Klavye
Dewey Bunnell / Vokal, Gitar
Dan Peek / Vokal, Gitar, Klavye

Konuk Müzisyenler:
David Dickey / Bass
Willie Leacox / Davul, Vurmalılar
George Martin / Klavye
Clydie King / Vokal "Story of a Teenager"
Venetta Fields / Vokal "Story of a Teenager"

HEARTS

01 - Daisy Jane (3:07)
02 - Half a Man (3:33)
03 - Midnight (2:41)
04 - Bell Tree (2:32)
05 - Old Virginia (3:28)
06 - People in the Valley (2:43)
07 - Company (3:23)
08 - Woman Tonight (2:19)
09 - The Story of a Teenager (3:19)
10 - Sister Golden Hair (3:16)
11 - Tomorrow (2:48)
12 - Seasons (3:00)

18 Mayıs 2023 Perşembe

Bob Dylan / Desire (1976)

Şüphesiz ki Desire, Bob Dylan'ın en iyi albümlerinden biri değil. Ondan önce sayılabilecek en az 5-6 albüm çıkar. Ama Best Of kıvamı taşıyan, bütün parçaları aklınıza kazınan albümlerinin de başında gelir. Dylan'ın en çok satan albümlerinden de biridir ayrıca. Bundaki en önemli nokta, bu albümde müziğini daha popülerleşen bir yapıya dönüştürmesidir. Yanlış yaptığını, albümün önceki albümlerle karşılaştırıldığında cıvık olduğunu söyleyenler bile var. Eleştirilere kulak tıkamadan dinlenilmesi gereken albümlerden de biri Desire.

Yapıcı ve yıkıcı eleştirilerin neticede vardığı yer her seferinde daha popülerleşme sonucu oluyor. Unutulan bir şey var ki o daha büyük saçmalık. Albüm yayınlandığında Bob Dylan zaten popüler bir müzisyendi. Hem de neredeyse 20 yıllık kariyeri olan bir müzisyen. Atıp tutarken de dikkatli olmak, söylenilenlerin nereye gideceğini düşünmek lazım.

Yeri gelmişken belirtelim, Desire ile ilgili yapılan ya da yapılabilecek olan eleştirilerin hepsi kişiselleştirilmiş tercihler üzerinden oluyor. Bu da karşı tarafı hiçbir zaman bağlamıyor doğal olarak. Albümün baştan sona umut ve coşku içerdiğini söylemek lazım. Arada One More Cup Of Coffee ve Sara gibi insanı derinden etkileyip yerden yere vuran parçalar olsa da geneline coşku hakim demek yanlış olmaz. Fena halde insanın içinde yoğun duygular oluşturuyor.

Kimi zaman eleştirel kimi zaman dünyadan kopuk ve fazlasıyla özele indirgenmiş sözler içeriyor olsa da dinleyen herkesin kendinden bir şey bulabileceği albümlerin de başında geliyor Desire. Havası oldukça değişik. İnsanın içine içine işliyor. Muhtemeldir ki öyle bir amaçla yapılmamış ama verdiği hissiyat genelde de böyle oluyor.

Malum, ülkenin durumu, son yıllarda yaşadıklarımız, deprem, seçim süreci, o, bu derken kafayı yeme, kendinden geçme, kendi iç kontrolünü kaybederek dünyadan, insanlardan uzaklaşma safhasına kadar geldik neredeyse. Çoğunlukla kendimizi Orkların saldırmak üzere olduğu Miğferdibi'nde Orkların gelişine bakanlar gibi hissediyoruz. İşin sonunun nereye varacağını bilemeden, elimizde kalan her şey ile birlikte bekliyoruz bu ara sadece. Ha, Desire bu hissiyatımızı alır mı, bizi rahatlatır mı, kendimize gelmemizi sağlar mı.. sağlamaz tabi. En azından bir süre daha dayanmanızı sağlar ama. Umut ve coşku veren bir albüm dedik işte, daha ne diyelim!

BOB DYLAN

Bob Dylan / Vokal, Ritim Gitar, Armonika, Piyano
Rob Stoner / Bass, Geri Vokal
Scarlet Rivera / Keman

DESIRE

01 - Hurricane 8:33
02 - Isis 6:58
03 - Mozambique 3:00
04 - One More Cup of Coffee 3:43
05 - Oh, Sister 4:05
06 - Joey 11:05
07 - Romance in Durango 5:50
08 - Black Diamond Bay 7:30
09 - Sara 5:29

13 Mayıs 2023 Cumartesi

America / Holiday (1974)

America
'nın ilk üç albüm kadar olmasa da popülerleşmiş albümlerinden biri Holiday. Albümün en önemli özelliği pürüzsüz bir kıvamının olması. The Beatles vari hareketler fazlasıyla kullanılmış ve kayıt kalitesi açısından gerçekten de çok iyi.

Bunun yanında grubun ilk 3 albümde ürettiği ve oldukça popüler olan parçalar gibi çok fazla yok albümde. Tin Man, Glad To See You, Lonely People kayda değer parçalar. Pop müziğin gelişimi ve o dönemki etkileri açısından düşünüldüğünde gerçekten de başarılı ve kaliteli bir albüm diyebiliriz. Soft Rock gibi ucube bir türün görece iyi örneklerinden biri de sayılır. 

Albümdeki şarkılar, America'nın karakteristik Soft Rock ve Country Rock tarzını fazlasıyla yansıtıyor. Grup üyelerinin vokallerinin yanı sıra akustik gitar, elektrikli gitar, bass gitar, klavye, davul gibi enstrümanların kullanımıyla da başarılı bir çizgide ilerliyor. Albüm yayınlandığı dönemde de eleştirmenlerden olumlu yorumlar almış ve bugün hala Amerikan popüler müzik tarihinin önemli bir albümü olarak kabul ediliyor.

Her ne kadar blogda, daha fazla karmaşık yapılarda Rock içeren albüm ve grupları paylaşsak da arada hem iş yükünü hafifletmek hem de bu tarz grupların da hakkını yememek adına paylaşımlar yapmak da gerekiyor. Müzikal anlamda America'nın bloga yakışmadığını düşünenler de olabilir. Fakat bu konuda hem bir bilgiye dayalı tam arşiv çalışması yapmak için uğraşıp hem de her tür ve belki tarzın da iyi örneklerini ön plana çıkarmaya çalışıyoruz. America da bu konuda zaten öne çıkan ve blogda da öne çıkarılabilir gruplardan biri.

Ayrıca ara ara böyle yavaşlayıp daha sakin yazılara odaklanmak işimizi de kolaylaştırmıyor değil. Her gün karmaşık yapılara sahip albümleri, grupları tanıtmak / tanıtmaya çalışmak da çok kolay bir iş değil. Arşivdeki o kadar albümün arasından seçmek bile bazen saatler sürebiliyor. Bugün de şunu yazalım gibi bir düşünceye çok sık rastlayamıyoruz yani. Bir nevi rahatlatıcı iç dökme yazısına dönüşmüş olsa da America'nın önemli ve hem teknik hem de müzikal kalitesinin iyi olduğu albümlerden biri olduğunu söyleyerek bitirelim.

AMERICA

Dewey Bunnell / Vokal, Gitar
Gerry Beckley / Vokal, Gitar, Klavye, Bass
Dan Peek / Vokal, Bass, Gitar, Klavye

Konuk Müzisyen:
Willie Leacox / Davul, Vurmalılar

HOLIDAY

01 - Miniature 1:12
02 - Tin Man 3:25
03 - Another Try 3:16
04 - Lonely People 2:27
05 - Glad to See You 3:45
06 - Mad Dog 2:33
07 - Hollywood 2:49
08 - Baby It's Up to You 2:24
09 - You 2:25
10 - Old Man Took 3:10
11 - What Does It Matter 2:18
12 - In the Country 2:58

8 Mayıs 2023 Pazartesi

America / Hat Trick (1973)

1973 yılında yayımlanan Hat Trick, America'nın üçüncü stüdyo albümü. Albümde toplamda 11 şarkı yer alıyor. Albüm, grubun müzikal tarzını geliştirerek, daha da olgunlaştırdığı bir döneme işaret ediyor diyebiliriz. Albümle ilgili bir diğer önemli nokta ise grup üyelerinin birçok enstrümanı kullanması ve birden fazla tarzı harmanlaması nedeniyle diğer albümlerinden oldukça farklı olması. Gerçi Soft Rock, Pop Rock ya da Country Rock ile ilgilenmiyorsanız bunun çok bir önemi de yok sizin için. :)

Albüm, diğer America albümlerinden farklı olarak, grubun Folk-Rock kökenlerine daha az bağlı kaldığı bir albüm olarak da çıkıyor karşımıza.. Albümde yer alan şarkılar, Country, Blues ve Soft Rock gibi farklı türlerin etkisini taşıyor. Bu nedenle, albümün genel tarzı, diğer America albümlerinden oldukça farklı ve bu durum hayranlar arasında o dönemde karışık tepkilere yol açmış. Pek çok dinleyici için Hat Trick, ilk iki albümle alakası olmayan farklı ve değişik bir albümdür.

Değişik olması, kötü olduğu anlamına gelmiyor tabi. Albüm başarılı şarkılara sahip. Açılış şarkısı Muskrat Love, zamanla grubun en tanınmış şarkılarından biri haline geldi ve birçok müzisyen tarafından coverlandı. Albümde ayrıca, She's Gonna Let You Down ve Rainbow Song gibi hit olma potansiyeli yüksek olan şarkılar da yer alıyor.

Albümün ikinci şarkısı Wind Wave ise, grubun müzikal tarzını daha da olgunlaştırdığını gösteriyor. Şarkı, gitar ve klavyenin uyumlu çalışlarıyla, birbirine bağlı bir melodik yapıda ilerliyor. Bu şarkıda, müzikal tarz ve sözlerdeki güçlü metaforik anlatım, grubun müzikal tarzında ciddi bir dönüşümü ifade ediyor bile denilebilir.

Rainbow Song, albümün en unutulmaz parçalarından biri. Bu parçada, müzikal tarz yine Soft Rock ve Folk müzik etkileriyle yoğrulmuş. Ancak, sözlerdeki nostaljik anlatım, şarkıyı daha da derinleştirmektedir.

Albüme adını veren parça Hat Trick ise, grubun müzikal tarzını tam anlamıyla yansıtıyor. Gitar riff'leri, davul ve klavyenin uyumu, parçanın melodik yapısını tamamlıyor. Bu arada belirtmeden geçmeyelim, alışkın olmadığımız üzere America'nın en uzun parçasıdır da Hat Trick. 8.30'a varan süresiyle America'nın kendisini aşmasını sağlamıştır.

AMERICA

Gerry Beckley / Gitar, Klavye, Lead Vokal
Dewey Bunnell / Gitar, Lead Vokal, Vokal
Dan Peek / Gitar, Klavye, Lead Vokal, Vokal

Konuk Müzisyenler:
David Dickey / Bass
Hal Blaine / Davul, Vurmalılar (Muskrat Love hariç tüm albümde)
Henry Diltz / Banjo (Submarine Ladies)
Billy Hinsche / Vokal (Hat Trick)
Bruce Johnston / Vokal (Hat Trick)
Lee Keifer / Armonika (Submarine Ladies)
Robert Margouleff / Synthesizer
Chester McCracken / Conga
Jim Ed Norman / Piyano (She's Gonna Let You Down)
Tom Scott / Saksafon (Rainbow Song)
Joe Walsh / Gitar (Green Monkey)
Carl Wilson / Vokal (Hat Trick)
Lorene Yarnell / Taps (Hat Trick)

HAT TRICK

01 - Muskrat Love 3:02
02 - Wind Wave 3:04
03 - She's Gonna Let You Down 3:40
04 - Rainbow Song 4:00
05 - Submarine Ladies 3:12
06 - It's Life 3:59
07 - Hat Trick 8:29
08 - Molten Love 3:08
09 - Green Monkey 3:35
10 - Willow Tree Lullaby 2:30
11 - Goodbye 3:00

17 Nisan 2023 Pazartesi

America / America (1971)

Yaza hazırlık çalışmaları kapsamında, daha önce paylaştığımız America'dan ilk albümü de paylaşalım istedim. Her gün Progressive Rock, Jazz Rock, Canterbury Scene, Krautrock ve diğerleri gibi türlerde yazmanın kolay olduğunu düşünüyorsanız öyle olmadığını söyleyeyim. Grupları ya da albümleri ne kadar iyi bilirseniz bilin yine de yorucu oluyor, zorluyor, bazen çileden çıkarıyor. O nedenle arada böyle hafif ama kaliteli işleri de paylaşmak gerekiyor. Sizin açınızdan olmasa bile benim için en iyisi bu.

America ile ilgili kısa da olsa biyografik bilgi için daha önceki Homecoming albümü yazısına bakabilirsiniz. Yeterli bilgi orada bulunuyor. O albümle bu albüm arasında kalmışımdır. Hangisini dinlemeyi daha çok sevdiğimi bir türlü çözemedim. O zaman gerekli olan Homecoming'miş ki onu paylaşmışım ama ilk albüm America da en az onun kadar iyi, hatta bakış açısına göre değişebilen şekilde ondan daha iyi bile denilebilir.

Malum bu arkadaşlar yumuşak, ağırlıksız, stabil ve sakin bir müzik yapıyorlar. Lazım oluyor bu da bazen insana. Bütün karmaşanın içerisinde kendinizi iyi hissetmenizi sağlamak gibi başarıları var America ve America gibi grupların. Albümdeki parçalar da bunu sağlayabilmek adına yapılmış gibi kısa sürelere sahip. Albümün en uzun parçası Here'ın süresi 5.30 ki bu hiç alışık olmadığımız şekilde kısa bir uzunluk diyebiliriz.

Özellikle havanın güzelleşmeye başladığı, havanın insanın içini ısıtacak kadar yumuşadığı dönemlerde acayip iyi gidiyor America'nın bu albümü. Riverside ile başlayan bu keyif hali hemen ardından gelen Sandman ile daha da fazlalaşıyor. Aklıma gelmişken, az önce öyle ağırlıksız, sakin filan dedim de çok ucuza kaçılmış işler gibi de düşünmeyin. Özellikle Country gitarları göz dolduruyor albümde. Yine yumuşaklar Country'e göre ama estetiğini yakalama açısından da hiç aşağıda kalmıyorlar. İnce tonlarda giden gitarlarıyla rahatlıyorsunuz zaten böyle havalarda.

Albümde 12 parça var ama hepsini de beğenme zorunluluğu yok elbette. Ben en çok A Horse With No Name, Sandman, Pigeon Song, Riverside, I Need You gibi parçaları seviyorum. Three Roses ve Children ise niye yapıldığını bile anlayamadığım parçalardan. Neyse ki bunlardan albümde çok fazla da yok. A Horse With No Name ve Sandman'i dinleyin, keyfiniz yerine gelsin. Sonrakilere de bakarsınız işte ara ara. Tamam, kabul fena harcadım şimdi. O kadar da değil ama. Parçalar sadece size hitap etmiyor diye düzeltelim konuyu. İçinize sinenler ve etkileyenler var bir de tam tersi olanlar. 

Güneşin cayır cayır yaktığı bir öğle sonrasında, ağaç altına gerdiğiniz hamağınızda sağa sola devrilirken keyif alarak dinleyebileceğiniz bir albüm.

AMERICA

Dewey Bunnell / Akustik Gitar, Lead Vokal, 12 Telli Akustik Gitar
Gerry Beckley / Lead Gitar, Bass, Akustik Gitar, 12 Telli Akustik Gitar, Lead Vokal, Piyano, Chimes, Elektrikli Gitar
Dan Peek / 12 Telli Akustik Gitar, Elektrikli Gitar, Bass, Akustik Gitar, 12 Telli Elektrikli Gitar, Lead Vokal, Piyano

AMERICA

01 - Riverside 3:02
02 - Sandman 5:03
03 - Three Roses 3:54
04 - Children 3:07
05 - A Horse With No Name 4:10
06 - Here 5:30
07 - I Need You 3:04
08 - Rainy Day 3:00
09 - Never Found the Time 3:50
10 - Clarice 4:00
11 - Donkey Jaw 5:17
12 - Pigeon Song 2:17

7 Ocak 2023 Cumartesi

Northwind / Sister, Brother, Lover (1971)

Amerika
'da ortaya çıkan, gelişip yaygınlaşan Psychedelic Rock önce İngiltere'ye ardından da Avrupa'ya sıçradığında açıkçası çok büyük etkiler yaratmadı. Zira o sırada bahsi geçen bölge Rock müziğin başka türevleri ile haşır neşir durumdaydı. Ama arada çıkan iyi niteliklere sahip pek çok Psychedelic grubu da var. Northwind de onlardan biri. 1970 yılı sonlarında kurulmuş olduğu ve tek albüm kaydedip dağıldığı dışında hakkında çok fazla bilgiye sahip olmadığımız grup kısa ömürlü ama geride iz bırakan gruplardan aynı zamanda.

Kendilerine has, yumuşak, genişleyen ve ilerleyen bir müzikal anlayışa sahipler. Öyle çok karmaşık, birbirinin içinden geçen düzenlemeler beklemeyin tabi. Sade bir şekilde ilerleyip belirli yerlerde gezinmekle yetiniyorlar. Parçalar tekdüze olmaktan öte. Diğer yandan Amerikan tarzı Psychedelic Rock ile de pek alakası yok. Benzerlikler gösterdiği yerler olmakla birlikte ufak tefek ayrıntılar olmaktan öteye geçmiyor.

Albümün daha popüler olma çabası, kaygısı ve havası var gibi görünüyor. Fakat bunu yaparken basit melodilerle sıradan bir hale getirmek yerine ince ince işleyerek yol almayı tercih etmişler. Bu sebeple de parçalarda türler arası geçişlere sık sık rastlıyorsunuz. Blues, Rock'n Roll hatta bazı noktalarda Jazz etkileşimleri bile duymanız mümkün.

Enstrümanlar albümde iyi kullanılmış ama belirgin şekilde ayırıcı özelliklere sahip değiller. Gitarların öne çıktığı bölümlerde ritim bölümünün de fena halde coştuğunu, içten bir şekilde gitara eşlik ettiğine tanık oluyorsunuz. Klavyelerin de albümün alt yapısına katkısı büyük. Çok fazla öne çıkmadan ikincil enstrüman olarak kullanıldığını belirtmeden geçmeyelim klavyenin. Psychedelic gruplarının çoğunun aksine bir durum anlaşılacağı üzere.

Albümde en çok etkisiz kalan şeyin vokal olduğunu söylemek de istemezdik, lakin durum maalesef bu. Daha etkili, ses özelliklerine sahip bir vokalle birlikte parçalar çok fazla öne çıkabilir, daha kaliteli işler haline gelebilirmiş gibi görünüyor. Vokalin tonunda kalabilmek adına sanki bütün enstrümanlar belirli bir sınırı geçememek için uğraşıyorlar gibi de duruyor bazı noktalarda.

70'lerin başına sarkan Hippi müziği, yumuşak etkiye sahip Psychedelic Rock ile birleşen Folk Rock sevenlerdenseniz, albüm pek çok açıdan tatmin edici gelecektir. 

NORTHWIND

Brian Young / Lead Vokal, Elektrik Gitar, Akustik Gitar
Hugh 'Shug' Barr / Elektrik Gitar
Colin Somerville / Org, Piyano
Tam Brannan / Elektrikli Bass, Vokal
Dave Scott / Davul, Vurmalılar

SISTER, BROTHER, LOVER

01 - Home for Frozen Roses 3:50
02 - Acimon and Noiram 6:15
03 - Castanettes 4:55
04 - Sweet Dope 3:10
05 - Bystandin' 3:05
06 - Guten Abend 5:50
07 - Peaceful 5:50
08 - Many Tribesmen 5:55
09 - Quill 3:55

10 Kasım 2022 Perşembe

Arco Iris / Sudamérica - O El Regreso A La Aurora (1972)

Arjantin
'in en iyi gruplarından biri olan Arco Iris, Los Jaivas ile birlikte Güney Amerika Progressive Rock'ının gelişiminde öncü olup büyük katkı sağlayan grupların başında gelir. Müzikleri Etnik Folk'tan beslenen Jazz Rock ve Symphonic Rock'ın enfes birleşimidir. 1975 yılında dağılsalar da 1977 yılında tekrar bir araya gelip 2000'li yıllarda bile albüm kaydetmeye devam etmiş, Rock emektarlarıdır kendileri.

60'ların sonlarına doğru bir araya gelen Ara TokatlianGuillermo Bordarampé ve Gustavo Santaolalla cover parçalarla ilgilenen, sahne alan The Rovers, The Blackbyrds, The Crows adıyla 3 grup kurduktan sonra daha iyi işler yapmak adına son kez bir grup kuruyorlar ve adını da Arco Iris yani Gökkuşağı koyuyorlar. Uzun çabalar sonucunda kaydettikleri ilk albüm epeyce bir başarı elde ediyor. Hem ticari hem de popülarite açısından kazanılan başarı onlara daha geniş bir hareket alanı sağlıyor. Bir biri ardına albümler kaydetmeye girişiyorlar. Konumuz olan üçüncü albüm Sudamérica - O El Regreso A La Aurora da 1972 yılında çok fazla materyalin birleştirilmesiyle oluşturuluyor ve belki de grubun en iyi albümlerinden biri oluyor. 

Kaydedilen albüm 99 dakikalık süresiyle bütün sınırları zorlayan halde ortaya çıkıyor. İkili (double) olarak piyasaya sürüldüğünde ticari getirisi beklenilenin de üstünde olurken müzikal kalitesi tartışmasız şekilde üst seviyede görülüyor.

Konsept albüm olarak hazırlanan albümde Güney Amerika'da mistik bir yolculuğa çıkan 6 adamın hikayesi anlatılıyor. Temelde Tanrı tarafından görevlendirilen Nahuel adlı bir gencin ve yoldaşlarının hikayesine odaklanan albüm tam anlamıyla bir Rock Opera tadında devam ediyor. Enstrümanların kullanımı had safhada iyi. Dinleyen pek çok insana göre açılış parçası Obertura bir takım gürültülerden ibaret gibi gelse de Nahuel'in hikayesinin önemli bir bölümü olarak hikayeyi başlatıyor.

Gitarların sıklıkla öne çıktığı ama hiçbir zaman liderliği eline almadığı, diğer enstrümanların ise parçaların her yerinde cesurca dolaştığı bir albüm Sudamérica - O El Regreso A La Aurora. Grubun ritim bölümünün işini iyi yaptığı parçalardaki melodik bölümlerden rahatlıkla anlaşılıyor. Nefesli çalgıların albüme sağladığı katkının büyük olduğunu söylemeden geçmeyelim.

ARCO IRIS

Gustavo Santaolalla / Akustik Gitar, 12 Telli Gitar, Elektro Gitar, Charango, Armonika, Vurmalılar
Ara Tokatlian / Flüt, Alto Saksafon, Tenor Saksafon, Soprano Saksafon, Klavye, Erke, Erkencho, Sicuri, Quena, Pincuyos, Vurmalılar, Sesler
Guillermo Bordarampé / Bass, Kontrbas, Vurmalılar, Sesler
Horacio Gianello / Davul, Vurmalılar

Konuk:
Danais Wynnycka "Dana" / Amancay'ın sesi
José Ferrari / Maestro'nun sesi

SUDAMÉRICA - O EL REGRESO A LA AURORA

01. Obertura (12:52)
02. La canción de Nahuel (5:53)
03. Canto del pájaro dorado (3:30)
04. Viaje astral (2:25)
05. Tema del Maestro (2:52)
06. Iluminación (1:59)
07. Gira (3:29)
08. Sígueme (1:48)
09. El negro (1:54)
10. Los campesinos y el viajero (2:18)
11. El estudioso (2:28)
12. Oración de la partida (2:53)
13. Epílogo: Salvense ya (3:02)
14. Recuerdo (3:43)
15. Canción de los peregrinos (2:34)
16. Amancay (2:09)
17. Hombre (17:10)
18. Deserción del viajero (3:00)
19. La duda de los campesinos (3:14)
20. El aliento de Dios (2:17)
21. El viajero delata a los peregrinos (6:52)
22. Persecución de los peregrinos (2:43)
23. Viaje por las galerías subterraneas (1:29)
24. Salida al inmenso lago - Iluminación (2:35)
25. Reencuentro con Amancay - Oremos (0:23)
26. Las colinas y el Maestro / Epílogo: Sudamérica (3:28)

8 Kasım 2022 Salı

Lutha / Lutha (1972)

60'lı yılların sonunda Flower Power'dan etkilenen Yeni Zelandalı gruplardan biri de Lutha. 1969 yılında Kaleidoscope, Pussyfoot ve Throb gruplarının elemanlarınca kurulan bir supergroup aynı zamanda. Parça yapma konusunda da oldukça hızlılar. Grup elemanlarından Garry McAlpine, bir öğleden sonra içerisinde 4 parça yazdıklarını hatırlıyor mesela. Albüm için yapımcı firmaya gönderilen bu 4 parça beğenilince apar topar Wellington'a albüm kaydına gidiyorlar. Stüdyoda geçirdikleri 30 saatin ardından da kayıtlar bitiyor. 

Albüm Yeni Zelanda içerisinde oldukça başarılı bir albüm olarak biliniyor. O dönemde dışarı açılma fırsatı bulamadıkları için pek fazla popülerleşememişler ama Avustralya kıtasında da oldukça bilinen bir grup haline gelmişler. Bununla yetinmek zorunda kalırken 2. bir albüm daha kaydetmişler ve o da ilk albüm gibi olmasa da başarılı bir albüm olarak kayıtlara geçmiş.

Temelde Folk'tan beslenen bir Progressive Rock anlayışına sahip Lutha. Albümün neredeyse tamamına yakını akustik olarak kaydedilmiş. Bu durum da albüme daha hafif ve yumuşak bir hava katmış. Çok güçlü gitarlara, seslere, vokallere alıştıktan sonra Lutha biraz hafif gelse de hepsinden bağımsız düşündüğünüzde de oldukça keyif veren bir albüm olduğu anlaşılıyor.

Vokalin enstrümanların üstüne çıkan tonu parçaları popülerleştirme çabası gibi görünse de vokalin kendine has ve melodik yapısı bu fikri alaşağı ediyor. Albüm öncesinde sadece Yamaha klavye ile çalışmış olan Kevin Foster, kayıt stüdyosunda Hammond B3'ü görünce dayanamamış ve vokale nefis şekilde eşlik eden klavyelerin kaydedilmesini sağlamış. Albümdeki klavye başarısını da o dönem sıklıkla dinlediği Oscar Peterson'dan Rick Wakeman'a uzanan geniş yelpazeye bağlıyor.

Albüm zaman zaman Amerikalı Surf gruplarını hatırlatır gibi olsa da Yeni Zelanda folklorundan beslenen tarzı ile bunun çok ötesinde olduğunu gösteriyor. Özellikle de gitarlar Folk etkileşiminin ya da temelinin somut göstergesi olarak görünüyor albümde. Genelde yumuşak tonlarda giden, vokali geçmek için kendini zorlamayan, yanında sadece eşlikçi olarak kalan bir anlayışı var. Dinlediğimiz pek çok grubun aksine böyle bir anlayışla hareket etmeleri Lutha'ya ayrı bir hava katıyor. Ara ara Psychedelic Rock'a öykünür şekilde hareketlenseler de işin özünün başka olduğunu hatırlayarak kendi tarzlarına geri dönüyorlar.

LUTHA

Garry McAlpine / Lead Vokal, Vurmalılar
Kevin Foster / Hammond Org, Piyano, Vokal
Graham Wardrop / Gitar, Vokal
Peter Fraser / Bass, Vokal
Peter Edmonds / Davul, Vokal

LUTHA

01 - Then I Saw a Face (3:31)
02 - Sun Song (Anaximander Ramblings) (3:32)
03 - I Really Only Want to Be With You (2:31)
04 - Andrianna (2:13)
05 - Mountain Side (4:31)
06 - Stop; The Music Is Over (2:54)
07 - Why Is Gone (4:51)
08 - My Turn to Cry (3:20)
09 - So Many Years (1:24)
10 - I Am But All Alone (4:02)

31 Ekim 2022 Pazartesi

Yggdrasil / Yggdrasil (1972)

1970
ortalarında Münih'te kurulan underground gruplardan biri Yggdrasil. 2 yıla yakın süren kısa ömürlerinde tek albüm ve fazladan bazı parçalar kaydedebilmişler, hepsi o. Tek albümlüler listemizin orta sıralarının hemen üstünde yer alabilecek niteliklere sahip bir müzikal anlayışları var. Bu arada albümü kaydetmişler ama yayınlanması için epeyce beklenmesi gerekmiş. Pek çok kaynakta albüm 1972 yılına tarihlense de bu aslında kayıt tarihi. O dönemde sadece 10 kadar kopyası basılmış, o da dinleyip eleştirmeleri için bazı insanlara dağıtılmış.

Akıbeti çok bilinmemekle birlikte ancak 2009 yılında Garden of Delights etiketiyle CD formatında basılana kadar albümle ilgili bir gelişme yaşanmadığını söyleyebiliriz. Garden of Delights da bulabildikleri bütün materyalleri bonus olarak albüme eklemiş ve ortaya 70'lerden enfes bir arşivlik çıkmış.

Underground bir grup olmalarının albümün yayınlanması konusunda etkileri büyük olsa gerek. Yine de yıllar sonra olsa da dinleyebileceğimiz bir işe imza atmayı başarmışlar. Krautrock'ın ayrıksı örneklerinden biri olarak karşımıza çıkan albüm Progressive Folk temeli üzerine şekillendirilmiş. Çoklu vokaller, uzun flüt eşlikleri ve melodik yapısıyla güzel bir geliştirilmiş Folk örneği Yggdrasil.

Belirtmek gerekir ki Krautrock janrı içine girseler de rafine edilmiş düzenlemeler, sade bir şekilde yerini alan vokal ve enstrüman kullanımları ile daha çok İngiliz Folk Rock gruplarına benziyorlar. Psychedelic ve Progressive etkileri doğal olarak bir hayli fazla. Ama Psychedelic'in önemli açmazlarından birini ekarte ederek parçaları daha melodik bir yapıya büründürebilmişler. Flüt bölümlerinin uzunluğu ve atmosfer yaratma becerisi de buna eklenince albüm başka bir yerde duruyor. Solo mantığıyla kaydedilmiş orkestrasyonlara da parçalarda çok fazla yer verilmiş. Bu da doğal olarak albümdeki müzikal çeşitliliği arttırmış. Vokalin sadeliği, çeşitliliğin üzerinde farklı bir etki yaratıyor. Bir anda ortaya çıkıp bütün yapıyı sadeleştirip parçaların önünü açıyor. Enstrümanlar da bu durumdan faydalanıp kendilerini kaybedebilecekleri kadar fazla kaybediyorlar.

Dönemin müzikal ruhunu ve anlayışını çok iyi yansıtan arşivlik albümlerden biri özetle Yggdrasil. Sona gelmişken ismin anlamına da değinelim. Yggdrasil, İskandinav mitolojisinde evrenin merkezinde yer alan, 9 diyarı birbirine bağladığına inanılan devasa bir ağaçtır ve grup da adını buradan alıyor.

YGGDRASIL

Walter Waldosch / Vokal, Bass, Recorder
Peter Jakob / Flüt
Werner Vill / Vokal
Fred Beck / Gitar, Flüt
Uli Kellner / Gitar, Bass
Reinhold Fries / Davul

YGGDRASIL

01. Something On My Mind (5:13)
02. Birds Still Flyin' in the Rain (7:51)
03. Mothers and Seeds (7:17)
04. I'm Setting Old (4:42)
05. Lizzy's Song (4:43)

30 Eylül 2022 Cuma

Room / Pre-Flight (1970)

1968
yılında İngiltere'de kurulan Room'a daha ince Darkness, Lightness & Twilight toplamasında yer vermiştik. Ama o günden bugüne de blog'a eklemek aklımıza gelmemiş. Eksikliği giderirken grubun sık sık bahsettiğimiz tek albümlü efsaneler listesine dahil olduğunu belirtmeden geçmeyelim.

Kurulduktan 1 yıl sonra Melody Maker'ın düzenlediği yetenek yarışmasında ikinci olan Room, Decca ile albüm anlaşmasını kapıyor. Canla başla çalışıp albümü tamamlamak için uğraşıyorlar ve Pre-Flight 1970 yılında yayınlanıyor ama bu durum grup için çok da iyi bir sonuç doğurmuyor. Albümün tüm başarısına rağmen grup içindeki anlaşmazlıklardan ötürü Room dağılıyor.

Blues'u en başa alıp, Jazz Rock ve Folk Rock'ın izlerini takip ederek kaydettikleri albümde, kendilerinden kattıkları pek çok şey  ile birlikte Heavy Progressive Rock parçalara ağırlık veriyorlar. Atmosfer yaratma konusunda oldukça başarılılar. Tempolu parçalarda bir düşüp bir kalkıyorsunuz izlenimi yaratabiliyorlar. Benzetme alışkanlığımız çok olmamakla birlikte daha anlaşılır olabilmesi açısından grubun Affinity ile benzeşen bir müziği ve Babe Ruth ile benzeşen bir vokali var. Şüphesiz Juanita Hahn'ın (Babe Ruth) vokali fazlasıyla etkileyici ve kendine has bir yapıya sahip. Ama Jane Kevern'ün de ondan aşağı kalır hiçbir yanı yok. Alto sesiyle o kadar iyi yerlerde geziniyor ki inanmakta zorlanıyorsunuz.

Affinity ile benzeşiyorlar dedik ama bu aynı onlar gibiler anlamına da gelmiyor. Temel ayrımlardan biri Room'da klavye yok hiç. Bunun yanında Flugelhorn, Keman, Trombon, Trompet, Viyola, Çello gibi klasik müzik aletleri bir hayli fazla. Üstüne bir de twin gitar ekleyin, enfese yakın bir albümün ortaya çıkmış olması çok da şaşırtıcı değil. Gitarların fena halde iyi olduğunu da söylemek lazım. Özellikle Where Did I Go Wrong'dakiler dikkat çekici.

Bu albümü Progressive Rock janrı içine koyma konusunda iki farklı görüş olduğunu da belirtelim. Bir kısım albümü tamamen Progressive olarak nitelerken diğer taraf Progressive öğeler içerdiğini ama temelde Blues tabanlı bir Rock albümü olduğu konusunda ısrarcı. Albümün ikinci yüzündeki 3 destansı Progressive Rock parçası bence ikinci fikri boşa çıkarıyor. Karar sizin.

ROOM

Jane Kevern / Vokal, Tamburin
Steve Edge / Lead & Ritim Gitar
Chris Williams / Lead Gitar
Roy Putt / Bass
Bob Jenkins / Davul, Konga, Vurmalılar

Orkestra:
Moe Miller / Flugelhorn
John McLevy / Trompet
Nigel Carter / Trompet
Ray Hudson / Trompet
Peter Hodge / Trombon
Brian Smith / Keman
Denis East / Keman
Eric Eden / Keman
Raymond Moseley / Keman
Max Burwood / Viyola
Tom Lister / Viyola
Dennis Nesbitt / Çello
Norman Jones / Çello
Michael J. Hart / Bass

PRE-FLIGHT

01 - Preflight (8:56)
02 - Where Did I Go Wrong (5:27)
03 - No Warmth In My Life (4:34)
04 - Big John Blues (2:33)
05 - Andromeda (5:07)
06 - War (4:33)
07 - Cemetery Junction (8:32)

25 Eylül 2022 Pazar

Aquila / Aquila (1970)

60'ların ikinci yarısında kurulan Psychedelic Rock, Folk Rock grubu Blonde on Blonde'un ilk albümü kadrosunda yer alan Ralph Deyer, albüm kayıtları sonrasında grupta kendi yerini bulamadığını düşünüp ayrılıyor. Kendi grubunu kurma peşine düşüyor ve kısa sürede toparladığı diğer elemanlarla birlikte Aquila'yı kuruyor.

Blonde On Blonde gibi Galler'den çıkan kaliteli gruplardan biri olmayı başarıyor Aquila. Ama maalesef pek çoğunda olduğu gibi de tek albümle kalıyorlar. Doğal olarak grup hakkında da çok fazla edinebileceğimiz kaynak oluşmuyor. Bilinen en önemli nokta, albümün neredeyse Denyer'ın kişisel albümü olması. Bütün parçaları yazıp düzenlemelerinde en önde yer alıyor. Belirtmek gerekir ki istediğiniz kadar iyi parçalar yazıp, düzenleyin elinizdeki grup elemanları çok iyi değilse berbat bir işe dönüştürmeniz çok kolay olur. Ama Aquila'nın diğer elemanları da en az Denyer kadar iyi oldukları için bu sorunla karşılaşmıyorlar.

Tuhaf olan, böylesine başarılı bir albümü hem de RCA etiketiyle yayınlayıp sonra da hiçbir iz bırakmadan ortadan kaybolmak. Öyle bir ortamda tükenmiş olmalarını, başka parça üretemediklerini düşünmek saflık olur. Ama işte, Aquila haklarında ufak bilgi kırıntıları da dahil hiçbir şey bırakmadan tozlu rafların arasındaki yerini alıyor.

Eklektik bir yapıya sahip olan Aquila müziğinde Jazz unsurları ağır basıyor. Diğer yandan Psychedelic Rock, Heavy Rock, Space Rock gibi türlerin belirgin özelliklerinden etkiler içeriyor. Bu nedenle de Aquila müziğini Crossover Prog olarak tanımlamak belki de en doğrusu.

Her bir parçada beklentinizi gerçekten yükselten bir etkiye sahip olmakla kalmayıp daha ne kadar ileriye gidebilirler sorusunu da sorduruyor. Albümdeki tek eksik ya da aksayan taraf vokalin yetersizliği olarak görülebilir. Bütün o karmaşık yapıdaki parçaların içerisinde daha özellikli bir vokal ve vokal tekniği aramaktan kendinizi alamıyorsunuz. Yine de bu haliyle bile sizi pek çok evrende aynı anda bulundurabiliyor.

Klavyeden gelen Psychedelic Rock etkilerini saksafonun Jazz'a doğru sürükleme çabaları, vurmalıların kontrollü ritimleri ile bir durağanlaşıp bir at koştururcasına hızlanan parça yapıları Aquila'nın ne kadar da iyi bir grup ve albüm olduğunun göstergesi.

AQUILA

Phil Childs / Bass, Piyano
James Smith / Davul, Vurmalılar
George Lee / Flüt, Alto Saksafon, Tenor Saksofon, Bariton Saksafon
Martin Woodward / Org
Ralph Denyer / Vokal, Elektrik Gitar, Akustik Gitar

AQUILA

01 - Change Your Ways 5:18
02 - How Many More Times 6:22
03 - While You Were Sleeping 5:25
04 - We Can Make It If We Try 4:35
05 - (The Aquila Suite) First Movement 8:29
        a. Aquila (Introduction)
        b. Flight of the Golden Bird
06 - (The Aquila Suite) Second Movement 8:52
        a. Cloud Circle
        b. The Hunter
        c. The Kill
07 - (The Aquila Suite) Third Movement 8:57
        a. Where Do I Belong
        b. Aquila (Conclusion)

31 Ağustos 2022 Çarşamba

Strawbs / From The Witchwood (1971)

1964
yılında the Strawberry Hill Boys adıyla kurulan grup, ilk dönemlerini bluegrass grubu (Amerika'da yaşayan İrlanda kökenli göçmenlerin banjolu kemanlı müziği) olarak geçirdikten sonra 60’ların sonuna doğru Moody Blues’u andıran senfonik tınılarla besli, folk entrumanları ve bolca koro vokalleri ile kolay sindirilebilir görece progressive bir sounda doğru yaklaşmış.

From the Witchwood grubun progressive sounda bir adım daha yaklaştığı üç numaralı albümü. Bu değişimde; önce 1970 yapımı ikinci albümleri Dragonfly’da sonra da aynı yıl Royal Elizabeth Hall’da canlı kaydettikleri albüm Just a Collection of Antiques and Curios’da gruba eşlik ettikten sonra gruba tam zamanlı eleman olarak katılan Rick Wakeman’ın parmağı olduğunu düşünmemek naifçe olacak. Zira albümün hemen her noktasında kendinden bir parça bulabilirsiniz, genel atmosfere muazzam katkıda bulunmuş.

Hammond ağırlıklı A Glimpse of Heaven ile açılış yapan albüm, folk enstrumanların (dulcimer, sitar ve banjo gibi) yarattığı fevkalade harmonilerle eargazm tadındaki parça Witchwoood ile devam ediyor. İçinde bolca duyacağımız sitar melodileri ile Beatles ayarındaki Thirty Days ve köklerine döndükleri Flight ardından “progressive” etiketini hakettikleri The Hangman and the Papist ile albümün ilk yarısını kapatıyoruz. Grubun multi enstrumantalist kemik kadrosu, kendi çaplarında eklektik bir tarza sahip olsalar da The Hangman… ve albümün ikinci yarısında tuşlu çalgıları ile (bilirsiniz işte Wakeman ve çevresindeki tüm tuşlular) özgürce takılması grubu progressive sulara doğru çekmiş. Yoksa pek çok beste doğudan batıya değişen folk tınılarıyla bezeli ilerliyor.

Albümün ikinci yarısını açan Sheep ile Genesis (Collins öncesi) gibi yardıran grup, favorilerimden biri Cannondale ile ipleri Wakeman’ın eline bırakıyor. Hammond gürültüsü ile açılan parça sonlara doğru flanger destekli vokalleri ile kulak tırmalasa da, orta bölümdeki sitar solosuna eşlik eden Moog ritimleri ve Hammond’ın kendine has distortion'ı ile kapanıyor.

Son üç parçasıyla pek dişe dokunan bir iş çıkarmayıp, hafif bir kapanış yaptığını düşündüğüm albümün benim için gerçek sonu, grubun resmen rest çekmişcesine, tüm tuşlara basarak kombolardan kombolara koştuğu The Shepherd Song oluyor. Wakeman’ın kişisel şovunu yaptığı, bu albüm sonrası da David Bowie’den gelen teklifi reddederek Chris Squire’ın araması üzerine Yes’e katıldığını da belirtmiş olayım. (oha)

STRAWBS

Dave Cousins / Akustik & Elektrik Gitar, Banjo (1,2), Dulcimer (2), Tenor Recorder (7), Vokal
Tony Hooper / Akustik Gitar, Autoharp (1), Tambourine (7,10), Vokal
Rick Wakeman / Org, Piyano, Elektrik Piyano (4), Harpsichord (7,9), Mellotron (8), Moog (6,8), Celesta (1), Klarnet (2)
John Ford / Bass, Vokal
Richard Hudson / Davul, Snare Drum (5), Sitar (3,7,8), Vokal

FROM THE WITCHWOOD

01. Glimpse Of Heaven (3:53)
02. Witchwood (3:26)
03. Thirty Days (2:55)
04. Flight (4:27)
05. The Hangman And The Papist (4:14)
06. Sheep (4:16)
07. Canon Dale (3:49)
08. The Shepherd's Song (4:35)
09. In Amongst The Roses (3:50)
10. I'll Carry On Beside You (3:11)