31 Aralık 2022 Cumartesi

Byzantium / Live & Studio (1974)

Gönül isterdi ki yılın paylaşacağımız son albümü Mariah Carey'den Christmas Songs filan olsun ama burası öyle bir blog değil işte. Olamadık bir türlü. Nerede bir enteresanlık, bir gariplik, bir yok artık daha nelerlik durum var, maalesef biz oradayız işte. Yıl biterken dikkat edin kendinize...

Yılın son grubu da İngiltere'den geliyor, Byzantium. 1970 yılında Jamie Rubenstein ve Nico Ramsden tarafından duo olarak kurulan grup zaman içerisindeki gelişmelerle birlikte kalabalıklaşıyor. Özellikle canlı performanslarda bir hayli iyiler. Verdikleri konserlerde fazlaca alkış alıyorlar. Lakin iş albüm yapma kısmına gelince beklentilerin altında kalmayı da başarıyorlar. Müzikal anlayış farklılıkları dolayısıyla sık olan kadro değişikliklerinin bu konuda etkisinin çok olduğu söyleniyor. 

Byzantium, grupla aynı adı taşıyan ilk albümü yayınlıyor ama ortalamanın altında bir albüm oluyor bu. 1973 yılında ise ikinci albüm Seasons Changing kaydediliyor ki bu hem ikincisine oranla daha iyi hem de normalde gerçekten iyi bir albüm olarak ortaya çıkıyor. Yine de grubun kaliteli albüm kaydı yapımcı firma tarafından ciddiye alınmıyor ve grupla olan anlaşmalarını albümün yayınlanmasından sonra bitiriyorlar. Byzantium yılmıyor ve kendi çabalarıyla konumuz olan üçüncü albüm Live & Studio'yu çıkarıyorlar. Her iki stüdyo albümünden de daha başarılı bir albüm oluyor bu kayıt.

Aslında yaptıkları stüdyo kayıtları ve canlı performansların bir toplaması bu albüm. Ama fena halde iyi. Plak'ın A yüzü 3 canlı kayıttan, B yüzü ise 5 stüdyo kaydından oluşuyor. Psychedelic Rock'tan başlayıp ufak Jazz dokunuşları ile ilerleyen, aralarda Country izlerine bile rastlanan, türler arası geçişleri ilgi çekici şekilde kullanabilen bir albüm temelde. Bazı eleştirmenler Progressive Rock içerisine sokmaya çalışsalar da Prog Related, Byzantium için daha doğru bir tür tanımı olur. Coşkulu çalış stilleri ile kayda değer albümlerden aynı zamanda. Progressive bağları olsa da daha popüler bi yapıda olmaları ve enstrümantasyonun daha basit kaçması gibi sebeplerden ötürü grubu Progressive Rock içerisine almak diğerlerine de fena halde haksızlık olur. Arşive yer alması gereken, eğlenceli albümlerden. Stüdyo tarafının Live'a oranla daha iyi olduğunu da kendi adıma söyleyebilirim.

BYZANTIUM

Robin Lamble /Vokal, Bass
Mick Barakan / Vokal, Gitar
Jamie Rubinstein / Vokal, 12 Telli Gitar
Steve Corduner / Davul

LIVE & STUDIO

Live Side:
01 - Flashing Silver Hope (9:39)
02 -  Cowboy Song (3:27)
03 - Feel It (4:30)

Studio Side:
04 - I'll Just Take My Time (3:57)
05 - Surely Peace Will Come to Those Who Try (6:23)
06 - If You Wanna Be My Girl (6:12)
07 - Oh Darling (8:26)
08 - Move With My Time (4:43)

30 Aralık 2022 Cuma

Dah / Povratak (1976)

O zamanlar adı Yugoslavya olan ülkeden çıkma Dah, 1972 yılında Belgrad'da kurulmuş. Başlangıçta dört kişiden oluşan kadro ile başarılı canlı performanslar sergilemişler. Bunların içinde en önemlisi, bir anda büyük ün kazanmalarını da sağlayan performans 1973 yılında Ljubljana Boom Pop Festival'de gerçekleşmiş. Heavy Progressive Rock'ın Yugoslavya'dan çıkan önemli temsilcilerinden biri olan grubun adı "Nefes" manasına geliyor.

Temelde gitarist Zlatko Manojlovic'in grubu sayılan Dah, kaydettiği ilk single'ı plakçının vitrininde canlı olarak çalarak tanıtmalarıyla da biliniyorlar. O zamanlar için oldukça da tuhaf bir durummuş bu. Ama single belirli bir başarıyı beraberinde getirmiş. Ardından albüm kayıtlarına başlamışlar ve 1974 yılında ortaya Veliki Circus çıkmış. Ortalama bir albüm olan bu ilk albüm grubun tanınmasına olanak sağlarken başka kapıları da açmış. Dah, 1975 yılında Belçika ve Lüksemburg'da çalışmalar yapmaya başlamış. Orada kaldıkları süre boyunca kaydedip yayınladıkları Shoshana single'ı ile de uluslararası bir liste başarısı elde etmişler. Ama bu başarı grubun hanesine yazılmamış zira grubun adını değiştirip Land adını alarak yayınlamışlar single'ı.

1976 yılında da Yugoslavya'ya dönerek ikinci albüm Povratak'ın kayıtlarına başlamışlar. Uzun bir çalışmanın ardından yayınlanan Povratak grubun son albümü olmakla birlikte en iyi albümüdür de aynı zamanda. Melodik yapıdaki, uluslararası başarı kazandıkları Shoshana da bu albümde mevcuttur.

Heavy Progressive'in etnik kökeni fazla olan bir kolunda ilerliyor Povratak albümü. İngiliz ya da Alman tarzı sertlikler yok burada. Daha hafif, daha fazla Folk öğeleri içeren ve tam anlamıyla da kendine has bir yapıda. Vurmalılarla ilerleyen melodik işleri sevmeyenler albümden genellikle uzak dururlar. Tercihe göre değişen bir beğeni durumu içerir yani Povratak. Balkanların ritmik havasını sevenlerdenseniz, 9/8 ritim duyduğunuzda kıçınız başınız oynamaya başlıyorsa albüme fazlasıyla yakınlık duyarsınız.

Grubun ritim bölümünün etkili tavrı, gitarın da öne çıkarak onlara katılmasıyla nefis bir etnik coşkuya dönüşür. Ara ara kulağınıza çalınan ve sertleşen sesler müziğin içerisinde eriyip giderek özgün bir yapı oluşturur. Sonuçta, yukarıda da bahsettiğim sebeplerden ötürü albümü sevmeyebilirsiniz ama hakkını yememek ayrı bir şey.

DAH

Zlatko Manojlovic / Gitar, Vokal
Branko Gluscevic / Bass
Velibor Bogdanovic / Davul
Goran Manojlovic / Klavye

POVRATAK

01. Ko te sada ljubi (3:05)
02. Idem prema suncu (3:04)
03. Sta je ljubav (2:52)
04. Oh draga (2:32)
05. Shoshana (3:11)
06. Na nebu mojih misli (3:42)
07. Sahara (3:40)
08. Svet (3:24)
09. Osecaj (8:16)

29 Aralık 2022 Perşembe

Wind / Seasons (1971)

Dünkü Corporal Gander's Fire Dog Brigade girişinden sonra Wind'den bahsetmemek de olmazdı. On The Rocks albümünün hemen ardından isim değiştirip yeni bir elemanı kadroya alıp 2 albüm daha kaydediyor grup. İlk albüm Seasons bu iki kayıt içerisine en başarılı olanı. Gerçi ikinci albüm Morning'in de ilkinden aşağı kalır yanı yok ama biraz daha sade olması altta kalmasına sebep oluyor.

Corporal Gander's Fire Dog Brigade'de Heavy Psychedelic bir havaya bürünen müzik tarzları Wind'de biraz daha genişliyor ve Alman Progressive Rock'ının, daha doğru tanımıyla da Krautrock'ın ilk dönemlerine özgü bir gelişkinliğe erişiyor. Kendilerine ait bir tarzları olsa da albümündeki pek çok parçada ilk dönem Uriah Heep etkileri fena halde göze çarpıyor. Bunun en büyük sebebi benzer şekilde kullanılan ve sürekli olarak öne çıkan klavyeler. Ken Hensley kadar başarılı olmasa da ona yaklaşan bir klavye düzeni bulunuyor albümde.

Vokaller bir önceki gruba oranla daha hafif kalıyor. On The Rocks albümünde etkileyici ses oyunlarıyla karşımıza çıkan vokal burada aynı etkiyi yaratamıyor. Daha yavan bir Psychedelic vokaline dönüşmesi pek hoş olmamış ama geri vokallerle desteklendiğinde de müziğin içerisindeki yerini rahatlıkla buluyor. Belki de albümün kayıt kalitesinin çok iyi olmamasından kaynaklıdır bu vokal sorunu, bilemiyorum. Fakat albümdeki tek aksaklık bundan kaynaklı gibi de görünüyor.

West Coast'tan ilham alarak gelişen albümde uzun parçaların olması büyük avantaj sağlıyor gruba. Hem enstrüman konusunda yetkinliklerini gösterebiliyorlar hem de ne kadar dağılırlarsa dağılsınlar, toparlamak için yeteri kadar vakitleri oluyor. Klasik Psychedelic Rock parçaları düşünüldüğünde Seasons albümündeki parçalar oldukça uzunlar. Zaten grubun da salt Psychedelic yapmak gibi bir kaygıları yok. West Coast'tan aldıklarını fazlasıyla ileri götürüyorlar.

Klavyelerden söz ettik ama gitarı da unutmamak gerekir. Bir hayli uzun, kaliteli, bir anda yön değiştiren gitar sololarına da sahip albüm. Grubun ritim bölümü neredeyse yetişmekte zorlanıyor. Bentox'ta Beat müziği ile başlayıp Chromosom'da West Coast'a giriş yapan, her iki grupta edindikleri müzikal anlayışı Corporal Gander's Fire Dog Brigade'de enfes bir albüme dönüştüren grup elemanları, Wind formasyonu ve Seasons albümüyle de son noktayı koyuyorlar demek yanlış olmaz. İkinci albüm Morning'den sonra bir daha bir araya gelmemek üzere dağılıyorlar. Grubun davulcusu Lucky Schmidt, Aera'ya katılarak yoluna devam ediyor.

WIND

Steve Leistner / Lead Vokal, Armonika, Vurmalılar
Thomas Leidenberger / Gitar, Vokal
Andreas Büeler / Bass, Vokal, Vurmalılar
Lucian Büeler / Org, Piyano, Vokal, Vurmalılar
Lucky Schmidt / Davul, Vurmalılar, Vibrafon, Klavinet, Piyano

SEASONS

01. What Do We Do Now (8:28)
02. Now It's Over (4:25)
03. Romance (1:35)
04. Springwind (7:10)
05. Dear Little Friend (4:17)
06. Red Morningbird (15:54)

28 Aralık 2022 Çarşamba

Corporal Gander's Fire Dog Brigade / On The Rocks (1970)

1964
yılında Bentox adıyla kurulan grup 1969 yılında bir isim değişikliği yaşıyor ve adını Chromosom'a çeviriyor. 1970 yılında ise Corporal Gander's Fire Dog Brigade adını alarak, tek albüm kaydediyor ve dağılmayıp, grubun adını bu kez de Wind'e çevirerek yol alıyorlar. Bentox ve Chromosom'un pek bir başarısı, bilinirliği olmamakla birlikte Corporal Gander's Fire Dog Brigade ve Wind dönemin Alman Rock müziği içerisinde oldukça önemli bir yere sahipler.

Hard Rock ve Heavy Psychedelic Rock etkili albümü Heavy Rock olarak tanımlamak da yanlış olmaz. Blues ve Psychedelic'in fazlasıyla hissedildiği parçalarda, çıtayı biraz daha öteye taşırken tekrara, yanlışa düşmediklerini, sevimsiz bir şeye dönüşmediklerini de belirtmek gerekiyor. Daha açılış parçasında sizi neyin beklediğini az çok tahmin etmeye başlıyorsunuz. Black Sabbath'ın Paranoid'inin en az onlarınki kadar iyi bir versiyonu ile açılıyor albüm. Müziği idare etmeyi kolay bir şey gibi görsek de vokal, Paranoid için bıçak sırtı bir durumda. Fakat gitarları da çalan Thomas Leidenberger'in bu işin altından çok iyi kalktığı da ortada. Adamda Budgie'nin vokali Burke Shelley'i andıran bir ton ve hava var. Ne kadar kötü hale sokabilir ki Paranoid'i?

4 kişilik bir grup olmalarına rağmen bundan çok fazlasını yaptıkları albümün her yerinden belli oluyor. Zaten, daha sonraki formasyonun Wind olduğu da düşünülürse On The Rocks albümünün ne kadar kaliteli, Corporal Gander's Fire Dog Brigade'in ne kadar iyi bir grup olduğu kolaylıkla anlaşılabilir. The Bentox'tan beri birlikte çalıyor olmaları, grup elemanlarına büyük bir hareket alanı sağlıyor. Kimin nereden gireceğinin belli olmadığı noktalarda işi çok iyi kotarıyorlar. Albüm boyunca aksayan herhangi bir yana rastlamıyorsunuz. Uzun zamandır birlikte takılıyor olmanın en büyük avantajı da bu olsa gerek.

Etkili ve güçlü bir Heavy Psychedelic Rock, Krautrock, Heavy Rock albümü olan On The Rocks, döneminde çok büyük bir ticari başarı elde edemese de yıllar içerisinde hak ettiği yeri bulmuş gibi görünüyor. Özellikle koleksiyoncular tarafından ciddiyetle aranan bir albüm. Arşivin olmazsa olmazlarından.

CORPORAL GANDER'S FIRE DOG BRIGADE

Thomas Leidenberger / Gitar, Vokal
Lucian Büeler / Klavye
Andreas Büeler / Bass
Lucky Schmidt / Davul

ON THE ROCKS

01 - Paranoid 2:40
02 - I Hear You Knocking 2:54
03 - Come Back Here 3:48
04 - On the Rocks 3:28
05 - Hey You 3:57
06 - Stealer 2:45
07 - Run for Life 5:48
08 - Do You Think It's Right 2:08
09 - Love Song 3:17
10 - Don't Tell Me 3:36

27 Aralık 2022 Salı

Lagger Blues Machine / Lagger Blues Machine (1972)

Lagger Blues Machine
de hakkında çok fazla bilgimizin olmadığı enteresan gruplardan biri. Progressive Rock ile Zeuhl arasında bir yerlerde, oldukça da karamsar bir atmosfer içerisinde konumlanmışlar. Tek albümlü efsaneler listemize sorgusuz sualsiz girebilecek niteliklere de sahip kendileri.

1969 yılında Belçika'da kurulduklarını biliyoruz. Dönemin benzer grupları gibi underground arenada boy göstererek yetkinlik kazanmaya başlamışlar. Oldukça iyi bir konser grubu oldukları da söyleniyor. Hatta stüdyo albümünden önce kaydettikleri bir canlı kayıt da mevcut. Ama kişisel olarak bu iki albümdekiler gerçekten de aynı grup mu diye sorduracak kadar farklı geliyor bana. Konser kaydının çok iyi olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Zaten yıllar sonra 1988 yılında yayınlanabilmiş. Kendi adıma, yayınlamasalarmış da olurmuş diyebilirim.

Adındaki Blues kelimesine de aldanmamak gerekiyor. Elbette içinde Blues'a dair bazı şeyler bulunuyor ama tam anlamıyla bir Blues, Blues Rock ya da Blues kökenli bir albüm demek de doğru değil. Soft Machine'den aldıkları bazı şeyleri Magma ve Zappa ile birleştirip, atmosferi de daha karanlık, daha gergin bir hale sokarak ilgi çekici bir işe imza atmışlar.

Albümdeki parçalarda herhangi bir soruna rastlamak da olası değil. Oldukça fazla şekilde üzerinde çalışılmış, jam session yaparken bile coşkuyu kaybetmeyim, kendilerine ait yapıyı bozmadan ilerlemişler. Klavye ve gitarların uyumu inanılmaz derecede iyi. Hangisinin nerede girip çıktığını anlamanız bile mümkün olmayabiliyor bazen. Çok nadir giren vokallerin de ses varyasyonları gibi görünüyor olması albümü daha da çekici hale getiriyor. Vokalin albümdeki enstrümanlardan bir farkı yok yani. 

Tek albümle kalmış olmaları diğer benzer gruplarda olduğu gibi gerçekten de üzücü. Oysa ki yaptıkları müzik, kendilerine has müzikal anlayış, tarz ve türleri birleştirebilme becerileri ile birkaç albüm daha kaydedebilirlermiş gibi geliyor. O kadar iyiler ki karamsarmış gibi anlaşılabilecek ve az önce de bahsetmiş olduğumuz atmosfer becerileri aslında müziğe karanlık bir noktadan, daha kaygılı bir halde baktıklarının göstergesi. Notalar ve enstrümanlar adeta içinize işliyor dinlerken. Yarattığı duygulardan sıyrılmanız da pek mümkün olmuyor. Kendinizi bir kere kaptırdınız mı Lagger Blues Machine'den vazgeçme şansınız kalmıyor.

LAGGER BLUES MACHINE

Jose Cuisset / Gitar
Christian Duponcheel / Org
Michel Maes / Bass
Jean-Luc Duponcheel / Davul

Konuk Müzisyenler:
Vincent Mottouille / Org
Carmelo Pilotta / Flüt, Saksafon

LAGGER BLUES MACHINE

01. Symphonie - Part 1 (13:57)
02. Darknessly (6:58)
03. Tanit (1:03)
04. Symphonie - Part 2 (13:23)
05. Born to be alone on a white desert island (8:59)

26 Aralık 2022 Pazartesi

Egg / The Polite Force (1971)

1967 yılında içlerinde Steve Hillage'ın da bulunduğu bir grup müzisyen Uriel adında bir grup kurarak başlıyorlar işe. 2 yıl sonra hem kadro hem de isim değişikliği ile ilk albümü kaydediyorlar. Grubun 1969 yılındaki adı Arzachel olarak geçiyor kayıtlara. Ardından da aynı yıl içerisinde, Arzachel albümünü yayınladıktan hemen sonra, isimlerini yeniden değiştiriyorlar ve bu kez Egg ortaya çıkıyor.

Canterbury Scene'in Soft Machine ve Hatfield and the North ile birlikte ilk gruplarından da biri oluyor Egg. 3 kişilik kadrosuyla koskoca bir orkestraymış gibi hareket edebiliyor. İlk albüm grupla aynı adı taşıyor. Ertesi yıl çıkardıkları ve konumuz olan The Polite Force, çıkardıkları 3 albüm içerisinde açık ara en iyisi.

Klasik müzikten beslenen ve Jazz ile genişleyen yapısıyla oldukça farklı bir albüm The Polite Force. Stravinsky'den etkilendiği çok belli olan gelişkin besteler ve kusursuz performanslar albümde ilk dikkati çeken öğeler. Tek tek parçalar olarak da düşünseniz, parçaları bütünleştirip albüm olarak da alsanız çok sağlam bir konsepte sahip olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Aktif oldukları dönemde diğer İngiliz grupları hatta Soft Machine gibi Canterbury Scene'i birlikte oluşturdukları gruplar kadar ilgi görememiş olsalar da zaman içerisinde ne kadar başarılı bir iş çıkardıklarını kanıtlamış oldular. Erken dönem Progressive Rock'ın en iyilerinden biri oldukları gibi Canterbury tarzını da en iyi yansıtan gruplardan biri olarak biliniyorlar artık.

Yaratıcı ve estetik düzenlemeler içerisinde org'un yeri bir hayli fazla. O kadar etkili kullanılıyor ki albümde, melodik yapı oluşturulduğunda bile üstüne çıkabilecek denli pervasız şekilde dolanıyor ortalıkta. Albümde eksik ya da yetersiz gibi gelen tek şey vokal olabilir. Onun da bir kesinliği yok. Kendi adıma böyle bir şeyden şüphe duymuyorum, vokalin müziğe eşliği gerçekten çok iyi durumda. Ama zaman içerisinde herkesin aynı tadı alamadığı gerçeğini kavradığınızda, vokal ile ilgili yetersizlik olabileceğini kabul edebiliyorsunuz. Bu yetersizliğin yerlerde sürünen bir şey olmadığını da belirtmek gerek. Eleştiri, sadece daha güçlü ya da daha özellikli bir ses de olabilirdi fikri üzerinden geliştiğini söyleyelim.

EGG

Dave Stewart / Org, Piyano, Ton Üreteci (4.c)
Mont Campbell / Bass, Vokal, Org, Piyano (4.a), Fransız Kornosu (4.b)
Clive Brooks / Davul

THE POLITE FORCE

01. A Visit to Newport Hospital (8:26)
02. Contrasong (4:25)
03. Boilk (9:21)
04. Long Piece No. 3 (20:40)
    - a. Part 1 (5:08)
    - b. Part 2 (7:38)
    - c. Part 3 (5:02)
    - d. Part 4 (2:52)

25 Aralık 2022 Pazar

Galadriel / Galadriel (1971)

Adını, çok rahat anlaşılacağı üzere, J.R.R. Tolkien'ın The Lord Of The Rings'indeki bir karakterden alan Galadriel, 1969 yılında Avustralya'da kurulmuş. 1971 yılında ise konumuz olan albümü kaydetmişler. Tek albümlü efsaneler listesine sorgusuz sualsiz girebilecek nitelikteki bu albümün ardında başka bir albüm kaydı daha yapmışlar aslında. Ama onun da başına gelmeyen kalmamış. Parçaların kaydedildiği kasetlerin tamamı kasıtlı bir şekilde yok edilmiş. Grup da ne olduğunu anlayamamış ve çıkan gerginliklerin sonucunda dağılmışlar.

6 kişiden oluşan Galadriel'in tek albümü Blues ve Folk etkilerinin hissedildiği bir Psychedelic Rock albümü. Elbette dönem dolayısıyla Progressive etkiler de içeriyor. Genel olarak grubu ve albümü Progressive Folk Rock olarak kataloglamak doğru bir tercih olur. Farklı kaynaklarda sadece Psychedelic Rock olarak nitelendirilse de albümü inlediğiniz anda bunun doğru olmadığı, eksik bir tanımlama olduğu hemen anlaşılıyor.

Daha önceleri bahsettiğimiz West Coast tarzı bir Psychedelic Rock egemen albümdeki parçalara. Tam anlamıyla bir Hippi tarzı da diyebiliriz. Kendine has özellikler ve Avustralya folklorundan izler taşıyan keyifli bir albüm. Fazlasıyla melodik, coşkulu ve hatta eğlenceli. Gitarların ağır bastığı bir yapıya sahip. Arada sırada giren Flüt, parçalarda çok etkili olmamakla birlikte bazı noktalarda erken dönem Progressive Rock etkilerinin olduğu gruplarla benzeşmelerini sağlıyor.

Aktif oldukları dönem içerisinde çok büyük ticari başarı ya da bilinirlik elde edememelerine rağmen zaman içerisinde hem albümün hem de grubun hakkı teslim edilmiş gibi görünüyor. Günümüzde albüm arşivlerin önemli parçalarından biri olarak görülüyor. West Coast tarzı bir Psychedelic Rock sevmiyorsanız albüm size hiç çekici gelmeyebilir. Ama biraz Quicksilver Messenger Service, biraz Grateful Dead, biraz da Clover'a hayır demem diyenlerdenseniz albümü beğenmemeniz mümkün değil. Adını saydığımız gruplarla benzerlikler ya da etkilenmişlikler gösterseler de aslında Galadriel'in kendine özgü bir tarzı olduğunu da kabullenmek gerekiyor. Doğal olarak bu da onların en büyük başarılarından biri oluyor.

Dönemin Avustralya Rock müziğinin çok fazla dışına çıkmadan ama Progressive Rock'ın kıvrımlı yollarında kaybolmalarına neden olacak şekilde de ileri gitmeden sade ama enfes bir albüm kaydetmeleri de en büyük artıları olarak düşünülebilir.

GALADRIEL

 John Scholtens / Vokal
Garry Adams / Gitar, Vokal
Gary Lothian / Gitar
Mike Parker / Bass, Flüt
Bruce Belbin / Bass
Doug Bligh / Davul

GALADRIEL

01. Amble On (3:43)
02. Such A Fool (3:13)
03. Girl Of Seventeen (4:44)
04. She Left Her Love (3:51)
05. Working (3:40)
06. Standing In The Rain (3:31)
07. Mind Games (5:38)
08. Lady Was A Thief (3:18)
09. One Day To Paradise (5:25)
10. Things To Come (1:26)

24 Aralık 2022 Cumartesi

Space Opera / Space Opera (1973)

Sinto
'da bahsettiğimiz biraz daha hafif bir şeyler mantığını malum pek tutturamamıştık. Ama bu kez tamamdır. Space Opera tam da öyle bir grup ve albüm. İçerisinde Progressive öğeler içerse de bir Country Rock grubu ve albümü ile karşı karşıyayız. Son derece hafif, son derece melodik ama cılkını çıkarmadan kaydetmişler albümü. Eagles'in ilk dönem parçalarını andıran bir yapısı da var.

60'ların sonlarında tek atımlık bir stüdyo albümü / grubu olan  Whistler, Chaucer, Detroit & Greenhill'in dağılmasının ardından grup elemanları aralarına Brett Wilson'ı da alarak Space Opera'yı kuruyorlar. Uzunca bir süre konserlerde boy gösteren grup konserlerdeki coşkulu performanslarıyla tanınıyorlar. Amerika ve Kanada'nın pek çok yerinde konserlere çıkıyorlar. Ama tarzları, dönemin kaliteli grupları arasında biraz hafif kaçtığı için uzunca bir süre albüm kaydına giremiyorlar.

1972 yılında yapım şirketi anlaşmasını kapınca kayıtlara başlıyorlar ve albüm 1973 yılında piyasaya çıkıyor. Müzikal anlamda başarılı bulunsa da ticari anlamda tam bir fiyasko ile sonuçlanıyor Space Opera albümü. Zaten ondan sonra da 2001 yılına kadar bir daha albüm kaydı da yapmıyorlar. Fakat ilk albümün başarısızlığı da onları pek etkilemiyor. Canlı performanslara devam ediyorlar. Amerika'nın pek çok yerinde boy gösterdikleri gibi Kanada'da da çok bilinen bir konser grubu haline geliyorlar.

Tek albümlü efsaneler listemize girebilecek niteliklere sahip olmasa da bu listeye ek bir liste oluşturulsa kontenjandan dahil olması mümkün. Konser grubu olmalarından gelen alışkanlıkla albümün pek çok yerinde sağlam jam session'lar bulunuyor. Country temelli olan tarzları içerisinde Folk, Psychedelic, Pop ve hatta Jazz'ın izlerine de rastlayabiliyorsunuz. Bazı eleştirmenler Space Opera albümünü ilk dönem Flying Burrito Brothers, The Byrds ve The Grateful Dead albümleri ile aynı yaratıcılıkta buluyor. O kadar ileri gider miyim bilemiyorum ama onlara yakın bir tada sahip olmadıklarını da söyleyemem.

Özellikle klavye ve gitarın baş başa kaldığı anlarda coşkulu bir hal alan parçalar vokal ve akustik gitarın girdiği yerlerde fazlasıyla tempoyu düşürüyor. Bu da bize iniş çıkışları çok iyi ayarlanmış bir albüm olarak geri dönüyor. Country sevmezlerin bile bir şans vermesi gereken albümlerden hem de.

SPACE OPERA

David Bullock / Gitar, Flüt, Armonika, Vokal
Scott Fraser / Gitar, Klavye, Vokal
Philip White / Bass, Klavye, Vokal
Brett Wilson / Davul, Vurmalılar

SPACE OPERA

01 - Country Max 3:20
02 - Holy River 5:26
03 - Outlines 4:10
04 - Guitar Suite 7:36
05 - My Telephone Artist (Has Come and Gone) 3:46
06 - Riddle 3:05
07 - Prelude No. 4 3:52
08 - Lookout 2:46
09 - Blue Ridge Mountains 2:11
10 - Over and Over 5:56

23 Aralık 2022 Cuma

Tamam Shud / Goolutionites and the Real People (1970)

Dünkü Ariel yazısında bahsettiğimiz 2 gruptan Spectrum blogda mevcut ama Tamam Shud eksikler listesinde kalmış. 1964 yılında The Four Strangers adıyla kurulan grup, The Strangers'a evrildikten sonra 1967 yılında adını Tamam Shud'a çevirmiş. Gitarist Lindsay Bjerre'nin anlattıklarına göre de ismi Ömer Hayyam'ın Rubaiyat'ının sonundan almışlar. Farsça bir tamlama olan Tamam Shud, en son ya da sonunda gibi anlamlara geliyormuş. Grubun Psychedelic Rock'tan yola çıkan bir müzikal anlayışa sahip olması, isimleriyle de pekiştirilmiş oluyor böylelikle.

İsmi değiştirdikten sonra Sydney merkezli olarak kendilerine büyük bir kitle ve beraberinde de başarı kazanıyorlar. Bu motivasyonla stüdyoya girip sadece 2.5 saatte ilk albümü kaydediyorlar. Albümdeki parçaların bazıları Evolution isimli sörf konulu bir filmde kullanılacağı için olsa gerek albüm bütçesi de filmin bütçesinden karşılanıyor. Ama albümü soundtrack olarak düşünmek de doğru değil zira sadece 4 parça filmde kullanılmış. Biraz kaba, biraz tam olmamış, biraz da yavan olan bu albümün ardından grupta ufak bir değişiklik oluyor ve Tim Gaze ekibe dahil ediliyor.

Gaze'in gelişiyle birlikte farklı bir müzikal anlayış peşine düşüyorlar ve konumuz olan ikinci albüm Goolutionites and the Real People ortaya çıkıyor. Avustralya'nın ilk, en önemli ve en iyi Progressive Rock albümlerinden biri oluyor bu albüm. Kazandıkları ticari başarı ve bilinirlik ile bir konser grubuna dönüşüyorlar. Birbiri ardına çıktıkları konserlerin hemen hepsinde çok iyi performanslar sergiliyorlar. Hatta canlı performansları o kadar ilgi görüyor ki 2 Temmuz 1972 yılında bir de konser albümü kaydediyorlar ama albüm ancak 2003 yılında yayınlanabiliyor. Zira konser kaydının ardından yine bir sörf filmi olan Morning of the Earth'ün müziklerini yapmaları isteniyor. Önce tüm müzikler için anlaşılmışken sonra bazı aksaklıklardan dolayı 3 parçaya düşülüyor. Bu gibi aksaklıkların ardı arkası kesilmeyince de grup içinde sorunlar yaşanmaya başlanıyor ve grup dağılıyor.

Çok uzun ömürlü bir grup olamasalar da hem kaydettikleri albümleri, hem canlı performansları hem de grup dağıldıktan sonra elemanların girdiği / kurduğu grupları etkilemesi açısından büyük bir öneme sahip Tamam Shud. Psychedelic Rock çıkışlı Progressive Rock anlayışlarında, özellikle de 2. albümde gerçekten de büyük bir iş başarıyorlar. Pek çok eleştirmen Spectrum'un Milesago'su ile Tamam Shud'un Goolutionites and the Real People'ı arasında hangisinin daha iyi olduğu konusunda karasız kalıyor. Etkileyici ve tam da olması gerektiği gibi bir albüm.

TAMAM SHUD

Dannie Davidson / Davul
Tim Gaze / Gitar
Lindsay Bjerre / Gitar, Vokal
Peter Barron / Bass

GOOLUTIONITES AND THE REAL PEOPLE

01. The Goolutionites and the Real People / They'll Take You Down on the Lot (4:53)
02. I Love You All (3:44)
03. Heaven in Closed (9:07)
04. A Plague (5:11)
05. Stand in the Sunlight (2:41)
06. Take a Walk on a Foggy Morn (2:19)
07. Goolutionites Theme (Part 1 & 2) (7:12)

22 Aralık 2022 Perşembe

Ariel / A Strange Fantastic Dream (1974)

70'lerin başında Avustralya'da epeyce ses getiren Spectrum'dan Mike Rudd ve Bill Putt ile Tamam Shud'dan Tim Gaze ve Nigel Macara, grupları dağıttıktan sonra yeni bir oluşma gitmek için birlikte yola çıkıyorlar. Ortaya çıkan sonuç da Ariel oluyor. 1973 yılı başlarında kurulan grup hızlı bir şekilde kayıtlara başlıyor ve yılın sonlarına doğru ilk albüm olan A Strange Fantastic Dream ortaya çıkıyor. Albümün içeriğinden önce kapağı büyük yankı uyandırıyor. Zira kapakta Psychedelic bir tarzda betimlenmiş ağır uyuşturucular görünüyor. O dönem için bu tip konularda fazlasıyla tutucu olan Avustralyalılar yine de grubun hakkını yemeyerek en çok satan LP (Long PLay) listesinde 12. sıraya kadar yükselmelerini sağlıyorlar.

Grup bu albümün hemen ardından Jellabad Mutant adında bir albüm daha kaydediyorlar. Albüm bilim kurgusal bir konsept ile Progressive Rock Operası olarak tasarlanıyor ama maalesef o yıllarda yayınlanma şansı bulamıyor. Zira albüm kayıtları sırasında masraflar arttıkça artıyor. Yapımcı firma masraf - çıkan sonuç ilişkisini de beğenmeyince albüm rafa kalkıyor. Merak etmeyin, 2002 yılında geç de olsa albüm yayınlanıyor.

Grubun 3. ama yayınlanan ikinci albümü Rock'n Roll Scars 1975 yılında piyasaya çıkıyor. Her açıdan yetersiz bulunan albüm çok fazla ticari başarı da kazanamıyor. 3. Albüm Goodnight Fiona'da ise grup ilk albüm tadında bir albüm ortaya çıkarmayı başarıyor. Ticari olarak da başarılı oluyorlar ama bir arada durmaları için yeterli olmuyor. 1977 yılı Ağustos ayında verdikleri son konserin ardından Ariel dağılıyor.

Konumuz olan A Strange Fantastic Dream grubun çıkış albümü olması yanında en iyi albümü olma özelliğini de taşıyor. Karmaşık yapıdaki parçaların yanında insanı yere serebilecek nitelikteki ağır parçalar ve hepsine birden kattıkları ince mizah duygusuyla öne çıkartıyorlar albümü. Tim Gaze ile Rudd'un gitar ve müziğe çok iyi oturan vokalleri, Putt'un ritimleri kontrol eden bass gitarı ve albüme kattıkları Blues Rock etkileriyle gerçekten de nefis bir iş çıkardıklarını söylemek yanlış olmaz. Ufak ufak pek çok türden kattıkları lezzetleri de unutmamak gerekir. Sadece Blues Rock ya da Psychedelic Rock yok yani albümde. Keşfedilmeyi bekleyen bir hazine gibi.

ARIEL

Mike Rudd / Lead Vokal, Gitar, Back Vokal, Armonika
Bill Putt / Bass
Tim Gaze / Lead Gitar, Vokal
John Mills / Klavye
Nigel Macara / Davul

A STRANGE FANTASTIC DREAM

01. Jamaican Farewell (2:50)
02. No Encores (3:47)
03. Confessions of a Psychotic Cowpoke (4:43)
04. And I'm Blue (2:52)
05. Garden of the Frenzied Cortinas (7:46)
06. Miracle Man (5:29)
07. Chicken Shit (4:23)
08. Worm Turning Blues (2:56)
09. Wheezer Grunter Module Threadaboy/Harry v. Dirchy (God the Man) (4:20)
10. Hard Way to Go (3:49)
11. And if it Wasn't for You (2:32)

21 Aralık 2022 Çarşamba

Carmen / Fandangos in Space (1973)

Amerikalı iki kardeş David ve Angela Allen tarafından Los Angeles'da kurulan grup 1973 yılında İngiltere'ye taşınıp ilk albümü burada çıkarınca doğal olarak İngiliz grubu olarak anılmaya başlıyorlar. Gerçi grubun geri kalan elemanlarının İngiliz olmasının da bu tanımlamada etkisi büyük. Bahsettiğimiz iki kardeş pek tanınmasalar da grubun kilit elemanı John Glascock The Gods, Toe Fat, Head Machine ve Chicken Shack'te yer aldıktan sonra gruba dahil olmuş, gruptan ayrılınca da Jethro Tull'a katılmış efsane isimlerden biridir.

73 - 75 arası 3 albüm çıkaran Carmen dağılmaktan kurtulamamış ama geride en azından 2 tane enfes albüm bırakmıştır. İlk iki albümün hangisinin diğerinden daha iyi olduğuna dair karar vermek gerçekten de imkansıza yakın bir süreçtir. O noktada ortaya ayrım olarak dinleyicinin hangisini daha fazla sevdiği belirleyici olur. Kişisel olarak ben ilk albümü daha etkili bulanlardanım.

Glascock'un etkisiyle olsa gerek, Carmen İngiliz Progressive Rock müziğinden gelen anlayışı kullanıyor ama ona İspanyol Folk müziğini ekliyor. Doğal olarak ortaya çıkan sonuç enerjik, coşkulu ve neşeli bir tarz olarak karşımızda duruyor. Bu özelliğiyle de Carmen başka bildiğiniz herhangi bir gruba benzemediği gibi izlerini bulabileceğiniz herhangi bir grup da yok. Yani kendi tarzlarını oluşturabilmiş, tarzı oluştururken de etkilendiklerini geride bırakarak yapabilmiş gruplardan biridir. Bazı eleştiri / tanıtım metinlerinde Los Jaivas ve Triana ile karşılaştırılsalar da bu hem adı geçen iki gruba hem de Carmen'e büyük haksızlıktır.

Melodik yapı parçaların çoğunda ön plandadır. Ama işi ucuzlatarak popülerleştirilebilecek bir havaya büründürmezler hiç. Oldukça etkili ve zor denilebilecek bölümlerle basitlikten çok uzakta bir yerde dururlar. Albümü defalarca dinlediğinizde bir önceki dinlemenizde farkına varmadığınız şeyleri keşfetmeniz olasılık dahilindedir.

Albümdeki önemli noktalardan biri parçaların kalbinde yer alan Flamenko gitarladır diyebiliriz. David Allen'ın (ve Angela'nın da) ailesinin Los Angeles'da flamenko müzik çalınan bir restorana sahip olmalarının bunda etkisinin yadsınamaz olduğunu söylemek yanlış olmaz. Ama diğer yandan albümde öne çıkan ve etkileyiciliğini hiç kaybetmeyen şey ise Angela'nın Mellotron ile yaptıklarıdır.

CARMEN

David Allen / Vokal, Elektrik Gitar, Flamenko Gitar
Roberto Amaral / Vokal, Vibraphone, Flamenko ayak sesleri, Kastanyet
Angela Allen / Vokal, Mellotron, Synthesizer, Flamenko ayak sesleri
John Glascock / Vokal, Bass, Bass Pedals
Paul Fenton / Davul, Vurmalılar

FANDANGOS IN SPACE

01. Bulerias (4:56) :
        - a) Cante (Song)
        - b) Baile (Dance)
        - c) Reprise
02. Bullfight (4:09)
03. Stepping Stone (2:56)
04. Sailor Song (5:14)
05. Lonely House (4:07)
06. Por Tarantos (1:46)
07. Looking Outside (My Window) (7:23) :
        - a) Theme
        - b) Zorongo
        - c) Finale
08. Tales of Spain (5:21)
09. Retirando (2:13)
10. Fandangos in Space (4:34)
11. Reprise Finale (3:01)

20 Aralık 2022 Salı

Sinto / Right On Brother (1972)

Onca ağır grubun ardından hafiften yavaşlayıp, bünyeyi dinlendirmek şart oluyor. Hakkını yemek de doğru değil belki ama Sinto biraz daha hafif kaçanlardan biri benim için. Jazz, Blues ve Funk ile birleşen Psychedelic Rock, bütüne bakıldığında ise Progressive Rock diyebileceğimiz ya da Krautrock deyip işin içinde çıkabileceğimiz bir grup ve albüm. Grup hakkında bilgimiz neredeyse hiç yok. Elbette bir yerlerde hakkında bir dolu bilginin olduğu yazılar vardır ama benim görüş alanıma girmedi. Alman grubu olduklarını, kalabalık bir kadroyla coşkulu ve eğlenceli bir albüm yaptıklarını biliyoruz. Hatta ikinci albüm Sonho Negro'yu da dikkate alıyoruz ama o pek de ilk albüm havasında değil, o nedenle de dışarıda tutuyoruz.

1971 yılı sonlarında Jazz kemancısı Hannes Beckmann tarafından kuruluyor Sinto. Fazlaca kadro değişikliği yaşıyor. Krautrock içine dahil edilen, içinde İngiliz ve Amerikalı müzisyenleri barındıran nadir gruplardan ayrıca. Bazı kaynaklarda Fusion grubu olarak kategorize edilseler de o kadar uzağa gittiklerini söylemek pek de doğru olmaz. Jazz albümün temelini oluşturuyor ama Psychedelic Rock, Blues, Folk gibi türler albümün her yerinde kendini belli ediyor.

Beckmann'ın Jazz geçmişi dolayısıyla Jazz'a odaklandığını düşündüğümüz grup kendi tarzını yaratabilmiş gruplardan biri bir yandan da. Keman albümün her yerinde gezinirken, Konga gibi ritim aletleri onu hiç yalnız bırakmıyor. Ritim bölümünün diğer kısmı olan Bass ve davul ise gerçekten e enfes bir iş çıkarıyor albümün genelinde. Gitarın Funk ile başlayıp Psychedelic'e doğru uzanışları, oradan dönüp bir anda kendi halinde bir Jazz gitarına evrilişini dinlemek keyif veriyor insana.

Geneli, başta da belirttiğimiz gibi coşkulu olan bir albüm Right On Brother. Keyfi kaçanın keyfini yerine getirecek cinsten hem de. Dinlerken her yer turuncu, sarı, kırmızı gibi geliyor insana. Bazı noktalarda Santana'nın evrim geçirmiş hali gibi gelirken kulağa, bazı noktalarda ise ilk dönem İngiliz Jazz Rock gruplarını andırıyor. Yazdıkça albümü düşündüğümden fazla seviyor olduğum gerçeği de çıktı ortaya. Tamam başta hafif mafif dedim ama değilmiş o kadar da. Abartıyorum ben de bazen...

SINTO

Hannes Beckmann / Keman, Akustik Bass, Vurmalılar, Vokal
Peter Holzwig / Piyano, Elektrikli Piyano, Org, Marimba, Vurmalılar, Vokal
Alfred Jones / Gitar, Vurmalılar, Vokal
Abu Dram / Davul, Vurmalılar, Vokal
Cotch Black / Konga, Vurmalılar, Vokal, Sesler
Ralph P. Fischer / Bass, Vurmalılar, Vokal

RIGHT ON BROTHER

01 - Right On Brother 7:34
02 - Rome 6:00
03 - Things I See 3:27
04 - In My Times 3:28
05 - Don't Wait 5:16
06 - Everytime 5:18
07 - Another Voice 3:19



19 Aralık 2022 Pazartesi

Solution / Solution (1971)

1969
yılı başlarına kadar The Keys'de birlikte çalmış olan Tom Barlage ve Willem Ennes grubun adını önce Soulution olarak değiştirdiler. Cuby & The Blizzards'tan gelen Hans Waterman ile de iyi anlaşmışlardı. Ama grup kısa süre içerisinde fena halde ikiye ayrıldı. Grup elemanlarının bazıları daha popüler ve melodik şeyler çalmak isterken, bahsettiğimiz üçlü ise Jazz doğaçlamaları üzerinde müzik yapmak istiyorlardı ve kısa süre içerisinde dağıldılar. Üçlü, Solution adını alarak yola devam etti. 1970 yılında gruba dahil olan Peter van der Sande ile ekip tamamlanmış oluyordu.

Hızlı bir şekilde giriştikleri albüm kaydını kısa sürede bitirdiler ve konumuz olan ilk albüm Solution ortaya çıktı. Jazz Rock'ın erken dönemi içerisinde gerçekten de etkili ve enfes bir albüm olmuştu Solution. Etkilendikleri grup ve müzisyenlerden de etkiler içeren albümde John Coltrane, Frank Zappa, Soft Machine gibi isimlerin ayak izlerini görmek de mümkün.

5 parçadan oluşan albüm (aslında 4 parça olarak da düşünülebilir, zira 2.parça Preview 3. parça Phases için giriş niteliğinde) ticari açıdan çok büyük bir başarı yakalamadıysa da gruba başka albümler kaydetmelerini sağlayacak denli rahatlık sağlamıştı. Albümün müzikal kalitesi ise tartışmaya yer vermeyecek şekilde iyiydi. Dönemin Dutch Band'leri düşünüldüğünde ilk akla gelen Symphonic Prog yaptıkları olsa da tam tersine, Jazz'dan beslenen Fusion tam olarak Solution'ın tarzını tanımlıyor. Fakat işin için senfonik öğeler kattıklarını da belirtmeden geçmeyelim.

Albüm baştan sona enstrümanlar üzerinden giden bir yapıda. Vokali çok az duyuyorsun ve bu sizi hiç rahatsız etmiyor. Başından sonuna dek uzanan süreçte fazlasıyla coşkulu şekilde çalıyorlar parçaları. Temponun düştüğü anlarda bile o coşkuyu size hissettiriyorlar. Klavyenin açtığı yolda, saksafon ve flütle birlikte ilerleyen parçalar ritim bölümünün işini sonuna kadar iyi yapmasıyla birlikte neredeyse bir baş yapıt niteliğine bürünüyor. Bazı noktalarda daha önce incelediğimiz Secret Oyster'ı anımsatan bir elektrikli piyano ve saksafon ile karşılaşsak da kendi tarzlarını yaratarak benzersiz bir niteliğe sahip olduklarını da rahatlıkla söyleyebiliriz. Arşivde olmazsa olmaz albümlerden biri.

SOLUTION

Willem Ennes / Piyano, Elektrikli Piyano, Org
Tom Barlage / Alto Saksafon, Soprano Saksafon, Flüt
Peter van der Sande / Bass (1-5), Vokal (3)
Guus Willemse / Bass, Vokal (6-10)
Hans Waterman / Davul

Konuk Müzisyen:
Steve Boston / Konga, Cowbells (3)

SOLUTION

01. Koan (7:50)
02. Preview (0:51)
03. Phases (12:19)
04. Trane Steps (10:19)
05. Circus Circumstances (7:03)

18 Aralık 2022 Pazar

Theatre du Chene Noir / Chant Pour le Delta, la Lune et le Soleil (1976)

RIO
ve Avant Prog'a giriş yapmışken Theatre du Chene Noir'dan bahsetmeden olmaz. Elbette onlara gelene dek bahsedilecek çok grup da bulunuyor ama değişik ve tuhaf olmaları, müziği neredeyse bir bireysel yıkım aracı gibi kullanmaları ve estetik yapısı ile hızlı bir girişi hak ettiğini de rahatlıkla söyleyebiliriz.

Grup aslında bir tiyatro grubu. Gerçekten de bildiğiniz sahnede oyun oynayan tiyatroculardan kurulu. 1966 yılında Fransa, Öğrenci hareketlerinin hemen öncesine hareketlenmeye başladığında, üniversiteye yeni başlayan liseden arkadaşlar Gérard Gelas, Daniel Dublet, Gilbert Gay ve Bernadette Marini, Avignon'da bir tiyatro grubu kuruyorlar. Kendi oyunlarını yazıp müziklerini besteleyip sözleri de kendileri yazıyorlar. Bestelerin büyük kısmı Gelas'a ait. Diğer yandan John Coltrane, Charles Mingus, Ravi Shankar, Pierre Henry gibi müzisyenlerden ödünç aldıkları bestelere de söz yazmayı ihmal etmemişler.

Gelas'ın yazdığı ikinci oyun La Paillasse Aux Seins Nus kamu düzenini bozma ihtimali yaratır diye daha ilk gösterimi bile yapamadan yasaklanıyor. Bu durum Gelas'ın belirli bir ün kazanmasına fırsat tanıyor. O motivasyonla Roma'ya gidi Federico Fellini, Elsa Morante gibi isimlerle tanışıyor. Fransa'ya döndüğünde ise oyun yazmaya devam ediyor. 1971 yılında Aurora oyununun 22 ve 23 Temmuz 1971 tarihli gösterileri kaydedilip plak olarak yayınlanıyor. Oldukça ilgi çekici bir albüm ortaya çıkıyor. Değişik, tuhaf ve avangard.

1973 yılında Miss Madonna oyunu, 1976 yılında ise konumuz olan Chant Pour le Delta, la Lune et le Soleil kaydedildi. Albüm kaydedilenlerin içerisinde en etkileyici ve sarsıcı olanıydı. Belirgin bir Jazz ve Rock bileşimi üzerine düz vokallerden oluşuyordu. Müzikler vokalin altında kendi başına, bağımsız ve güçlü bir şekilde serilirken, üstte yer alan vokal başkaldıran metinleri etkili bir ses tonuyla hayata geçiriyordu.

Albüm fazlasıyla etkileyici ve cüretkar. Diğer yanda ise tam anlamıyla deneysel ve avangard. Dinleyiciyi farklı bir evrene sürükleyip orada hikayeler anlatıyor. Fransızca Rock müziğe tam olarak oturan bir dil olmasa da bu albümde kullanılan vokal, ezgili bir şekilde hikayeler anlatan bir tonda ilerlediği için beklentilerin ötesinde bir oturmuşluk hissi yaratıyor.

THEATRE DU CHENE NOIR

Nicole Aubiat / Vokal
Thierry Bergerot / Synthesizers
Jean-Loius Cannaud / Flüt, Tenor Saksafon, Alto Saksafon, Vokal, Vurmalılar
Jean-Pierre Chalon / Davul, Vurmalılar
Daniel Dublet / Piyano, Keman, Çello, Konga
Monik Lamy / Vokal, Vurmalılar
Philippe Puech / Vibraphone, Vokal
Christine Schaffter / Soprano Saksafon, Vokal, Vurmalılar
Pierre Surtel / Soprano Saksafon, Vibraphone, Vokal
Abel Valls / Bass, Kontrbas

CHANT POUR LE DELTA, LA LUNE ET LE SOLEIL

01. Le Train (4:35)
02. Les Oiseaux
03. Hey...! (11:32)
04. La 7 (5:30)
05. Le Nil (11:05)

17 Aralık 2022 Cumartesi

Potemkine / Nicolas II (1978)

Zeuhl
müziğin Fransa'dan çıkmış en önemli temsilcilerinden biri de Potemkine. 1971 yılında kurulan grubun diğer Zeuhl gruplarından önemli farkları bulunuyor. Bu farklılıklar o kadar belirgin ve değişik ki çoğu zaman grubun Zeuhl'e dahil olup olmadığını bile sorgulatıyor insana. Ama çıkış noktaları bu olduğu için de yaptıkları müzikle ilgili en doğru tanımlama da bu doğal olarak.

Kurulmalarından 4 yıl sonra çıkardıkları ilk albümle gerçekten de iyi bir işe imza atıyorlar. Foetus, Magma'ya yakın duran tarzıyla oldukça başarılı bir albüm olarak görülüyor. Ardından geçen iki yılla birlikte çıkardıkları 2. albüm Triton ise daha neşeli diye tabir edebileceğimiz bir Fusion'a doğru evriliyor. Jazz ile birleştiği noktada Potemkine'in müziği hem daha iyi bir hal alıyor hem de kalitesi bir hayli artıyor. Konumuz olan son albümde Nicolas II'de ise gerçekten de baş yapıt niteliğinde bir iş çıkarıyorlar.

2. albümle başladıkları Jazz Fusion yapısı bu albümde daha fazla oturmuş durumda. Fazlasıyla yaratıcı ve etkileyici. Notalar arasında arsızca dolanan bir grupla karşı karşıya kalıyorsunuz. Melodik yapısı fazlasıyla cüretkar. Sizi alıp boyutlar arası bir yolculuğa çıkarabilecek denli muhteşem. Bazı noktalarda kendini tekrar eden bir yapıya bürünüyor gibi görünse de işin aslı hiç de öyle değil. Sürekli olarak bir yerlerde gezinip başladıkları noktaya dönüyorlar ve o kadar çok değişik tür ve tarza göz kırpıyorlar ki albümdeki çeşitlilik bir hayli artıyor.

Charles, Michel ve Philippe Goubin kardeşler tarafından kurulan Potemkine, maalesef ki bu 3. ve son albümle birlikte dağılıyor ama geride dikkate değer, arşivlik 3 iş bırakıyorlar. Özellikle de Nicolas II bu konuda tam bir ziyafet olarak nitelendirilebilir. Albümün içerisinde Magma'dan Billy Cobham'a, Mahavishnu Orchestra'dan Brand X'e uzanan bir yelpazede çeşitlilik mevcut. Jazz Fusion seven herkesin dinlemekten sıkılmayacağı bu albüm diğer taraftan bakıldığında Zeuhl'e de derinden bir saygı duruşu niteliğinde. Magma'nın Attahk dönemindeki Zeuhl etkileri Nicolas II'de de fazlasıyla bulunuyor. Tabi Jazz Fusion arasına eklenmiş tatlı sos niteliğinde bir yapıda karşımıza çıkıyor.

POTEMKINE

Dominique Dubuisson / Bass, Vokal
Jean J. Ganghofer / Vurmalılar
Charles Goubin / Gitar, Vokal
Michel Goubin / Klavye, Vokal
Philippe Goubin / Vurmalılar, Davul
Christian Rouge / Vurmalılar

NICOLAS II

01. Tango Panache (6:18)
02. Raspoutine (5:56)
03. Theme Pour Un Swing Imaginaire (5:37)
04. Air De Famille (3:19)
05. Ode De Mars (5:23)
06. Aux Images (2:41)
07. Amphitheatre Magique (6:45)

16 Aralık 2022 Cuma

Bodkin / Bodkin (1972)

1971
sonlarında İskoçya'da kurulan Bodkin, tek albümle kalıp efsaneleşen gruplardan biridir. Atomic Rooster ve Uriah Heep'in açtığı yolda ilerleyerek Heavy Progressive Rock'ın en iyi albümlerinden birine imza atmayı başarmışlardır. İskoçya'dan da Rock grubu çıkar mıymış sorusuna da güzel bir yanıt vermişlerdir ki aslında İskoçya'dan çıkan çok fazla ve iyi Rock grubu da mevcuttur.

Daha türün bütün özellikleri ortaya çıkmamışken, hala emekleme aşamasındayken diye tanımlayabileceğimiz dönemde kaydettikleri albümde Atomic Rooster, Uriah Heep, Badger gibi aynı janra dahil oldukları gruplardan farklı olarak rahat ve serbest bir anlayış benimsemişler. Yani epeyce bir "jam" bulunuyor parçalarda. Belki de sırf bu yüzden, parçanın nerede ve nasıl değiştiği, nereden gelip nereye gittiği belirsizdir. Gelişine vurmak tabirinde olduğu gibi bir mantıkla üretilmiş bile diyebiliriz albüm için.

Uzayıp giden ve dinleyiciyi hiç rahatsız etmeden türler arasında yolculuğa çıkan parçalarda enstrümanlar kadar vokal Zeik Hume'un izleri bir hayli fazla. Kimi zaman etkileyici, kimi zaman can sıkıcı, kimi zamansa size nerede olduğunuzu şaşırtan bir sese ve tekniğe sahip Hume. Bodkin'in olmazsa olmazları arasında başı çeker diye bile düşünüyorum. 

Albümde org ve gitarlar da diğer pek çok Heavy Prog albümünde olduğu gibi etkilerini doğrudan hissettiriyor. Ritim bölümü de yapması gereken işi hem hakkıyla hem de fazlasıyla yapıyor. Diğer yandan, bazı acımasız eleştirmenlerin de dediği gibi, türe çok büyük yenilikler kattıkları, farklılaştırdıkları ya da farklı etkiler yarattıkları söylenemez. Elbette alelade veya sıradan bir grup değil Bodkin. Fakat ilerleme mantığıyla gelişip büyüyen bir müzik türünün bir de sert tarafında yer alıyorsanız, size karşı oluşacak beklentiler de fazlalaşıyor. Bu yönden, yani beklentileri karşılaması açısından yeterli gelmeyebilir. Ama türün en iyilerinden biri oldukları gerçeğini de değiştirmez. 

70'lerin ilk dönem, hani o ağır, kasvetli ve sert Heavy Progressive Rock'ından hoşlanıyorsanız, tek albümde çok fazla evrene seyahat etmek istiyorsanız, acımasız eleştirmenlere "hadi oradan" demek gibi bir düşünceye kapıldıysanız ya da sağlam bir şeyler dinleyelim de kendimize gelelim kafasındaysanız, Bodkin arşivinize olması gereken albümlerden biri.

BODKIN

Doug Rome / Org
Mick Riddle / Gitar
Bill Anderson / Bass
Dick Sneddon / Davul
Zeik Hume / Vokal

BODKIN

01. Three Days After Death Pt. 1 (9:28)
02. Three Days After Death Pt. 2 (7:09)
03. Aunty Mary's Trashcan (10:48)
04. Aftur Yur Lumber (5:12)
05. Plastic Man (5:59)

15 Aralık 2022 Perşembe

Univers Zero - Univers Zero (1977)

Daniel Denis
(davul) ve Claude Deron (trompet) tarafından 1973 senesinde Brüksel - Belçika’da kurulan Necronomicon kısa süre sonra adını Univers Zero olarak değiştirir. Başlarda Electric Jazz’a öykünen tarzları Michel Berckmans’ın (nefesliler) katılmasıyla değişmeye başlar. 1977 yılında da (1313 olarak da anılan) ilk albümlerini limitli adetlerde de olsa yayınlama şansı yakalarlar.

Limitlenmiş / kısıtlanmış olmaları bir sene sonra vuku bulacak ilk RIO festivalinin katılımcıları arasında yer almalarının sebebi midir bilemem ama günümüzde bile bu hareketin orijinal üyelerinden biri olarak hala isimlerinden söz ettirmeye ve saygı görmeye devam ediyorlar. (Hareket zamanla fasarya olsa da)

Tarzlarını tarif etmek için de müzik bilgisinin ve zevklerinin çok ötesine, müzikten alınacak tatlara dair söz etmek gerek. Bir bakıma müzik gurmesi ya da gastronomi uzmanı gibi bir şey olmak şart. Folk, klasik müzik, caz ve rock harmanı olan karanlık ve gizemli kompozisyonları birden tahmin edemeyeceğiniz bir enstrüman tarafından üstüne üstlük tempo dışında bölündüğünü hayal edin, işte size Univers Zero.

Deli / dahi bir orkestranın ürünü besteleri ile hala boşta kalan nöronlarınızı birbirine bağlama misyonuna sahip de denebilir. Alışılmışın dışına çıkılacak diye saçmalamıyorlar. Saçma gelmesinin sebebi, alışılmışın dışına, bugün aşina olduğunuz beste formüllerinin de ilerisinde bir yaklaşımla parçalarını yapmaları. Doğal olarak benzedikleri ya da onlara benzetilebilecek pek bir şey yok ortada.

GentleOctopus'un Notu: Yukarıda bahsedilen RIO (Rock in Opposition) o dönemlerde daha çok bir eylem biçimi ya da eylemin kendisi olarak ortaya çıkıyor. Festivalin gündeme gelmesi ise bu konuda bir duyuru yapma ihtiyacından kaynaklanıyor. RIO'nun, Univers Zero ile birlikte Birleşik Krallık'tan Henry Cow, İsveç'ten Samla Mammas Manna, İtalya'dan Stormy Six ve Fransa'dan Etron Fou Leloublan'ın katılımıyla başladığını da belirtmeden geçmeyelim. Hepsi de hem kendi ülkelerinde hem de uluslararası arenada sesini duyurmuş, başarılı işler çıkarmış hatta ticari başarı yakalamış gruplar. Tabi plak şirketleri yüzünden kendilerini kendileri gibi ifade etme konusunda zorluk da yaşamışlar bolca. Bu nedenle de bahsi geçen festivalin mottosunu "The music the record companies don't want you to hear" yani "Plak şirketlerinin duymanızı istemediği müzikler" olarak belirlemişler.

UNIVERS ZERO

Roger Trigaux / Gitar, Harmonium (6)
Emmanuel Nicaise / Harmonium, Spinet
Christian Genet / Bass
Guy Segers / Bass, Sesler (6)
Patrick Hanappier / Keman, Viola, Pocket Çello
Marcel Dufrane / Keman
Michel Berckmans / Bassoon, Obua (6)
Daniel Denis / Vurmalılar

UNIVERS ZERO

01. Ronde (15:08)
02. Carabosse (3:40)
03. Docteur Petiot (7:32)
04. Malaise (7:32)
05. Complainte (3:18)

14 Aralık 2022 Çarşamba

Hannibal / Hannibal (1970)

Haklarında değişik hikayeler olan gruplardan biri de Hannibal. Birmingham, İngiltere'de 1969 yılında kurulduğu ve tek albüm çıkarıp dağıldığı dışında tarihsel bir bilgi yok. Lakin bazı kaynaklarda grubun Bakerloo isimli nefis İngiliz Blues Rock grubunun küllerinden doğduğu, ardılı olduğu yazılı. Albümde çalan elemanlara bakıldığında ise Bakerloo kadrosunda olan hiç kimsenin Hannibal'da olmadığı görünüyor. Belki albüm bilgileri içerisinde yer almayan, ama Bakerloo albümüne konuk müzisyen olarak katılmış birileri, yine konuk müzisyen olarak katılmış olabilir Hannibal albümüne. Fakat ona dair de bir iz yok. Sonuç olarak grubun ne tarihsel ne de müzikal anlamda Bakerloo ile en ufak bir bağı yok diyebiliriz rahatlıkla.

Jazz'dan yola çıkan bir müzikal anlayışa sahip Hannibal. Daha önce de bahsettiğimiz gibi Blood, Sweat & Tears ile Chicago'nun sayesinde kabul gören Jazz Rock'a kattıkları pek çok şey olduğu da albümün her yerinde görülüyor. Ara ara Blues esintileri hissedilse de genel olarak gittikleri yön belli. 

Albümde yer alan müzisyenlerin yetenekli oldukları da açıkça görülüyor. Son derece doyurucu ve hatasız çalıyorlar. Virtüöz mertebesine yükseltilecek denli olmasa da her birinin ayrı ayrı başarılı olduğunu söylemek en doğrusu. Psychedelic Rock temelli olduğu görülen vokal anlayışı ise albüme değişik bir hava veriyor. Bir anda yükselen, kendine geldiğinde sakin bir şekilde devam eden vokal özellikle davul bölümlerinden hemen önce ve sonrasında ortaya çıktığında yarattığı etki daha da fazlalaşıyor.

Adrian Ingram'ın Blues tabanlı gitarları neredeyse albümdeki bütün tempoyu belirliyor. Bunda Ingram'ın parçaları yazdığı kendine ayrıcalık tanımış olma ihtimali de yüksek tabi. Diğer yandan, daha sonraları yani Hannibal macerasının hemen ardından Electric Light Orchestra'da çalmaya başlayacak olan Bill Hunt'ın klavyeleri ise Psychedelic, Space ve Progressive arasında gidip geliyor. Cliff Williams'ın bol saksafonlu bölümleri ise gerçekten hayranlık uyandırıcı.

Albümün pek çek yerinde parçaların nereye gittiğini ya da gideceğini / gidebileceğini tahmin etmek oldukça güç. Türler ve tarzlar arasında inanılmaz seri ve güzel geçişler yapabiliyorlar. Jazz ile başladığınız parçanın ne zaman Blues içeren bir Psychedelic'e döndüğünü fark edemiyorsunuz bile. 

HANNIBAL

Jack Griffith / Bass
John Parkes / Davul
Adrian Ingram / Lead Gitar
Bill Hunt / Hammond Org, French Horn
Cliff Williams / Tenor Saksafon, Klarnet
Alex Boyce / Vokal

HANNIBAL

01 - Look Upon Me 6:36
02 - Winds of Change 7:29
03 - Bend for a Friend 10:29
04 - 1066 6:31
05 - Wet Legs 4:47
06 - Winter 8:06

13 Aralık 2022 Salı

Secret Oyster - Sea Son (1974)

Daha önce adından söz ettiğimiz Burnin Red Ivanhoe’nun dağılması ardına 1972 senesinde kurulan Secret Oyster adını yine Burnin Red Ivanhoe’nun kendi adlarını taşıyan 1970 tarihli albümünün kapanış parçası “Secret Oysters Service” ten alıyor.

Burnin Red Ivanhoe’nun aksine ilk albümleri ile Psychedelic Rock'tan arınmış bir tür ağırlıklı Jazz Fusion harmanında takılmışlar. (ki bu albüm de taş gibi) Bahsedeceğim ikinci albümleri Sea Son ile daha çok Gong ve Colosseum’un 1970’lerin ortalarından sonra yöneldiği tarzda Jazz Fusion akımına kapılmış, neredeyse birebir örnek aldığı Mahavishnu Orchestra ve Miles Davis gibi babaların da gerisinde kalmamışlar.

Genel anlamda kulaklara Mahavishnu’nun Billy Cobham’sız hali (ilk albümden sonra grubu terk eden Bo Thrige Andersen olmadığından) gibi gelse de en az onlar kadar yaratıcı komposizyonlara ve icra yeteneğine sahipler. Claus Bøhling gitarda McLaughlin gibi yardırırken, Jan Hammer’ın izdüşümü Kenneth Knudsen synth ve piano ile atmosferi dengelemekte büyük iş başarıyor. Atmosfer bazen birbirine giren bir dolu ses yığınına dönüşen, her enstrümanın ayrı sololar attığı kakafoni şovuna da dönüşebilse de Karsten Vogel’ın atmosfere olan Miles etkisi derinden ve armonilerde büyük fark yaratıyor. Jess Staehr ve Thrige Andersen’in yerini alan Ole Streenberg’in altyapıdaki sadelikleri bahsettiğim kakafonik durumların da bir nebze önüne geçiyor.

İlk albümdeki çiğ ama orijinal sound'un yerini alan ayakları yere basan ama pek çok döneminin babalarından da ağır etkilenmiş müzikaliteleri pekala deneyimlemeye değer.

SECRET OYSTER

Claus Bøhling / Gitat
Kenneth Knudsen / Piyano, Moog
Karsten Vogel / Alto & Soprano Saksafon, Org
Jess Staehr / Bass
Ole Streenberg / Davul, Vurmalılar

Konuk Müzisyenler:
Finn Ziegler / Keman (1,5)
Hans Nielsen / Keman (1,5)
Bjarne Boie Rasmussen / Viola (1,5)
Erling Christensen / Çello (1,5)
Palle Mikkelborg / Strings Score & Düzenlemeler (1,5), Trompet (3,6)
Kasper Winding / Konga, Vurmalılar (3)

SEA SON

01. Oysterjungle (2:57)
02. Mind Movie (9:14)
03. Pijamamafia (6:07)
04. Black Mist (3:40)
05. Painforest (5:40)
06. Paella (8:23)

12 Aralık 2022 Pazartesi

Brian Davison's Every Which Way / Every Which Way (1970)

Efsanevi grup The Nice 1970 yılında dağıldığında grup elemanları farklı gruplar kurdular. Keith Emerson ELP macerasına başlarken, Lee Jackson ise Jackson Heights ile devam etme kararı almıştı. Davulcu Brian Davison ise Every Which Way'i kurarak hızlı bir giriş yaptı, giriş o kadar hızlıydı ki çıkış da aynı hızla oldu. Grup, 1970 yılı içerisinde kurulup, albüm kaydedip, The Marquee Club'da sahne alıp dağıldı. Geride bıraktıkları albüm fazlasıyla dikkate değer bir albüm olsa da grubun devamlılığını sağlayamadı.

The Nice'da özellikle Keith Emerson'ın gölgesinde kalan Davison bu albümle o kadar iyi patlıyor ki kendisine ne kadar haksızlık edildiğini kanıtlıyor. Progressive Rock içerisinde önemli bir yeri hak eden Every Which Way müzikal anlayışı içerisine pek çok tür ve tarzı katarak ilerliyor. Tür çeşitliliği o kadar fazla ki Van Der Graaf Generator'dan East Of Eden'a, Traffic'ten Savoy Brown'a kadar pek çok gruptan izlere rastlamak mümkün. Tabi bu izlerin birebir kopyalama ya da benzerlikten öte bir durum olduğunu da söylemek gerekiyor. Every Which Way de kendine has bir duruş sergileyen, kendine ait bir müziği var eden gruplardan.

Ticari olarak başarı kazanamamış olsa da içerdiği 6 parça ile fazlasıyla iyi bir albüm. Ama yüksek ihtimalle ticari başarıyı yakalayamamış olmaları, grup içi anlaşmazlıklar gibi sorunlardan kaynaklı olarak kısa sürede dağılmaları, albümün dönemi içerisinde tanınmasını da etkilemiş. Çok az bir kitle tarafından tanınan, bilinen bir grup olarak kalmışlar. Zaman içerisinde ise hakları az da olsa teslim edilmiş.

Blues, Jazz, Folk, Psychedelic ve hatta Country'nin bile etkilerine rastlayabileceğiniz Every Which Way'de Progressive öğeler ön planda. Fakat grup ve albüm hakkında yazılan pek çok yazıda Prog Related olarak tanımlanıyorlar. Ayrım yapma ve kategorilendirme konusunda Progressive Rock başlı başına bir sorun yaratırken Prog Related gibi ekler ile daha da karışıklaşıyor iş. Farklı türlerden beslenen, nereeyse hiç benzeşmese de The Nice'ın ardılı olan Every Which Way'i de kategorilendirmek zor. Progressive Rock diyerek etiketlendirip işin içinden sıyrılmaksa en kolayı :)

BRIAN DAVISON'S EVERY WHICH WAY

Brian Davison / Davul, Vurmalılar
Graham Bell / Elektrikli Piyano, Akustik Gitar, Vokal
Geoffrey Peach / Üflemeliler, Flüt, Vokal
Alan Cartwright / Bass
John Hedley / Lead Gitar

EVERY WHICH WAY

01. Bed Ain't What It Used To (9:24)
02. Castle Sand (6:38)
03. Go Placidly (3:45)
04. All In Time (8:46)
05. What You Like (3:36)
06. The Light (6:15)

11 Aralık 2022 Pazar

Cynara / Cynara (1970)

1968
yılında tek albüm çıkarıp dağılan Listening grubunun ardından, grubun as elemanı Michael Tschudin yeni bir grup arayışını giriyor ve 1969 yılı sonlarında Cynara kuruluyor. Grubun bir anlamda Listening'in devamı olduğunu bile söyleyebiliriz. Biraz daha geliştirilmiş ama tarz ve havayla devam ediyor çünkü. Hatta Listening'in albümünde ve yayınlanan 45'liğinden 3 parça Cynara'nın albümünün ilk üç parçası olarak çıkıyor karşımıza.

2 grup arasındaki en büyük fark hiç şüphesiz Cynara'nın Psychedelic Rock'tan bir miktar sıyrılıp müzikal anlayışının içerisine Jazz Rock, Funk, Blues gibi türleri katmasından kaynaklanıyor. Listening'de ön plana çıkan hep Psychedelic Rock iken Cynara daha çok türler arasında gezinmeyi tercih ediyor. Doğal olarak bu müzikal çeşitlilik daha etkili bir sonuç çıkarıyor ortaya. Cynara'nın bahsi geçen diğer gruptan da etkin, etkili ve sağlam bir duruşu var.

Tabi ki dönemin Amerikan Rock müziğindeki en büyük etkiyi Psychedelic Rock yaratırken adamların bundan tamamen kopmasını beklemek özellikle de 1970 yılı için pek doğru bir davranış olmaz. Albümün her yerine işlemiş bir Psychedelic havasını hissediyorsunuz hep. Ama belli bir seviyede tutmayı başarıp daha ileri götürme cesaretini de göstermişler. Özellikle klavyelerin girdiği bazı bölümlerde iş bir anda Avrupa klasik müziğine kadar kayan notalar ve yerleşimler içeriyor.

Michael Tschudin'in kişisel projesi gibi düşünülse de grubun diğer elemanlarının da albüme katkıları büyük. Tek başına yapılamayacak kadar iyi bir albüm çünkü. Jeffrey Watson vokalinin de bu katkıların içinde en öne çıkanı olduğunu belirtmekte fayda var. Muhteşem bir sese sahip değil ya da sesini acayip teknik bir şekilde kullanma yeteneğine de sahip değil Watson. Ama o kadar kendi halinde ve kendine has ki samimiyeti ile dinleyiciyi büyülüyor. Zaman zaman Iron Butterfly'dan Doug Ingle'a bürünüyor gibi görünse e bundan hemen sıyrılıp kendi özgünlüğünde devam ediyor Jeffrey Watson.

Az önce de bahsettiğimiz gibi grubun as elemanı olan Michael Tschudin'in ise albüme ve gruba katkıları yadsınamayacak denli fazla. Parçaların yazımından, düzenlemelere, grubu ayakta tutma çabalarından enfes klavyelere kadar her yerde Tschudin'in izlerine rastlamak mümkün.

CYNARA

Michael Tschudin / Klavye, Davul
Jeffrey Watson / Vokal, Vurmalılar
Cal Hill / Bass
Les Lumley / Konga
Chip White / Davul

Konuk Müzisyen:
Elvin Jones / Davul (6)

CYNARA

01 - Life Stories 4:08
02 - Hello You 5:53
03 - Stoned Is 4:08
04 - Religious Song 5:19
05 - Mermaid Song 7:57
06 - Cia's Lullaby 11:25