31 Ekim 2022 Pazartesi

Yggdrasil / Yggdrasil (1972)

1970
ortalarında Münih'te kurulan underground gruplardan biri Yggdrasil. 2 yıla yakın süren kısa ömürlerinde tek albüm ve fazladan bazı parçalar kaydedebilmişler, hepsi o. Tek albümlüler listemizin orta sıralarının hemen üstünde yer alabilecek niteliklere sahip bir müzikal anlayışları var. Bu arada albümü kaydetmişler ama yayınlanması için epeyce beklenmesi gerekmiş. Pek çok kaynakta albüm 1972 yılına tarihlense de bu aslında kayıt tarihi. O dönemde sadece 10 kadar kopyası basılmış, o da dinleyip eleştirmeleri için bazı insanlara dağıtılmış.

Akıbeti çok bilinmemekle birlikte ancak 2009 yılında Garden of Delights etiketiyle CD formatında basılana kadar albümle ilgili bir gelişme yaşanmadığını söyleyebiliriz. Garden of Delights da bulabildikleri bütün materyalleri bonus olarak albüme eklemiş ve ortaya 70'lerden enfes bir arşivlik çıkmış.

Underground bir grup olmalarının albümün yayınlanması konusunda etkileri büyük olsa gerek. Yine de yıllar sonra olsa da dinleyebileceğimiz bir işe imza atmayı başarmışlar. Krautrock'ın ayrıksı örneklerinden biri olarak karşımıza çıkan albüm Progressive Folk temeli üzerine şekillendirilmiş. Çoklu vokaller, uzun flüt eşlikleri ve melodik yapısıyla güzel bir geliştirilmiş Folk örneği Yggdrasil.

Belirtmek gerekir ki Krautrock janrı içine girseler de rafine edilmiş düzenlemeler, sade bir şekilde yerini alan vokal ve enstrüman kullanımları ile daha çok İngiliz Folk Rock gruplarına benziyorlar. Psychedelic ve Progressive etkileri doğal olarak bir hayli fazla. Ama Psychedelic'in önemli açmazlarından birini ekarte ederek parçaları daha melodik bir yapıya büründürebilmişler. Flüt bölümlerinin uzunluğu ve atmosfer yaratma becerisi de buna eklenince albüm başka bir yerde duruyor. Solo mantığıyla kaydedilmiş orkestrasyonlara da parçalarda çok fazla yer verilmiş. Bu da doğal olarak albümdeki müzikal çeşitliliği arttırmış. Vokalin sadeliği, çeşitliliğin üzerinde farklı bir etki yaratıyor. Bir anda ortaya çıkıp bütün yapıyı sadeleştirip parçaların önünü açıyor. Enstrümanlar da bu durumdan faydalanıp kendilerini kaybedebilecekleri kadar fazla kaybediyorlar.

Dönemin müzikal ruhunu ve anlayışını çok iyi yansıtan arşivlik albümlerden biri özetle Yggdrasil. Sona gelmişken ismin anlamına da değinelim. Yggdrasil, İskandinav mitolojisinde evrenin merkezinde yer alan, 9 diyarı birbirine bağladığına inanılan devasa bir ağaçtır ve grup da adını buradan alıyor.

YGGDRASIL

Walter Waldosch / Vokal, Bass, Recorder
Peter Jakob / Flüt
Werner Vill / Vokal
Fred Beck / Gitar, Flüt
Uli Kellner / Gitar, Bass
Reinhold Fries / Davul

YGGDRASIL

01. Something On My Mind (5:13)
02. Birds Still Flyin' in the Rain (7:51)
03. Mothers and Seeds (7:17)
04. I'm Setting Old (4:42)
05. Lizzy's Song (4:43)

30 Ekim 2022 Pazar

Cargo / Cargo (1972)

1970
 yılı ortalarında September adıyla kurulan Hollandalı grup birkaç 45'lik kaydettikten sonra isimlerini Cargo olarak değiştirip devam ediyorlar. 1972 yılında tek albüm kaydettikten sonra da aynı yıl içerisinde dağılıyorlar. Haklarında çok fazla bilgi sahibi değiliz yine. Ama 2 kardeşin başı çektiğini ve Argus dönemi Wishbone Ash tarzı bir Heavy Progressive Rock yaptıklarını biliyoruz.

September adıyla kaydettikleri parçaların tutmaması sonrasında isim değiştiren dörtlü, dönemin yükselen değeri Progressive Rock'ı kullanarak kendilerine bir yer edinmeyi amaçlamışlar gibi duruyor. Ortaya çıkan albümün bu konudaki yeterliliği karşıladığı düşünülürse de amaçlarına ulaşmışlar diyebiliriz rahatlıkla.

Gruptaki iki gitaristin kardeş olması albüm için büyük avantaj sağlamış. Zira birbirlerini çok iyi tanımalarından dolayı olsa gerek 2 gitarla enfes yorumlar ve hareketler yapmışlar. Gitarlar sürekli olarak birbirlerini tamamlıyor, birbirlerinin hareketlerine cevap veriyorlar. 2 gitar kullanmak zorken bunu başarabilmiş olmaları ayrıca takdire şayan bir durum. Grubun ritim bölümünün de gitarlardan geri kalır yanı yok. Pürüzsüz ve akıcı bir şekilde ilerliyor hem bass hem de davullar. 

Albüm, Psychedelic Rock ve Hard Rock üzerine temellendirilmiş ve Progressive Rock'a doğru evrilmiş. Orijinal hali 4 uzun ve birbirinden iyi parçadan oluşuyor. Daha sonraları çıkan CD versiyonunda ise September zamanlarında kaydettikleri parçalar eklenmiş durumda. Her ne kadar sonradan eklenenler grubun tadını, albümün kimliğini bozuyor olsa da Cargo için iyi bir arşivlik iş de olmuş. Orijinal parçaların sıklıkla Jam'e kayan yapısı albümün tamamının sanki bir seferde stüdyoya girilip çalınmış izlenimi yaratıyor. Dinlerken çoğunlukla doğaçlama olduğunu bile düşünüyor insan. Az sayıdaki vokal mümkün olduğunca geride bırakılmış. İşi yapan sadece müzik. Zaten albümü dinleyip bitirdiğinizde vokali hatırlamıyorsunuz bile, albüm enstrümantalmiş izlenimi yaratıyor size. Dolu dolu gitarlarıyla o kadar sağlamlar ki dinledikçe defalarca dinleme isteği uyandırıyor.

Ne yazık ki hiç iş yapamadıkları September dönemi bile Cargo'dan uzun olmuş. Bu da bizim tek albümle idare etmemiz zorunluluğunu yaratıyor. Her ne kadar bu durumdan hoşnut olmasak da "hiç olmamasından iyidir" mantığıyla hareket etmek en doğrusu. Keyif alacağınız, coşkulanacağınız, yok artık daha neler diyeceğiniz tarzda bir albüm.

CARGO

Jan De Hont / Gitar
Adrie De Hont / Gitar
Willem de Vries / Vokal, Bass
Dennis Whitbraad / Davul

CARGO

01. Sail Inside (10:54)
02. Cross Talking (8:33)
03. Finding Out (5:14)
04. Summerfair (15:35)

29 Ekim 2022 Cumartesi

Space Farm / Space Farm (1972)

Yeni Zelanda
Rock müziğinde 1965 yılında kurulan The Underdogs'un etkileri bir hayli fazla. Blues Rock yapan gruptan çıkan elemanlar ülkedeki rock müziğin gelişimine katkı sağlayan grupları ya kurmuşlar ya da içlerine yer almışlar. Konumuz olan Space Farm da The Underdogs'tan çıkma gruplardan biri. The Underdogs'un kurucu elemanlarından Harvey Mann gruptan ayrıldıktan sonra birkaç yıl solo çalışmalar yapıyor, farklı gruplara eşlik ediyor. Ama grupla da bağını koparmamış. 1971 yılında The Underdogs dağıldığında Glen Absolum ve Billy Williams'la birlikte Space Farm'ı kuruyorlar.

Space Farm da sık bahsettiğimiz tek albümlü gruplardan. Ama aynı zamanda işi hakkıyla yapıp enfes bir albüm bırakanlardan. Grup kurulduktan hemen sonra kayıtlara başlamışlar ve albüm kaydı bittikten kısa süre sonra d dağılmışlar. Oysa ki daha çok iyi işler çıkabilirmiş gruptan. Bu o kadar bariz ki haklarında okuma yapabileceğiniz pek çok kaynakta isimleri Jimi Hendrix ile anılıyor. Yani tek albümle kalmış olmaları bizim için gerçekten üzücü.

Diğer yandan grubun tek albümle kalmasının olası en büyük sebebi -ki bu sebep albümün yapımcısı tarafından da daha o dönemde dile getirilmiş- vokalin yetersiz kalmasından kaynaklı Harvey Mann'in sesi ve vokal tekniği ile olacak bir iş değilmiş bu. O kadar net bir durummuş ki albümün yapımcısı aslında 1971 yılı sonlarında yayınlanan albümün ticari başarısızlığını Mann'ın vokaline bağlayıp, albümü The Underdogs'tan Murray Grindlay'in vokal desteğiyle tekrar kaydedip yayınlıyorlar. Ama ortaya çıkan sonuç Mann vokalinden daha kötü bir sonuç olduğu için Space Farm tarihin tozlu raflarındaki yerini alıyor.

Grubun müzikal anlayışı ilgili söylenebilecek çok fazla kötü söz yok gibi. Blues kökenli oldukları, Psychedelic Rock'tan beselenerek Progressive Rock yaptıkları ortada. 3 kişilik bir gruptan çıkabilecek en iyi sesler bu albümde toplanmış neredeyse. Bu noktada az önce fena halde yerin dibine batırdığımız Harvey Mann vokalinin de albümün içinde kaybolduğu, yetersizliklerinin ticari başarısızlık etkisi yaratsa da albüme dezavantaj sağlamadığı da açık bir şekilde görülüyor. Mann'ın vokalden kaybettiklerini geri kazanmak istercesine çaldığı gitarlar zaten sizi alıp götürüyor. Çoğunlukla vokali duymuyorsunuz bile. Tabi bazı noktalarda keşke başka bir vokal olsaymış dediğiniz de oluyor. 

SPACE FARM

Glen Absolum / Davul
Harvey Mann / Gitar
Billy Williams / Bass
Bob Gillette / Saksafon (Konuk Müzisyen)

SPACE FARM

01 - Space Farm 3:14
02 - Homeward Bound 3:56
03 - Infinity Way 3:24
04 - Waking Dream 3:40
05 - On the Loose 3:14
06 - Flying 4:23
07 - Gypsy Dream 6:23
08 - Wheel 4:14
09 - Lover Not a Dancer 3:36

28 Ekim 2022 Cuma

Percewood's Onagram / Ameurope (1974)

1968
Mayıs'ında Avrupa çalkantılı bir dönem geçirirken Almanya'da genç bir müzisyen One Plus None takma adıyla ve kendi imkanlarını kullanarak bir parça kaydetti. Parçanın adı Desert Walker'dı ve kısa sürede BBC'nin listesinde 2 numaraya kadar yükseldi. Şarkının nefasetini ve müzisyenin yeteneğini fark eden Alexis Korner, Wolfgang Michels'i Londra'ya davet edip onunla çalışmalara başladı. Bu dönemin sonunda ortada dişe dokunur bir şeyler yoktu ama Michels deneyim kazanmış ve kendi ayakları üstünde durabilecek hale gelmişti.

1969 yılında Michels Almanya'ya dönüp Bremen'de Percewood's Onagram'ı kurdu. Hızlı bir şekilde kaydedilen albüm çok iyi değildi ama devam etmeleri için yeterli sebebi de vermişti. 1971 ve 1972 yıllarında kaydettikleri albümler ilkinin aksine müzikal açıdan fazlasıyla doyurucu ve başarılıydı. Ama en büyük başarıyı da 1974 yılında kaydedip yayınladıkları Ameurope ile yakaladılar. Ne yazık ki bu, grubun devam etmesini sağlayamamıştı ve 1975 yılında Percewood's Onagram dağıldı.

Almanya'nın ilk bağımsız gruplarından biri olan Percewood's Onagram albümlerinde Folk kökeninden beslenen Psychedelic Rock, Progressive Rock ve nihayetinde Krautrock olarak anılacakları bir tarzı icra ettiler. Michels'in yaratıcılığı ve yetenekleri albümlerin her yerinde hissediliyor. 1973 yılında gruba dahil olan 2 Amerikalı Peter Conant-Schaffer ve Geary Priest'ın da etkileri bir hayli fazla. Muhtemelen albümün adı da Amerika - Avrupa birleşiminden geliyor.

Sakin tonlarda ama etkili şekilde oluşturulan parçalar birbirini takip eden bir yapıya da sahip. Konsept albüm değil elbette ama yakınlığı da şaşırtıcı. Albümde özellikle gitarların sık sık öne çıkarak kendini göstermesi keyif verici bir hal alıyor. Geri vokallerin koro mantığıyla ara ara yaptığı girişler de gitarların naif gösterisine eşlik ediyor.

Ameurope'da Jazz Rock'a da rastlayabiliyorsunuz bazı bölümlerde. Derin ve inceliklerine girmeden üstünden geçip gidiyorlar. Bu da albüme farklı bir hava katıyor. Özellikle melodik parçalarda etkilerin biraz daha fazla gözlemlenebildiğini söyleyelim.

Bu arada belirtmeden geçmememiz gereken bir konu daha var. Ameurope, birçok müzik eleştirmeninin en iyi Rock albümleri listesinde kendine yer edinmiş durumda. Her ne kadar bu tip listelerin tutarsızlığı ve popüler olana yönelmesi açık bir şekilde görülse de en azından Percewood's Onagram ve Ameurope'un bu listede yer alması sevindirici bir durum.

PERCEWOOD'S ONAGRAM

Wolfgang Michels / Vokal, Gitar
Klaus Kaufmann / Piyano, Org
Jojo Ludwig / Davul, Vurmalılar, Gitar, Bass, Vokal, Flüt
Eddy Muschketat Armonika, Vokal, Vurmalılar
Peter Conant-Schaffer / Lead Gitar
Geary Priest / Davul
Gerald Heinemann / Vokal, Vurmalılar
Uwe "Bass" Meyer / Bass

AMEUROPE

01 - Cause Me Pain 4:53
02 - Lonely Places 3:01
03 - Since I Met You My Darling 2:22
04 - I've Got My Woman 4:36
05 - You Don't Know What It Means 3:27
06 - Mind Is Political Pollution 3:16
07 - Jew Blues 2:01
08 - Leaders 5:42
09 - Lonely 4:23
10 - The Wilderness 4:36
11 - The Tamer and His Beasts 1:34
12 - Give Me All I Deserve 3:52
13 - Ameurope 2:48
14 - If You Did 0:46

27 Ekim 2022 Perşembe

Bram Stoker / Heavy Rock Spectacular (1972)

Grubun adından hemen anlaşılacağı üzere, başlangıçta Gotik tarza yakın bir müzik yapan Bram Stoker, 1969 yılında Bournemouth, İngiltere'de kuruldu. Albümü kaydetmeye başlayacakları yıla geldiklerinde müzikal çeşitliliklerini bir hayli arttırmışlardı. Psychedelic Rock, Klasik Müzik, Symphonic Rock gibi türleri Gotik ile birleştirerek kendilerine has bir müzikal anlayış geliştirmeyi başarabilmişlerdi.

Grubun önemli ismi olan klavyeci Anthony Bronsdon'ın aldığı klasik müzik eğitiminin hem grubun müzikal anlayışına hem de enstrüman kullanımlarının çeşitlilik gösterdiği bir yapıya katkısı büyüktü. Zaten birbirlerini tanıyan insanlardan kurulu olan grubun diğer elemanları da azımsanmayacak derece iyiydiler ve Bronsdon'ın enfes Hammond oyunlarına rahatlıkla eşlik edebiliyorlardı.

Albümün kaydedildiği yıla kadar müzik arenasında epeyce yol almış ve fazlasıyla beğenilmişlerdi. Sahne aldıkları yerlerde kendi parçalarının yanında hepsi birbirinden farklı cover parçalar da çalıyorlardı. Bram Stoker'ı takip eden dinleyicilerin sayısı gün geçtikçe artıyordu. Albüm kaydına girdiklerinde kayıtlar çok kısa sürede bitirilmişti. Sürenin kısa olması, parçaları uzun süredir birlikte çalıyor olmalarından kaynaklıydı. Albüm yayınlanana kadar da her şey yolunda gitmişti. Ama ne olduysa albümden sonra oldu ve grup dağılarak tek albümlü efsaneler listesindeki yerini aldı.

Heavy Rock Spectacular (albümün diğer bir adı da Schizo-Poltergeist'tır bu arada) az önce de bahsettiğimiz gibi pek çok farklı türden beslenerek gelişiyor. Bronsdon'ın Hammond ile yaptığı nefis çıkışlar, grubun ritim bölümünün melodik parçalardaki kusursuz birlikteliği, gitarın her duruma uyum sağlayan akıcılığı albümün neden başarılı olduğunu kısa şekilde özetliyor. Parçaları birlikte yazmalarının gruba büyük fayda sağladığı da görülüyor. Bütün enstrümanlar neyi neden yaptığını bilerek hareket ediyor albüm boyunca. 

Albümdeki tek eksiğin etkileyici bir vokal olduğu düşünülebilir. Ama yapılan birkaç dinlemeden sonra aslında vokale gerek bile olmadığı kanaatine hemen varılabilir. Özelliksiz ve sade vokalin etkileyici olduğu nadir albümlerden biridir, onu da ekleyelim.

Albümün baştan sona hiç durmadan, hareket halinde bir havası var. Durağanlaşan parçalarda bile ortaya çıkan melodik yapı sürekliliği sağlamaya yetip artıyor. Temponun yükseldiği yerlerde ise bambaşka evrenlere geziye çıkmış gibi hissettiriyor dinleyene. Prog Related'ın arşivde olmazsa olmaz albümlerindendir Heavy Rock Spectacular.

BRAM STOKER

Peter Ballam / Gitar
Anthony Bronsdon / Hammond Org, Klavyeler
John Bavin / Bass, Vokal
Rob Haines / Davul

HEAVY ROCK SPECTACULAR

01. Born to be free (3:43)
02. Ants (3:48)
03. Fast decay (3:49)
04. Blitz (5:33)
05. Idiot (4:28)
06. Fingal's cave (7:42)
07. Extensive corrosion (4:19)
08. Poltergeist (4:35)

26 Ekim 2022 Çarşamba

Beggars Opera / Waters Of Change (1971)

Her ne kadar Birleşik Krallık içinde görünseler de onlar aslında İskoçyalı. 70'lerin hemen başında Glasgow, İskoçya'dan çıkan en iyi Progressive Rock gruplarından biridir Beggars Opera. Genellikle daha popüler olanların gölgesinde kalmış olmaları haklarındaki bu gerçeği de değiştirmez. 

1969 yılında Ricky Gardiner, Martin Griffiths ve Marshall Erskine tarafından kurulan grup, ertesi yıl Vertigo ile albüm anlaşması yapıyor. Kaydettikleri ilk albüm Act One müzikal kalite anlamında gerçekten de üst noktalardan birinde yer alınca diğer albümlerin de yolu açılıyor. Ama ikinci albümde kadro değişiklikleri yaşanıyor. Gruba yeni dahil olan Virginia Scott ve Gordon Sellar ikinci albüm Waters of Change'e pozitif yönde çok fazla katkı sağlıyorlar. Her ne kadar ilk albüm gibi olmasa da en az onun kadar iyi bir albüm ortaya çıkıyor. Albümden çıkan 45'lik Time Machine Avrupa'nın pek çok yerinde dinlenirken Almanya'da listeleri alt üst ediyor. O kadar ki grup hemen ardından Almanya turnesine çıkma kararı alıyor. Turnenin başarısı grubu daha fazla motive ediyor ve birbiri ardına albüm kaydına başlıyorlar. Fakat 1976 yılında çeşitli sorunlardan kaynaklı olarak dağılıyorlar. Biz de eldeki albümlerle idare etmek zorunda kalıyoruz. Daha sonraları grup bir araya gelip albümler kaydetse de 70'lerdeki başarıyı elde edemiyorlar.

İlk albümün yanında biraz sönük kalsa da Waters of Change daha fazla kişiselleştirebileceğiniz, daha samimi ve size yakın duran bir albüm. Öyle enfes, efsanevi melodiler, enstrüman oyunları, muhteşem vokaller filan beklemeyin! Belli bir miktar olmakla birlikte daha iyilerini mutlaka dinlemişsinizdir. Ama az önce bahsettiğimiz gibi bir anda kişiselleştirebileceğiniz bir albüm bu. Parçalara hemen adapte olup sanki uzun zamandır dinliyormuşsunuz izlenimi bırakır insanda. 

Bu durumun oluşmasındaki en büyük etkenler hiç şüphesiz org ve mellotron bölümleri ile üst düzeyde şarkı sözleridir. Vokalin eşlik etiği yerlerde sizi sürüklediği melankoli havası da etkileyicidir. Symphonic Rock'ın kıyısından geçen melodik parçalar sizi alıp götürür. Albümün durağanlaşan yerlerinde bir yerlerden King Crimson çıkacakmış hissiyatı uyansa da kendine özgü yapıya sahip, etkileyici bir albümdür.

BEGGARS OPERA

Martin Griffiths / Lead Vokal Cow Bell
Ricky Gardiner / Lead Gitar, Akustik Gitar, Vokal
Alan Park / Org, Piyano
Virginia Scott / Mellotron, Vokal
Gordon Sellar / Bass, Akustik Gitar, Vokal
Raymond Wilson / Davul, Vurmalılar
Marshall Erskine / Bass, Flüt (5. Parça)

WATERS OF CHANGE

01 - Time Machine 8:05
02 - Lament 1:51
03 - I've No Idea 7:41
04 - Nimbus 3:34
05 - Festival 5:57
06 - Silver Peacock Intro 0:22
07 - Silver Peacock 6:31
08 - Impromptu 1:17
09 - The Fox 6:48

25 Ekim 2022 Salı

Jade Warrior / Jade Warrior (1971)

Rock
müzik tarihinin en kendine has, en karmaşık müzikal anlayışına sahip gruplarından biri olma konusunda Jade Warrior'ın üzerine yoktur. Yaptıkları müziği kategorize etmek zor olduğu kadar doğru, tutarlı ve net bir şey de söylemek imkansızdır. Tür, tarz, etnik köken düşünüldüğünde çok fazla yerden beslenen grup kaotik yapısına rağmen enfes bir müzikaliteye sahiptir.

Hikaye 60'ların ilk yarısında başlar. İkisi de forklift operatörü olan Tony Duhig ve Jon Field bir fabrikada tanışırlar. Aralarındaki muhabbet ilerledikçe ortak müzik zevklerine sahip olduklarını fark ederler. Diğer taraftan bilmediklerini birbirleriyle paylaşarak sandıktaki hazineyi daha da büyütürler. Ardından müzik yapma hevesine kapılırlar ve o motivasyonla Jon conga, Tony de gitar öğrenmeye başlar. İşi biraz kaptıklarında da basit bir kayıt cihazı (bildiğimiz tape recorder) edinip çok katmanlı kayıtlar yapmaya başlıyorlar. 1968 yılında da July adıyla bir Psychedelic Rock grubunun içinde yer alıyorlar. Tek albüm kaydederek dağılan grubun ardından ise Duhig ve Field, Jade Warrior macerasına başlıyorlar.

1970 yılında Glyn Havard'ın katılımıyla başlayan Jade Warrior, Vertigo ile albüm anlaşması yapar ve bir sonraki yıl, konumuz olan ilk albüm Jade Warrior piyasaya sürülür. Ticari anlamda çok büyük başarı elde edemese de grubun albüm yapmasına yetecek kadar bir getirisi olur. 

Progressive Rock içerisindeki en marjinal gruplardan birinin ilk albümü olarak kalitesi ortalamanın üzerindedir. Ama albümün önemli özelliği Kuzey Afrika, Japonya özelinde Uzak Doğu, Hindistan ve Orta Doğu folklorundan etkiler barındırmasından gelir. Psychedelic Rock'tan Space Rock'a uzanan, oradan etnik labirentlerde dolaşan, havası oldukça değişik bir albümdür. Nereye koyacağınızı, hangi janrdan çıkarıp hangisine sokacağınızı bir türlü bilemezsiniz. Enstrüman kullanımları albümün yapısı düşünüldüğünde yeterli derecede iyidir. Tempo olarak zaman zaman ağırlaşıp zaman zaman üst seviyelere çıkar. Field ve Duhig'in önceki çalışmalarından esinlenen Blues etkileşimleri albümün her yerinde hissedilir ama kendini ne çıkaramaz. Zira albümdeki kabile müziği daha baskındır. 

Sıkılmanıza fırsat bırakmayacak denli çok fazla şey içerir Jade Warrior albümü. Her dinleyişte yeni bir şeyler keşfetmenize olanak tanır. 

JADE WARRIOR

Glyn Havard / Bass, Vokal
Tony Duhig / Gitar
Jon Field / Vurmalılar, Flüt

JADE WARRIOR

01 - The Traveler 2:25
02 - A Prenormal Day at Brighton 2:40
03 - Masai Morning 6:47
04 - Windweaver 3:50
05 - Dragonfly Day 7:47
06 - Petunia 4:45
07 - Telephone Girl 4:50
08 - Psychiatric Sergeant 3:02
09 - Slow Ride 2:30
10 - Sundial Song 5:08

24 Ekim 2022 Pazartesi

Ertlif / Ertlif (1972)

İsviçre
'den çıkmış en iyi gruplardan biri olan Ertlif, 1970 yılında Basel'de kurulmuş. 1978 yılında dağılana kadar da sadece 1 albüm yayınlayabilmişler. Arada yaptıkları pek çok kayıt olmakla birlikte o dönemde yayınlama şansı bulamamışlar ama neyse ki yıllar sonra da olsa kayıtlar CD formatında Relics From The Past: Unreleased Recordings 1974-1975 adıyla 2017 yılında yayınlandı. O kayıtlardan bile rahat rahat 2 albüm çıkarmış izlenimi edindiğimizi de söyleyelim.

İngiliz Psychedelic Rock anlayışından etkilenerek yaptıkları bu enfes Progressive Rock albümü daha önceleri bazı sıra dışı albümlerde bahsettiğimiz gibi çizgide kalan bir albüm. Seversiniz ya da nefret edersiniz, ikisinden biri. Ortasını bulma şansınız pek yok. Düzensiz, özelliksiz ve sıradan bir vokal, Heavy Psychedelic klavye düzenlemeleri, aradan sıyrılıp kulağınızı tırmalayan, tırmalarken de sizi uzay boşluğunda yolculuğa çıkaran gitarlar. Zorlayıcı, ağır ve alışkın olmayanı yorabilecek nitelikte bir albüm. Ama zaten bu blogda takılıyorsanız yorulmamak için bir sebebiniz de yok demektir.

Alman grup Jane ile benzerlikleri bir hayli fazla. Hatta vokali duymadan dinleseniz Jane olduğunu bile düşünebilirsiniz. Yine de işin içine kendilerinden çok fazla şey katmışlar gibi de duruyor. Bir anda durup değişen melodiler, nereye gittiğini bilemediğiniz sololar, dur durak bilmeden ilerleyen ritimler, en beklenmedik yerde parçaya dahil olan akustik aletler. Sıklıkla insanda parça bitti mi ya da yeni parçaya mı geçtik izlenimi oluşturuyor. Bir noktada aslında parçanın devam ettiğini anlıyorsunuz ama emin de olamıyorsunuz.

Buna benzer pek çok sürprizi içerisinde barındırıyor Ertlif'in tek albümü. Bazen senfonik bir şeyler başlayacakmış gibi gelirken yön bir anda Hard Rock'a dönebiliyor. Derinlere doğru çekilerek anlamsızlaşan vokallerin üstüne üstüne vuran davullar ve her yerden giren mellotron sesleri ile kendinizi Space Rock semalarına yükselmiş halde de bulabiliyorsunuz. Sürekli farklılaşan, değişik, kendine has bir yapısı var yani albümün. Uzun süreli dinlemelerin ardından ne kadar da güzel olduğunu keşfettiğinizde yüzünüzde sevimsiz bir gülücük oluşturuyor. O gülücüğü silmek için de epeyce bir süre uğraşmanız gerekeceğini baştan söyleyelim.

ERTLIF

Teddy Riedo / Bass
Danny Andrey / Akustik Gitar, Lead Gitar
Hans-Peter Borlin / Vurmalılar
Richard John Rusinski / Akustik Gitar, Vokal
James Mosberger / Piyano, Org, Mellotron

ERTLIF

01. Try Making It Easy (4:23)
02. Train Of Time (6:48)
03. You're Nothing At All (2:40)
04. There Is Only Time To Die (5:40)
05. The Song (5:05)
06. High And Dry (2:23)
07. Walpurgis (4:37)
08. Classical Woman (7:50)

23 Ekim 2022 Pazar

Delirium / Dolce Acqua (1971)

60'ların sonunda I Saggitari adıyla Cenova, İtalya'da kurulan grup 1970 yılında Delirium adını alarak yoluna devam ediyor. Italian Progressive Rock janrının en önemli ve ilk örneklerinden biri sayılırlar. Gruba en son dahil olan Ivano Fossati'nin büyük etkisiyle oluşan albüm, İngiliz Progressive Rock müziğinden Colosseum ve King Crimson benzeri bir hava taşırken, melodik Italian Progressive Rock'ın da benzersiz bir örneğidir.

Belirtmeliyim ki albüm alında Delirium'un en iyi sayılabilecek albümü değil. Kişisel olarak 3. albümü daha estetik ve etkileyici bulurum ama gruba giriş için başlanabilecek ilk yer de şüphesiz Fossati dönemidir. Zaten albümün ticari olarak başarı sağlayamaması grubu etkilediği için değişik çözümler bulmaya çalışırken San Remo Müzik Festivali yarışmasına katılıp sergiledikleri performansla sağlam bir hit parça ortaya çıkardıklarında Fossati solo kariyer için gruptan ayrılır ve yerine Martin Frederick Grice gelir ve daha Progressive bir yapıya bürünür Delirium müziği. Ki o dönemi de başka bir gün ele almak üzere notlarımız arasında alıyoruz.

Az önce bahsettiğimiz gibi ilk örneklerden biri olmakla birlikte albüm oldukça ham. Daha olgunlaşamamış ama ciddi bir potansiyele sahip olduğu da her yerinden belli oluyor. İtalyan Folk'undan büyük çaplı izler taşıyan Dolce Acqua'da Fossati'nin flüt pasajları son derece etkili. Bu bakımdan sıklıkla Jethro Tull ve Ian Anderson'ın adı geçse de aralarındaki tek ortak yan Flüt diyebiliriz.

Jazz ve Psychedelic Rock'tan beslenerek zaman zaman yırtıcı ve vahşi olarak tanımlanabilecek bir hal alan parçaların her biri farklı insani duyguları anlatıyor ve sonunda kavramsal bir bütünlük oluşturuyor. Akustik enstrümanlar ve flüt ile bütünlüğe estetik bir katkı sağlanırken, iç acıtan bir tonda çıkan vokalin sesi dinleyiciyi kendi iç dünyasında ciddi yolculuklara çıkarıyor. 

Albümdeki Fossati etkisinin bir süre sonra sıkmaya başladığını da eklemek gerekiyor. Sanki tüm albüm onun üzerine kurulmuş gibi bir durum çıkıyor ortaya. Parçaların tamamının Fossati tarafından yazılmış olması da buna etki etmiştir ama adam kendini öne çıkarmak için elinden geleni de ardına koymamış. Solo kariyerinde Pop'a yönelmesi, Delirium'dan ayrılmasının ne kadar doğru bir karar olduğunun göstergesi.

DELIRIUM

Mimmo Di Martino / Akustik Gitar, Lead & Backing Vokal
Peppino Di Santo / Davul, Vurmalılar, Timpani, Lead Vokal
Marcello Reale / Bass, Vokal
Ivano Fossati / Lead Vokal, Armonika, Akustik Gitar
Ettore Vigo / Org, Piyano, Elektrikli Piyano, Celesta, Harpsichord, Harmonium, Vibrafon, Vokal

DOLCE ACQUA

01 - Preludio (Paura) 3:39
02 - Movimneto I (Egoismo) 4:31
03 - Movimento II (Dubbio) 3:26
04 - To Satchmo, Bird and Other Unforgettable Friends (Dolore) 5:38
05 - Sequenza I e II (Ipocrisia - Verità) 3:36
06 - Johnnie Sayre (Il Perdono) 4:48
07 - Favola o Storia del Lago di Kriss (Libertà) 4:22
08 - Dolce acqua (Speranza) 5:49

22 Ekim 2022 Cumartesi

Pacific Sound / Forget Your Dream! (1972)

1970
yılı sonlarına doğru Neuchatel, İsviçre'de kurulan Pacific Sound hakkında da bilgilerimiz kısıtlı. İsviçreli olduklarını, Fransızca konuşulan bir bölgeden çıkıp Krautrock yaptıklarını ve tek albüm kaydettiklerini biliyoruz hepsi o. Ortalamanın üzerinde bir kaliteye sahip olan albümü dinledikten sonra da "zaten haklarında çok bir şey bilmesek de olur" kafasına bürünüyorsunuz. Oldukça iyi niteliklere sahip tek albüm olması içimizi acıtsa da yapabileceğimiz çok fazla bir şeyin olmadığı bilinciyle kendimizi rahatlatabiliyoruz.

Brainticket, Circus, Krokodil, Toad, Island gibi enfes gruplar çıkaran İsviçre'de Pacific Sound acayip iyi bir albüm kaydetmiş ama popülerleşememiş, hatta ikinci sırada yer almış gruplardan biridir. 60'lar Rock müziğini ikiye bölen İngiliz istilası ve Amerikan Psychedelic Rock'ı arasına sıkışan grup, kendi tarzını yaratabilmiş olanlardandır ayrıca. Her ne kadar Murphy Blend ile bazı yapısal benzerlikler gösterse de kendilerine has bir yapıları olduğunu da kabul etmek gerekir. Yaptıkları müzikte fazlasıyla Psychedelic'ten etkilenmişler. Hatta 70'lerin başında 60'lar tarzı bir Psychedelic Rock icra ediyorlar diyebiliriz.

Heavy Psychedelic gitar tınılarıyla şekillenen albümün kapağına bakarak konuştuğunuzda karamsar ve karanlık bir atmosfer bekliyorsunuz albümün kendisinden. Lakin durum hiç de öyle değil. Fazlasıyla tempolu, melodik ve eğlenceli olarak nitelendirilebilecek parçaları var Pacific Sound'un. Şarkıların her yerinde tuhaf izler bırakarak ilerleyen, kendini kaybetmiş bir Hammond orga eşlik eden inceden ve derinden gelen vokalle farklı yerlere ışınlanıyorsunuz. Bazı bölümlerde rutine bağlar gibi görünen müzikal yapı anında değişerek sizi sıkça şaşırtıyor.

Blues'un kendini fazlasıyla gösterdiği albüm genel itibariyle İngiliz tarzına yakın görünmekle birlikte daha yeni yeni emekleyen Krautrock sızıntıları da bir hayli fazla. Bu nedenle albümü Krautrock olarak adlandırmak daha doğru bir yaklaşım olur. Yine de Krautrock'ın diğer temsilcilerindeki yoğunluğu, ilerleyen fikirleri, yapısal değişkenleri bu albümden beklememek gerektiğini belirtelim. Pek çok dinleyici tarafından Krautrock bile olmadığı iddia edilebilir. Kısmen doğru olmakla birlikte genele bakıldığında yanlıştır. Söylenebilecek en doğru şey, diğerlerine oranla temeli daha karışık ve müzikal kalite olarak diğerlerinden daha az başarılı olduğudur. 

PACIFIC SOUND

Roger Page / Klavye
Diego Lecci / Davul
Mark Treuthardt / Gitar, Bass
Chris Meyer / Vokal

FORGET YOUR DREAM!

01 - Forget Your Dream 2:25
02 - Erotic Blues 7:59
03 - Drive My Car 2:35
04 - Thick Fog 2:32
05 - Gyli Gyli 2:26
06 - Ceremony for a Dead 5:20
07 - If Your Soul Is Uncultivated 3:37
08 - Gates of Hell 5:44

21 Ekim 2022 Cuma

Spectrum / Milesago (1972)

Yeni Zelandalı gitarist Paul Rudd grubu Chants R&B ile Avustralya'ya taşındığında işlerin kendisi için daha iyi olacağının farkında mıydı bilmiyoruz ama iyi ki bu kararı vermiş demekten kendimizi de alamıyoruz. Dönemin Avustralya müzik ortamından kaynaklı olsa gerek Rudd, Chants R&B'yi dağıtıp 2 farklı grup kurmuş kısa süre içinde. Pek bir başarı elde edememiş ama deneyim kazanmış olduğu bir sonraki grubundan belli oluyor.

1969 yılında Melbourne'de kuruluyor Spectrum. Başlarda cover parçalarla idare ediyorlar. Traffic, Soft Machine, Pink Floyd gibi Psychedelic ve Progressive etkiler taşıyan grupların parçalarını yeniden yorumlayarak sahne alıyorlar. Rudd'un finger-picking tekniğiyle çaldığı gitar doğal olarak öne çıkmaya başlıyor bu dönemde. Pek çok gitaristin yapmadığı, yapamadığı, yapmaya cesaret edemediği tekniği Rudd son derece rahat bir şekilde kullanıyor. Doğal olarak da bu grubun müzikal kalitesini fazlasıyla etkiliyor.

Melbourne'de birbiri ardına çıktıkları konserde kazandıkları deneyim ve yazdıkları parçalarla ilk albümü çıkarıyor. Albüm hem ticari hem de müzikal olarak ortalamanın üzerinde bir başarı kazanıyor. Bu motivasyonla kaydettikleri ve konumuz olan albüm ise grubun en iyi albümü olarak kayıtlara geçiyor. Bu arada belirtmekte fayda var ki 1970 yılı ortalarına kadar grubun hali içler acısı. Yapmayı istedikleri müzik ve hazırladıkları sahne şovuyla yeteri kadar para kazanamıyorlar. Grubun adından feyz alarak ortaya çıkardıkları ışık ve sahne gösterisinin maliyetlerini karşılayabilecek durumda değiller. Rudd kafayı çalıştırıp bir alt grup yaratıyor aynı elemanlarla. Grubun adını da Indelible Murtceps koyuyor. Bu grupla sahne şovsuz, ışık gösterisiz, tamamen para kazanmaya yönelik konserlere çıkıyorlar. Yokluk zamanlarında edindikleri deneyimlerin albümlerdeki yansıması gözle görülür bir halde. Alt grup olarak kurdukları grubun adındaki Murtceps'in Spectrum'un tersi olduğunu da söyleyelim.

Sonuç olarak hem ruhani hem maddi olarak kazandıkları deneyimlerle kaydettikleri ve ikili (double) olarak çıkan 2. albüm enfes bir hal alıyor. Hammond'ın umursamaz dönüş ve hareketleri Rudd'un gitarıyla senkronize olurken, grubun ritim bölümü de yapması gerekeni fazlasıyla yerine getiriyor. Kimi zaman melodik, kimi zaman darmadağınık bir hal alan parçalar Avustralya Progressive Rock'ının en önemli işlerinden biri oluyor. Spectrum'un cover dönemlerinden gelen Psychedelic Rock etkisinin de bunu desteklediğini söylemeden geçmeyelim.

SPECTRUM

Mike Rudd / Elektrik Gitar, Akustik Gitar, Vokal, Recorder
Lee Neale / Piyano, Elektrikli Piyano, Hammond Org, Harpsichord, Vokal
Bill Putt / Bass
Ray Arnott / Davul, Vurmalılar, Vokal
Jeremy Noone / Saksafon (Konuk Müzisyen)

MILESAGO

01 - But That's All Right 4:20
02 - Love's My Bag 4:14
03 - Your Friend and Mine 7:22
04 - Untitled 4:30
05 - Play a Song That I Know 3:45
06 - What the World Needs (Is a New Pair of Socks) 7:30
07 - Virgin's Tale 3:30
08 - A Fate Worse Than Death 4:42
09 - Tell Me Why 1:47
10 - The Sideways Saga
        i. The Question 1:06
        ii. The Answer 2:14
        iii. Do the Crab 4:55
        iv. Everybody's Walking Sideways 2:42
11 - Trust Me 6:05
12 - Don't Bother Coming Round 3:23
13 - Fly Without Its Wings10:07
14 - Mama, Did Jesus Wear Makeup? 2:10
15 - Milesago 7:14

20 Ekim 2022 Perşembe

November / En ny tid är här... (1970)

"Alacağın olsun Kvartetten" naralarıyla İsveç'ten devam ediyoruz. 1969 yılında Stockholm, İsveç'te The Imps adıyla kurulan grubun elemanları Christer Stålbrandt ve Björn Inge'den oluşuyordu. Bir süre birlikte müzik yaptıktan sonra Stålbrandt, farklı bir grup kurmak için ayrıldı ama Inge de kısa süre sonra ona katıldı. Grubun adını Train olarak koymuşlardı. Gitar bölümleri için de adı sanı çok duyulmamış ama efsanevi gitaristlerden biri olan Snowy White ile anlaşmışlardı. Fakat bir süre sonra Snowy White gruptan ayrıldı ve yerine Richard Rolf geldi. Grup başarılı ama küçük çaplı konserler veriyordu. 1 Kasım 1969 yılında ise her şeyi değiştirecek bir konsere çıktılar. Peter Green's Fleetwood Mac'in ön grubu olarak sahne aldılar ve Green başta olmak üzere herkes tarafından çok beğenildiler.

Bu motivasyonla grubun adını November'a çevirdiler. Kısa sürede albüm çalışmalarına başlamışlardı. Bütün parçalar Stålbrandt tarafından yazıldı ve tamamı İsveççe'ydi. Bu noktada belirtmek gerekir ki İsveççe'yi kullanan ilk Rock gruplarından da biridirler. Stålbrandt, Flower Power'dan çok fazla etkilenmişti ve sözlerde bu fazlasıyla açık şekilde görülebiliyordu. Albümün çıkışıyla birlikte muhtemelen kendilerinin de beklemedikleri bir popülariteye sahip oldular. İngiltere'de albüm sıklıkla çalınıyordu. Hatta o kadar beğenilmişti ki şarkıların sözleri İngilizce'ye çevrilmiş, ortalıkta dolaşıyordu. Üstüne bir de İngiltere turnesi düzenlendiğinde November epeyce bilinen bir grup haline geldi.

Fonetik açıdan kulağa acayip hoş gelen En ny tid är här...'ın anlamı Yeni Bir Zaman Geldi... Gerçekten de dönemin İsveç Rock müziği düşünüldüğünde yeniliğe pek çok kapı aralayan bir albüm bu. Blues kökeninden beslenen saf bir Hard Rock ile örülü her yanı. Gelişmeye açık, sürekli olarak farklılaşan yapısıyla Heavy Progressive Rock bile diyebiliriz. Pek çoklarında Uriah Heep'in ilk dönemleri ile benzeştiği söylenir. Birebir olarak öyle olmamakla birlikte bu çok doğru bir saptamadır. O dönemin havasını gerçekten iyi bir şekilde verir En ny tid är här...

Yumuşak vokali, yırtıcı gitarları, melodik ama ilerleyen tarzıyla farklılığını ortaya koyar. 3 kişiden bu kadar iyi müzik nasıl çıkar sorusunu da sordurtur. Psychedelic Rock'ın ayak izlerini takip ederek Cream tarzı bir sertliğe, Led Zeppelin tarzı bir coşkuya dönüştürür. Arşivinizde yoksa o arşive arşiv denmez, o kadar diyeyim.

NOVEMBER

Christer Stålbrandt / Bass , Vokal
Richard Rolf / Gitar
Björn Inge / Davul

EN NY TID ÄR HÄR...

01 - Mount Everest 3:38
02 - En annan värld 3:45
03 - Lek att du är barn igen 5:55
04 - Sekunder (förvandlas till år) 4:50
05 - En enkel sång om dej 2:41
06 - Varje gång jag ser dig känns det lika skönt 4:05
07 - Gröna blad 3:00
08 - Åttonde 3:10
09 - Ta ett steg i sagans land 4:05
10 - Balett blues 1:17

19 Ekim 2022 Çarşamba

Midnight Sun / Midnight Sun (1971)

Bunların hepsi Kvartetten yüzünden başımıza geliyor. O kadar dedik ki İskandinavlara, Baltık Denizi çevresine girmeyelim. Girince çıkamıyoruz çünkü. Geldi, Nya Ljudbolaget ile ilgili yazdı, bizi de o çukura sürükledi. Yine o bölgeden bir grupla güne merhaba diyoruz. Dünkü The Old Man & The Sea'nin ardından Midnight Sun'ı ağırlıyoruz.

Kopenhag, Danimarka'da 1970 yılı başlarında Rainbow Band adıyla kurulan grup tek albüm kaydediyor ve ardından isimlerini Midnight Sun'a çeviriyorlar. İsim değiştirmelerindeki en büyük sebep aynı isimle bir Kanadalı grubun olması. Bu arada ilginç olan bir durum var. Rainbow Band adıyla kaydettikleri albümden sonra isim değiştirince yeni bir albüm kaydetmek yerine aynı albümü tekrar ama biraz daha farklı tarza çevirerek Midnight Sun adıyla yeniden yayınlamışlar. Albümlerden hangisinin daha iyi olduğuna karar vermek bu noktada güçleşiyor. Çünkü hem parçalar her şekilde iyi geliyor hem de grup gerçekten yetenekli müzisyenlerden oluşuyor.

Yine de pek çok kişinin ortak görüşü olarak ikinci albüm az daha altta kalıyor ve tarzı da Blood, Sweat & Tears'a doğru yakınlaşmış durumda. Büyük sorun oluşturmamakla birlikte pek de çekici gelmeyebilir. Ama albümdeki parçaların, enstrüman kullanımlarının, Progressive Rock'a doğru hızla ilerleyen eğlenceli Jazz varyasyonlarının kalitesi albümü arşivlik albümler listesine sokuyor. Jazz demişken, albümün daha önce paylaştığımız Ardo Dombec gibi bir tarzı yok. Aynı tempoya, heyecana sahipler belki ama Midnight Sun bu konuda daha hafif ve melodik kalıyor. Genel olarak albümün janrı Jazz Rock ve Jazz Fusion olarak adlandırılsa da Eclectic Progressive Rock ya da Crossover Prog da yanlış bir tanımlama olmayabilir. Jazz dışında Blues, Hard Rock, Psychedelic Rock etkileşimleri de bir hayli fazla albümde.

Rainbow Band'den Midnight Sun'a geçişte vokal değişikliği yapıldığını söylemeyi unuttum. Sevdiğiniz tarza göre her iki versiyondan biri daha çok ilginizi çekebilir belki. Müzikal olarak biraz altta kalsa da albümün Midnight Sun verisyonundaki Allan Mortensen vokalinin daha ilgi çekici ve oturmuş olduğunu söyleyebilirim. Özelliksiz, sade ama tonal çıkışları ile sizi cezbeden bir yapısı var Mortensen'in vokalinin. Diğer taraftan Rainbow Band albümündeki Lars Bisgaard vokali ise daha teknik ve güçlü. Karar vermek gerçekten de zor olabilir.

MIDNIGHT SUN

Allan Mortensen / Vokal
Peer Frost / Gitar
Niels Brønsted / Piyano
Bent Hesselmann / Saksafon, Flüt
Bo Stief / Bass
Carsten Smedegaard / Davul

MIDNIGHT SUN

01 - Talkin' (5:04)
02 - King of the Sun (4:29)
03 - Nobody (5:01)
04 - B.M. (2:35)
05 - Sippin' Wine (3:03)
06 - Living on the Hill (14:37)
07 - Rainbow Song (3:41)

18 Ekim 2022 Salı

The Old Man & the Sea / The Old Man & the Sea (1972)

The Old Man & the Sea
, Danimarka Progressive Rock sahnesinin en şaşaalı, en görkemli döneminde, müziği daha da sertleştirerek öne çıkmış bir grup. Ömrü çok kısa olmuş. Alışkın olduğumuz üzere tek albümle kalmışlar. Gerçi sonraları archival adı altında yayınlanan, döneminde kaydedilmiş ama yayınlanamamış parçaların olduğu albümler de çıktı 3-4 tane. Konumuz ise grubun yayınlanmış ve grupla aynı adı taşıyan tek albümü.

1967 yılında müzik yapmaya başlamışlar ve 1969 yılına kadar da devam etmişler önce. Ama grup bir süreliğine dağılmış. Ardından 1971 yılında tekrar bir araya gelip kayıtlar yapmaya başlamışlar. Grubun adını da Baltık Denizi'ne kıyısı olan kültürde pek fazla önem taşıyan eski bir hikayeden almışlar. Yani grubun adı Ernest Hemingway'ın aynı adlı kitabından gelmiyor. 

Albüm yayınlandıktan sonra hem ticari hem de popülerlik açısından orta düzey bir etki bırakıyorlar. Dönemin Danimarka Rock arenasında Ache, Burnin Red Ivanhoe, Secret Oyster gibi grupların yer aldığı düşünülürse bu ortalama etki bile oldukça iyi bir düzeyde sayılabilir. Diğer yandan bakıldığında ise The Old Man & the Sea, müzikal anlamda hak ettiği yeri bulamamışlardan bir tanesi. Az önce saydığımız grupların tarzının daha ilerisinde ve bu işi Hard Rock ile birleştirerek iyi bir iş çıkartmışlar. Devam edebilselerdi belki de Danimarka'nın en iyilerinden biri olarak da anılabilirlerdi.

Bu noktada, sıklıkla Atomic Rooster ve Aqualung dönemi Jethro Tull ile benzeştiği üzerine pek çok insanın görüşü ortak. Benzeştiği bazı noktalar olsa da bu görüşe katılacak kadar çok benzerlik göremediğimi de belirtmeliyim. Kansas, bahsi geçen 2 gruptan daha yakın görünüyor mesela The Old Man & the Sea'ye. Albümde Blues'a kayan gitar soloları mevcut. Led Zeppelin ve Ten Years After'ın Danimarka konserlerinde ön grup olarak da çıkmışlar ama bu Blues yaptıklarını göstermediği gibi Atomic Rooster ve Jethro Tull ile yakınlıkları olmadığı da apaçık ortada.

Kendilerine has bir müzikal anlayışları, insanı derinden yakalayan vokalleri ile The Old Man & the Sea, başlı başına başka farklı bir kulvarda yol alıyor. Genele yayılan Hard Rock, sololarda öne çıkan Blues, bir anda ortaya çıkıp kaybolan Jazz etkileri ve Symphonic Rock'a öykünen havasıyla onlar sadece The Old Man & the Sea.

THE OLD MAN & THE SEA

Knud Lindhard / Bass, Vokal
Ole Wedel / Vokal, Vurmalılar
Benny Stanley / Gitar, Akustik Gitar
John Lundvig / Davul
Tommy Hansen / Org, Piyano, Vokal
Poul Åge Hersland / Flüt

THE OLD MAN & THE SEA

01 - Living Dead 7:47
02 - Princess 6:00
03 - Jingoism 6:50
04 - Prelude 1:12
05 - The Monk Song, Part 1 5:50
06 - The Monk Song, Part 2 3:37
07 - Going Blind 10:28

17 Ekim 2022 Pazartesi

Jeronimo / Jeronimo (1971)

1969
yılında Rainer Marz (gitar, vokal), Gunnar Schäfer (bass, vokal) ve Ringo Funk (davul, ana vokaller) tarafından Frankfurt’da kurulan power trio, 69-70 yılları arasında kaydettikleri single çalışmaları “Heya” ve "Na Na Hey Hey” (Steam yorumu) ile kimi Avrupa ülkelerinde hit olmayı başarabilmiş.

Steppenwolf’un açılış grubu oldukları Almanya turnesi ardına 1970 senesinde Creedence Clearwater Revival ile piyasaya sürdükleri ilk stüdyo albümleri olan ortak uzunçalar Spirit Orgaszmus’un başarısı ile ilk albüm tekliflerini kapmışlar. Bu albüm için kaydettikleri altı parça ve single çalışmalarını aynen aktardıkları ilk albümleri Cosmic Blues adından da anlışılacağı üzeri yoğunluklu Blues eserlerden oluşan bir yapıda ve bir iki parça (News ve Hijack özellikle) haricinde dişe dokunur bir yanı yok. İkinci ve asıl konumuz olan albüme geçmeden önce Marz gruptan ayrılıyor ve yerine Michael Koch geliyor.

Cosmic Bluesdaki Blues etkileşiminin neredeyse koklatıldığı, Hard Rock ağırlıklı yer yer de Proto-Metal* denecek derecede yırtıcı düzenlemeler içeren kendi adlarını taşıyan ikinci albümleri gerçekten döneminin çok ötesinde. Daha kafadan parçalanan gırtlak vokaller (elbette detone), kemik basslar ve twin pedallarla karşılaşabileceğiniz gibi yine durulabildiğininiz bir kaç hisli parça da yok değil. Ha yine dönemin kanayan yarası “gider” miksaj tekniği (!) sayesinde mis gibi gitar pasajları cayır cayır distortion gitarlarla kesilebiliyor, söylemedi olmasın.

Albüm boyunca gitarlar (kanal kayıt sağolsun) ve bass unison yürüdüğü gibi kimi zaman da birbirlerinden ayrılarak bambaşka armonilere yelken açarken, davullara akıl sır erdirmek mümkün olamıyor. Sırf Ringo Funk altı dakika solo (nasıl bir kondisyon varsa) atsın diye yazılmış “Hagudila” ile ne demek istediğimi anlayabilirsiniz. Bu arada Ringo grubun tüm kayıtlarını 2000 yılında üzerine alması ile albümlerin 2002 yılında CD olarak tekrar piyasaya sürülmesini sağlamış. (danke schön)

*”Silence Of The Night” herhangi bir Iron Maiden albümünde Steve Harris bestesi olarak yer alsa, kimsenin itiraz edeceğiniz sanmam. O derece.

JERONIMO

Michael Koch / Gitar, Vokal
Gunnar Schäfer / Bass, Vokal
Ringo Funk / Davul, Vokal

JERONIMO

01. Sunday's Child (4:25)
02. Shades (3:27)
03. Reminiscenses (1:01)
04. How I'd Love to Be Home (4:30)
05. End of Our Time (4:08)
06. Understanding (4:06)
07. Silence of the Night (3:36)
08. Hugudila (7:49)
09. You Know I Do (5:29)

16 Ekim 2022 Pazar

Farmyard / Farmyard (1970)

1970
'lerin Yeni Zelanda'sından 2 albümlük hafif, Progressive Rock grubu. Wellington'da 1970 ortalarında kurulan grup hakkında tarihsel, biyografik bilgiye ulaşmak pek mümkün değil. Ülke dışına pek çıkmadıkları biliniyor. Doğal olarak grubun bilinirliği de o çevrede gelişmiş. Avustralya kıtasında tanınan ama dünyaya açılma fırsatı bulamamışlar. Bu nedenle de pek çok insan Farmyard'dan yoksun kalmış. Zamanla keşfedilse de önemli olanın albümlerin ticari başarısı olduğu düşünülürse, geç gelen başarının çok da bir önemi kalmıyor.

Yeni Zelanda'ya ait Folk özelliklerinden beslenen, yumuşak, yaratıcı ve bulunduğu yerde duramayıp daha ileriye gitmeyi hedeflemiş ve başarmış parçalardan oluşuyor albüm. Saksafon ve flüt partları albümün her yerine yayılmış ve öne çıkarak değişik bir hava yaratıyor. Gitarlar alttan alta gelip, olması gereken yerde gerçekten de etkili zirve noktalarına ulaşıyor. Ritim gitarların fazlasıyla başarılı olduğunu da söylemek gerek. Lead Gitar'ın da ondan aşağı kalır yanı yok elbette. Enstrüman kullanımlarının albümde iyi bir etki yarattığı ortada.

Yumuşak bir şekilde başlayan parçaların, yırtıcı hallere dönüştüğünü sık sık görebiliyorsunuz albümde. O yırtıcılığın belli bir noktasında girerek, "bi sakin olun" edasıyla ortamı değiştiren Saksafon havayı başka bir yöne doğru çeviriyor. Yine de gitarlar yerinde duramıyor ve yırtıcılık hissini vermeye devam ediyorlar. Avrupa Progressive Rock'ından farklı olarak ritim ve melodilerin üstüne daha fazla düşülmüş. Belki de popülerlik kaygısı güdülmüştür bilemiyorum ama kaliteyi bozmadan bu işi başarabildiklerini de rahatlıkla söyleyebiliriz.

Vokalin de etkili olduğunu söyleyebiliriz ama bir yanıyla da eksik kalıyor gibi hissettiriyor insana. Sesini farklı şekillerde kullanabilen diğer vokallerin yanında (ne bileyim.. David Byron, Robert Plant filan mesela) Farmyard'ın vokali çok gerilerde kalıyor. Diğer taraftan bakıldığında da albümdeki parçalara uyumlu olarak gidiyor. Yine de farklı ses oyunlarıyla albüm biraz daha ileriye taşınabilirmiş diye düşünüyorum. Tabi bu fikir için geç kalındığı ortada.

Progressive Rock'ın Yeni Zelanda ayağını merak ederseniz / ediyorsanız, Farmyard bu kuşağı anlayabilme açısından yeterli albümlere sahip. Özellikle de konumuz olan ilk albüm merakı giderecek kadar yerel öğeler içeriyor ve Progressive'e kattıkları bakış açısını özetliyor.

FARMYARD

Rick White Ritim Gitar, Vokal
Tom Swainson / Davul
Milton Parker / Lead Gitar
Andy Stevens / Saksafon, Flüt
Paul Curtis / Bass

FARMYARD

01 - Those Days Are Gone 4:25
02 - Through My Window 7:48
03 - Which Way Confusion (Part 1) 3:50
04 - Which Way Confusion (Part 2) 3:39
05 - Learning 'Bout Living 3:10
06 - Da Woirks 2:50
07 - I Sit Alone 9:37

15 Ekim 2022 Cumartesi

Ray Owen's Moon / Moon (1971)

1969
yılında kısa bir süreliğine The Misunderstood'da ritim gitar çalan ve ardından Juicy Lucy'ye geçen Ray Owen, bu enfes Blues grubunda da pek fazla kalmaz. 1970 yılında kendi grubunu kurmak için ayrılır ve ortaya Ray Owen's Moon çıkar. Sid Gardner, Les Nicol ve Andromeda'dan ayrılan Ian McLane ile birlikte kadro tamamlanır. Juicy Lucy'den ayrılıp albüm yapmak fazlasıyla yürek isteyen bir şey. En azından ona yakın bir şey yapmak gerekir ki dişe dokunur bir şeyler ortaya çıksın.

Ray Owen'ın solo albümü gibi algılansa da aslında albüm tam anlamıyla bir grup işi. Fazlasıyla sert ritimlerle bezeli, fena halde iyi gitar çalışmaları görülüyor albümde. Ray Owen ve Les Nicol'ün kendilerinden çok şey katarak çaldıkları gitarlara bir destek de konuk müzisyen olarak katılan Dick Stubbs'tan gelmiş. Bazı parçalarda değişik hallerde bulunan 3 gitarla gerçekten de alkışlanacak bir iş çıkarmışlar. Blues'dan yola çıkan albümde Psychedelic Rock etkileri bir hayli fazla. Ama orada bırakmayıp biraz daha ileri taşımışlar ve iş iyice Heavy Psychedelic Rock'a dönüşmüş.

Owen'ın parçalara çok iyi şekilde uyum sağlayan vokali zaman zaman Free'den Paul Rodgers'ı andırsa da büyük farklılıklar da ortaya koyuyor. Özellikle tempolu parçalarda Rodgers'ın hüzünlü tonundan daha sert ve eğlenceli bir hal alıyor. 

Bir çok dinleyici ya da eleştirmen tarafından Blue Cheer ve Captain Beyond gibi gruplarla benzeştiği söylense de benzeşmeye en yakın grup olarak Toad'un adını vermek daha doğru olur gibi geliyor. Zira Ray Owen's Moon'da da Toad'a benzer bir enerjiyi bulmak mümkün. Tarzları elbette farklı ama Heavy Metal'e doğru yönelen sağlam bir Hard Rock dinlemek istiyorsanız bu iki grubu da gönül rahatlığıyla tercih edebilirsiniz. 

Üzücü kısmı sona sakladık bu kez. Grup, tek albümlü gruplar listesinin nadide parçalarındandır. Diğer pek çoğunda olduğu gibi bunda da birkaç sıkımlık iş daha çıkarmış izlenimi ediniyorsunuz. Maalesef o kadar uzun ömürlü olamamışlar. Grup dağıldıktan sonra Owen Killing Floor'a, Nicol ve Gardner da Kala'ya katılarak iyi işlerin devamını getirmişler. Unutmadan belirtelim, Jimi Hendrix'in Voodoo Chile'ının farklı bir yorumu bulunuyor albümde.

RAY OWEN'S MOON

Ian McLean / Davul, Vurmalılar
Sid Gardner / Elektrik Bass, 12 Telli Gitar, Piyano, Moog
Les Nicol / Gitar
Dick Stubbs / Gitar
Ray Owen / Vokal, Lead Gitar, Piyano

MOON

01 - Talk to Me 5:03
02 - Try My Love 4:56
03 - Hey Sweety 2:33
04 - Free Man 3:05
05 - Don't Matter 6:12
06 - Voodoo Chile 4:45
07 - Ouiji 4:53
08 - Mississippi Woman 4:23
09 - 50 Years Older 5:08

14 Ekim 2022 Cuma

Karthago / Karthago (1971)

Daha önce neden aklımıza gelip de eklememişiz bilemiyorum ama blog'daki büyük eksikliklerden biri de hiç şüphesiz Karthago. 1968 yılında Berlin'de bir araya gelen Joey Albrecht ve Gerald Luciano Hartwig, Blues Machine adıyla ikili olarak sahne almaya başlamışlardı. Pek çok kulüpte birlikte çaldıktan sonra 1970 yılında Bolivyalı Thomas Goldschmidt'i de kadroya dahil ettiler. Aynı yıl BASF ile albüm anlaşması yaptılar ama grubun eksiklikleri vardı. Kayıtlara başlamadan hemen önce Ingo Bischof ve Wolfgang Brock ile anlaşınca Karthago tamamlanmış oldu.

Kısa sürede kaydedilen albüm hem yapımcıları hem de grubu oldukça tatmin etmişti. Hatta yapımcılar albümün değişik, çok renkli, 6 parçalı kesimiyle çok da güzel görünen bir kapakla yayınlanmasını sağladılar. Albüm alışık olanın dışında etkiler ve ezgiler barındırıyordu. Funk, hafif Blues geçişler, sertleşen ritimler, ürkek ama etkili vokallerle nefis bir albüm ortaya çıkmıştı. Jimi Hendrix Experience'ı andırsa da değildi. Funkadelic tarzıyla benzeşiyordu ama o da değildi. Santana'ya çok yakındı ama bambaşkaydı.

Müzikal olarak yukarıda saydıklarımızın hepsini barındırmakla birlikte Albrecht'in vokali albümü farklı bir seviyeye taşıyordu. Dipten ve derinden gelip en üste çıkmayı başarıyor, sessiz sakin bir yerden gelip insanın tüm duygularını yırtarak dağıtan bir hale bürünüyordu sıklıkla.

Parçalar Progressive Rock ya da Krautrock'tan alışkın olduğumuz üzere acayip uzunluklara sahip değil, onu belirtelim. Ama kısacık parçalarla bile o kadar büyük etki bırakıyorlar ki grubun başka albümler kaydetmesi de boşuna değil. Melodik yapısı nedeniyle daha kolay ve popülerleşmiş olarak algılanabilir ama enstrümanların birbirleriyle uyumu, yırtıcı ve farklı bir seviyede duran yapısal katkılar albümü de Karthago'yu da arşivlik bir hale getiriyor. Basit gibi görünen parçaların nasıl karmaşıklaşabileceğine, başladığı yerden çok uzaklara nasıl gidebileceğine, ses özelliği çok olmayan bir vokalin koskoca bir albümü nasıl etkileyeceğine dair en iyi örneklerden biri bu ilk albüm.

Aslında daha gelişkin ve oturmuş olan ikinci albüm Second Step ile başlamak daha doğru olabilirdi. Fakat Karthago'yu öne çıkaran ilk şeyin bu albüm olduğu düşünülürse yanlış yerden giriş yapmadığımız da anlaşılır.

KARTHAGO

Joey Albrecht / Gitar, Vokal
Gerald Hartwig / Bass, Vokal, Vurmalılar
Ingo Bischof / Org, Vokal
Tommy Goldschmidt / Vurmalılar, Vokal
Wolfgang Brock / Davul, Vurmalılar, Vokal

KARTHAGO

01 - String Rambler 5:22
02 - I Don't Live Tomorrow 2:45
03 - But I Know 5:35
04 - Morning Surprise 2:29
05 - I Give You Everything You Want 3:19
06 - I Know What You Can Do My Babe 4:12
07 - Why Don't Stop Buggin' Me 5:01
08 - Black Fire 4:45
09 - Nos Vamos 1:40

13 Ekim 2022 Perşembe

Abacus / Abacus (1971)

Bir süredir hep tek albümlü gruplar deyip duruyoruz. Üstüne bir de hayıflanıyoruz, keşke başka albümleri de olsaydı diye. Abacus de bunun tam tersi gruplardan. 4 albüm kaydetmişler ama konumuz olan ilk albüm dışındakileri keşke kaydetmeselermiş dedirtiyor insana. Yok, abarttım. O kadar da değil elbette. Ama yine de ilk albümün nefaseti yanında diğerlerinin esamesi okunmaz. Zira sonraki albümlerde garip bir şekilde davranıp Pop müziğe doğru kaymaya başlıyorlar. Gerçi daha en başında, ilk albümde bile o etkiler hissediliyor. Yine de iyi yedirilmiş bir halde ki farkına varmakta bile güçlük çekiyorsunuz.

Grup, ilk olarak 60'ların ikinci yarısında bir araya geliyor. Fashion adıyla Dortmund, Almanya'da müzik yapmaya başlıyorlar. Vokalin yetersizliğinden dolayı bir değişikliğe gidip İngiliz vokalist Chris Williams'ı aralarına alıyorlar ve grubun adını da Abacus olarak değiştiriyorlar. Grubun adı Babilliler tarafından icat edilen, Çinliler tarafından geliştirilen ve Romalılar tarafından el tipi hesap makinesi olarak kullanılan, bizim de sayı boncuğu olarak bildiğimiz Abaküs'ten geliyor.

Albümün yazılmasında vokalist Williams'ın katkısı çok fazla. Doğal olarak da albüm Krautrock albümü değil. Kendi tarzını yaratabilmiş bir Progressive Rock albümü. Nine Days Wonder'ın ilk albümü ile büyük bir paralellik taşısa da daha çok Van Der Graaf Generator, Aardvark gibi bir havası var. Hatta daha ileri gidip Emerson, Lake & Palmer'ın da adını verebiliriz burada. Zira klavyelerin çok fazla öne çıktığı, gitarın belli belirsiz şekilde geride kaldığı parçaların olduğu bir albümden bahsediyoruz. Pastoral atmosfer yaratmayı başaran destansı parçaların yanında Symphonic Rock'ın içinden geçen, olduğu yerde duramayıp Psychedelic etkileri hissettiren albümü "tam anlamıyla dengesiz" olarak tanımlayabiliriz. Bazı noktalarda işe karışan Pop'un etkisinin bu dengesizliğin yaratılmasında büyük pay sahip olduğunu düşünmek yanlış olmaz. Muhtemeldir ki dönemin öne çıkan Pop tarzından epeyce etkilenmişler. Fakat bunun albümdeki yansıması Pop yapma kaygısından çok öte, türleri kendi özelliklerini yitirmelerine izin vermeden birleştirme çabası olarak görülüyor.

Çabanın boşa çıkmadığını da belirtelim. Hatta albüm için Crossover Prog'un en iyilerinden biri olduğunu söylemek de yanlış olmaz. Karmaşık bir şekilde pek çok türü bir potada eriterek albüm yapmak çok kolay bir iş olmasa da Abacus bunu başarabilmiş ender gruplardan.

ABACUS

Klaus Kohlhase / Bass
Chris Barutzky / Klavyeler
Chris Williams / Vokal, Gitar, Vurmalılar
Hans Rolf Schade / Gitar, Sitar
Felix Hans / Davul, Vurmalılar

ABACUS

01 - Pipedream Revisited Part I & Part II 9:35
02 - Cappucino 4:05
03 - Don't Beat So on the Horses 4:32
04 - Song for Brunhilde 4:36
05 - Song for John and Yoko 5:00
06 - Radbod Blues 5:48
07 - Chestholder 5:42

12 Ekim 2022 Çarşamba

Samson / Are You Samson (1969)

60'ların sonlarından tek albümlük İngiliz Psychedelic Rock örneği. Kökeni 1966 yılında kurulan ve kısa süre sonra dağılan Big City Soul Band'e dayanır. Bu grupla beklediklerini bulamayan elemanlar isim ve tarz değişikliği yaparak yola devam kararı alırlar. Belirtelim, Samson da hakkında bilgiye hasret olduğumuz gruplardan biridir. 1968 yılında Manchester, İngiltere'de kurulan grubun adı 1949 yılı yapımı Samson And Delilah filmine dayanıyor. Cecil B. DeMille'in yönetip Victor Mature ve Hedy Lamarr'ın oynadığı filmden bazı Samson görüntüleri albüm kapağında da mevcut. Samson'ın yıktığı sütunlarla birlikte elbette.

Grubun olabildiğince tempolu, melodik bir yapısı var. Albümde pek çok türün izlerini görmek de mümkün. Bu bakımdan eklektik ve hatta crossover terimlerini grubun tarzıyla alakalı olarak kullanmak çok da yanlış olmaz. Gözle görülür Baroque etkilerinin olduğunu da söylemek gerekiyor. Albüm muhteşem, olağanüstü, efsanevi diye tabir edilebilecek albümlerden değil. Ama Pop anlayışından Psychedelic'e doğru kayan yapısıyla, farklı türleri birleştirip kendilerinden çok şey kattıkları düzenlemelerle, özelliksiz ama yerinde duramayan vokali ile arşivlenmesi gereken albümlerden biri.

Baskın şekilde ön plana çıkan org ve gitarın yanında pirinç üflemeliler de albümdeki yerlerini almışlar. Yapısal olarak sıklıkla Pop'a doğru kaysalar da Samson'un kendine has tarzında bu hiç göze batan bir hal almıyor. Daha çok tarzı yumuşatıp varyasyonları arttırma çabası olarak algılanabilir. Gerçi, vokalin ön planda olduğu yerlerde "Beach Boys mu yahu bu" bile dediğiniz oluyor ama hepsi o kadar. Diğer taraftan bakıldığında ise özellikle enstrüman kullanımları ve türe kattıklarıyla ilk dönem The Moody Blues'u da andırdıkları rahatlıkla söylenebilir.

Müzikal açıdan sıradan olmanın ötesinde olsalar da belli ki ticari açıdan herhangi bir başarıya imza atamadıkları için Samson da tarihin tozlu Rock Müzik rafları arasında bir yerlere sıkışmış durumda. Dediğim gibi, Progressive Rock, Symphonic Progressive Rock, Krautrock gibi etkili bir şeyler olmasa da grubun müziği başarılı bir Psychedelic Rock örneği olarak duruyor. Ağır ve kendini kaybeden Psychedelic albümlerin ve grupların yanında daha hafif, daha melodik ve kolay dinlenebilir oldukları da bir gerçek.

SAMSON

Les Jones / Gitar
Norman Findley / Org
Paul Ford / Trompet
Les Olbinson / Bass
Mike Delaney / Davul
Ian Kewley / Vokal, French Horn

ARE YOU SAMSON

01 - Traffic
02 - Sleep
03 - Journey
04 - Fair
05 - The End Song
06 - Mars
07 - Venus
08 - Saturn
09 - Poem for Sam