28 Aralık 2009 Pazartesi

Atlas - Blå Vardag (1979)

Merhabalar herkese.

Uzun zamandır yoktum ortalıklarda; bahane falan bulmayacağım tamamen tembellik benimkisi. Annem senden bıktım demeye başladı artık, ben de şöyle bi silkineyim dedim bitim pirem de silkinsin... İşte böylece bir uyanış denemesi yapma kararından sonra ayaklarımı sürüye sürüye dolaşırken bu albümü gördüm. Aslına bakarsanız ilk önce Atlas ismi çekti beni, mitolojik bir şeyler falan bulurum umuduyla atladım fakat kapağı görünce hayallerim suya düştü. Yine de ''İyi ki de içimdeki balıkların hepsini yememiş kedilerim:)'' dedim kendi kendime. Çünkü gayet güzel, müzikal olarak çok hoş bir albümmüş bu. Kapak da hiç fena sayılmaz doğrusu. ''Stopp music huss'' mu ne bir şey yazıyor evin duvarında ama ne demek istenildiğini tam anlayabilmiş değilim.

Uzakta kalmak yaramıyor bana sanırım çenem de düştü iyice, balık kedi medi derken asıl amacımı unutuyorum.

Abilerimiz bu albümde iki klavye kullanmışlar. Genele baktığınızda klavye ağırlıklı zaten ama davullar gitarlar da etkin değil dersek taş oluruz :P Sanki klavye bizi bi yere taşıyor oradan gitar alıyor kucağına bizi, ondan sonra bi ''Nerdeyim ben?'' oluyorsun ondan sonra da oynamaya başlıyorsun. Oynama işin abartısı tabii ki. Beni mutlu etti bu albüm çok. Kasmadı hiç, kolay dinledim, dibe inmeden yüzdüm... En sevdiğim parça şu diyemeyeceğim bütün itibariyle sevdim.

Grup İsveçli, tek albüm yapmışlar. Grup hakkında yapılan yorumları okuduğumda bi sürü benzetme yapılmış grup için. Kimisi Genesis'in melodik olanı demiş, kimi Camel'in daha bi jazz hali demiş. ben bişey demeyeceğim beğendim, dinledim, dinliyorum... Umarım siz de beğenirsiniz...

ATLAS

Björn Ekbom / Org, Piyano, Synths, Clavinet, Mellotron, Rhodes
Erik Björn Nielsen / Synthesizers, Mellotron, Rhodes, Org, Piyano
Micke Pinotti / Davullar
Uffe Hedlund / Bass, Bass Pedallar, Gitar
Janne Persson / Gitar, Perküsyon

BLÅ VARDAG

1 - Elisabiten (7:12)
2 - På Gata (14:10)
3 - Blå Vardag (6:56)
4 - Gånglåt (2:52)
5 - Den Vita Tranans Väg (7:18)
6 - Björnstorp (6:17)
7 - Hemifrån (7:50)
8 - Sebastian (4:31)

6 Aralık 2009 Pazar

Dün - Eros (1981)

Fransalardan gelen tek albümlük grup kendisi. Aslında deli gibi dinlemediğim bir tür olan Zeuhl yapıyor diyebiliriz Magma gibi. Asıl ilginç olan ve benim dikkatimi çeken zamanında deli gibi Dune evreni ile alakalı progressive bir şeyler yapmışş olan grup araken karşıma çıkması. Asıl sorun ise albümü dinlerken pek alaka kuramamış olmam. Yani parça isimleri hariç bana Dune'u hatırlatan pek bir atmosfer bulamadım. Ayrıca Eros'la alakalı da bir şey göremedim albümde. İlginç isimler koymuşlar elemanlar parçalara ve albüme. Aynı zamanda yanılmıyorsam Fransızlar Dune'u Dün olarak okuyorlar, bu da herhalde grubun isminin çıkış noktası olabilir. Ama Fransızcada ü harfi yoktur, pek çözemedim.

Lakin tabii ki bu pek bir şey ifade etmiyor. Çünkü şahane bir albüm yapmış elemanlar. Zeuhl olması haliyle davulun ve bassın daha ön planda olduğunu görüyoruz. Perküsyon da albümde önemli bir yer tutuyor. Ara sıra sakinleşiyor, sonra hepsi bir tozutuyor, özellikle bu tozutma durumların flüt bir Ian Anderson havası veriyor. parçaların tümünde, özellikle Arrakis parçasında davul parçayı sürükleyen ve geçişleri sağlayan aksak ritimler oluştuyor. Davulun sololarının da harikalığından bahsetmemek olmaz. Parçalardan şarkı söyleyen bir eleman da yok, enstrümantal takılmışlar.

Albüm dört parçadan oluşmuş olsa da elemanlar parçaların üçüne alternatif de yapmışlar bir de Acoustic Fremen eklemişler. Sanırım son dört parça remastered tarzı bir çalışma sonrasında albüme eklenmiş. Parçalar 1978 yılında kaydedilmiş olsa da progarchives albümün çıkış tarihini 1981 olarak yazmış, ben de öyle ekledim başlığa. Mazur görün.

DÜN

Laurent Bertaud / Davul
Jean Geeraerts / Elektrik, akustik gitar
Bruno Sabathe / Piyano, synthesizers
Alain Termol / Perküsyon
Thierry Tranchant / Bass
Pascal Vandenbulcke / Flüt

EROS

1 - l'Epice (9:25)
2 - Arrakis (9:36)
3 - Bitonio (7:09)
4 - Eros (10:17)
5 - Bitonio (Alternatif versiyonu) (10:20)
6 - Arrakis (Alternatif versiyonu) (5:07)
7 - Eros (Alternatif versiyonu) (7:11)
8 - Acoustic Fremen (Yayınlanmamış parça) (6:17)

15 Kasım 2009 Pazar

Out of Focus - Palermo (1972)

Geçenlerde neler eklemişim diye blog’a şöyle bir göz atarken hiç krautrock albümü eklemediğimi fark ettim. Yonçin’in de tavsiyesiyle (aylar oldu biliyorum) Out of Focus’un bir konser albümünü eklemeye karar verdim.

Out of Focus’u keşfettim keşfedeli (her zamanki gibi Yonçin’e teşekkür faslı) “fusion” deyince aklıma ilk bu grup geliyor. Bu güzide insanlar yaptıkları müzikle dinleyici bir çeşit trans haline girmelerine yardımcı oluyorlar. Out of Focus’un kolaylıkla kendi döneminin en yetenekli müzisyenlerinden olduklarını söyleyebiliriz. Enstrümantal ağırlıklı ama araya az ve öz vokal serpiştirilmiş, sık sık doğaçlamaya kayan bir tarzları var bu grubun. Albümden bahsedecek olursak grubun İtalya turunda verdiği Palermo konserinin kaydından oluşuyor. Dedik ya adamlar doğaçlama seviyor, o yüzden şarkılar oldukça uzun. Her bir enstrümana ayrı ayrı doyuruyor. “Whispering” ve “Fly bird fly” benim albümdeki kişisel favorilerim. Beğeneceğinizi umarak ben aradan çekiliyorum.

OUT OF FOCUS

Remigius Drechsler / Gitar
Hennes Hering / Klavye
Moran / Flüt, Saksafon, Vokal
Stephan Wiesheu / Bas Gitar
Klaus Spöri / Davul

PALERMO 1972

1 - Whispering (10:15)
2 - Cafe Stiletto (13:10)
3 - I Want to See Your Face No More (12:32)
4 - Where is Your Home Town (8:56)
5 - Fly Bird Fly / Television Program (20:35)
6 - I'm Kissing Right (10:38)

25 Ekim 2009 Pazar

Head Machine - Orgasm (1969)

Hee.. şaane bi sonbahar sabahı.. kahvaltımızı da ettik öğretmenevinde.. yetmedi Gentleoctopus, Jr.'ın pastasını da kestik. Eh keyif oldukça yerinde. Birader Cyphre da geldi sabah sabah. Odur budur derken Heep bağlantılı grupları koyduk da Head Machine'i unuttuk düşüncesine kapıldım birden. Boş vakit bulmuşken de girip halledelim şu işi istedim. Head Machine de tek albümlük gruplardan. Farkı belirli bir proje üzerine kurulmuş olması. The Gods'ın sonrası ve Toe Fat macerasının hemen öncesinde John Glascock'ın ısrarıyla Hensley, Kerslake ve Brian Glascock bir araya gelip bu 7 parçalık şaane albümü kaydederler. İlginç bi durum vardır bu albümde.. onun için aşağıdaki grup bilgisine bakılması gereklidir.
Toe Fat'in gelişini önceden haber verircesine albümün açılış parçası Climax eklentisiyle You Tried To Take It All'dur. Blues'u güçlendirerek Heavy Blues (aha yeni bi tabir gibi duruyo) şekline sokarak kaydedilen albümün girişi de şaane olmuş işte. You Must Come With Me'nin de bu parçadan aşağı kalır yanı olmadığını söyleyelim. Albüme adını veren Orgasm ise 9 dk'lık süresi içerisine sığdırdığı bir dolu enteresanlıkla alkışı hakediyor.

Head Machine'in The Gods ve Toe Fat arasında bir bağlantı ya da geçiş grubu olarak düşünülmesi hiç de yanıltıcı bir fikir olmayacaktır. Zira gerçekten de The Gods'tan gelenlerin Toe Fat'e doğru evrileceklerinin habercisi bir albümdür Orgasm. Hensley bu albümde klavyeci kimliğinden çok gitarist kimliğiyle öne çıkar ki aslında Hensley müziğe de gitar ile başlamıştır. John Glascock da ileriki yıllarda neden Jethro Tull'da yer alacağını gösterir. Bi de bu albümle ilgili bilgilerim eksik ve karmaşık aslında benim. Kesinlik taşıyan bilgilere sahip olanlar lütfen haber versin de gerekli düzeltme ve eklemeleri yapalım. Misal, albümde David Paramor diye birinin vokal yaptığını ve aynı adamın albümdeki tüm parçaları yazdığı gibi bir bilgi kalmış aklımda ama sağlamasını yapamadım bi türlü. Bilgi sahibi arkadaşlar yorum kısmına yazarak bildiklerini paylaşırlarsa sevinirim.

HEAD MACHINE

Ken Leslie (Ken Hensley) -Gitar, Klavye, Vokal
John Leadhen (John Glasscock) - Bass, Vokal
Brian ve Lee Poole (Brian Glasscock ve Lee Kerslake) - Davul
Mike Road - Vurmalılar (elemanın gerçek adı olabilir bu :))
David Paramor - Vokal

ORGASM

01. Climax - You Tried To Take It All
02. Make The Feeling Last
03. You Must Come With Me
04. The Girl Who Loved, The Girl Who Loved
05. Orgasm
06. The First Time
07. Scattering Seeds

20 Ekim 2009 Salı

Jane - Together (1972)

Merhabalar. Blog'u uzun zamandır takip ediyorum. Birçok tanımadığım grup keşfettim sayenizde. Hepinize teşekkürler. Uzun zamandır Gentle'a Jane'in Together albümünü yerleştirmek isteğimi söylüyordum. Bir türlü denk getiremiyordum. Bu son günlerdeki blog’daki aktivite beni harekete geçirdi.

Herhalde blog'a ilk post eden herkes önce favori albümünü post ediyordur. Ben de bu telden çalacak olursam Jane'in Together albümünü koymak boynumun borcu olmuş oluyor.
Jane 1970'de Hannover'de kurulmuş. Alman Krautrock'ının incilerinden. Together albümü ise Progressive Rock seven herkes için ikonik bir albüm bence. Jane ve Eloy'u aynı dönemde keşfetmiştim ve hiçbirini diğerinin üzerine çıkaramadım. İkisi de aynı anda, birlikte, ele-ele yükseldi benim için. Ortak müzik arşivimiz olan bir dostuma ise bu iki grubu tanıtırken şöyle dedim "ortak, pink floyd neyse eloy ve jane de artık odur benim için haberin ola".

Şarkı sözlerinin az (ama öz) olması albümü enstrümantal ağırlıklı yapıyor. Ama vokalist Bernd Pulst'un sesinin tam progressive rock grubuna uygun bir ses olduğunun söylemem gerek, ne çok ön plana çıkıyor vokal ne de enstrümanların çok gerisinde kalıyor. Ama güçlü bir ses... Maalesef ki Bernd Pulst bu albümden sonra gruptan ayrılmış. Enstrümanlarda herkes çaldığı alete tam hakim, ama bunlardan grubun adı ile özdeşleşmiş efsanevi Peter Panka davulda ve 70'lere ait en iyi Gibson LP sololarının sahibi olduğunun düşündüğüm Klaus Hess. Grubun sağlam bir klavyecisinin (Werner Nadolny) olması da bu albümü duyduğum en iyi melodik underground hard rock albümü yapıyor. İsimlerini zikrettiğin son 3 insan zaten grubun kurucuları ve ilk çekirdek kadrosudur. Ayrıca vurgulamam gereken başka bir husus da 1972 yılı için bir grubunun ilk albümü için çok iyi aranjesi olan bir albüm. Bir grubun ilk albümü ancak bu kadar başarılı olabilir. Bir albümün de ilk şarkısı ancak bu kadar doğru tercih olup bu kadar bağlayıcı olabilir.

Together Jane'in debut albümüdür. Gerçek bir underground hard rock/space rock/ kraut rock/progressive rock albümüdür. Hangi sınıfa isterseniz koyabilirsiniz. Benim için "başucu" sınıfına aittir.

JANE

Klaus Hess / Gitar
Bernd Pulst / Vokal
Charley Maucher / Bass, Vokal
Werner Nadolny / Klavye, Flüt
Peter Panka / Davul, Vurmalılar

TOGETHER

1 - Daytime (8:05)
2 - Wind (4:52)
3 - Try to find (5:24)
4 - Spain (11:53)
5 - Together (3:43)
6 - Hangman (9:58)

İNCELEYEN: Flying Ostrich

19 Ekim 2009 Pazartesi

Toe Fat - Toe Fat II (1971)

1971 yılı ile birlikte Toe Fat kadrosunda bazı değişiklikler olur ve Hensley ile Kerslake ayrılır. John Glascock da nedeni tam bilinemeyen bazı gizemli sebeplerden ötürü ikinci albümde John Konas soyadıyla yer alır. Hensley ve Kerslake'in yerine Alan Kendall ve Brian Glascock gelir. Bennett hala yerinde durmaktadır. :) Bu albümde ilk albümdeki başarıyı aynen devam ettirirler. Fakat sound biraz daha sert bir hal almış ve Blues Rock'dan çok Hard Rock'a dönmüştür. Bennett'ın şaaneye varan gitar kullanımlarına Glascock'ların ve Kendall'ın tamamlayıcı etkisi işi çığrından çıkaracak duruma getirir. Açılış parçası Stick Heat'in girişinde sanırım banjo ya da benzeri bir alet kullanılır ve sanki bariz şekilde basite indirgenmiş bir parçanın gelişi haber verilir. Lakin öyle olmaz. Stick Heat bir anda sertleşir ve Blues üzerinden Heavy Rock'a kadar kaymalar gösterir. There'll Be Changes da ise iş tamamen blues üzerine kuruludur. Bennett blues standartlarına giren gitar ve vokaliyle parça insanı 70'lerden alıp 60'ların başına atar. Peşi sıra gelen A New Way ise takdire şayan bir parçadır. İlk 3,5 dakika sakin ve sessiz gitar oynamalarıyla geçerken parça bir anda coşar, dinleyici "oha... nooluyo ulen" durumuna girer. Kapanış parçası Midnight Sun da dikkat edilmesi gereken bir diğer güzelliktir.

TOE FAT

Cliff Bennett / Gitar, Vokal
John Konas / Bass
Alan Kendall / Gitar
Brian Glascock / Davul

TOE FAT II

1 - Stick Heat 6:18
2 - Indian Summer 2:07
3 - Idol 3:32
4 - There'll Be Changes 6:52
5 - A New Way 7:55
6 - Since You've Been Gone 4:48
7 - Three Time Loser 4:30
8 - Midnight Sun 4:43

Toe Fat - Toe Fat (1970)

60'lı yılların İngiliz rock'n roll starı Cliff Bennett ile The Gods tayfasından Hensley, Glascock ve Kerslake'in oluşturduğu Blues Rock / Hard Rock grubu Toe Fat 1970 yılı başlarında kuruldu. Uzun süreli bir grup olamamakla birlikte bıraktıkları iki albümle kayda değer bir iş çıkardıklarını göstermiş oldular. Bennett'in yetenekleri ve deneyimi diğerlerinin nitelikleriyle birleştiğinde ve çoğunluğu Bennett'a ait olan parçaların kalitesiyle Toe Fat arşivlerde hak ettiği ilgiyi görür duruma da gelmiştir. Grubun 71 yılındaki dağılışının ardından önce Hensley sonra da Kerslake Uriah Heep kadrosuna dahil oldular. Glascock ise ortalıkta biraz dolaştıktan sonra kapağı Jethro Tull'a attı. Bennett da solo ve grup çalışmalarına devam etti. Elemanların gittiği grupları ve çıkardıkları işleri göz önünde bulundurunca da Toe Fat kalitesi ortaya konulmuş oluyor.

Özellikle Blues üzerinde gezinen albümde hemen her parça zihinde yer eden cinsten. Bennett'in özelliksiz ama etkili vokaliyle de göz doldurur. Bad Side of The Moon, Nobody, Just Like All The Rest ve şaane parça; You Tried The Take It All albümde öne çıkan parçalardır. Uzun gitar melodilerine katkı sağlayan sade bass ve ritmi gerilerde bırakmayan davul ile Hensley klavyesi dinlenildikçe kulağı mest eden bileşenlerdir.

TOE FAT

Cliff Bennett / Gitar, Vokal
Ken Hensley / Klavye, Vokal
John Glascock / Bass
Lee Kerslake / Davul

TOE FAT

1 - That's My Love for You (4:02)
2 - Bad Side of the Moon (3:25)
3 - Nobody (6:05)
4 - The Wherefors and the Whys (3:44)
5 - But I'm Wrong (4:00)
6 - Just Like Me (4:12)
7 - Just Like All the Rest (2:32)
8 - I Can't Believe (4:00)
9 - Working Nights (2:33)
10 - You Tried to Take It All (4:25)

Spice - Spice (1968-1969)

Uriah Heep'in temellerinin atıldığı grup 1967 yılında Heep'in de çekirdek kadrosunu oluşturan iki kuzen David Byron ve Mick Box tarafından kuruldu. Box o aralar R&B ve Soul coverları üzerine takılıyordu. Byron ise ara ara gruplarla söylüyor ama belirli bir ivme yakalayamıyordu. Spice her ikisi için de bir anlamda dönüm noktası oldu. Zaten arkadaşları olan Napier ve Newton ile Spice'a başladıklarında efsaneleşeceklerinin farkında mıydılar bilemiyoruz ama iyi başlamışlar demeden de geçemiyoruz. Unutmadan gruba bir aralar Barry Green (bass) ve Nigel Pegrum (davul) dahil olmuşlardır ama kadro yukarıdaki 4 isimden oluşmaktadır. Bu kadroya Ken Hensley'in eklenmesiyle de Spice adını değiştirerek Uriah Heep'e çevirmiştir.

Spice'ın resmi olarak yayınlanmış bir albümü mevcut değil. 45'lik diye tabir edilen 2 parçalık single'lar çıkarmışlar hepsi o. Konumuz olan albüm de bootleg bir single toplaması. O dönemde çıkardıkları 45'liklerden oluşuyor. Bu 45'liklerin bazıları Heep albümlerinde Bonus Track olarak büyük bir kısmı da Lansdowne Tapes adıyla official toplama olarak yayınlandı. Bu arada bu toplama bir ara bende vardı ama bilgisayarı yedeklemeyi unutan her salağın başına gelen şeyle birlikte bu albüm de uçup gitmişti. Arayıp da bulamamıştım önce... Sonra da aklımdan çıkmıştı. Ta ki blog sakinlerinden Lolipop albümü getirene kadar. Bu noktada Lolipop'a tekrar teşekkür ediyoruz.

Spice'ın albüm çıkarmamış olmasına aldanıp pek de başarılı işler yapamadıkları düşüncesine kapılmamak gerekir. Büyük çoğunluğu Londra'daki Marquee Club olmak üzere birçok yerde konserlere çıkmışlar. Hem de Spooky Tooth, Blossom Toes, Octopus, Andromeda, Van Der Graaf Generator, East of Eden, Keef Hartley Band ve Bonzo Dog Band gibi gruplar ile. E doğal olarak bu belirli bir deneyim kazandırmıştır kendilerine.

Blues'dan Rock'n Roll'a geçerken haddinden fazla sertleşen ve Heavy Rock olarak tabir edilebilecek bir müzikal anlayışa sahiptir Spice. Box'ın gitar kullanımı ile Byron'ın vokal tekniği birleşince de ortaya dinlenmesi ve arşivlenmesi gereken bir müzik ortaya çıkar. Born In a Trunk, Magic Lantern, Schoolgirl albümün etkileyici parçaları. Parçalar üzerine tek tek yorum yapmak pek de doğru olmaz diye düşünüyorum zira albüm mantığıyla kaydedilmediği için bir bütünlükten bahsedilemeyecektir. Bu da yorumları birleştirmeyi güçleştirecektir.

SPICE

David Byron / Vokal
Mick Box / Gitar
Paul Newton / Bass
Alex Napier / Davul

SPICE (Bootleg)

1 - What About The Music
2 - In Love
3 - Born In A Trunk
4 - Magic Lantern
5 - Astranaza
6 - I Want You Babe
7 - Celebrate
8 - Schoolgirl

17 Ekim 2009 Cumartesi

Rough Diamond - Rough Diamond (1977)

Baştan söyleyeyim... Ben bu albümü pek sevmem. Rock'n Roll'u temel alan, Uriah Heep'ten sonraki ilk Byron grubu olmakla birlikte solo albümle arada pek büyük farklar olmamasına istinaden başarılı bir grup çalışması sayılabileceğini düşünmüyorum. Sanırım birçok kişi öyle düşünmüş olmalı ki 1976 Eylül'ünde kurulan grup bir sene sonra aynı ayda da dağılmıştır. İlginçtir ki Byron dışındaki grup elemanları da Humble Pie ve Colosseum (Clempson), Paul McCartney'in Beatles sonrası grubu Wings (Britton) gibi ses getiren gruplardan gelme olsa da albümün başarısına katkı sağlayamamışlardır.

Lock And Key, durağan ama etkileyici ballad Seasong, Hard Rock'a kaymalar gösterirken Rock'n Roll'a selam veren Hobo, tamamen klavye üzerine kurulu enstrümantel The Link ve bu parçanın devamı sayılabilecek End of the Line öne çıkan parçalar. Öne çıkmalarına aldanarak çok şaane şeyler beklememek gerektiğini belirtmek lazım.

ROUGH DIAMOND

David Byron / Vokal
Clem Clempson / Gitar
Willie Bath / Bass
Damon Butcher / Klavye
Geoff Britton / Davul

ROUGH DIAMOND

1 - Rock N' Roll (3:28)
2 - Lookin' For You (4:06)
3 - Lock & Key (4:59)
4 - Seasong (7:35)
5 - By The Horn (3:13)
6 - Scared (5:33)
7 - Hobo (5:45)
8 - The Link (2:19)
9 - End of the Line (5:46)

David Byron - Baby Faced Killer (1978)

David Byron'ın ikinci solo albümü olan Baby Faced Killer, Uriah Heep'ten ayrıldıktan sonra kaydettiği ilk solo albüm olma özelliğini de taşımaktadır. (Tamam saçma bi cümle oldu... İdare edin artık.) Take No Prisoners'a oranla bambaşka bir albümdür bu. Altyapı tamamen rock'n roll'a dayanır. Byron vokal tekniğinde yaptığı değişikliklerle hem Heep tarzına uzak bir portre çizer hem de farklı işler de yapabileceğini gösterir. Albümdeki tüm parçalar Byron ile birlikte bir nevi 2.derece Hensley olarak düşünülebilecek olan Daniel Boone'a aittir. Boone, Hensley kadar olmasa da yetenekli bir müzisyendir ve gitar, klavye, vurmalılar gibi değişik aletlerle haşır neşirdir.

Baby Faced Killer'ın genelinde yüksek ritimler, tempolu bir ilerleme ve değişken geçişler mevcuttur. İlk iki parça Baby Faced Killer ve Rich Man's Killer'ın girişlerine dikkat etmek gerekir. Çünkü her ikisinde de ama özellikle ikinci parçada modernize edilmiş bir rock'n roll havası sezinlenir. Şüphesiz görülmemiş bir yenilik değildir ama ilgi çekici ve kayda değer bir sonuçtur. African Breeze'deki 80'leri haber veren ama bir bakıma dinleyiciyi Afrika'da safariye çıkmış gibi hissettiren ritmik yapı, Only You Can Do It'de karamsar başlayan fakat bir anda yumuşak ve sevecen bir hal alan müzikal anlayış, son parça olan I Remember'da Byron'ın birkaç yıl öncesine özlemini dile getirirmişçesine geriye doğru evrilir ve Uriah Heep'e saygı duruşu niteliğine bürünür.

O diil de... şaane yazdım bence. :)

DAVID BYRON

David Byron / Vokal
Daniel Boone / Gitar / Klavye / Vurmalılar
Alan Jones / Bass
Stuart Elliot / Davul

BABY FACED KILLER

1 - Baby Faced Killer (3:10)
2 - Rich Man's Lady (3:51)
3 - Sleepless Nights (3:48)
4 - African Breeze (4:12)
5 - Everybody's Star (4:20)
6 - Heaven Or Hell (4:42)
7 - Only You Can Do It (4:04)
8 - Don't Let Me Down (3:21)
9 - Acetylene Jean (3:19)
10 - I Remember (4:08)

David Byron - Take No Prisoners (1975)

Eee Ken Hensley koyduk bari Heep'ten devam edelim ve efsanevi vokal David Byron'ın solo albümlerine dalalım. Adam bi efsane, katılmayan varsa bi zahmet mail atsın da ikna edelim. Uriah Heep'i ortaya koyan en önemli bileşenlerden biridir Byron. 1947 İngiltere doğumludur. Heep gitaristi Mick Box'la kuzendir. Heep'in öncülü Spice grubunun da vokalidir. 1969 yılından 1976'ya kadar Uriah Heep'in sesi olmuş fakat alkol problemlerinin gruba zarar vereceğini düşünen Hensley'nin grubun menajeri Gerry Bron'a verdiği "ya o ya ben" ültimatomuyla ayrılmak zorunda kalmıştır. Bu ayrılmanın hemen öncesinde kaydedilen Take No Prisoners başarılı bir çalışma olarak görülmemekle birlikte kötü de değildir. Zira Byron'ın Heep mirası üzerine gitmek gibi bi derdi olmamış ve kaydedilen parçalar rock'n roll'a kayan hard rock türevine doğru yol almıştır. Vokal tekniği ile ilgili herhangi bir yenilik olmamakla birlikte Byron'ın sesini beğenen herkes için dinlenebilir nitelikte ve arşivlenebilir mantıkta bir albümdür.

Man Full of Yesterday, Sweet Rock'n Roll, Rollarcoaster, Stop ve albümün kapanış parçası Hit Me With a White One öne çıkan şarkılardır. Byron dışında müzikal altyapıda yer alan isimlere baktığımızda "ulen bunların hepsi Uriah Heep'ten" tepkisini veriyoruz. Bu tepkiye rağmen albüm hiç de Heep uzantısı olarak görülebilecek bir albüm değildir. Parçaların hepsinde klavyeci Stonebridge'in parmağının olmasından kaynaklı olsa gerek. Dinlemek ve üzerine konuşmak lazım…

DAVID BYRON

David Byron - Vokal
Mick box - Gitar
Lou Stonebridge - Klavye
Denny Ball - Bass
Lee Kerslake - Davul
Ken Hensley - Akustik Gitar
John Wetton - Mellotron

TAKE NO PRISONERS

1 - Man Full Of Yesterdays (5:36)
2 - Sweet Rock N' Roll (2:49)
3 - Steamin' Along (5:09)
4 - Silver White Man (3:29)
5 - Love Song (2:56)
6 - Midnight Flyer (5:55)
7 - Saturday Night (2:16)
8 - Roller Coaster (3:58)
9 - Stop (Think What You're Doing) (4:16)
10 - Hit Me With A White One (3:53)

16 Ekim 2009 Cuma

Ken Hensley - Eager to Please (1975)

Bi haller oldu Gentleoctopus coştu. Grip mrip hikâye. Geçmişe dönüş var sanırım. Eskiden daha kolaydı her şey. Yapalım deyince hem vakit bulurduk hem de yandaş. Şimdilerde her iki açıdan da zora düştük. Gerçi blog sakinleri her ne kadar şu aralar inzivaya çekilmiş de olsa hepsi şaane insanlar ve zamanı geldiğinde harekete geçecekler. Neyse... Konumuz Ken Hensley'den ikinci solo albüm; Eager to Please. İlk albüme oranla Uriah Heep müziğinden daha bi sıyrılmıştır bu albüm. Benzeşen yönler yine de vardır ama göz ardı edilecek denli azdır. Albüme ismini veren parçayı pek sevmem ben. Ama peşi sıra gelen Stargazer'a hastayımdır. Şaane bi giriş yapılır önce parçaya sonra birden vokal girer ama daha durağandır. Parçanın ortasından sonra çalan herkes dağılır gider. Dinleyen kişi de elbette. Secret ve Part Three de tadından yenmez parçalardır. Take and Take ve albümün kapanış parçası How Shall I Know da defalarca dinlenir. Sakin bi klavye ile açılan How Shall I Know davul ve gitarın girişiyle hareketlenecekmiş gibi durur ama aynı tempoda devam eder. Hensley'nin her daim çatlayacakmış gibi duran sakin vokali de parçaya büyük katkı sağlar.

İlk albümde tüm parçalar Hensley imzası taşırken bu albümde 2 de Mark Clarke parçası mevcuttur. Ki Clarke kısa bi dönem de olsa Uriah Heep de çalmış bi abimizdir diye hatırlıyorum yanlış hatırlıyorsam kusura kalmayın. Sanırım Look at Yourself döneminde bikaç ay Heep'de çalmışlığı vardır.

KEN HENSLEY

Ken Hensley / guitars, keyboards, synthesiser, vocals
Bugs Pemberton / Davul, Vurmalılar.
Mark Clarke / Bass
B.J. Cole / Pedal Steel Gitar (Parça 3)
Ray Warleigh / Saksofon (Parça 10)

EAGER TO PLEASE

1 - Eager to Please (Hensley) (4:51)
2 - Stargazer (Clarke/Bottomley) (3:46)
3 - Secret (Hensley) (4:02)
4 - Through the Eyes of a Child (Hensley) (2:16)
5 - Part Three (Hensley) (3:46)
6 - The House on the Hill (Hensley) (3:17)
7 - Winter or Summer (Hensley) (2:58)
8 - Take and Take (Hensley) (3:42)
9 - Longer Shadows (Hensley) (3:32)
10 - In the Morning (Clarke) (2:34)
11 - How Shall I Know (Hensley) (3:59)

Ken Hensley - Proud Words on a Dusty Shelf (1973)

Aslına bakarsanız Ken Hensley hastası biri olarak Hensley'nin solo albümlerinden pek haz almam. Ama "aman canım arşivlenecek albümler de değil" gibi bi tavrım da yoktur. Bence gelmiş geçmiş en iyi müzisyenlerden biridir Hensley. Başta Hammond B3 olmak üzere klavye konusunda ustadır. Gitar çalar, şarkı söyler, beste ve düzenlemeler yapar. Tam anlamıyla müzik adamıdır yani. 1945 İngiltere doğumludur. 60'ların ortalarından itibaren The Gods, Toe Fat ve Spice gruplarında yer alır. Spice'ın Uriah Heep'e evrilmesiyle birlikte hem Hensley hem de Heep efsanesi ortaya çıkar. Heep ile ardı ardına kaydedilen albümlerin yanı sıra boş durmayı sevmeyen Hensley, Alman grup Virus'ün elemanlarıyla birlikte Weed adı altında albüm kaydederken Heep yıllarında iki de solo albüme imza atar. Proud Words On A Dusty Shelf bu soloların ilkidir. Albümde Hensley dışında Heep'ten Thain ve Kerslake de yer almaktadır. Lakin Sweet Freedom ile aynı döneme denk geldiğinden midir nedir albüm pek de iç açıcı değildir yukarıda belirttiğimiz üzere. Şaane bi gitar girişiyle başlayan When Evening Comes, Heep balladlarını andıran From Time to Time ve Fortune ve The Last Time dinlenilmesi gereken parçalardır. Heep'in The Magician's Birthday albümünden bildiğimiz Rain'den pek bişey beklememek lazım.

Grup müziği içerisinde yer aldığında efsanevi işler çıkartan bir adamdan çok şey beklediğimizden kaynaklı olsa gerek Proud Words.. pek bir yavan kalıyor. Dinlenebilir niteliktedir şüphesiz ama beklenti geliştirmemizi sağlayacak denli de kaliteli olduğunu söylemek doğru olmaz. Yanılıyorsam birileri bu konuda yorum yazsın lütfen.

KEN HENSLEY

Ken Hensley / Gitar, Org, Klavye, Vokal
Lee Kerslake / Davul, Vurmalılar
Gary Thain / Bass
Dave Paul / Bass

PROUD WORDS ON A DUSTY SHELF

1 - When Evening Comes (Hensley) (4:37)
2 - From Time to Time (Hensley) (3:37)
3 - A King Without a Throne (Hensley) (3:54)
4 - Rain (Hensley) (3:16)
5 - Proud Words (Hensley) (3:15)
6 - Fortune (Hensley) (5:18)
7 - Black Hearted Lady (Hensley) (3:38)
8 - Go Down (Hensley) (3:11)
9 - Cold Autumn Sunday (Hensley) (5:30)
10 - The Last Time (Hensley) (2:48)

14 Ekim 2009 Çarşamba

Asterix - Asterix (1970)

Sanırım grip başıma vurdu... Albüm ekleyesim var sürekli. Ahan da şaane bi grup daha Asterix. Tek albüm. Sonra isim değiştirip Lucifer's Friend olarak yola devam ettiler. Hard Rock sevenler için olmazsa olmaz albümlerden biridir bu. Sağlam ritimler, durmaksızın ilerleyen melodik yapı, aradan sıyrılan bir klavye, kafasına göre gezinen bir gitar ve daha sonraları Uriah Heep'te de boy gösterecek olan John Lawton vokali. Her ne kadar ben Lawton'ı Heep içinde sevmesem de Asterix ve Lucifer's Friend'de yeri doldurulamaz elemandır. Gerçi bu albümde Lawton bildik Lawton da değildir. Sanırım yeni başlamış olmasıyla alakalı. Tamam gene çok iyi ama eksik bi şeyler var ki Lucifer's Friend ve Uriah Heep'de tamamlanmış bi Lawton dinlediğimizin ayırdına varabiliyoruz. He bu arada grupta Lawton'ın dışında bi vokal daha var. O da fena değil. Hatta bazı yerlerde hadi canım dedirten türden çıkışları da mevcut. Grubun Hamburg, Almanya çıkışlı olduğunu belirtmekte de fayda var. Müzik konusunda Hamburg'a laf edenlere kafa atasım da geliyor ara ara.

Sıklıkla yanılgıya düşüp bi grubu tanıtırken şuna benziyor buna benziyor diyoruz ya... Asterix hiçbir gruba benzemiyor. Nev-i şahsına münhasır diye tabir edilenlerden bunlar da. If I Could Fly, Broken Home, Time Again, Open Up Your Mind ve Corner Street Girl benim favoriler. İnsanın kanını kaynatan, progressive'in gizli dehlizlerine çok fazla sokmadan "ulen işte budur bee" diye bağırtan, arka arkaya defalarca rahatlıkla dinlenebilen albümlerdendir.

ASTERIX

John Lawton / Vokal
Peter Hecht / Klavye
Peter Hesslein / Gitar
George Monroe / Vokal
Dieter Horns / Bass
Joachim "Addi" Rietenbach / Davul

ASTERIX

1 - Look Out
2 - Gone From My Life
3 - Broken Home
4 - Time Again
5 - Jump Into My Action
6 - Open Up Your Mind
7 - Corner Street Girl
8 - Chance in You
9 - Morning at My Dawn

Montes - Cuando Brille El Tiempo (1974)

Arjantin'den başka bi grubu konuk olarak aldık mı hatırlamıyorum ama şimdi konuğumuz olan Montes, Buenos Aires'ten çıkmış en iyi gruplardan biridir. İsmini gitarist ve kurucu Jorge Montes'ten alır. O dönem içerisinde Mahatma Montes adıyla da bilinirlermiş. Müzikleri Hard Rock ile Heavy Progressive Rock arasında gezinir. Bu tür kuşak içerisinde yer alan diğer gruplarda olduğu gibi bazı parçalarda Uriah Heep benzeşmeleri de mevcuttur. Bir 45'lik ve bir 33'lük çıkarmış olmaları aslında büyük bir eksiklik olmakla birlikte "tek albümlük gruplardan iyi şeyler çıkma ihtimali yüksektir" tezini bir kez daha doğruladığı için göz ardı edilebilir bir durum da ortaya çıkmaktadır. Konumuz olan albümde single olarak yayınlanan Pajaro Nocturno ve Un Viaje Al Mar'ın da olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim.

1973 yılında kurulan grup Psychedelic Rock ile Hard Rock arasında gezinir. Jorge Montes'in ilgi çekici gitarı ile bütünleşen Policastro'nun vokali parçaların kopmadan ilerlemesini kolaylaştırır. Dinlerken bazen ulen adamlar jam session mu yapıyolar acaba diye düşünür insan. Zira Policastro'nun aralarda enteresan girişleri var, gözden kaçırılmaması gereken. Albüme şaane bi giriş yapan El Camino de Dios... ile sanki hiç bitmeyecekmiş gibi bi imge oluşturan Hoy ve peşisıra gelen Arco Iris ile Epilogo de Crossville benim favorilerim. Hoy, uzun ve karışık melodili Budgie parçalarını andırıyor. Hadi bakalım... İyi dinlemeler...

MONTES

Jorge Montes / Gitar
Juan Carlos Policastro / Vokal
Alberto Oneto / Bass
Carlos Salazar / Davul

CUANDO BRILLE EL TIEMPO

1 - En el Camino de Dios Hacia el Sol
2 - Arde Roma
3 - El Ascensor (Por la luz de Dios)
4 - Hoy (Cuando Brille el Tiempo)
5 - Arco Iris
6 - Fuera el Sol
7 - Epilogo de Crossville
8 - Dias Despues
9 - Pajaro Nocturno
10 - Un Viaje Al Mar

10 Ekim 2009 Cumartesi

Skid Row - Skid (1969)

İrlanda'dan şaane bi Blues Rock grubudur Skid Row. '86 tarihli aynı adlı grupla karıştırılmamalıdır. 1967 yılında Brendan 'Brush' Shiels, Noel 'Nollaig' Bridgeman, Bernard 'Bernie' Cheevers ve daha sonraları Thin Lizzy ile efsaneleşecek (inandığım için söylemiyorum, bence bu heriften bi bok olmaz) olan Phil Lynott tarafından Dublin'de kuruldu. 1969 yılına kadar takıldıktan sonra önce Cheevers gruptan ayrıldı ve yerine o zaman 16 yaşında olan Gary Moore (herif hala still got the blues yalnız... :) ) geldi. 2 single kayıttan sonra Lynott da gruptan ayrıldı. Neyse ki onun yerine kimse gelmedi ve Skid Row power trio olarak yola koyuldu. Başta Fleetwood Mac olmak üzere 60'lı yılların iyilerinin konserlerinde ön grup olarak sahne aldılar. Fleetwood Mac'ten Peter Green, Gary Moore'un gitar stilinden epeyce hoşlanmıştı ve CBS için bir iki kayıt yapmasına da yardımcı oldu. Skid Row birbiri ardına iki albüm çıkararak tarihin tozlu raflarındaki yerini aldı. Tabi raflara yerleşmeden önce Skid Row içinden bir dolu eleman geçtiğini de belirtmek lazım. Daha sonraları yine Thin Lizzy'de çalacak olan Eric Bell, Ufo'ya geçecek olan Paul Chapman, Taste ve Them'den gelme John Wilson, Alyce'de çalmış olan Eamonn Gibney ve Jimi Slevin, Elmer Fudd'dan Jody Pollard ve hatta 1976 Live albümde konuk olarak yer alan Jethro Tull'dan Ian Anderson.

Bunca eleman sayımından sonra, konumuz olan Skid Row albümü 1969 yılı sonlarına ve birçok yere göre de 1970 yılı başına tarihlenen ilk albüm Skid. Gelmiş geçmiş en iyi Blues Rock albümlerinden biri olduğunu söylemek pek de hata olmaz. Her ne kadar ben Moore vokalini pek sevmesem de eleman burada döktürmüş diyebilirim. Tabi asıl mesele Shiels ve Bridgeman'da kopuyor. Şaane bi grişile başlayan ilk parça Mad Dog Woman'da Moore vokalinden sonra giren davulu ve hızı ayarlayan, kendine güvenen ve kimi zaman kendinden geçen bas gitara dikkat etmek lazım. Virgo's Daughter, An Awful Lot of Woman ve Unco - Up Showband Blues dikkat edilecek diğer parçalar. Son parça Felicity ise defalarca dinlenilmeyi hak eden bir parçadır. Tempolu bir havada Jazz ile girilen parça Moore'un vokaliyle bütünleştikten sonra blues/progressive arasında gider gelir. Moore bu parçada çaldığı gitar ile de alkışı fazlasıyla hakeder. Unutulmuş bir efsaneye hep birlikte merhaba diyoruz... :)

SKID ROW

Gary Moore / Gitar, Vokal
Brendan 'Brush' Shiels / Bass, Vokal
Noel 'Nollaig' Bridgeman / Davul, Vokal

SKID

1 - Mad Dog Woman
2 - Virgo's Daughter
3 - Heading Home Again
4 - An Awful Lot of Woman
5 - Unco-Up Showband Blues
6 - For Those Who Do
7 - After I'm Gone
8 - Man Who Never Was
9 - Felicity

9 Ekim 2009 Cuma

Swamp Salad - On the Country Line (1971)

Hehh… Sonunda kıç kalktı. Sonbahara giriyoruz ya ondandır. Gerçi pek bi dağıldık blog sakinleri olarak son günlerde. Cyphre fanzin çıkarmaya çalışıyo (diye biliyorum, kesin unutmuştur o işi), Kvartetten kendini bateriye verdi, Yonçin OctoRadio'da 23:00-01:00 arası yayında, Lysterfjord, Jamais ve Jesaar'dan haber yok, Emptytrashcan de kendini çizgiroman çevirisine verdi. Birilerinin aklına gelse de blog biraz şenlense eski günlerdeki gibi.

Evet... Bu melodramlara yakışır girişten sonra gelelim Swamp Salad'a. Elemanlar bildiğin Country Rock-Southern Rock karması bi müzik yapıyorlar. Bildik Amerikan müziği yani. Yalnız elemanlar Avustralyalı. Bu da ayrı bi enteresanlık katıyor albüme. Grup elemanlarının o dönemin en iyi stüdyo müzisyenleri olduğunu da belirtmeden geçmeyelim. Parçalar genel olarak enstrüman ağırlıklı. Lakin aralarda bi bayan vokal giriyor. İyi de ediyor. Ablayı tanımıyorum da sesi çok tanıdık... Birine benziyor ama çıkaramadım. Hatırlayan yardımcı olursa sevinirim. Esasen grup 4 kişiden oluşuyor. Vokali feat. sayabiliriz bi anlamda. Take Me Back to Memphis, Swamp Salad ve Ode to Billie Joe albümün şaaneleri. Klasikleşmiş bi olan Johnny Guitar yorumu da bence enfes.

Grupla ilgili etrafta pek fazla bilgi mevcut değil. O nedenle ismin Everglades Bataklıkları'ndan mı yoksa aynı adlı saçmasalak salatadan mı geldiğini bilemiyoruz. Çok da önemli olmasa gerek. Sonbahara giriş albümü sayalım bunu. Yazdan kalma az biraz heyecan, griye bürünen havaya ithafen az biraz hüzünlü, sıklıkla insanı harekete teşvik eden bi albüm.

SWAMP SALAD

Dave Donovan - Gitar
Len Hutchison - Gitar
George Thompson - Bass
George Adamson - Davul
Christine Barnett - Vokal

ON THE COUNTRY LINE

1 - Wichita Lineman
2 - Swamp Girl
3 - Take Me Back To Memphis
4 - Swamp Salad
5 - Groovey Man Mangroove
6 - Country Line
7 - Johnny Guitar
8 - Dirty Old Man
9 - Willie & Laura Mae Jones
10 - Ode To Billie Joe
11 - The Ballad Of Creepy Creek
12 - Aquarius

2 Eylül 2009 Çarşamba

Buzz Buzz Buzzzzzz Vol 1-2

İşte size yazdan kalan miskinliğinizi üzerinizden atacak, kanınızı kaynatıp beyin loblarınızı harekete geçirecek canlı mı canlı, saykodelik mi soykodelik, vol lu mol lu, karma çifte bi albüm. Bu da harekete geçirmezse artık sizi var ya, baltamı bi savururum buradan artık kimin kafasını yararsa.

Arf Arf Records tarafından derlenip günümüze kazandırılan 60lı yılların bu harika surf-psychedelic müzikleri tamamen enstrümantal olarak seçilmiş. Blog tarzının biraz dışında kalacağını düşünüp önce biraz kararsız kalsam da eklemeye, arada böyle şeylere bünyenin ihtiyaç duyduğunu hissedip hadi ekleyiveremgare dedim.

Ayrı bir tat ayrı bir tarz bu 60lar. Saykodeliğin temellerinin atıldığı twistten çıkılıp geniş mecralara geçildiği muhteşem bir dönem. Hangi dönemde yaşamak isterdiniz sorusuna belki de on kişiden yedisinin 60lar diyeceği bir dönem :( Hiç şans yokmuş bende de anasını satayım. Git sen 70lerde doğ, 90larda gençliğini, rezil 2000lerde de bu gününü yaşa... Kafam bozuldu bak yine tam da sigarayı bırakmaya yeltenecekken. Hadi kendinize iyi bakın.

Ha. Motorsiklet üzerinde dinlenilmemesi tavsiye olunur. Geçenlerde akıllanmayıp öyle bir aptallık yaptım kaza geçiriyordum :))

24 Temmuz 2009 Cuma

Datetenryu - 1971 (1971)

Ne yalan söyleyeyim, sevdiğim ekoller arasında ilk 5’e girmez Japonlar, ki 70’lerde baya bi progressive müzik ile ilgilenmelerine rağmen. Far East Family Band, Kenso, Magical Power Mako (kesinlikle tavsiye olunur…:)) Flower Travellin’ Band (bu da baya iyi bir gruptur) gibi iyi işler yapmış gruplara sahiptirler.

Bir yandan da primitive (ilkel) diye tabir ettiğimiz (bu kelime bize ait literatürde böyle bir şey yok J))) tür müzik benim şahsen hoşuma gider. Nedir bu ilkellik derseniz; grubun stüdyoya hatta o bile değil, buldukları herhangi yere girip tek session’da deli gibi takıldıkları müziği ilkel yollarla kaydetmeleri diyebilirim. Bu bir live da olabilir. Örnek vermek gerekirse Friedhof, Virgin’s Dream gibi…

İşte Datetenryu da böyle bir grup. Takılmışlar ve öyle kaydetmişler. Hem de ne takılma, jam sessionlar havada uçuşuyor. Şarkı süreleri konu ile ilgili bir fikir veriyordur sanırım. Fazlaca klavye bulacaksınız. Jam sessionlar dışında sakin oldukları anlar da mevcut. Bu bölümlerde klavye ön planda... Grubun ünlü elemanı basist Narazaki. Ama yinede Tonari denen adam klavyede resmen döktürüyor. Bateri de sürekli atak takılıyor.

Şarkılara gelince, yarım saat süren 2 şarkı albümün en başarılı çalışmaları. Psychedelic olduklarını, az biraz space ve deneyselliği kattıklarını söylemek lazım. Grubun basisti aynı zaman da vokalist. Harika bir sesi yok ama bu tür müzikte yadırganmıyor doğrusu. Space ve deneysel takılmaları bana “Don Bradshaw Leather”i anımsattı. Özellikle Part 4...

Gerçekten güzel bir albüm… Herkese hitap etmeyeceği kesin ama benim gibiler için altın niteliğinde. Kenarda köşede kalmış bu albümün keyfini çıkarın derim ben...

DATETENRYU

Hiroshi Narazaki / Vokal, Bas Gitar
Masao Tonari / Klavye
Kei Yamashita /Gitar
Shogo Ueda / Davul

1971

1 - Bukkowareta Boku (4:17)
2 - Harugeshiki (10:07)
3 - Doromamire (20:02)
4 - Part-4 (4:01)
5 - Abuku no Aji (8:30)

17 Temmuz 2009 Cuma

Igra Staklenih Perli-Igra Staklenih Perli (1979)

Igra Staklenih Perli, Tito dönemi Yugoslavya’sında 1976 yılında Belgrad'da kurulmuş. Grup Belgrad klüplerinde bir süre çaldıktan sonra 1979 tarihinde isimleriyle aynı adı taşıyan bu ilk albümlerini çıkarmışlar… İsimlerini Herman Hesse'ın Nobel ödüllü kitabı boncuk oyunundan alıyorlar. Hesse'i o kadar seviyor olmalılar ki ikinci albümlerinin ismini de yine Hesse'in bir öyküsü, “Işık Bahçesi”nden veriyorlar.

Herhalde grubun kökeni bilinmiyor olsaydı bir krautrock albümü olduğunu düşünebilirdik Igra Staklenih Perli'nin. Evet o kadar Alman kokuyor ve bir o kadar psychedelic-space ki benzerlikleri tartışılmaz Pink Floyd ve Hawkwind da koyarsak yanına tam olur. İlginç oldu değil mi, Alman kokuyor ama tarz İngiliz, grup da Yugoslav. :)) Özellikle klavye ve gitar efektleri adamların Pink Floyd hayranlığını bariz ortaya koyuyor. Hepsi birbirinden güzel beş parçanın tadı kulaklarınızda kalacak çünkü tarza göre oldukça kısa. Belki de albümün tek kötü tarafı ses kalitesini de saymazsak bu. CD kalitesindeki kayıt için ise 2007 de yayınlanan "Igra Svetlosti" ilk iki albümlerini içeriyor, fakat blog piyasasında ya da bir paylaşım sitesinde bulmanız çok güç.

Albümün geneli karanlık depresif bir tarzda ilerliyor. Bir iki parçanın girişlerinde Arap tınılarını bile yakalamak mümkün desem bilmiyorum doğru olur mu? En azından ben öyle algıladım. Yer yer doğaçlamalara da giren elemanların, neden Hawkwind benzerliğini vurguladığımı hem müzik hem de vokal tarzlarını duyduklarında daha iyi anlayacaklarını sanıyorum.

Kimin kime ne kadar benzerliği hiç değinilmemeliydi belki de. Kanımca önemli olanın, adamların kendilerinden ne kadar bir şeyler katabildiği ve tarzlarına verdikleri ruh. Hem bu konu algıya göre görecelik de oluşturduğundan, ister kabul edin etmeyin benim kapıma çıkıyorsunuz. :)) Saçmalamaya başlıyorum galiba neyse, ben de sıramı savdım. Jamais, kedi albümleriniz hazırdır umarım, ellerinizden öperler yeni tanıtım. :))

O değil de bu yeni "sıra oyunu" beni acayip gerdi. Baskı oluşturdu bünyede valla ya. Ben free takılıyom abi, bozar zorunluluğa giden yollar beni. :(

IGRA STAKLENIH PERLI

Joshua N'Goma (Vojkan Rakic) / Gitar
Pedja Vukovic / Davul, Perküsyon
Drakula (Drasko Nikodijevic) / Bass, Vokal
Svaba the Kraut (Zoran Lakic) / Klavye, Vokal

IGRA STAKLENIH PERLI

1 - Gusterov trg (4:26)
2 - Solarni modus (4:09)
3 - Putovanje u plavo (6:52)
4 - Pecurka (7:05)
5 - Majestetski kraj (5:18)

11 Temmuz 2009 Cumartesi

Sweet Smoke - Just A Poke (1970)

Bir hafta önce Sweet Smoke'a ait olan yerli basım "Silly Sally" kırk-beşliğini görence kafamda bir şimşek çaktı...

Yaklaşık bir sene önce Chase'in "Chase" albümüne bir yorum gelmiş (ben o sıra izleyiciydim); fakat bahsi geçen Sweet Smoke benim tarafımdan ortada görülmemişti.

"HAYIR.............................................
Sweet Smoke (yani tatlı sigara) ne yeni bir sigara markasıdır, nede haşhaş veya eroin içmeye bir davettir. Sweet Smoke, kişinin önce kulaklarına dolan, oradan beynine giden güçlü bir topluluktur..........................
Önce çıldırtıcı bir müzik düzeni taşıyan parça sizi azgın bir dalga gibi alıp oradan oraya vuracak sonrada sakinleşen bir denizle kumsalı okşıyacaksınız.
........Parçayı dinlerken enstrümanların kullanış düzenindeki maharete hayran kalacaksınız..................... Sweet Smoke (yani tatlı sigara) daki müzik tam günün müziği. Gençliğin bunalımlarını dağıtan... dinledikçe gergin vücutları yumuşatan... beyinlerdeki karamsarlığı yıkayan bir yeni akım rüzgarı bu...
Gök gibi gürleyen ve sonra fısıldayan..................
.....Hayır, Sweet Smoke (yani tatlı sigara) ne yeni bir sigara markasıdır, nede haşhaş veya eroin içmeye bir davettir. .....Ne olduğunu mu merak ettiniz............
ÖYLEYSE DİNLEYİN............................"

Yazı hatalarına bile dokunmadan naklettiğim bu metin Renin Batıgün'ün kaleminden çıkma ve bahsi geçen Türkiye baskılı kırk-beşliğin arka kapağında yazıyor; lakin sizlerle bir an önce paylaşmanın heyecanı içerisinde olduğum uzunçaların arka kapağından esinlenildiği açık !

Albüme gerekli yorumun (müzikal yönden) yapıldığını düşündüğüm için yorumu yorumlamak istedim. Prodüktörler için bir avuç hippi ile uğraşmak zor olsa gerek ki; "Just A Poke"un "ot çeken kimse ve onun tribi" konulu plak kapağının gençler üzerindeki negatif etkisi arka kapaktaki yazıyla dengelenmeye çalışılmış. Bu sebepten ötürü ben plağın sadece bir yüzünü sevebildim!

Bu uzunçaları kırk-beşlik mantığıyla (her yüze bir şarkı gelecek şekilde) çıkardıkları için kendilerine saygı duyduğumu belirterek yine de yorumumu yapmış olayım.

SWEET SMOKE

Andrew Dershin / Bas
Jay Dorfman / Davul, Perküsyon
Marvin Kaminowitz / Gitar, Vokal
Michael Paris / Tenor Sax, Alto Recorder, Vokal, Perküsyon
Steve Rosenstein / Gitar, Vokal

JUST A POKE

1 - Baby night (16:24)
2 - Silly Sally (16:22)

Il Balletto di Bronzo - Ys (1972)

İtalyanların progressive tarihi o kadar şöhretli olmasına karşın, progressive dinleyen kitleler her zaman bir sınırla yaklaşmışlardır. Çünkü İtalyanlar yaptığı işlerden, delilik sınırlarını zorlayarak dehaya ulaşmaya çalışırlar. İtalyanlar progressive tarihine çok önemli gruplar bırakmıştır. Le Orme, Premiata Forneria Marconi, Area , Banco del Mutuo Soccorso en ünlenmiş gruplarıdır.Bu grupların albümleri sanki kendinizi bir müzikal şölende hissettirir.Girişinden itibaren kendinizi bambaşka bir havaya sokarlar. Bu grupların albümlerinden seçmeler de verilecektir. Biraz daha bekleyin hepsi olacak.

İşte hem müzikal bir şölende hem de konsept bir albüm arayanlar için ise Il Balletto Di Bronzo’nun Ys albümü önerilir. Bu albüm Leone tarafından yazılmıştır. Ys adlı güzide albüm dört bölümden oluşur. Introduzione(Giriş), Primo Incontro (Birinci Karşılama), Secondo Incontro (İkinci Karşılama), Terzo Incontro (Üçüncü Karşılama) ve Epilogo (Sonuç). Atmosferik bir klavye ve vokalin girişiyle albüme başlayacaktır; bunu takip eden 38 dakika boyunca ritimler aşırı dozda yüksek, sanki bu aletleri bize verdiniz ama biz bunları parçalarız İtalyanız lan biz havasındadır.

Ys adı neden bu kadar garip demeyin. Yazarımız Leone bu isimde bir şehir tasarlayıp kafasında efsanevi bir öyküsel anlatımla sizlere bunu gösterecektir. Aslında albüm arkasında epey bir türü barındırmaktadır. Progressive rock, psychedelic rock ve avant-garde/free jazz gibi türlerden beslenmişlerdir. Bu albümün her şeyi grubun vokali ve klavyecisi Gianni Leone’nin dehasından çıkmıştır. Ama diğer grup elemanları da epey yüksek bir efor harcamış olmalılardır. Aslında albümde tam bir ahenk ve senkroniye örnek gösteremeyiz. Grup elemanları kanımca bu uyumsuzluğun yarattığı havadan ortaya çıkanları, işte yarattığımız efsanevi şehir böyle bir yer gibi göstermek istemişlerdir. Size söyleyebileceğim dipnot ise lütfen albümün sonuna dikkat edin.

IL BALLETTO DI BRONZO

Gianni Leone / Vokal, Klavye
Lino Ajello / Gitar
Vito Manzari / Bas
Giancarlo Stinga / Davul

YS

1 - Introduzione (15:11)
2 - Primo Incontro (3:27)
3 - Secondo Incontro (3:06)
4 - Terzo Incontro (4:33)
5 - Epilogo (11:30)

8 Temmuz 2009 Çarşamba

Jenghiz Khan - Well Cut (1971)

Blog sakinleri yazın esrikliğine kapıldı diye düşünürken hiç beklenmedik bir şekilde karşılık gördü bu fikir. Ne hikmetse coşkuya kapıldık ve boş geçtiğimiz Haziran'ın intikamını alırmışçasına çok albüm incelemesi yapıldı. Bu güzel harekete katkı yapmasak ayıp olurdu. Ve işte Jenghiz Khan...

Blogda birçok ülkeden gruplara yer verirken atladıklarımız da oluyor şüphesiz. Bu hem gözden kaçırmayla/unutmayla alakalı hem de öncelik sıralamasıyla. Dönem içerisinde öne çıkan ülkelerden gruplar ve albümler daha çok yer buluyor. Belçika dönemin öne çıkan ülkelerinden biri değil şüphesiz. O nedenle de Jenghiz Khan'ı bu kadar zaman sonra koyuyor olmak da pek yanlış bir hareket olmasa gerek. Gerçi Belçika'dan öncelikli olarak konabilecek Aksak Maboul ve Irish Coffee gibi gruplar varken Jenghiz Khan'ı koymak da enteresan tabi.

Jenghiz Khan 4 kişiden oluşan bir Hard Rock / Heavy Progressive grubu. Bazı yönlerden farklı gruplarla benzeşseler de kendilerine özgü bir tarza sahip oldukları rahatlıkla söylenebilir. Özellikle ilk parçada geri vokalleri duyduğunuzda Ken Hensley bu gruba da mı sızmış diye düşünmeden edemiyorsunuz. Hensley'in Uriah Heep'ten bildiğimiz o çığlıklı ince sesleri Pain'in altını dolduruyor ama Hensley olmadan. Ayrıca aynı parçada vokalin parçaya girişi ile gerçekten ortada bir "acı" durum olduğu sonucuna varabiliyorsunuz ki bu vokalin sesindeki çatlamalar, kırılmalar ile alakalı. Hard Working Man'deki davul ataklı giriş ile Mad Lover'daki klasik gitar girişi peşisıra gelen vokalle bütünleşip defalarca dinleyerek tadını çıkaracağınız parçaları ortaya koyuyor. Her iki parça da tekdüze sayılabilecek bir havada devam etse de Jenghiz Khan'ın tarzını ve kalitesini ortaya koyuyor. Grubun hem bass gitaristi hem de lead vokali olan Pierre Rapsat'ı kutlamak gerek. Son parça Trip to Paradise ise gerçekten bir yolculuğa çıkarıyor insanı. Folk'tan Jazz'a doğru uzanan bir arenada gidiş gelişler, iniş çıkışlar ile dolu bir yol izliyor. Hensleyvari geri vokaller burada da karşımıza dikiliyor ve Rapsat'ın vokaliyle farkında olunamayan bir düet havasına sokuyor parçayı. Parçanın ikinci yarısından sonraki bölümü enstrümanların birbiriyle oynaşması olarak adlandırılabilecek bir güzellikle devam ediyor.

JENGHIZ KHAN

Tim Brean / Klavye, Vokal
Big Frisma / Gitar, Vokal
Chris Tick / Davul, Vokal
Pierre Rapsat / Bass, Lead Vokal

WELL CUT

1 - Pain (7:46)
2 - Campus A (1:18)
3 - The Moderate (4:12)
4 - Campus B (1:32)
5 - The Lighter (5:15)
6 - Hard Working Man (4:41)
7 - Mad Lover (3:10)
8 - Trip To Paradise (10:12)

7 Temmuz 2009 Salı

Ramses - La Leyla (1976)

Öncelikle bu muhteşem blog'a ilk defa albüm eklemenin heyecanını yaşarken, "hangi albümü koymalıyım?" sorusu ile uzun süre bocaladığımı itiraf etmek istiyorum. Sonuç olarak Hannover'in güllerinden Ramses'in ilk albümü olan La Leyla’da karar kıldım.

Efendim Hannover'in ücra köşesinde doğan Langhorst biraderler bu leziz grubun beyni olup, çocuklukları boyunca mahallenin büyük abileri Eloy ve Jane dinleyerek büyüdüklerini tahmin ediyorum. Bu dinlemeler boyunca çağrışan beyinleri ilk albümün omuriliğini oluşturmuş ve evlerinin bir odasında şarkıların tamamına yakınını bestelemişler sonra diğer elemanları bulup progressive rock tarihinin en verimli yıllarından olan sevgili 1976 yılında La Leyla isimli albümü piyasaya çıkarmışlar.

Albüme kabaca bir bakacak olursak biraderlerin dümenindeki keyboard ve gitar tamamen domine ediyor albümü; davulun müziği idare edecek kadar çalması kabul edilebilir belki ancak vokal'in yetersizliği malesef bas bas bağırıyor.

Açılış parçası "Devil Inside" grubun karakterini en güzel anlatan parça sanırım; gitar ve keyboard şarkıyı alıp götürüyor hatta sonlara doğru synthesizer sazı tamamen eline alıp gitara yeter kes diyor.

La Leyla'ya gelince şarkıya olan saygımdan yeni bir paragraf açmalı dedim. Hammond var, bass var, davul var ama öyle bir gitar var ki tekme tokat giriyor şarkıya bir anda darma duman ediyor dinleyenleri. Tek gitarlı grupların yaşadığı sahne problemlerinden biri stüdyo kayıtlarında çift gitar kullanmalarıdır, bu şarkının girişinde çift gitar ile solo atılmış çok da iyi olmuş ancak bir konser versiyonlarını dinledim tam bir hayal kırıklığı...

Yumuşak bir soundu olan bu güzide grubun dinlenimi kolay bu albümünün diğer parçaları da oldukça melodik ve dinleyiciyi kasmayan yapıya sahip. "Someone Like You" isimli parçanın ortalarındaki bir melodinin buram buram Moody Blues tattığını tüm dinleyenlerin fark edeceğini düşünüyorum.

Özellikle Alman Prog. Rock'ını sevenlere bu albümü tavsiye ediyorum. Sadece La Leyla'nın yüzü gözü sebebiyle dinlenilmesi gerekir. Keyifli dinlemeler.

RAMSES

Norbert Langhorst / Gitar
Winfried Langhorst / Klavye, Vokal
Hans D. Klinkhammer / Bass Gitar
Herbert Natho / Vokal
Reinhard Schröter / Davul

RAMSES - LA LEYLA

1 - Devil Inside (4:45)
2 - La Leyla (7:25)
3 - Garden (5:03)
4 - War (6:25)
5 - Someone Like You (8:13)
6 - American Dream (5:00)

6 Temmuz 2009 Pazartesi

Wolfgang Dauner - Et Cetera Live (1973)

Almanların en önemli müzisyenlerinden biridir Wolfgang Dauner. Usta bir fusion klavyecisi/piyanistidir. Sadece klavye ile kalmamış elektronik müziği de Fusion’ın içerisine usulca yerleştirmiş bir dehadır.

Birçok başarılı çalışması olan Dauner’in burada yayınlayacağım albümü kendisinin kurduğu “Et Cetera” grubu ile yaptığı 1973 Silmingen konseridir.

Grubu 1970 yılında kurmuş ve aynı yıl grup ile aynı adı taşıyan “Et Cetera” albümünü çıkarmışlar. Onu da kesinlikle dinlemenizi özellikle “Raga”yı şiddetle tavsiye ederim. 1975 yılında onu daha büyük üne kavuşturan “The United Jazz + Rock Orchestra (UJRE)”yı kurdu ve Stuttgart TV’de çocuklar için çalmaya başladı. Sonra bu grup ile turnelere çıktı. Denilene göre Coltrane, Debussy ve Ravel hayranıymış.

Elektronik müziğe olan ilgisini de düşünürseniz bu adamın çok yönlü bir üstad olduğunu kolayca anlayabilirsiniz.

Albüme gelince, Fusion ağırlıklı ilerleyen bir “Et Cetera” canlı performansı. Çok başarılı doğaçlamalar var, özellikle Dauner’in... Tabii geri kalan grup elemanlarının da hakkını vermek lazım... Kullanıldığı vakit keman, flüt ve gitar güzel işler çıkarmış. Jürgen Schmit’e dikkat… :) Biribirinden ayrılmayacak şarkılardan oluşan albümde deneyselliğe de yer vermişler. Hem de deneyselliğin dersini verir nitelikte. Yine de insan aradan birini seçer; benim favorim de “Twelve & Nine”... Gerçekten muhteşem...

Bu müziği seven, Wolfgang Dauner’in diğer çalışmalarını mutlaka dinlemelidir. Tabi başlangıç noktası olarak 1970 Et Cetera olabilir. Fazla söze gerek yok, bu muhteşem albümü mutlaka dinleyin derim. Okul niteliğinde... :)

Not: Aynı adı taşıyan bir Kanada’lı bir de Danimarka’lı “Et Cetera” grubu var, bunu onlarla karıştırmayın.

ET CETERA

Wolfgang Dauner / Klavye, Elektronik
Jürgen Schmit-Oehm / Keman, Flüt
Matthias Thurow / Bass
Lala Kovacev / Davul
Fred Graceful / Vurmalı

ET CETERA LIVE

1 - Twtelve and Nine (12:05)
2 - Introduction (10:34)
3 - Es Soll Ein Stück Von Willi Sein (9:45)
4 - Plumcake (10:05)
5 - G x 3 and Blues (22:00)
6 - The Love That cannot Speaks Its Name (16:40)
7 - Nemo's Dream (4:24)

5 Temmuz 2009 Pazar

Bubu - Anabelas (1978)

Bu blogtaki ilk yazımı yazmaktan çok mutluyum. Epey güzel albümleri sizlerle paylaşacağıma inanarak yazıma başlamak istiyorum. Şu sıcak yaz havasında güzel bir Güney Amerika esintisinin, bütün bu güzel müzik türüne gönül vermiş olanlara iyi geleceğini düşündüm. Gündüz epey yorulmuş bir şekilde sızlanırken, dolaptan çıkarılan Arjantin şarabı gibi sizi kendinize getirecek güzel bir albüm ile karşı karşıyasınız.

Bubu’nun "Anabelas" albümü ana hatlarıyla epey karmaşık gözükür. Fakat 1970’lerde çıkan Arjantin furyasındaki kardeşleriyle epey bir benzerlik göstermektedir. Anabelas konsept bir albüm havasındadır, bunun sebebi parçalarının adlarının destanlardan almasıdır. Yaptıkları müzik ile bu albüm King Crimson’ın ilk dönemleri, Anglagard ve Magma ile paralellik göstermektedir.

Bubu grubu epey geniş bir korodan oluşmaktadır. Dinlediğinizde sizlerin de fark edeceği gibi nereden hangi enstrümanın, hangi ritmin çıkacağı kestirilmemektedir. Geleneksel grup kurulumundan farklı olarak bünyelerinde keman, flüt, saksofon ve piyano bulunmaktadır. Bütün bunlara karşın beklenmedik bir şekilde ahenk ve kompozisyon kulaklarınızdan kaçmayacaktır.

Albüm kapağından da fark edileceği gibi bu kadar renk cümbüşünü bir arada tutmak epey zor olmalıdır. Bubu gerçek manası ile nasıl bu kadar güzel bir uyum sağladığını gösterecektir. Albümün gidişatından biraz bahsedecek olursak genellikle progressive albümlerde gözlenenden farklı bir gidişat bulunmaktadır. Çok canlı ve enstrümantal bir parça ile girişi yapmaktadır. Epey güzel bir ritm akışının beyninize doğru hücum ettiğinizi anladığınızda daha parçanın giriş kısmını yeni yemişsinizdir. Kendi uluslarından esintiler sağlamaya çalışan folk/progressive grupların tam aksine bambaşka destansal bir hava yaratmıştır. Anabelas sizi sıkmayacak ve hoş bir tını bırakarak arkasından bitecektir. Şimdiden iyi dinlemeler.

BUBU

Sergio Polizzi / Keman
Cecilia Tenconi / Flüt, Bas flüt
Win Fortsman / Saksafon
Petty Guelache / Vokal, Geri Vokal
Eduardo Rogatti / Gitar
Eduardo "Fleke" Folino / Bass
Eduardo "Polo" Corbella / Davul
Daniel Andreoli / Piyano

ANABELAS

1 - El Cortejo de un Día Amarillo (19:25)
2 - El Viaje de Anabelas (11:12)
3 - Sueños de Maniquí (9:16)

Asia Minor - Crossing The Line (1979)

Evet. Gentleoctopus haklı bence de. Albüm ekleme zamanımız çoktan geldi de geçiyor. Bu kadar yaymak olmaz dedim, Asia Minor’u eklemeye niyetlendim. Grubumuz Asia Minor 2 Türk 2 Fransız üyeden oluşuyor. 70lerin sonlarında 2 albüm yayınlamışlar. Grubun Türk üyelerinden Setrak Bakırel daha sonra Yılmaz Güney’in “Duvar” filminin müziklerini yapmış.

Sözünü ettiğimiz “Crossing the Line” ise grubun ilk albümü. 1979 tarihli albüm 1993 yılında tekrar yayınlanmış. Albümün oldukça atmosferik bir havada seyrettiği söylenebilir. İnsanı melankolik bir havaya sokuyor, az vokal çok enstrüman mantığı güdülmüş… Ki bence iyi de olmuş. Yalnız düşüncem o ki vokal pek güçlü değil. Sanki “normalde şarkı söylemem ama iş başa düştü n’aapalım” havası hissediliyor. Buna rağmen sıkılmadan dinlenebilecek sağlam bir albüm olduğunu söyleyebilirim.

Bu grubu tanımak benim için ilginç bir deneyim oldu. Daha önce duymadıysanız bir göz atın derim. Neyse ben sıramı savdım galiba şimdilik. Yüklenecek albümleri bekliyorum, tamam.

ASIA MINOR

Eril Tekeli / Flüt, Gitar, Bass
Setrak Bakirel / Vokal, Gitar, Bass
Lionel Beltrami / Davul, Perküsyon
Nick Vicente / Klavye

CROSSING THE LINE

1 - Preface (4:18)
2 - Mahzun Gözler (8:13)
3 - Mystic Dance (1:45)
4 - Misfortune (4:30)
5 - Landscape (3:50)
6 - Vision (5:35)
7 - Without Stir (1:50)
8 - Hayal Dolu Günler İçin (4:38)
9 - Postface (2:00)

Pussy - Pussy Plays (1969)

Heyecanlandım şimdi bak yazarken; uzun zaman oldu yazmayalı. Malum; bir final dönemi, bir mezunolamiyet töreni, bir taşınma, bir yerleşme dönemi atlattım. Bir de yaz aylarındaki rahavet benim de üzerime çöreklenmiş durumda bu aralar.Yonçin'in ardından ben de kıçımı kaldırayım dedim ve bu albümü paylaşmayı daha fazla ertelememem gerektiğine kanaat getirekten... Ayy ne diyorum ben yahu...

Bu grubu dinlemeden önce merak ediyordum kedilerle ilgili Psychedelic bir şeyler bulabilir miyim diye, sonra günün birinde bir yerlerde bir şekilde karşıma çıktı bu kırmızı kedicikli albüm. :) Eee ben de durur muyum hemen buldum indirdim. Çok da iyi etmişim çünkü 1969 yılında kaydedilen bu albümün ilk parçasının açılışını bir kedi yapıyor o şirin miyavlamasıyla (Söz konusu kediler olunca tarafsız olamıyor ve hemen şirin tatlı minnoş toparlacık v.b sıfatları bol keseden kullanıyorum izniniz haricinde).

Albümü dinlemeye başladığımda hiç bir bilgim yoktu müzisyenler hakkında ama ilk göze çarpan özellikleri sanırım ingiliz oluşları (Çok belli ediyolar). Hala grup elemanları hakkında bilgim yok. Araştırdığım bir kaç sitede grup elemanlarının kimliklerini açıklamadıkları yazıyordu; enteresan doğrusu...

Açıkçası kedi seslerinde takıldım kaldım ben; düşünsenize 1969 yılında yapılmış albüm ve orjinal kedi miyavlamasını kaydetmişler. Yani bundan 30 sene önce yaşamış olan bir kedi!!! Şimdi ne yapıyordur acaba o kedi? Sanırım ölmüştür :( Ya da düşünsenize belki o kedinin yavruları hala yaşıyordur grand grand children'ı olmuştur bizim kedinin (Kedi hemen ''bizim'' oldu; sahiplenme ihtiyacından değil de tüm kedileri kendime yakın gördüğümden sanırım bu bizim kedi lafı). Neyse...

Ben bu albümü bütünü itibariyle çok sevdim. İlk parça olan “Come Back June” parçanın isminden midir nedir bilinmez, bi kilitlenme hissi uyandırıyor bende. “Tragedy in F Minor” ise yine adından anlaşılacağı üzere biraz tribe sokuyor. Aslında şu parça böyle, şu şöyle diye yazmayı beceremiyorum hem de yüreğim dayanmıyor yazmaya bu sıcakta.

Son bir şey daha:
Bu albüm bütün kelebeklere ithaf olunmuştur:) Hepinizi gerçekten de çok seviyorum

Ya... Valla...

PUSSY PLAYS

1 - Come Back June (3:59)
2 - All Of My Life (4:08)
3 - We Built The Sun (5:00)
4 - Comets (4:16)
5 - Tragedy In F Minor (5:02)
6 - The Open Ground (3:35)
7 - Everybody's Song (4:20)
8 - G.E.A.B. (5:28)

3 Temmuz 2009 Cuma

Grobschnitt - Solar Music-Live (1978)

Bu blog’da bir şeyin eksikliğini hep duymama rağmen bu eksikliğin ne olduğu kafama anca bu gün dank etti. Solar Music-Live lan işte bu. Eminim blog'a yolu düşen düşmeyen herkesin zulasında bu Live’ın bir veya birden çok versiyonu (The History of Solar Music) mevcuttur. “Eee mevcutsa neden ekliyosun be adam?” diyen olursa, cevabım; “Bilmiyorum”.

Kim bilir belki de bu Live'ı ıskalayan bir kaç progsever varsa düşüncesidir ha. Evet evet öyle olsun, bu muhteşem Live kazara es geçen progseverlere gelsin.

Müzik eleştirmenlerine göre (ve eminim biz dinleyiciler olarak da) tüm zamanların en iyi perfonmanslarından biri olarak gösterilen “Solar Music-Live” Grobschnitt'in 1974 çıkışlı Ballermann albümünün ikinci yarısında bulunan stüdyo kaydının canlı performans hali.

1978 çıkışlı bu konser kaydı toplamda 53 dakikayı buluyor. Üzerinde önceden çalışılmış olsa da sahne içinde yaratılan müthiş doğaçlamalar ve melodisel yapı dinleyiciye kafayı sıyırtacak cinsten. Bu Live ile yaratıcılığın doruk noktasında duran Grobschnitt, “Solar Music-Live” ile o kadar anıldı ki, isimlerinin dünya çapında anılması bu albüme borçlu belki de.

Konser boyunca solo atmaya programlı bir gitarcı düşünün, dinleyiciyi transa sokmaya kararlı, vuruşları-zamanlaması mükemmel bir de baterist (üstelik grubun kurucusu ve lideri) sık sık birbirleriyle şahane düetlere giren gitarlar, arka planda kalsa da konser genelinde synth-klavye dokunuşları, çığlıklar, nefis ses efektleri, ruhunuzu sarsacak ani patlamalar daha ne diyeyim. Güneş müziği, mükemmeli yakalamış yıllarca dinlenebilinecek ender bir örnek.

Ayrıca şu, bu favori parçadır diye de birşey söz konusu değildir bu albümde. Bütününü atarsınız Winamp'a, varsa bi kaç bira birlikteliğinde koltuğunuza oturur, sesi kökler, uçuşa geçersiniz. Her ne kadar Symphonic Prog olarak geçse de Grobschnitt, bu Live Space Rock’tır çünkü.

DVD’sine değinmiyorum bile. Pink Floyd'un Pompeii’sine Almanlardan bir cevap olarak gösterildiği düşünülürse (kıyas olmasa da) sahne performanslarını, tiyatral şovlarını bi düşünün artık.

Ha bir de grubun lideri Eroc vardır ki, 75-79 çalışmaları kesinlikle es geçilmemelidir. Zaten 80lerde Eroc gruptan ayrıldıktan sonra bikaç farklı çalışmaları daha olmuş ama eski başarılarını yakalayamamışlardır.(Zaten 80lerde kim yakalamış ki, o da ayrı bi konu)

1998’de tekrardan basılan Live’da iki tane de bonus parça bulunmakta. Eksik albüm eklemişsin deyip kafamı ütülemeyin. :)) Son söz olarak da ne yapın edin bu canlı performansın DVD’sini bir yerlerden ele geçirin derim. Kendinize iyi bakın.

GROBSCHNITT

Stefan Danielak / Gitar, Vokal
Joachim H. Ehrig (Eroc)/ Synthesizer, Davul, Vokal
Wolfgang Jäger / Bass
Volker Kahrs / Klavye, Vokal
Gerd Kühn / Gitar, Vokal

SOLAR MUSIC - LIVE

1 - Solar Music I (4:38)
2 - Food Sicore (3:52)
3 - Solar Music II (6:03)
4 - Mühlheim Special (10:43)
5 - Otto Pankrock (6:26)
6 - Golden Mist (10:56)
7 - Solar Music III (12:26)

29 Mayıs 2009 Cuma

Granada - España, año 75 (1976)

Şu konuya girme işi ne zor birşey ya, bir girilebilse arkası gelecek muhtemelen ama... Makedonların medar-ı iftahar'ı Leb i Sol'u görünce, ben de uzun süredir eklemek isteyip de ekleyemediğim (hatta unuttuğum) İspanyolların medar-ı iftahar'ı Granada'yı ekleyeyim bari dedim. Hem blog hareketlenmiş olsun biraz.

“España, año75” Granada’nın 1976 tarihli ikinci albümü. Toplam üç albüm, bir single olmasına rağmen ikinci albümde karar kılmamın sebebi sanırım, dört bölümden oluşan "El Color que Pasamos este Verano" adlı parçanın giriş kısmındaki melodinin bana çok tanıdık gelip ama bir türlü çıkartamayıp kendime sinir olmam. Bir filmden mi duydum yoksa bizden bir türk grubun bir çalışması mı? Hatırlayan olursa yorum kısmına yazsın lütfen. :))

Albümün tamamı enstrümantal. Synth, mellotron'ın ve diğer klavyelileri yoğun olarak kullanan gurup(Carlos Carcamo) bu albümde konuk müzisyen Jorge Pardo'nun soprano saksafonuyla ayrı bir fusion tat katmış albüme. Parça arası geçişler deyim yerindeyse su gibi akıyor diyebiliriz. Civa gibi bir yerde durmayan sürekli devinim hissi veren neşeli, tahrik edici ilerlerken bir anda karanlık bir atmosfer hemen ardından duygusal notaların akıvermesi enstrümanlardan... Tarif etmesi zor. Ne kadar sıradışı bir grup olduğunu ancak dinleyince anlayacaksınız Granada’nın. Ülkelerine has flamenko ezgilerini de unutmamak gerekir ayrıca. Zaman zaman başka sanatçılardan etkilenme hissi yaratsa da, kesinlikle bir tarzları olan kompozisyon ve entrüman hâkimiyetleriyle bünyenizi tarumar edecek bir grup Granada. Diğer iki albümü de es geçmemeli ayrıca. Konsept olarak az farklılık gösterse de año 75’den aşağı kalır yanları yoktur.

Sabahı da yaptık gene iyi mi?.. Gidip sıcak bi kıymalı börek almalı. :))

GRANADA

Juan bona / Davul
Carlos carcamo / Klavye, Synth, Mellotron, Keman, Mandolin
Antonio garcia / Bass
Javier monforte / Gitar
Jorge pardo / Soprano saksafon

ESPAÑA, AÑO 75

1 - Elcalor que Pasamos este Verano
a)Pordonde Andamos
b)Todo Hubiera sido tan Bueno
c)La Autentica Cancion del Verano
d)No me Digas Bueno, vale
2 - Setiembre
3 - Noviembre Florido
4 - Ahora Vamos a ver que pasa

20 Mayıs 2009 Çarşamba

Leb i Sol - Anthology (1996)

Geçen hafta işim gereği Makedon misafirlerim vardı. E tabi iş dışında kalan zamanda müziğe daldık. Benim muhtemelen bildiğim tek Makedon grup olan Leb i Sol’dan açıldı konu. Bread & Salt demekmiş.

Bu arada çok sevdiğim Yugoslav ekolunden de baya bi konuştuk. Ama bugun Makedonların medar-ı iftaharı olan Leb i Sol’u anlatayım dedim.

Albüm yerine 2 cd’lik bir Anthology nin daha iyi olacağını düşündüm. Tarz olarak fusion’a daha yakın dururlar. Ama yerel ezgileri sıkça raslamaktasınız. Benim favorim olan “Jovanna Jovanke” eski bir yerel şarkı. Jovanna adında bir kıza yazılmış. Onların kültürlerinde de kız isteme âdeti varmış. Şarkı, ki enstrümantal, istemeye gittiği kızı alamayan bir adamın öyküsü.

Grubun bizde bir karşılığı var mı diye düşünürsem, Kurtalan Express ve Moğollar fusion yaparsa böyle olur diyebilirim. Müzik Stefanovski ve Arsovki etrafında dönüyo. Tabi klavyeyi unutmak haksızlık olur. Harika sololar bulacaksınız. Stefanovski ve Arsovski’nin solo albümlerini de dinledim gayet başarılı olduklarını söylemem lazım. Yine de favorim Stefanovski... Gerçekten mükemmel bir gitarist… Dinleyince anlayacaksınız. Genelde şarkıları kısa, ama yine de müzikal anlamda dolu bir grup.

Özellikle ilk cd grubun 70lerdeki 3 albümünü kapsıyor. Daha iyi olduğunu düşünüyorum.
Gerçekten baya kaliteli bir grup Leb i Sol. Benim gibi çok keyif alacağınızdan eminim. Keyfini çıkarın...

LEB I SOL

Vlatko Stefanovski / Gitar
Bodan Arsovski / Bas Gitar
Nikola Kokan Dimuševski / Klavye
Garabet Tavitjan / Davul
Dragoljub Đuričić / Davul

ANTHOLOGY

DISC-1
1 - Aber dojde donke
2 - Devetka
3 - Kokoshka
4 - Nisam tvoj
5 - Damar
6 - Jovano, Jovanke
7 - Akupunktura
8 - Kako ti drago
9 - Talasna duzhina
10 - Dikijeva igra
11 - Uzvodno od tuge
12 - Marija
13 - Rebus
14 - Kumova slama
15 - Ruchni rad
16 - Skakavac
17 - Zhiva rana

DISC-2
1 - Nosim tvoj zhig
2 - Kalabalak
3 - Bistra voda
4 - L.A. Krdija
5 - Kontakt je skup
6 - Tako blizu
7 - Pretposlednji valcer
8 - Country
9 - Mamurni ljudi
10 - Kao kakao
11 - Cuvam noc od budnih
12 - Autoput
13 - Skopje
14 - Chekam kishu
15 - Chukni vo drvo
16 - Putujemo
17 - Uchi me majko, karaj me

1 Mayıs 2009 Cuma

Camel - Mirage (1974)

Blogda eksik olan şey bence bir Camel albümüdür deyip hemen işe koyulayım dedim. Camel, Canterbury ekolünden bir grup ancak aynı ekoldeki diğer gruplara kıyasla daha çok tanınan, biraz daha esnek ve kolay dinlenebilir bir müzik yapmakta.

Mirage grubun 1974 yılında çıkardığı ikinci albümü. Albüm kapakları sigara paketi gibi dursa da progseverleri her açıdan tatmin edecek bir albüm bence Mirage. Melodik açıdan oldukça zengin, yer yer depresif, yer yer enerjik yapıya sahip şarkılar içermekte. Şarkılarda uzun enstrümantal kısımlar bulunmakta fakat bunlar dinleyeni kesinlikle sıkmıyor. 12 küsür dakikalık Lady Fantasy, albümün en öne çıkan şarkısı, üzüyor, yıkıyor, güç veriyor, neşelendiriyor kısacası insan olduğunuzu hissediyorsunuz o 12 küsür dakika içinde. Supertwister da en az Lady Fantasy kadar etkileyici bir parça. Ayrıca neden bilmiyorum ama ben şarkılarda çok türkvari melodiler yakalayabiliyorum.

Kısacası kaliteli bir albüm diyebilirim gönül rahatlığıyla. Camel’ı sevmeniz için Camel içmeniz gerekmiyor.

CAMEL

Andrew Latimer / Gitar, Flüt, Vokal
Peter Bardens / Klavye
Doug Ferguson / Bass, Vokal
Andy Ward / Davul

MIRAGE

1 - Freefall (5:53)
2 - Supertwister (3:22)
3 - Nimrodel/The Procession/The White Rider (9:17)
4 - Earthrise (6:40)
5 - Lady Fantasy (12:45)

29 Nisan 2009 Çarşamba

Visokosnoe Leto - Prometei Prikovannii (1978)

Hep müziğe bildik ülkelerden baktık. İngiltere, Almanya, İtalya, İsveç… E birde madalyonun öbür tarafı var: 70’lerin çok fazla da uğramadığı, uğrasa bile bizlerin çok fazla bilmediği ama tüm bu müzik dünyasının dibinde olan ülkeler var.

İşte Rusya bunlardan birisi... Öyle bildik çok fazla grupları yok 70’lere ait. Bugün böyle bir ülkenin kabul edilen en iyi gruplarından birini paylaşmak istedim. Visokosmoe Leto… Adı bile enteresan.

Müziğe büyük bir yenilik getirdiklerini söylemek zor… Ama progressive müziğin, diğer birçok ülke kadar, uğramadığı bir ülkeden çıkmış olan yorum bu.

Gnosis’ten rus arkadaşıma bana bir grup tavsiye etmesini istemiştim. Bana “pek grup yok ama sen bunu seversin” diye tavsiye ettiği ilk grup işte bu. Beklediğimden daha iyi çıktığını söylemem lazım. Psychedelic motifleri ağır basan heavy/hard bir albüm. Zaman zaman vokal performansı sıkıcı olsa da bazen klavye ve gitardan güzel işler çıkmakta…60 dakika civarında inişli çıkışlı bir albüm. Gitarist Sitkovetsky 80lerde “Autograph”da çalmış bir adam. Grupta göze batan adamlardan biri.

Çok uzatmayayım, en iyisi demiyorum ama kendinize göre bir şeyler bulabileceğiniz güzel bir albüm bu. Kayıt kalitesi çok başarılı olmasa da 70lere Rus bakış açısı…


VISIKOSNOE LETO

Alexander Sitkovetsky - Gitar,Vokal
Kris Kelmi - Klavye
Alexander Kutikov - Bas Gitar,Vokal
Valery Efremov - Davul

22 Nisan 2009 Çarşamba

Dando Shaft - Lantaloon (1972)

Coventry'den çıkma İngiliz akustik folk grubu. Özellikle rock demedim. Çünkü kesinlikle elektriksiz müzik yapıyorlar. Akustik aletler, hareketli ve tempolu ritimler, özellikli alet kullanımı, şaane armoniler, alışılmadık melodiler, sade ve pürüzsüz vokaller... İşte Dando Shaft. Şüphesiz dönemin vazgeçilmezi içinde yer alıyorlar; progressive. İsim Don Calhoun adlı yazarın romanından alınma. Bazen melodi tekrara düşüyor ve sıkıcılaşmaya başlıyor gibi gelse de aslında belirli bir yapı içerisinde kendini devam ettirip dışarıdan bir şeyleri kendine katarak ilerliyor ve büyüyerek görkemli bir hale geliyor diyebiliriz. Tıpkı çizgi filmlerden hatırladığımız tepeden aşağı yuvarlanmaya başlayan kar tanesinin çığa dönüşmesi gibi yol alıyor Dando Shaft müziği. Bazen mandolin, bazen mandocello (bu alet nasıl bir şey bilmiyorum ama muhteşem etki bırakıyor insanda), bazen keman, bazense Polly Bolton vokalinin öne çıktığını ve bu çıkışların müziği bütünlemenin yanında bi tür meydan okumaya dönüştüğünü belirtmek gerekir.

İngiltere'den çıkan Fairport Convention, SpiroGyra, Steeleye Span gibi grupların aksine ön plana çıkamamış olan bir gruptur Dando Shaft. Bilen bilir sadece. Ama albümleri dinleyince ne kadar haksızlık edildiği ortadadır.

Albümde şu parça iyidir bu parça idare eder gibi bir ayrım yapamıyorum ben. Bütün parçalar hatta Grubun çıkardığı ilk 3 albümdeki bütün parçalar özen ve önem göstererek dinlenilmesi gereken nitelikte. Keyfini çıkarmak lazım...

O kadar yazı yazdım da asıl niyetim bunların hiçbirini yazmak değildi aslında :) Ben eşime methiye düzeyim niyetiyle başlamıştım ama konuyu saptırmışım iyiden iyiye. Gerçi albüm hakkında bilgi vermek konuyu saptırmak değil ama neyse niyet başkaydı özetle. Bi dolu engebeye takılsak, bi dolu derin suya batsak, bi dolu heyelanın altında kalsak da birlikteyiz işte. Uzun uzadıya sürecek bi hayalin peşindeyiz. Hayat boktan yanlarını sıklıkla gösterse de mutluluğu yakalamanın şevki içindeyiz. Seni çok seviyorum aşkım.

DANDO SHAFT

Martin Jenkins / Mandocello, Flüt, Vokal, Keman
Kevin Dempsey / Gitar, Vokal
Ted Kay / Vurmalılar
Roger Bullen / Bass
Dave Cooper / Gitar, Vokal
Polly Bolton / Vokal

LANTALOON

1 - Road Song
2 - Is It Me
3 - Down To You, Up To Me
4 - Melancholic Frevour
5 - It Was Good
6 - The Harp Lady I Bombed
7 - The Black Prince of Paradise
8 - When I'm Weary
9 - I Heard Somewhere
10 - Magnetic Begger

20 Nisan 2009 Pazartesi

Kahvas Jute - Wide Open (1971)

Bilenler bilmeyenlere anlatsın, bilmeyenler bilmediklerine hayıflansın... Efsanevi gruplardan biri değil şüphesiz. Ama Avustralya'dan çıkmış en iyilerden biridir Kahvas Jute. (O adaptör kılıklıları hiç ciddiye almadığımı belirtmeliyim, AC/DC'den bahsediyorum). Dedik ya şaane değildirler belki ama iyidirler. Progressive'e dokunup psychedelic'ten makas alan bi tarzları vardır. Ama genel olarak Cream - Blodwyn Pig arası bi blues anlayışı hakimdir. Yine de blues'a çok fazla yakınlaştıkları da söylenemez. Çıkan sonuç kendine has bi tarzları olduğu sanırım. Özellike Dennis Wilson ve Tim Gaze'in gitar hareketleri ile şenlenen parçalar yine Wilson'un ana vokali ve Daisley'in armoni vokalleriyle ilginç bir görünüm kazanır. 1970 ile 1974 yılları arasında Avustralya'da hüküm sürmüşler fakat dağılma mikrobu onlara da bulaşmış ve kaydettikleri tek albümle arşivimizdeki sevdiğimiz konuklardan biri olarak kalmışlardır.

Dağılmanın ardından Wilson Chariot'a katılmıştır. 1974'den çok önceleri gruptan ayrılan Daisley ise önce Chicken Shack ve sonra da sırasıyla Widowmaker, Rainbow, Ozzy Osbourne, Uriah Heep gibi gruplarla birlikte çalışmıştır.

İlk çıkardıkları 45'likten Free ve Ascend ile Vikings, Steps of Time ve Parade of Fools benim favori parçalarımdır bu albümde.

KAHVAS JUTE

Dennis Wilson / Vokal, Gitar
Bob Daisley / Bass, Vokal
Tim Gaze / Gitar, Steel Gitar, Piyano, Vokal
Dannie Davidson / Davul

WIDE OPEN

1 - Free
2 - Odyssey
3 - Up There
4 - She’s So Hard to Shake
5 - Vikings
6 - Steps of Time
7 - Twenty Three
8 - Ascend
9 - Parade of Fools

Tortilla Flat - Für Ein ¾ Stündchen (1974)

Jamais, Soft Machine ile hem blog’a hem de Canterbury ekolüne şaane bi giriş yapınca bendenizin de Canterbury damarı kabarmış bulundu. Canterbury'den hatta İngiliz bile olmayan Almanlar tarafından Aachen'da kurulmuş olan enteresan gruplardan biridir Tortilla Flat. Adını John Steinbeck'in aynı adlı romanından (bizde Yukarı Mahalle ve Kenar Mahalle diye iki farklı isimle yayınlandı, bizdeki bu çeviri mantığını anlayabilmiş değilim hala) alınmadır. Fena halde piyano, flüt ve glockenspiel (bu aletin bizde bi karşılığı var mıdır acaba?) gibi aletlerin ağırlığında Jazz Rock semalarında dolaşan bi albümdür. Focus ve Tomorrow's Gift ile benzeşirler. Ağır melodilerin ardından bir anda coşan ve kendini yineleyen sonra yeniden sükûnete dönen bi tarzları vardır. Kopar gidersiniz dinlerken bi anda, sonra gene dünyaya döndürür sizi. Bir anda her şey değişir ve karanlık atmosferi olan bi ortamda yapayalnız ve savunmasız gezinmekte olduğunuzun farkına varırsınız. Vokalden uzak yapısına rağmen ara ara sanki müziğin içinde vokal de varmış hissine kapılırsınız. Flüt kendini vokal yaparcasına öne attığı anlarda bunu daha iyi anlarsınız.

Bi de şöyle bi durum var… Albümün son iki parçası Facts ve Life 1970 yılında kaydedilmiş bi single'dan bonus olarak alınmadır. Lakin bu iki parçayı kaydeden Tortilla Flat bizim East of Eden diye bildiğimiz gruptur. Veya ben öyle sanıyorum. Yanılıyor olma ihtimaline karşılık bu iki bonus'u da çıkarmadık tabi, bıraktık. Zaten konumuz olan Tortilla Flat'in tarzıyla hiç alakası olmayan bi tarzdalar. Ooff off, uykusuzum bikaç gündür... Ne dediğimi ben de bilmiyorum. İdare edicez artık...

TORTILLA FLAT

Hans Friedmann Bosten / Davul, Glockenspiel
Hermann Josef Bosten / Flüt, Gitar
Franz Brandt / Klavye
Manfred Herten / Gitar
Albert Schippers / Vurmalılar, Conga
Heribert Schippers / Bass

FUR EIN ¾ STUNDCHEN

1 - Tortilla Flat
2 - Temperamente
3 - Fatimorgani
4 - Rumpeletlischen
5 - Leere, Chaos, Schöpfung
6 - Obit Anus, Abit Onus
7 - Möhre

14 Nisan 2009 Salı

The Soft Machine - Soft Machine (1968)

Evet... Baharın gelişiyle birlikte artık kıçımı kaldırıp bir şeyler yapma vaktinin geldiğini anladım ve bir albüm tanıtımı yapmaya karar verdim. Aklım karışık, ilk yazının verdiği ne yapacağını bilememe durumu beni esir almış durumda, üstelik size Soft Machine gibi önemli bir gruptan bahsetmeliyim.

Grup, adını Beat Kuşağının en baba yazarlarından olan William Burroughs'un Soft Machine adlı romanından almış. Canterbury Scene akımı denince akla gelen ilk gruplardan biridir Soft Machine. Kişisel kanaatim akla zarar denebilecek bir müzik icra ediyolar. Albüm hakkında konuşacak olursak genel anlamda jazz etkilerinin (doğal olarak) çokça hissedilmesinin yanı sıra albümün psikedelik tarafının da çok kuvvetli olduğunu belirtmeliyim. Benim gibi üşengeç bir insanda bile durup dururken bir enerji patlaması yaratabiliyor. Özellikle “So Boot If At All” şarkısı bende kendini duvardan duvara vurma hissi uyandırıyor(ama bence bu iyi bir şey tabii). Bunun yanı sıra “A Certain Kind” gibi insanı asude yerlere sürükleyen, darmadağın eden bir şaheser de barındırıyor bu albüm. Dikkat çekilebilecek başka bir nokta ise grubun davulcusu Robert Wyatt'ın alışılmadık bir şekilde albümdeki vokalleri bizzat yapmış olması. Grubun kurucu üyelerinden olan Wyatt, başarılı bir solo kariyere sahip olmakla birlikte envai tarakta bezi olan da bir şahsiyet aynı zamanda.

Deneysel materyallerden hoşlanıyorsanız mutlaka dinlemelisiniz. Bence başından sonuna kadar sıkılmadan dinlenebilecek, "aman canım bu şarkıyı da geçiim direk şunu dinleyim" gibi cümleler kurmaya fırsat bırakmayacak bir albüm. Siz Soft Machine'i dinleyedurun benim artık bir sigara içmem gerekiyor...

THE SOFT MACHINE

Kevin Ayers / Bass, Vokal
Brian Hopper / Saksofon
Hugh Hopper / Bass
Mike Ratledge / Piyano, Org
Tom Wilson / Vurmalılar
Robert Wyatt / Davul, Vokal

SOFT MACHINE

1 - Hope For Happiness (4:22)
2 - Joy Of A Toy (2:26)
3 - Hope For Happiness (Reprise) (1:31)
4 - Why Am I So Short? (2:33)
5 - So Boot If At All (2:33)
6 - A Certain Kind (4:06)
7 - Save Yourself (2:26)
8 - Priscilla (1:05)
9 - Lullabye Letter (4:26)
10 - We Did It Again (3:40)
11 - Plus Belle Qu'une Poubelle (1:05)
12 - Why Are We Sleeping? (5:26)
13 - Box 25/4 Lid (0:48)

9 Nisan 2009 Perşembe

Red Noise - Sarcelles - Lochéres (1971)

Bazı gruplar vardır dinlediğinizde öyle bir izlenim verirler ki sanırsınız bu adamların müzik yapmak gibi bir gayeleri yok. Can sıkıntılarını dağıtmak, hoşça vakit geçirmek, kafalarına göre takılmak amaçları. Saçma sapalığı müzik literatürüne bile sokarlar hatta. Free jazz - rock diye adlandırabileceğimiz bu albümde adamlar doğaçlama yeteneklerini kullanıp müthiş parçalara imzalarını atmışlar. Örneklemek gerekirse; Frank Zappa, Xhol, Ennexus Quam karışımı diyebiliriz albüm için. Hatta esinlenmişler desek daha da doğru olur belki de.

İlkokul günlerimde 23 Nisan’da bando için istekli öğrenciler ararlardı öğretmenler. Hepimize borazan verirler çalın bakalım derlerdi. Manyak sesler çıkardı o zaman datt dütttt diye. Ben ses bile çıkartamazdım ne yazık ki nefesim yetmezdi. Bi süre sonra da biraz alışınca, bi melodi tutturup beceriksizce aynı şeyi çalar dururduk, yani dururlardı. Bunları niye anlatıyon derseniz, bu albümü dinlerken o günleriniz aklınıza gelecek sizlerin de ondan.

Albüm kısacık kozmik tuvalet isimli parçayla başlıyor sifon çiş sesleri falan, sonra da adam ellerinizi yıkamayı unutmayınız diyor, kafaları çekmiş sarhoş adamların şarkı söylemelerine benzer komik bir şekilde devam ediyor. Adamlar takmışlar tuvalete dalgalarını geçmişler o bi kesin. Galactic Sever Song adlı parçaya geldiğinizde ise vay diyorsunuz adamlar enstrüman kullanmayı biliyorlarmış meğer. :) (Anlayabildiğim kadarıyla sözler için aynı şeyi söyleyemesem de) Final 18:56 dakikalık parçada ipler kopuyor zaten, hep birlikte uçuşa geçiyoruz. Umaguma vari bi atmosferde saksafon ve orgların uçuştuğu başka bir dünyada buluveriyoruz kendimizi.

70'li yıllar Fransa’sı öğrenci hareketlerinin yoğun olduğu bir zaman olduğundan grup müzikal ve politik görüşte anlaşmazlığa düşüp dağılmış. Ayrıca grubun kurucusu gitarist ve vokal Patrick Vian'ın Buruits et Temps Analogues adında 1976 tarihli bir çalışması var. Ek olarak (68-70) arası grupta yer alan saksafoncu Francis Lemmonnier'in Komınter adlı grubu vardır. 1971 tarihli tek albümü fevkaladedir bilginize...

Kısacası nefis bir jazz-rock albümle karşı karşıyayız. Keyfini çıkarın. Bir kaç sefer dinlemeden de, acele karar vermeyin.

RED NOISE

Patrick Vian / Gitar, Vokal
Jean-Klaude Cenci / Saksafon, Flüt, Vokal
Daniel Geoffroy / Bass, Vokal
Philip Barry / Davul, Gitar, Vokal

SARCELLES - LOCHERES

01 - Cosmic, Toilet Ditty
02 - Caka Slow - Vertebrate Twist
03 - Obsession Sexuelle No. 1
04 - Galactic Sewer Song
05 - Obsession Sexuelle No. 2
06 - Red Noise Live au Cafe des Sports
07 - Existential-Import of the Screw-Driver Eternity Twist
08 - 20 Mirror Mozarts Composing on Tea Bag and ½ Cup Bra
09 - Red Noise en Direct du Buffet de la Gare 2nd Partie
10 - A la Memoire du Rockeur Inconnu
11 - Petit Precis D'instruction Civique
12 - Sarcelles C'est L'avenir