30 Nisan 2023 Pazar

Glencoe / Glencoe (1972)

İngiltere'den Amerikan kafasında bir grup Glencoe. Londra'da 1972 yılında kurulup, arka arkaya 2 albüm kaydedip dağılmışlar. Aslında tam bir dağılma da sayılmaz. Grup, Loving Awareness adlı başka bir gruba evrilmiş. O grupla da 1 albüm yayınlayıp başarısız olunca grup elemanları farklı yönlere dağılmışlar.

Crossover Prog olarak kategorilendirilen Glencoe için doğru bir tanımla bu Crossover işi. Zira Progressive Rock'tan kopmuyorlar ama daha popüler olma kaygısı güdüyorlar. Grup elemanlarının hepsi de (ki 4 kişiler) Amerikan tarzı Soul ve Rhythm & Blues meraklısı tipler. Doğal olarak da grubun müzikal anlayışı bu yönde gelişmiş. Özellikle gitar kullanımlarında bu fazlasıyla ön plana çıkıyor. Klavyelerin de eşlik etmeye başlamasıyla birlikte karşınızda Amerikalı bir grup varmış gibi hissediyorsunuz.

Tabi bu 2 türü alıp kendilerinden de bir şeyler katmayı ihmal etmemişler. En azından Average White Band gibi fazla cıvık bir halleri yok! Gerçi AWB'ye gelene kadar sayılabilecek pek çok grup da bulunuyor ama benimki AWB'ye karşı kişisel bir gıcık olma durumundan kaynaklı. :) Belirtmeden geçmeyelim, kısa bir süre de olsa daha sonra Average White Band'de yer alacak olan Alan Gorrie ve Onnie McIntyre da Glencoe ile birlikte kısa bir süre takılmış. Zaten belli, aynı çevrenin müzisyenleri hepsi.

Glencoe'yu ayıran taraf, işin içine fazlasıyla Psychedelic öğeler katmış olmalarından geliyor. Zorladıkça zorluyor, gittikçe gidiyorlar. azı noktalarda Space Rock esintileri bile fark ediyorsunuz. Tabi bunların hepsini Soul ve Rhythm & Blues çerçevesini kırmadan yapıyorlar. Bu da değişik bir dinamiklik katıyor albüme.

Parçaların neredeyse tamamında bu coşkulu dinamik durumu hissettiriyorlar. Ritimler fazlasıyla iyi ve kopup giden tarzda. Yüksek sesle dinlenildiğinde, kılımı kıpırdatman diyenin bile sağı solu oynamaya başlar. 4 kişilik kadroyla yapabileceklerinin en iyisini yapmışlar. Bazı noktalarda 8-9 kişilik çalıyorlar izlenimi de yaratıyorlar.

Albümde, enstrüman kullanımları bu türün ve tarzların bütün gerekliliklerini yerine getirirken en ufak bir hataya mahal vermeden devam ediyor. Oldukça iyiler yani çalma konusunda. Vokal de tam gruba ve tarzına uyacak şekilde sesler çıkarıyor. Yaza girerken yanınızda bulunması gereken albümlerden.

GLENCOE

Norman Watt-Roy / Bass, Vokal
John Turnbull / Gitar, Vokal
Stuart Francis / Vurmalılar
Graham Maitland / Vokal, Klavye

GLENCOE

01. Airport
02. Look Me in the Eye
03. Lifeline
04. Telephonia
05. It's
06. Book Me for the Flight
07. Hay Fever
08. Questions
09. Sinking Down a Wel

29 Nisan 2023 Cumartesi

Deep Purple / Shades Of Deep Purple (1968)

Tamam, kabul. Deep Purple'ın In Rock, Machine Head vs gibi albümleri bu albümden daha iyi denilebilir ama bu albümün iyi olmadığını da göstermez. Efsanevi bir Hard Rock grubunun gelişimindeki en önemli albümdür bence Shades of Deep Purple. Daha ilk parçadan durum anlaşılır. Devasa boyutlara ulaşacak bir güç geliyordur müziğin içinden.

Alışkın olduğumuz Ian Gillan vokali ve Roger Glover bu albümde yok elbette. Lakin kabul etmek gerekir ki grubun orijinal kadrosu da Rod Evans ve Nick Simper'lı kadrodur. Evans vokalini Gillan'dan daha fazla seven var mıdır bilemiyorum ama bu albümde de olması gereken ses buymuş gibi geliyor insana. Belki de yıllardır bu şekilde dinlediğimiz içindir, o da ayrı konu.

Az önce dedik ya, albümün daha ilk parçasında başlıyor hikaye. Neyin gelmekte olduğunu az çok belli ederken, belki de yıllar süren bir anlaşmazlığın da başlangıcı oluyor. Blackmore tarafından Hard Rock kıvamında tutulmaya çalışılan parçalar Jon Lord'un çabalarıyla Progressive etkiler gösterir. İkisinin bütün güçleriyle dövüştüğü bir savaş alanı gibi bu albüm. Bir yandan Lord bastırırken diğer yandan Blackmore hakimiyetini kaybetmeme çabasıyla daha fazla efor harcıyor izlenimi yaratıyor. Elbette, kazananın Blackmore olduğu sonraki albümlerle birlikte anlaşılıyor. Lord da başka projeler ya da solo projelerinde istediği müzik tarzına doğru gidip geliyor. Bu ilk albümde savaşın galibi Lord olsaydı daha Progressive Rock etkileri içeren bir Deep Purple dinleyeceğimiz garantiydi. Blackmore'un kazanmış olması da hiçbir türde kayıp oluşturmadı tabi.

Bu durumdan kaynaklı olarak Shades of Deep Purple albümü Proto-Prog içerisinde değerlendiriliyor. Jon Lord'dan gelen etkilerin bu sonuca yol açtığı düşünülse de aslında albüm tam anlamıyla Hard Rock. Blues etkileri, sert tonlar, uygun bir vokal ile bütün bileşkeyi tamamlıyor.

1968 yılı olması sebebiyle olsa gerek, albüm bir miktar ham, olmamış bir şekilde duruyor. Deep Purple'ın sonraki albümlerinde bulunan oturmuşluk hissini burada pek yaşayamıyorsunuz. Ama bunu da göz ardı etmenizi sağlayacak Hush, Mandrake Root, And The Address ile birlikte Help ve Hey Joe coverlarını içeriyor. Hepsi de çok sağlam parçalar. Deep Purple'a giriş albümü olarak baktığınızda elinizde bundan çok daha fazlasının olduğunun farkına varıyorsunuz.

DEEP PURPLE

Rod Evans / Lead Vokal
Ritchie Blackmore / Gitar
Jon Lord / Hammond Org, Vokal
Nick Simper / Bass, Vokal
Ian Paice / Davul

SHADES OF DEEP PURPLE

01. And the Address (4:38)
02. Hush (4:24)
03. One More Rainy Day (3:40)
04. Prelude: Happiness / I'm So Glad (7:19)
05. Mandrake Root (6:09)
06. Help (6:01)
07. Love Help Me (3:49)
08. Hey Joe (7:33)

28 Nisan 2023 Cuma

Materia Gris / Ohperra vida de Beto (1972)

Arjantin
'in ilk konsept albümlerinden birini kaydeden Materia Gris çok kısa ömürlü bir grup olarak kalmış. Aslında potansiyelleri bir hayli fazla gibi görünüyor ama muhtemelen ticari başarı elde edemedikleri ya da bu tip Rock gruplarından alışık olduğumuz grup içi müzikal farklılıklar yüzünden çıkan anlaşmazlıklar sayesinde dağılmışlar. 1970 yılında 4 kişilik bir kadro ile kurulmuş, 2 yılın ardından çıkardıkları konsept albümünün ardından da dağılmışlar.

Bazı kaynaklarda Crossover Prog olarak kategorilendirilseler de Materia Gris'in durum biraz karışık. Heavy Rock ve Psychedelic Rock'tan yola çıkan, Progressive etkiler içeren, Rock Opera'ya varan müzikal bir anlayışa sahipler. Belki de bu nedenle Crossover Prog olarak adlandırılıyorlar, bilemiyorum ama Progressive yanlarının fazlaca öne çıkmadığı albümden anlaşılıyor. Dedik ya potansiyelleri varmış, fakat onu bu albümde tam gösterememişler, sadece yapabileceklerinin haberini vermişler diyebiliriz.

Ohperra vida de Beto albümünde büyük bir yanlışlık da yapmışlar bence. 2-3 uzun parçada çözebilecekleri albümü, bir sürü parçaya ayırıp 16 şarkılık bir albüm haline getirmişler. Albümde, birbirine yapışan, birbirine bağlanan şarkıların sayısı bir hayli fazla. Bu şekilde dağıtacaklarına tek parça halinde çıkarabilirlermiş diye düşünmeden edemiyor insan. Tabi albümü konsept albüm olarak düşündükleri için böyle bir yolu tercih etmiş olmaları da çok olası. :)

Psychedelic Rock severlerin dinleyip de beğeneceği albümlerden biri. Albümün çok fazla sarkan, rahatsız eden yönü yok. Sadece, diğer bazı Arjantinli enfes rock gruplarında hiç rahatız etmeyen dil, bu albümde Fransızca kadar olmasa da bir miktar rahatsız ediyor. Sert ama kaba bir tavırla söyleniyor bazı bölümlerde ve kulağı tırmalayan bir hal alıyor.

Enstrümanlarda hiç sorun yok. Herkes yapması gerekeni hakkını vererek yapmış. Ara ara Blues'a kayan sert gitarların ardından gelen akustik bölümlerle bağlanan klavyeler oldukça iyi. Dinamik ve oldukça güçlü çaldıkları yerlerde insanın aklına İtalyan grup Capitolo 6 geliyor.

Albümü ve grubu biraz yermiş gibi görünsek de aslında zorluklar arasında geliştirilen ve büyük çabalar harcanmış işlerden biri bu da. Dönemin özellikle Güney Amerika için zorlu geçtiği, Arjantin'in bu dönemde yaşadıklarının epeyce kötü olduğu düşünülürse albüm saygı duyulacak albümlerden biri olarak görünüyor.

MATERIA GRIS

Julio Presas / Gitar, Bass, Vurmalılar, Vokal
Eduardo Rapetti / Gitar, Vokal
Omar Constanzo / Bass, Vokal
Carlos Riganti / Davul, Vurmalılar

Konuk Müzisyen:
Litto Nebbia / Piyano

OHPERRA VIDA DE BETO

01. Precimiento (2:47)
02. Nacimiento (3:02)
03. Canción de Cuna (0:48)
04. Crecimiento (2:51)
05. ¡Es Alumno! (1:04)
06. Compañero de Banco (2:51)
07. Un Largo Tiempo (4:08)
08. ¡Alguien Llega! (0:44)
09. La Angustia (3:49)
10. El Te Ayudará (1:15)
11. ¿Forma o Esencia? (3:29)
12. La Teoría Positiva (3:50)
13. ¡Soy Tu Vida! (2:51)
14. Reflexión (4:51)
15. Luz en la Vida (0:18)
16. Conclusión (3:08)

27 Nisan 2023 Perşembe

Jumbo / Vietato Ai Minori Di 18 Anni ? (1973)

Şarkıcı, söz yazarı, besteci, klavyeci, saksafoncu Alvaro Fella'nın solo albümü olarak başlayan Jumbo, RPI'ın (Rock Progressive Italiano / Italian Progressive Rock / İtalyan Progressive Rock'ı işte özetle) iyi gruplarından biridir. Adını Alvaro Fella'nın lakabından alır. Dediğimiz gibi ilk albüm kayıtları bitmek üzereyken bile albüm, Fella'nın solo albümü olarak düşünülmüş ama gruptakilerin yoğun katkısının göz arı edilmemesi gerektiğine inanan Fella tarafından Jumbo adıyla grup albümü olarak sonlandırılmış.

1969 yılında bir araya gelen grup elemanları başlangıçta grup olma niyetinde bile değillermiş. Fella'nın ilgi çekici sesinin arkasında çalarak biraz para yaparız kaygısı gütmüşler gibi de durmuyor değil. Zaten ilk albüm hem ticari hem de kalite açısından ortalamanın altında. Dönemin RGI arenası düşünüldüğünde ortalamanın altı, kabul edilebilir bir yer de değil. Fakat grubun fark ettiği en önemli şey, birbirleri ile olan uyum olmuş. Bu nedenle de devam etmeye karar vermişler. Aynı yıl, yani 1972 içerisinde ikinci albüm DNA'i kaydetmişler.

DNA ilk albümle karşılaştırılmayı bile kabul etmeyecek kadar iyi bir albüm olarak ortaya çıkmış. O noktadan sonra da kendilerine yer edinmeyi başarabilmişler. Çıktıkları başarılı konserlerin ardından da üçüncü albüm kaydına başlamışlar. Edindikleri deneyim ve kazandıkları ticari başarı onları biraz rahatlatmış olsa gerek zira üçüncü albüm Vietato Ai Minori Di 18 Anni ? enfes bir kayıt olarak görülüyor. Biraz deneysel, biraz Blues içeren, arada Heavy Prog'a selam verip ardından hafif bir Psychedelic esinti yayan ilgi çekici bir albüm olmuş.

Fella'nın dipten, derinden ve yırtıcı şekilde gelen vokali ile birlikte iyi ilerleyen bir albüm Vietato Ai Minori Di 18 Anni ?. Ritimleri ile de göz dolduruyor. Gitarlar kendinden geçip bir oraya bir buraya saldırır şekilde ilerlerken aralara giren klavyeler, flüt ve saksafon ise albümdeki parçaları bambaşka yerlere taşıyor.

Albümdeki alçalıp yükselme konusunda bir hayli iyiler. Derinden bir yerden başlayıp hiç beklemediğin bir anda Orta Çağ'da savaş alanındaymış hissiyatı yaratan bir yüksek ritme ulaşıyorlar. Coşkulu anlarda ise bir anda sizi yerin dibine sokacak kadar derine iniyorlar.

JUMBO

Alvaro "Jumbo" Fella /Vvokal, Elektrikli Piyano (3,7), Org (3), Saksafon (7)
Daniele "Pupo" Bianchini / Akustik Gitar (4), Elektrikli Gitar
Sergio "Samuel" Conte / Klavye
Dario Guidotti / Flüt, Ağız Harp, Akustik Gitar, Sixtro (7), Vokal (2)
Aldo Gargano / Bass, Mellotron (5), Bells & Sixtro (6)
Tullio Granatello / Davul, Timpani (6,8)

Konuk Müzisyenler:
Lino "Fats" Gallo / Slide Gitar (5)
Franco Battiato / VCS3 Synthesizer (5)
Angelo Vaggi / Minimoog Synthesizer (5)
Lino "Capra" Vaccina / Tabla, Vurmalılar (5)

VIETATO AI MINORI DI 18 ANNI ?

01. Specchio (7:23)
02. Come Vorrei Essere Uguale A Te (5:43)
03. Il Ritorno Del Signor K (2:03)
04. Via Larga (6:59)
05. Gil (7:12)
06. Vangelo? (5:41)
07. 40 Gradi (6:41)
08. No! (2:21)

26 Nisan 2023 Çarşamba

Eagles / Eagles (1972)

Country Rock
'ın en önemli, en bilinen, en çok dinlenen temsilcilerinden biri hatta belki de ilki tartışmasız bir şekilde Eagles'tır. Blogda bu tarz içeriklere çok fazla yer vermesek de 60'lı ve 70'li yılların önemli gruplarından biri olmaları dolayısıyla eklemek de şart gibi. Diğer yandan birilerinin Eagles'ın sadece Hotel California'dan ibaret olmadığını, bu türün en iyi örneklerini içeren albümlere imza attıklarını söylemesi gerekiyor. İş başa düştü yani. :)

Glenn Frey, Don Henley, Bernie Leadon ve Randy Meisner tarafından 1971'de Los Angeles'ta kurulan grup kısa sürenin ardından ilk albümlerini kaydediyor. Lakin, Şubat 1972 yılında kaydedilen albüm ancak Haziran 1972'de piyasaya sürülüyor. Bu arada belirtelim Glenn Frey ve Don Henley, Linda Ronstadt'ın arkasında çalarken gruba The Flying Burrito Brothers'dan Bernie Leadon ve Ricky Nelson'ın konser grubu The Stone Canyon Band'de çalan Randy Meisner dahil oluyor. Aralarındaki uyumun farkına vardıklarında birlikte hareket etmeye karar verip Eagles'ı kuruyorlar.

Eagles, adından hemen anlaşılacağı üzere Amerikan köklerine sıkı sıkıya bağlı gruplardan biri. Fakat Lynyrd Skynyrd kadar da oldukları söylenemez. :) Albümün piyasaya çıkmasıyla birlikte büyük popülarite yakalıyorlar. O sıralarda yaptıkları konser anlaşmalarının haddi hesabı yok neredeyse. Bundaki en büyük etki de Top 20 listesine soktukları 2 şarkı: Take It Easy ve Witchy Woman. İlk 20'ye girmiş olmaları bir şey değilmiş gibi gelebilir ama Amerika'nın radyo ağına bağlı olan bu listenin fena hale bir popülerlik arttırma becerisi var. Herkesin dinlediği radyolarda sık sık çalınıyor oldukları anlamına geliyor bu.

Blogdaki diğer ve daha karmaşık türlerle haşır neşir olanlar için pek de etkileyici bir albüm değil elbette. Ama rock müzik tarihinin önemli gruplarından birinin ilk albümü olması bile yeterli buraya girmesi için. Bu ilk albümdeki hissiyat daha sonraki albümlerde daha az ve sakinliğini kaybetmiş durumda diyebiliriz.

Country köklerine fazlasıyla bağlı olan bu albümden sonra Eagles daha sert tonlar, daha Southern Rock'a yaklaşmaya çalışan melodilerle devam etmeye başladı. Yani bu albüm onların müzikal gelişiminin ilk halkası. Buradan sonra farklılaşan Eagles, kendi tarzını tam anlamıyla oturtmaya başlıyor.

EAGLES

Glenn Frey / Vokal, Gitar, Slide Gitar
Don Henley / Vokal, Davul
Bernie Leadon / Vokal, Gitar, Banjo
Randy Meisner / Vokal, Bass

EAGLES

01 - Take It Easy 3:29
02 - Witchy Woman 4:10
03 - Chug All Night 3:13
04 - Most of Us Are Sad 3:33
05 - Nightingale 4:05
06 - Train Leaves Here This Morning 4:07
07 - Take the Devil 4:00
08 - Earlybird 3:00
09 - Peaceful Easy Feeling 4:16
10 - Tryin' 2:50

25 Nisan 2023 Salı

Focus / Focus Plays Focus (1970)

Hollandalı grup Focus, 70'li yılların Rock müziğini takip edenler için en bilinen gruplardan biri. Haklarında tarihsel, biyografik çok fazla bilgi bulunuyor. O nedenle de buraya eklemenin pek bir faydası olacağını düşünmüyorum. Symphonic Prog'un en iyi temsilcilerinden, Jethro Tull ile başa baş giden / kimi zaman karşılaştırılan efsanevi gruplardan biri.

Bunun böyle olmasının en önemli sebebi de hiç kuşkusuz Thijs Van Leer ve Jan Akkerman ikilisi. Her ikisi de müzikal anlamda fazlasıyla yetenekli, başarılı ve yaratıcılar. İlk albümden itibaren ikilinin varlığıyla şenlenen, her seferinde daha fazla genişleyen bir yapıları var.

Bu ilk albümle ilgili değişik durumlar mevcut. Albüm hem Focus Plays Focus hem de In And Out Of Focus adıyla yayınlanmış plak olarak. Yayınlandığı bölgeye göre değişiklik göstermiş bu isim meselesi. Parçaların yerleri de bir hayli değişmiş. Aynı isimli plağın içindeki parça sıralamaları bile farklı. 2 In and Out Of Focus plağının içindeki listenin farklı olduğunu gördüğümde durum çok saçma gelmişti ama Focus işte deyip geçiştirmiştim. Bir de albümün ilk baskısından sonra tüm LP'lere eklenen House of The King single'ı var. Albümde uzun versiyonu bulunurken bir de 45'lik olarak yayınlanan versiyonu eklemişler sonradan. İyi yapmışlar çünkü single versiyonu da en az albüm versiyonu kadar iyi ve ondan değişik.

Albümün ve Focus'un en iyi çıkışını sağlayan şey ise Anonymous bence. Temayı albümün içerisine yaymışlar. Ara ara dönüp tekrar uzaklaşıyorlar Anonymous'tan. Tabi albümdeki tek iyi şey de bu değil. Diğer parçaların hepsi de kendi içlerinde enfes yapılara sahipler. İlk albüm olarak düşünüldüğünde gerçekten de çok başarılı bir çıkış diyebiliriz Focus Plays Focus için.

Belirtmeden geçmeyelim, Anonymous'u üçüncü albümde tekrar ama Anonymous II adıyla ve yeni bir yaklaşımla tekrar kaydedip yayınladılar ki o versiyon da 26 küsur dakikalık süresiyle efsaneleşmiş parçalardan biridir.

Sonraki albümlerde kalitenin daha fazla yükseldiğini gördüğümüz Focus'un, başlangıcında yer alan bir albüm olarak Focus Plays Focus ya da diğer adıyla In and Out of Focus, en iyi ilk albümlerden de biridir.

FOCUS

Thijs van Leer / Vokal, Org, Flüt, Piyano, Elektrikli Piyano, Mellotron, Harpsichord, Vibes, Trompet
Jan Akkerman / Elektrikli Gitar, Akustik Gitar
Martijn Dresden / Bass, Vokal
Hans Cleuver / Davul, Vokal

FOCUS PLAYS FOCUS

01. Focus (instrumental) (9:45)
02. Why Dream? (3:57)
03. Happy Nightmare (Mescaline) (3:56)
04. Anonymus (7:00)
05. Black Beauty (3:05)
06. Sugar Island (3:03)
07. Focus (vocal) (2:44)

24 Nisan 2023 Pazartesi

Panthéon / Orion (1972)

Canterbury Scene
'in Hollandalı temsilcilerinin en iyilerinden biri sayılabilecek Panthéon, 1971 yılında Lahey'de kurulmuş. Lise arkadaşlarından oluşan grup ilk büyük başarısını Lahey'de her yıl düzenlenen Rekreade Festival'i içerisinde yer alan ulusal yetenek bölümünde birincilik alarak kazanmış. Bu başarının ardından da çok geçmeden albüm anlaşmasını kapmışlar. 

Hızlı bir şekilde kaydettikleri ilk ve tek albümler Orion ile de Canterbury Scene'in iyi örneklerinden birine imza atmışlar. Bu sırada İsviçre turnesine çıkan Mungo Jerry'nin alt grubu olarak sahne alırken The Steve Miller Band'in Rotterdam'da verdiği konserde de ön grup olarak sahne alıyorlar. Her iki hareket de grubun popülerleşmesi yönünde atılmış başarılı adımlar olsa da işe yaramamış. Zira albümün ardından, kısa bir süre sonra ticari başarısızlık ve grup içi anlaşmazlıklar nedeniyle de dağılmışlar.

Tek albümlü efsaneler listemize rahatlıkla giren grup için sayabileceğimiz keşkelerin de sayısı bir hayli fazla. Döneminde Focus'un birkaç sahnesine de katılan Panthéon, dağılıp birleşme dönemlerinden birinde Focus'un eski davulcusu Pierre Van Der Linden ile de yeni bir form oluşturmuş ama oldukça da başarısız bulunmuşlar.

Grubun kurulduğu yıl ucu ucuna 18 yaşını dolduran elemanlar, 1974 yılına kadar bu yeniden bir araya gelme işine girişmişler. Ama 21 yaşına geldiklerinde artık bunun olamayacağını anlamış olmalılar ki uzunca bir süre birlikte takılmamışlar.

Canterbury Scene'in Hollanda ayağına dahil olduklarını söylemiştik ama bunu da kendilerine has bir yapıya çevirerek kullanmışlar. Yani alışkın olduğumuz İngiliz gruplarından farklı olarak Dutch ruhu ile hareket ettikleri ortada. 

Orion albümünde çok uzun parçaların yanında birkaç kısa parça da bulunuyor. Albümdeki en iyi parçanın Orion süiti olduğunu söylemek de yanlış olmaz. 19.28'lik süresi ile baştan sonra değişik bileşenler içeren nefis bir parça. Bu arada 2001 yılında yayınlanan CD versiyonunda da oldukça iyi parçalar bulunuyor. Bonus Tracks olarak CD'ye eklenen bu parçalar, grubun kaydedip yayınladığı single'lardaki parçalar. Bunların içerisinde de yayınlandığı dönemde henüz 21 yaşını doldurmadıkları için Master Basion adıyla yayınlanan ama CD'ye orijinal adıyla yani Masturbation olarak giren parça da bulunuyor.

PANTHÉON

Albert Veldkamp /Elektrikli Gitar, Akustik Gitar, Bass
Ruud Woutersen / Org, Spinet, Celesta, Piyano, ARP synth, Vokal
Hans Boer / Flüt, Alto Saksafon, Tenor Saksafon, Vokal
Rob Verhoeven / Davul, Vurmalılar

ORION

01. Daybreak (2:32)
02. Anaïs (4:58)
03. Apocalyps (10:53)
04. The madman (1:21)
05. Orion (19:28)

23 Nisan 2023 Pazar

Lynyrd Skynyrd / (pronounced 'lĕh-'nérd 'skin-'nérd) (1973)

Çok uzun zaman önce, blog daha emekleme aşamasındayken paylaşmıştık Lynyrd Skynyrd'ı ve ikinci albüm olan Second Helping'i. Aradan geçen 15 yılın ardından ilk albümü de ekleyelim. Haklarında söylenecek çok şey var elbette ama ne gereği var diye düşünmeden de edemiyor insan. Güney Konfederasyonu meselesi olması daha fazla sevilme ihtimalleri de olabilirdi şüphesiz. 

Yaptıkları dinamik, coşkulu, hararetli müzik ile pek çok kişinin hayatına etki edebilecek cinsten parçalara sahipler. Sözleri bir kenara bırakırsanız müzikal anlayışları ve albümler / grubun müziğini oturttukları zemin gayet sağlam. Kimi zaman kaç gitar var yahu bu parçada diyebileceğiniz türden zenginliklere de sahip Lynyrd Skynyrd.

Southern Rock'ın en bilinen, en sevilen gruplarından olmalarının yanında parçalara kattıkları Blues Rock ve Hard Rock soslarıyla da oldukça keyifli işlere imza atmışlar. 1964 yılında Jacksonville'de lise zamanlarında temelleri atılan grup ancak 1973 yılında bu ilk albümü yayınlayabilmiş. İsimleri ile ilgili pek çok efsane bulunmakla birlikte, lisedeki beden eğitimi öğretmenleri Leonard Skinner'dan geldiği de biliniyor.

Normalde, Southern Rock yapan grupların 1-2 öne çıkan parçası olur ve onlar üzerinden albüm satmaya girişirler. Ama Lynyrd Skynyrd'da durum tamamen farklı. Her bir parça kendi içinde, kendi alanında iyiler. Çok bilinmeyen bir grubun ilk albüm performansı olarak düşünüldüğünde de bu albüm gerçekten de dolu dolu. Albüm neredeyse bir Best Of kıvamında. Bütün parçalar türün en iyi örnekleri olarak düşünülebilir. Tuesday's Gone, Gimme Three Steps, Simple Man, Poison Whiskey ve tabi ki grubun alamet-i farikası Free Bird. Adını buraya yazmadığımız parçaların iyi olmadığını düşünmeyin, onlar da en az bunlar kadar iyiler.

Fakat gelip tıkandığımız nokta, Güney Konfederasyonu bayrağına sıkı sıkıya bağlı oldukları yer oluyor genelde. Grubu sevmekle sevmemek arasında kalmanızın tek sebebi sadece bu oluyor. Müzikal anlayış, türe kattıkları, artan popülariteye rağmen bozulmayan kaliteleri ile alkışı hak ederlerken diğer yandan da kendi içinizde sıkıntılı bir pozisyona girmenizi sağlıyorlar. 

Buna rağmen açık etmeseniz de, gizliden gizliye Lynyrd Skynyrd sevip dinleme ihtiyacınızdan vazgeçemiyorsunuz. Neil Young'dan özür dileriz!

LYNYRD SKYNYRD
Ronnie Van Zant / Lead Vokal
Billy Powell / Klavye
Gary Rossington / Lead Gitar, Ritim Gitar, Slide Gitar
Allen Collins / Lead Gitar, Ritim Gitar
Ed King / Lead Gitar, Bass
Bob Burns / Davul
Leon Wilkeson / Bass

Konuk Müzisyenler:
Roosevelt Gook / Bass, Vokal, Bass Davul, Mandolin, Org, Mellotron
Robert Nix / Davul
Bobbye Hall / Vurmalılar
Steve Katz / Armonika

LYNYRD SKYNYRD (pronounced 'lĕh-'nérd 'skin-'nérd)

01 - I Ain't the One 3:51
02 - Tuesday's Gone 7:32
03 - Gimme Three Steps 4:30
04 - Simple Man 5:57
05 - Things Goin' On 4:57
06 - Mississippi Kid 3:57
07 - Poison Whiskey 3:11
08 - Free Bird 9:08

22 Nisan 2023 Cumartesi

Odin / Odin (1972)

Dünkü Aunt Mary çıkışından sonra aklıma gelen Odin'i de vakit kaybetmeden konuk edelim istedim. Çünkü birbirlerinin tarzını bir hayli andırıyorlar. Bazı kaynaklarda İngiliz bazılarında ise Alman grup olarak listelenir ama her iki tanımlama da kesin olarak doğru değildir. Grubun klavyecisi Alman, gitaristi Hollandalı, bass ve davuldan oluşan ritim bölümü ise İngiliz müzisyenlerden oluşur. Almanya'da kurulmuşlardır, Krautrock'a da yakın gibi görünürler ama hem hepsi hem de hiçbiridirler. Kafa yeterince karıştıysa devam edelim.

Odin, kendinden önceki 2 grubun birleşmesi sonucu ortaya çıkmış. Elastic Grasp ve Honest Truth olan bu iki grubun ikincisi oldukça şanssız dönemlerden geçmiş bir grup. Grubun önce klavyecisi bir kaza sonucu ölüyor, ardından da tüm ekipmanları çalınıyor. Bahsettiğimiz İngilizler ülkelerine dönüyorlar. Alman Jeff Beer ve Hollandalı Rob Terstall ise yakın iletişimde kalıyorlar ve grupları birleştirip yeni bir oluşuma gitmenin planlarını yapıyorlar. İngilizler geri çağrılıyor ve birlikte çalmaya başlıyorlar. Önemli bir deneme olduğunu söyledikleri Schweinfurt'ta verdikleri bir küçük konserin ardından da yola birlikte devam etme kararı alıyorlar.

Hızlı bir şekilde parçaları üretmeye başlıyorlar ve kısa sürede de albüm anlaşmasını yapıp kayda giriyorlar. Sorunsuz geçen kayıtların ardından ortaya Heavy Progressive Rock, Krautrock ve Jam Sessionlarla örülü Odin albümü çıkıyor. Albüm piyasaya çıktıktan sonra büyük ticari başarı kazanamasa da bir hayli yoğun ve karışık ve çıtanın çok yüksekte olduğu Alman Rock müzik piyasasında bilinir hale gelmelerini sağlıyor. 1973 yılında Alman radyo kanalı, efsanevi SWF'de canlı bir kayıt da aldıktan sonra dağılıyorlar. Bu kaydın da 2007 yılında yayınlandığını ve dinledikten sonra keşke devam edebilselermiş dedirttiğini söyleyelim.

Konumuz olan Odin albümü İngiliz tarzı Progressive Rock'a fazlasıyla benziyor. Lakin onun biraz olgunlaşmamış hali diyebiliriz. Bu olmamıştan çok tarzını bu yönde belirlemiş manasına geliyor. Zira albüm geneli itibari ile tam oturmuş denilebilecek bir albüm. Özellikle baştan sonra parçaları yürüten Hammond org ile Beer acayip iyi bir iş çıkarmış. Gitarlar da Hammond'ı destekleyecek şekilde ilerliyor. Ritim bölümünün işini iyi yaptığı da albümdeki coşkulu gidişattan açıkça belli oluyor. 

ODIN

Jeff Beer / Hammond, Vibrafon, Vokal, Vurmalılar
Rob Terstall / Gitar, Vokal
Ray Brown / Bass, Vokal
Stuart Fordham / Davul, Vurmalılar

ODIN

01. Life Is Only (10:55)
02. Tribute To Frank (1:58)
03. Turnpike Lane (3:43)
04. Be The Man You Are (2:45)
05. Gemini (8:54)
06. Eucalyptus (2:51)
07. Clown (8:35)

21 Nisan 2023 Cuma

Aunt Mary / Janus (1973)

Norveç'in en iyi Progressive Rock gruplarının başında Aunt Mary geliyor. 60'ların sonunda Fredrikstad'da kurulan grup 70'li yıllar boyunca 3 stüdyo albümü ve 2 toplama albüme imza atıyorlar. Toplamaların çıkma sebebi elbette ticari. Zira ilk 3 albümde yaptıkları kayıtları ne kadar servis ederseniz edin para kazandırır nitelikte.

Stüdyo albümlerinin üçüncüsü olan Janus ise grubun en iyi albümü olarak nitelendiriliyor. Albümdeki oturmuşluk hissi, enstrümantasyon ve düzenlemelerdeki profesyonel bakış açısı ile gerçekten de hem Norveç'in hem de grubun en iyi Progressive Rock kaydı sayılabilir.

Grubu tam bir kategorilendirme içerisinde değerlendirmek istiyorsak bu Eclectic Prog olmalıdır. Zira pek çok farklı tür ve tarzın bileşenlerini içeriyor ve yapısal olarak farklı bağlantılar içeriyor. Vokal bile duruma göre davranıp farklı sesler ile kendini gösteriyor. Özellikle bir parçada Blues etkileri ile neredeyse Robert Plant vokaline varan sesler duymak mümkün.

Albüme giriş parçası Path of Your Dream ise tam anlamıyla bir Heavy Rock / Heavy Progresssive Rock parçası. Yüksek perdeden gelen dinamik ritimleri ile fazlasıyla coşkulu ve çekici bir hal alıyor. Parçanın klavye bölümleri de buna büyük katkı sağlıyor. Gerçi parçanın ilk bölümünden sonra işler değişip Genesis ve Peter Gabriel vokalini andıran bölümlere geçiş yapıyor. Ama bu tam bir benzerlik de değil. Feyz aldıkları ortada ama parçanın gidişatını hemen değiştirmelerinden bunun bir gönderme olduğunu anlıyorsunuz.

Tercihe göre değişebilecek bir durum olmakla birlikte Janus grubun diğer albümlerine oranla daha oturmuş bir yapıya sahip. Bir önceki albüm Loaded'a oranla daha sakin mesela. Ama ilk albümdeki Progressive öğeler üzerinden düşünüldüğünde daha az bileşen içerdiği de bir gerçek. Ben de grupla aynı adı taşıyan ilk albüm ile Janus arasında kararsız kaldım, bloga ekleme konusunda. Dediğim gibi kişisel tercihler öne çıktığında iş daha da kolaylaşıyor.

Janus'un ardından grup uzunca bir süre sessizliğe dalmış. 1974 ve 1975'te yayınlanan toplama albümlerin ardından 1981'de bir araya gelerek verdikleri konser kaydı, ardından yayınlanan bir iki toplamanın daha ardından 2016 yılında New Dawn adında yeni bir albüm daha yayınladılar. 70'lerin Aunt Mary'si düşünüldüğünde çok iyi bir albüm olmasa da 2016'da yayınlanmış Eclectic Prog bir albüm için de iyi sayılabilecek niteliklere sahip.

AUNT MARY

Bjoern Christiansen / Gitar, Vokal
Bengt Jensen / Klavye
Svein Gundersen / Bass, Piyano, Vokal
Kjetil Stensvik / Davul, Vokal

JANUS

01. Path of your dream (4:06)
02. Mr. Kaye (2:01)
03. Nocturnal voice (6:06)
04. For all eternity (6:54)
        Untitled - Hidden track (0:41)
05. Stumblin' stone (6:10)
06. All we've got to do is dream (2:53)
07. Candles of Heaven (5:26)
08. What a lovely day (5:15)

20 Nisan 2023 Perşembe

Aphrodite's Child / End Of The World (1968)

Arada daha önce tanıtımını yaptığımız grupların diğer albümlerini de eklemek gerek diye düşünüyorum. Aphrodite's Child ile ilgili daha önce bilgi vermiştik. İsteyenler buradan yazıya ulaşabilir. Kvartetten ile hemfikir olduğumuz konulardan biri de Yunan Rock müziğinin çekici ve albenisi olduğu yönünde malum. Aphrodite's Child, 666 albümünü saymazsak bunun içine pek giremeyebilir belki. Ama kişisel zevkler üzerinden düşünüldüğünde ben bu albümü de seviyorum.

Albümün çok büyük özellikleri, Progressive Rock ya da Psychedelic Rock'a pek bir şey katmışlığı yok gibi görünebilir. Ama sadece Yunan kültüründen gelen o tuhaf ve eğlenceli ritimli müziği entegre etmeyi başarmış olmaları bile büyük bir iş bence.

End Of The World temelde (bana göre elbette), para kazanma amacı güdülmüş ama çok iyi işlenmiş pop albümlerinden biri. Diğer yandan kattıkları pek çok şeyi düşünürsek oldukça da başarılı bir albüm. Psychedelic Rock kökeninden beslenerek, işin içine Yunan ezgilerini ve anlayışını kayıyorlar bu da oldukça keyif veren bir albüme dönüştürüyor.

Vangelis'in müzikal kalitesi tartışalacak gibi olmasa da tarz ya da türler arasında keskin gidiş gelişleri olması tartışmaya açık diyebiliriz. Aphrodite's Child ile yaptıklarından sonra geçtiği, en çok film müzikleri ile hissettiğimiz New Age hissiyatı ile arada dağlar kadar fark var. Ama adam her iki kulvarda da hakkını vererek yapıyor işini.

Diğer tarafta, grubun vokali Demis Roussos'un daha sonraki solo albümlerde de anlaşılacağı üzere hırıltılı ve buğulu bir sesi olması dışında çok önemli bir yeri yok. Lakin adam sesini nasıl kullanacağını iyi biliyor ve böylesi oturmuş bir Psychedelic Pop albümünde olabilecek en iyi performansı sergiliyor.

Albümdeki parçaların bir kısmı daha sonra Roussos tarafından solo kariyeri boyunca da defalarca seslendirilmiş. Bunların başında da Rain & Tears geliyor hiç kuşkusuz. Popüler bir yarı ballad olan Rain & Tears bu albümde de öne çıkan parça. Objektif bakıldığında End of the World, The Grass is No Green, Day of the Fool bahsi geçen popüler parçadan daha iyi bir düzenleme ve akışa sahip. Ama her albümde öne çıkıp para kazandırması gereken bir parça olmalı işte.

Yaz havasına alışmaya çalışırken bu albüm fazlasıyla hizaya sokuyor insanı. Benim bu albümde en sevdiğim parça ise The Shepherd And The Moon. Ritimleri ile alıp götürüyor insanı.

APHRODITE'S CHILD

Demis Roussos / Vokal, Elektrikli Gitar, Bass
Vangelis / Org, Klavye
Lucas Sideras / Davul, Vurmalılar, Ziller

Konuk Müzisyen:
Claude Chauvet / Vokal

END OF THE WORLD

01 - End of the World 3:13
02 - Don't Try to Catch a River 3:38
03 - Mister Thomas 2:45
04 - Rain & Tears 3:10
05 - The Grass Is No Green 6:05
06 - Valley of Sadness 3:13
07 - You Always Stand in My Way 3:55
08 - The Shepherd and the Moon 3:02
09 - Day of the Fool 5:26

19 Nisan 2023 Çarşamba

Warehouse / Powerhouse (1972)

Warehouse
, Hollanda'da kurulmuş 7 kişilik bir Progresive Rock grubu. Oldukça başarılı bir albümün ardından hemen dağılmış olmaları, diğer pek çok grupta olduğu gibi burada da üzücü bir hal alıyor. Zira ilk albümdeki kaliteli yapı geliştirilip ikinci, üçüncü albümler kaydedilebilseymiş ortaya güzel işler çıkarmış hissi uyandırıyor.

Les Chevaux Noirs adlı bir cover grubundan evrilmiş Warehouse. Ticari sebeplerden, uluslararası arenada boy gösterebilmelerini kolaylaştıracak isim seçmeleri de çok doğal. Müzikal anlayışları içerisinde saksafon ve trompet oldukça büyük bir yer kaplıyor. Her iki müzik aletinin de iyi kullanılmış olması albüme farklı tatlar katıyor. Haklarında tarihsel bilgi yok denecek kadar az. Yukarıda anlattıklarımız dışında çok fazla bilgimiz yok yani. 

Önemli nokta birbirine ya da birbirinin tarzına çok benzeyen bir çok grupla karşılaşıyor olduğumuz bir dönemden kendilerine has bir tarz geliştirebilmiş ender gruplardan olmaları. Farklı ve net bir tarzları var denilebilir. Tek tek ve tane tane duyabildiğiniz seslere sahipler albümde. Birbirinin içinden geçen karmakarışık sesler yerine farklı müzik aletlerini birleştiren, karmaşaya yol açmayan bir tarzı benimsemişler.

Ağırlıklı olarak saksafon ve trompet ile ilerledikleri parçalarda her ikisinin de ortadan kalkıp bir anda yumuşak ama keskin gitarlara ve rifflere dönüyor olmaları ilgi çekici. Melodik bölümlerde, popülerleşme kaygısı gütmeyip devamlılığı sağlayarak bitmeyen melodiler mantığına doğru yöneliyorlar. Parçalar başladığı gibi devam etmiyor, devam ettiği gibi de bitmiyor yani. Göreceli olarak, kısa parçalara sahip olsalar da tek bir parçada kullandıkları melodileri kesseniz birkaç farklı parça oluşturabilirsiniz denilebilir.

Kimi bölümlerde fazlasıyla dinamik ve coşkulu hareket ederken bazı bölümlerde ise tempoyu oldukça aşağılara düşürüyorlar. Konsept albüm olmasa da birbirini tamamlayan parçalar bütününden oluşan bir albüm için oldukça değerli bir yaklaşım bu. Grubun ritim bölümü işini gerçekten iyi yapıyor. Buradan gelen sağlam destek ile ön plana çıkan saksafon, gitar, trompet ve vokalin işi gerçekten de kolaylaşıyor ama kolaya kaçmadan, daha ilerisini hedefleyerek hareket ediyorlar. Sonuç olarak Hollanda'dan çıkan en iyi gruplardan biri olarak adlandıramasak da arşivde itina ile saklanması gereken albümlerden biri olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

WAREHOUSE

Jan De Jong / Bass (2)
Jan de Lang / Davul, Vurmalılar
Harry Zijlstra / Gitar, Vokal
Klaas Bootsma / Org
Jaap v.d. Veer / Saksafon
Andries Zijlstra / Trompet, Vokal
Quido Hereman / Vokal, Gitar, Vurmalılar

POWERHOUSE

01 - It's Life 3:38
02 - Better Days 3:17
03 - Dream 5:50
04 - Here's to You 4:20
05 - Na Na Na Song 2:18
06 - Bye Bye 2:52
07 - Wild One 4:25
08 - a. Jenny (Don't Go) 6:24
        b. Proposal to Jenny 1:16
09 - Try It 2:50

18 Nisan 2023 Salı

Mark-Almond / Mark-Almond (1971)

1970 yılında İngiltere'de kurulan Mark-Almond (1989'da Gene Pitney ile söylediği Something's Gotten Hold of My Heart'la tekrar patlayan Marc Almond ile karıştırmayınız) Jazz'dan yola çıkan bir Progressive Pop anlayışına sahip. Bu tanımlama çok doğru olmayabilir zira tam olarak Pop değiller. Rock'a yaklaşıyorlar ama tem olarak Rock da değiller. Jazz Rock içerisine dahil edilebilecek kadar Jazz ve Rock içeriyorlar falan. Karışık bir durum ama grubun temel amacı Rock yapmaktan çok para kazanacakları bir popüler müziğe tutunmak gibi görünüyor. Lakin kaydettikleri ilk albümle de oldukça başarılı bir iş çıkarmışlar ortaya. 

İkisi de 60'ların ortalarından beri müzik aleminin içinde olan Jon Mark ve Johnny Almond, çeşitli gruplar ve müzisyenlerin arkasında çaldıktan sonra en son Bluesbreakers sonrası John Mayall'ın iki albümü The Turning Point ve Empty Rooms'da birlikte çalıyorlar. Burada birbirileri ile iyi anlaşıp birlikte müzik yapabileceklerine karar veriyorlar ve Mark-Almond'ı kuruyorlar. Müzikal deneyimleri bir hayli fazla olunca birlikte yol alma konusunda büyük sorunlar da yaşamamışlar belli ki.

Marianne Faithfull, Alan Price Set, John Mayall gibi müzisyenlerle çalışınca işin özünü, paranın nasıl kazanılacağını kavramış olacaklar ki kaydettikleri albümde popüler bir hava olmasına da özen göstermişler. Diğer taraftan bakıldığında ise albüm Pop albümü olmaktan çok öte ve gerçekten de sağlam bir Jazz Rock albümü. Fusion olmadığı kesin ama Jazz'dan beslenen yapısıyla farklı bir duruş sergiliyor.

Grubun diğer elemanları daha çok toplama müzisyenler diyebiliriz. Burada grup daha çok deminden beri hikayelerini anlattığımız Jon Mark ve Johnny Almond üzerine kurulu. Ama diğer elemanları da iyi seçmişler ki albümde enstrümantasyon konusunda en ufak bir aksamaya rastlamıyorsunuz. Yumuşak tonlarda giden bir yapısı olması nedeniyle enstrüman yeterliliğine çok gerek yokmuş gibi düşünülebilir ama parçalardaki geçişlerde bunun böyle olmadığına ikna oluyorsunuz.

5 parçadan oluşan bu ilk albümde sık sık yapılan karşılaştırmayı yaparsak Chicago ve Blood, Sweat & Tears ile bazı ufak tefek benzerlikler olması dışında genel yapı itibariyle benzeştikleri çok fazla şey yok diyebiliriz. Dünkü America yazısından sonra yaza hazırlık çalışmaları kapsamında, dipten ilerleyen ve arşivde olması gereken Jazz Rock albümlerinden biri olarak tanımlayabiliriz Mark-Almond'u.

MARK-ALMOND

Johnny Almond / Bariton Saksafon, Tenor Saksafon, Alto Saksafon, Soprano Saksafon, Vibraphone, Vokal, Konga, Alto Flüt, Bass Flüt
Jon Mark / Klasik Gitar, Elektrikli Gitar, Bass, Vurmalılar, Lead Vokal
Rodger Sutton / Bass, Vurmalılar, Vokal
Tommy Eyre / Concert Grand Piyano, Elektrikli Piyano, Vokal, Org, Flüt, Gitar, Vurmalılar

MARK-ALMOND

01 - The Ghetto 6:05
02 - The City: 11:30
        a. Grass and Concrete
        b. Taxi to Brooklyn
        c. Speak Easy It's a Whiskey Scene
03 - The Tramp and the Young Girl 4:55
04 - Love: 11:49
        a. Renaissance
        b. Prelude
        c. Pickup
        d. Hotel Backstage
05 - Song for You 8:25

17 Nisan 2023 Pazartesi

America / America (1971)

Yaza hazırlık çalışmaları kapsamında, daha önce paylaştığımız America'dan ilk albümü de paylaşalım istedim. Her gün Progressive Rock, Jazz Rock, Canterbury Scene, Krautrock ve diğerleri gibi türlerde yazmanın kolay olduğunu düşünüyorsanız öyle olmadığını söyleyeyim. Grupları ya da albümleri ne kadar iyi bilirseniz bilin yine de yorucu oluyor, zorluyor, bazen çileden çıkarıyor. O nedenle arada böyle hafif ama kaliteli işleri de paylaşmak gerekiyor. Sizin açınızdan olmasa bile benim için en iyisi bu.

America ile ilgili kısa da olsa biyografik bilgi için daha önceki Homecoming albümü yazısına bakabilirsiniz. Yeterli bilgi orada bulunuyor. O albümle bu albüm arasında kalmışımdır. Hangisini dinlemeyi daha çok sevdiğimi bir türlü çözemedim. O zaman gerekli olan Homecoming'miş ki onu paylaşmışım ama ilk albüm America da en az onun kadar iyi, hatta bakış açısına göre değişebilen şekilde ondan daha iyi bile denilebilir.

Malum bu arkadaşlar yumuşak, ağırlıksız, stabil ve sakin bir müzik yapıyorlar. Lazım oluyor bu da bazen insana. Bütün karmaşanın içerisinde kendinizi iyi hissetmenizi sağlamak gibi başarıları var America ve America gibi grupların. Albümdeki parçalar da bunu sağlayabilmek adına yapılmış gibi kısa sürelere sahip. Albümün en uzun parçası Here'ın süresi 5.30 ki bu hiç alışık olmadığımız şekilde kısa bir uzunluk diyebiliriz.

Özellikle havanın güzelleşmeye başladığı, havanın insanın içini ısıtacak kadar yumuşadığı dönemlerde acayip iyi gidiyor America'nın bu albümü. Riverside ile başlayan bu keyif hali hemen ardından gelen Sandman ile daha da fazlalaşıyor. Aklıma gelmişken, az önce öyle ağırlıksız, sakin filan dedim de çok ucuza kaçılmış işler gibi de düşünmeyin. Özellikle Country gitarları göz dolduruyor albümde. Yine yumuşaklar Country'e göre ama estetiğini yakalama açısından da hiç aşağıda kalmıyorlar. İnce tonlarda giden gitarlarıyla rahatlıyorsunuz zaten böyle havalarda.

Albümde 12 parça var ama hepsini de beğenme zorunluluğu yok elbette. Ben en çok A Horse With No Name, Sandman, Pigeon Song, Riverside, I Need You gibi parçaları seviyorum. Three Roses ve Children ise niye yapıldığını bile anlayamadığım parçalardan. Neyse ki bunlardan albümde çok fazla da yok. A Horse With No Name ve Sandman'i dinleyin, keyfiniz yerine gelsin. Sonrakilere de bakarsınız işte ara ara. Tamam, kabul fena harcadım şimdi. O kadar da değil ama. Parçalar sadece size hitap etmiyor diye düzeltelim konuyu. İçinize sinenler ve etkileyenler var bir de tam tersi olanlar. 

Güneşin cayır cayır yaktığı bir öğle sonrasında, ağaç altına gerdiğiniz hamağınızda sağa sola devrilirken keyif alarak dinleyebileceğiniz bir albüm.

AMERICA

Dewey Bunnell / Akustik Gitar, Lead Vokal, 12 Telli Akustik Gitar
Gerry Beckley / Lead Gitar, Bass, Akustik Gitar, 12 Telli Akustik Gitar, Lead Vokal, Piyano, Chimes, Elektrikli Gitar
Dan Peek / 12 Telli Akustik Gitar, Elektrikli Gitar, Bass, Akustik Gitar, 12 Telli Elektrikli Gitar, Lead Vokal, Piyano

AMERICA

01 - Riverside 3:02
02 - Sandman 5:03
03 - Three Roses 3:54
04 - Children 3:07
05 - A Horse With No Name 4:10
06 - Here 5:30
07 - I Need You 3:04
08 - Rainy Day 3:00
09 - Never Found the Time 3:50
10 - Clarice 4:00
11 - Donkey Jaw 5:17
12 - Pigeon Song 2:17

16 Nisan 2023 Pazar

Gravy Train / Gravy Train (1970)

1969 yılında İngiltere'de kurulan Gravy Train, gitarist ve vokalist Norman Barratt tarafında organize edilmişti. Genelde gözden kaçan bir grup olmakla birlikte Progressive Rock'ın en iyilerinden biri sayılabilirler rahatlıkla. 6 yıllık bir arada duruşlarının ardından, geride 4 albüm kaydı bırakıp 1975 yılında dağılmışlar. Müzikal çeşitlilikleriyle göz dolduran bir grup Gravy Train.

Bunun en büyük sağlayıcısı elbette hepsi kendi alanında iyi olan müzisyenler. Barratt'ı bir kenara bırakarak düşündüğünüzde bile (adam gerçekten yetenekli olduğu için böyle diyoruz), kalan elemanlardan J.D. Hughes klasik müzik eğitimi almış, Lester Williams yeteneğiyle pek çok grubun peşinden koştuğu bir bass gitarist, ritimleri ile herkesi sallayan davulcu Barry Davenport ise ayrı bir değer olarak çıkıyor karşımıza.

4 kişilik kadroyla 40 kişilik müzik yapmışlar gibi düşünebilirsiniz. Öylesine kalabalık çalıyorlar yani. Düzenlemeler yerli yerinde ve bazı noktalarda iş doğaçlamaya doğru gidiyor gibi görünüyor. Ama hiçbir zaman bundan emin olamıyorsunuz. 

Bazı densizler tarafından Psychedelic Rock kökeninden gelen bir Proto-Prog grubu olarak lanse edilmeye çalışılsa da Gravy Train bu tanımlamanın fazlasıyla dışında. Psycedelic etkiler dönemin pek çok grubunda olduğu gibi onlarda da var tabi. Ama aldıklarının tamamını geliştirip farklı bir yere taşımayı da başarabilmişler. Bu neenle Progressive Rock içerisine rahatlıkla girebildikleri gibi tarzlarındaki ağır ve sert havayla Heavy Prog içerisinde kendilerine tam anlamıyla bir yer edindiklerini söylemek mümkün.

Başka taraftan bakıldığında da Jethro Tull ve Traffic gibi gruplarla karşılaştırıldıklarını ya da bahsi geçen iki grubun bir karışımı olduklarını söyleyenler de yok değil. Buna tamamen yanlış demek doğru olmayacağı gibi, öyle olduklarını söylemek de Gravy Train'e haksızlık olur. Sık sık bahsettiğimiz kendi tarzını oluşturabilmiş gruplardan çünkü Gravy Train de.

Aktif oldukları dönemde kendilerine iyi bir dinleyici kitlesi edinip çok büyük olmasa da idare edecek kadar bir ticari başarı yakalamayı da başarmışlar. Doğal olarak da 4 albüm kaydına kadar çıkabilmişler. Son iki albüm ilk ikisi kadar iyi olmasa da ortalamanın üzerinde albümler.

John Coltrane tarzı saksafon stillerini seviyorsanız Gravy Train sizi şaşırtacak denli iyi bir performans sergiliyor bu konuda. Hatta abartmış olsak bile saksafonun bu kadar iyi yedirildiği başka Rock albümlerinin sayısı üçü beşi aşmaz diyebiliriz.

GRAVY TRAIN

Norman Barratt / Gitar, Lead Vokal
J.D. Hughes / Flüt, Saksafon, Vokal
Lester Williams / Bass, Vokal
Barry Davenport / Davul

GRAVY TRAIN

01. The New One (5:11)
02. Dedication To Sid (7:21)
03. Coast Road (6:46)
04. Enterprise (6:20)
05. Think Of Life (5:07)
06. Earl Of Pocket Nook (16:15)

15 Nisan 2023 Cumartesi

Lost Nation / Paradise Lost (1970)

Detroit, Michigan çıkışlı Lost Nation'ın kökeni, 60'ların ikinci yarısında kurulan Unrelated Segments grubuna dayanıyor. Psychedelic Rock yapan bu grubun, daha ağır bir Rock anlayışına evrilmesi sonucu isimlerini Lost Nation'a çeviriyorlar ve tek albüm kaydedip dağılıyorlar. Psychedelic'ten beselenen ve gittikçe ağır tonlara sahip bir hale gelen grup ve albümü tek albümlü efsaneler listemize sorgusuz sualsiz giriyor. Beklentilerinizi karşılamayabilir belki, eğer Psychedelic'ten çok fazla haz etmiyorsanız. Ama yoğun şekilde klavye kullanılan (Deep Purple, Uriah Heep gibi hatta) albümleri seviyorsanız, Paradise Lost'u da es geçemezsiniz.

Albümün adı muhtemelen John Milton'ın Yitik Cennet (Paradise Lost) şiirinden geliyor. Ama albüm hiç de yitik bir albüm değil. Hakkını vererek dinlediğinizde karşılığını fazlasıyla alıyorsunuz. Sağlam gitarları ile sürekli ilerleyen bir yapıya sahip. Klavyeler ise enfes durumda. Bir an olsun yerlerinde durmuyorlar izlenimine kapılıyorsunuz sürekli olarak.

Kendi döneminde hem dinleyici kitlesi hem de ticari başarı açısından çok büyük bir başarı elde edememiş olsalar da bugünden bakıldığında türün, Amerika'dan çıkmış en iyi albümlerinden biri demek de yanlış olmaz. Albümü tam olarak Psychedelic Rock türevi gibi düşünmeyin. Bundan çok daha ötesinde, Heavy Prog semalarında geziniyor çünkü.

Tabi yine Amerikalı olmalarından kaynaklı olarak da Psychedelic etkileri bir hayli fazla. Frijid Pink ile benzeşen bazı yerleri mevcut. Zaten Lost Nation'ın gitaristi Craig Webb, grubun dağılmasının ardından Frijid Pink'e geçmiş ve orada çalmaya devam etmiş.

Daha önce bahsettiğimiz coşkulu albümlerden Paradise Lost. Ara ara duraklamalara girişse de sürekli olarak yükselmeyi sevdiklerini söylemek yanlış olmaz. Vokalin özelliksiz ama içten sesi albümün her yerinde hissediliyor. Craig Webb'in enfes gitarları da albüme bambaşka tatlar katıyor. Larry Zelanka'nın başında durduğu klavyeler ise hepsinden farklı bir yerde duruyor. Adam oldukça yetenekli ve hem grubun hem de albümün yönünü belirleme konusunda oldukça başarılı. Kimi zaman parçalara girerken kimi zaman parçaların orta yerinde yapacağını yapıyor ve dur durak bilmeyen bir ivmeyle yükseltiyor her ikisini de. Grubun ritim bölümü de işini sonuna kadar iyi yaparken davullar albümde yaratılan coşkuya daha fazlasını vermekten geri kalmıyor.

LOST NATION

Art Wolfe / Bass
Ron Fuller / Davul
Craig Webb / Gitar
Larry Zelanka / Klavye, Org
Ron Stults / Vokal

PARADISE LOST

01. Tall Ivory Castle (4:48)
02. Rome (4:05)
03. Little Boy (4:27)
04. Images (6:50)
05. Seven Minute Woman (5:05)
06. Shadows Within You (4:36)
07. She'll take You (7:14)
08. Falling Inside My Mind (7:17)

14 Nisan 2023 Cuma

Delivery / Fools Meeting (1970)

Canterbury Scene
sevenlerin peşinde olduğu gruplardan biri de Delivery. Grubun adı Carl Grimes ...and Delivery olarak da geçmekle birlikte, grupta çalan elemanların ismini görünce Carol Grimes da kim oluyor yahu diyebiliyorsunuz. Bu nedenle grubun adını Delivery olarak okumaya devam edin.

1966 yılında Bruno's Blueas Band olarak kuruluyor grup. Bolca çalışma vakti ayırdıkları grubun adını 1970 yılı başlarında Delivery'e çevirip albüm kaydına girişiyorlar. Kısa sürede kaydedilen albüm oldukça başarılı bir performans çiziyor. Ticari olarak çok fazla getirisi olmasa da kalite açısından pek çok albümün üzerine çıkabilecek niteliklere sahip bir yapıt olarak karşımızda duruyor.

Carol Grimes vokali nedeniyle ön plana çıkıyormuş gibi gözükse de az önce bahsettiğimiz grup elemanları ve yaptıkları müzik bunun doğru olmadığını gösteriyor bize. Grupta kimler var diye bir baktığınızda Phil Miller, Steve Miller (o dandirik gitarist olan değil elbette), Pip Pyle ve Roy Babbington ile karşılaşıyorsunuz. Yetmedi derseniz, konuk müzisyen kadrosundan işin içine giren Richard Sinclair ve Lol Coxhill'in de isimlerini verelim. Albüm ve grupla ilgili beklentilerinizi oldukça yüksekte tutun yani.

Yalnız belirtmekte fayda var ki bu bildiğimiz anlamda bir Canterbury Scene albümü değil. 60'ların ortalarında kurulmuş olmalarından kaynaklı olarak Blues ve Psychedelic etkiler içeriyor bolca. Jazz'a yaklaşımı ise belirli bir seviyenin üstüne çıkmıyor. Doğal olarak Canterbury'de alışkın olduğumuz Fusion anlayışı Delivery'nin Fools Meeting albümüne pek yakın değil.

Ama bu, grubun kalitesiz olduğunu göstermiyor bize. Sadece alışkın olduğumuzun dışında hatta gelişme aşamasında olan bir türün öncüllerinden sayılabileceğini düşünebiliriz rahatlıkla. Zira DeliveryGong, Hatfield And The North, National Health, Matching Mole gibi grupların başlangıcı bile olabilir.

Sesinin kalitesi açısından Carol Grimes ön plana çıkıyor albümde. Müziğin biraz altta kaldığını belirtelim. Lakin Carol'ın eşlik etmediği zamanlarda grup müziği bir hayli öne çıkıyor. Gelişme aşamasında olduğu için eklektik bir yapıya sahip olan müzikal anlayışlarında Avant-Garde'a kadar uzanan pek çok türe rastlamak mümkün. Sürekli farklılaşan, geri dönülmeyecek bir noktaya geldiğini hissettiren ama yaptığı kıvrak hareketlerle bir anda başta durduğu yere dönen ilgi çekici albümlerden Fools Meeting.

DELIVERY

Carol Grimes / Vokal, Vurmalılar
Phil Miller / Gitar
Steve Miller / Piyano, Vokal
Roy Babbington / Bass, Yaylı Bass
Pip Pyle / Davul

Konuk Müzisyen:
Lol Coxhill / Soprano Saksafon, Tenor Saksafon (1-8,10)
Roderick Skeaping / Keman (2)
Richard Sinclair / Bass (14)

FOOLS MEETING

01. Blind To Your Light (5:05)
02. Miserable Man (8:28)
03. Home Made Ruin (3:23)
04. Is It Really The Same (5:44)
05. We Were Satisfied (4:02)
06. The Wrong Time (7:50)
07. Fighting It Out (5:48)
08. Fools Meeting (5:27)

13 Nisan 2023 Perşembe

Titus Groan / Titus Groan (1970)

Yanlış değerlendirmelerden dolayı hak ettiği yeri bir türlü bulamamış grupların başında geliyor Titus Groan. Döneminde hem dinleyiciler hem de ticari olarak çok büyük başarı elde edememiş olsalar da ortalamanın çok üzerinde bir grupturlar. Ticari başarının gelmemesi 1970 yılında kurulup albüm kaydı yapan grubun 1971 yılının 3 Ocak'ında dağılmasına sebep olmuştur. Bir arada durmayı başarabilselerdi, biraz azim gösterselerdi bugün hala albüm kaydediyor bile olabilirlerdi diye düşünmekten alamıyor insan kendini.

4 kişilik bir kadroya sahip olan Titus Groan'ın grupla aynı adı taşıyan albümü Crossover Prog'un iyi ve yaratıcı örneklerinden biri. Parçalarda obua kullanıyorlar ama kullanım alanının çok dışında bir şekilde. Flütler parçalarda bolca bulunuyor ama Focus ya da Jethro Tull gibi değil, hiç öyle bir şey beklemeyin. Saksafonlar ise bir Rock grubu için oldukça eğlenceli. Parçaların bazı bölümlerinde Keith Relf'in grubu Armageddon'daki gibi gitar riffleri bulunuyor. Ama Armageddon'la da hiç alakaları yok. 

Albüm, ilk albüm olmasına rağmen olmamış ya da ham değil. Tam anlamıyla oturmuş, olması gerektiği gibi yapılmış, eksiği fazlası olmayan bir albüm olarak çıkıyor karşımıza. Popülerleşme kaygısı güden tarafı biraz eleştirilebilir elbette ama göz ardı edilebilecek kadar da yedirilmiş parçalara.

60'lardan gelen ruhun bitmeyen hali de diyebiliriz Titus Groan'a. Hippie kafasıyla, Blues'la, Progressive ile içli dışlı, Sert, eğlenceli, coşkulu. Benzersiz demek de yanlış olmaz onlar için. Farklı grupları andıran yerleri var. Az önce bahsettiğimiz Armageddon gibi. Lakin Armageddon'un kuruluşunun 1975 yılı olduğu düşünülürse, Titus Groan'a benzeyen onlar diyebiliriz. Benzetebileceğiniz pek çok grupla da durum farklı olmayacaktır.

Başta söylememiz gereken şeyi atlamadan söyleyelim. Bilenlerin anlayacağı üzere, grubun adı Mervyn Peake'in aynı adlı kitabından geliyor. Hatta albümün içinde Peake'in Gormenghast üçlemesi üzerine yazılmış enfes bir parça da bulunuyor. Peake ile aynı kaderi paylaşmamış ve işi yarım bırakmamış olsalar da yeteri kadar materyal bırakmadıkları da ortada. Kendi adıma oldukça üzücü bir durum. Zira Titus Groan'a bayılıyorum. Eğlenceli ve coşkulu tavırları, zorlamadan karmaşıklaşan yapıları ile keyif alarak dinliyorsunuz.

TITUS GROAN

Stuart Cowell / Gitar, Org, Piyano
John Lee / Bass
Tony Priestland / Saksafon, Flüt, Obua
Jim Toomey / Davul, Vurmalılar

TITUS GROAN

01. It Wasn't for You (5:33)
02. Hall of Bright Carvings (11:37) :
        - a) Theme
        - b) Dusty High-Value Hall
        - c) The Burning
        - d) Theme
03. I Can't Change (5:41)
04. It's All Up with Us (6:07)
05. Fuschia (6:18)

12 Nisan 2023 Çarşamba

Dreams / Dreams (1970)

Dreams
'i daha önce hiç duymamış olabilirsiniz. Ama bu başarısız ya da kötü olmalarıyla alakalı değil. Tanıtımlarının zamanında yeterince yapılamamış ya da yapılmamış olması bu konudaki en büyük etken. Ticari başarı kazanamasalar da enfes bir albüm yaptıkları da aşikar. Jazz'ın Rock ile buluştuğu ve yüksek perdeden başarı elde etmeye başladığı dönemde kuruluyorlar. Çok kısa ömürlüler ama 2 albüm kaydediyorlar. Kısa ömürlü olmalarının sebebi grup elemanlarının farklı gruplarla ya da solo çalışması.

Ayrıca grup elemanlarını görünce insanın dudağı uçukluyor. Kimler yok ki kadroda. Michael ve Randy Brecker, Billy Cobham, John Abercrombie, Jeff Kent gibi elemanlardan kurulu Dreams. Zaten Jazz kökenli müzisyenler oldukları ve öyle ya da böyle bir deneyim sahibi oldukları için kaydettikleri ilk albüm gerçekten de çok iyi.

Chicago ve Blood, Sweat & Tears'ın açtığı yolda ilerleyen grubun albüme kattığı çok şey var. Bazı kaynaklarda bahsi geçen 2 grupla sık sık karşılaştırılsalar da onlarla alakaları yok diyebiliriz. Evet benzer işler yapıyorlar ama Chicago ve Blood, Sweat & Tears'da olduğu gibi Dreams'in de kendine has bir tarzı, duruşu ve bakış açısı bulunuyor.

Müzikal anlayışlarında New Orleans tarzı Blues ile genişleyen yapı doğaçlama olduğu açıkça belli olan parçalarla şekilleniyor. Bu noktada da az önce adından söz ettiğimiz iki gruptan ayrılıyorlar. Zira Dreams'in Jazz anlayışı diğerlerine oranla daha fazla serbest, özgür ve doğaçlama içeriyor. Doğaçlamaların parçalara kattığı coşku, ham gibi görünen parçaların bu durumdan sıyrılıp kendine has bir hava içerisine bürünmesini de sağlıyor.

Belirtmeden geçmeyelim... ikinci albüm ilkinin yanında kötü olarak anılabilecek kadar vasat. Grup elemanları ticari başarı kazanamamış olmaktan kaynaklı bunu da böyle sallayalım şeklinde çalışmışlar izlenimi bırakıyor insanda. 

Bu arada Dreams albümünün vokal temelli Jazz Fusion albümlerinin ilklerinden ve en iyilerinden olduğunu hatırlatalım. Günümüzde bu tarz müzikler fazlasıyla modası geçmiş gibi gözükse de gerçekten de türün hakkını vererek dinleyenler için Dreams'in 1970 tarihli ilk albümü nefis bir dinlencelik. Boşluk bırakmadan, yormadan, canınızı sıkmadan Jazz'ın dehlizleri içerisinde gezdiriyor sizi.

DREAMS

Michael Brecker - Tenor Saksafon, Flüt
Randy Brecker - Trompet, Flugelhorn
Billy Cobham - Davul, Vurmalılar
Jeff Kent - Klavye, Gitar, Vokal
Doug Lubahn - Bass, Vokal
Barry Rogers - Trombon, Wagner Tuba
Edward Vernon - Vokal
John Abercrombie - Lead Gitar

DREAMS

01 - Devil Lady 3:33
02 - 15 Miles to Povo 3:01
03 - The Martanine 2:25
04 - Holli Be Home 5:41
05 - Try Me 5:08
06 - Dream Suite 14:45
        - Asset Stop
        - Jane
        - Crunchy Grenola
07 - New York 5:35

11 Nisan 2023 Salı

Syrinx / Long Lost Relatives (1971)

Toronto, Kanada'da 70'lerin başında kurulan Syrinx, Progressive Electronic'in en iyi işlerine imza atmış gruplardan biri. Az ama öz grupları ile ünlü olan Kanada'nın bu tarza da en büyük armağanı. Ne yazık ki 2 albümle kalmışlar. Daha fazlası için büyük de bir potansiyelleri varmış oysa. Keşke devam edebilselermiş.

Hikaye 1967 yılında Intersystems adlı grupla başlıyor aslında. John Mills-Cockell'in kurucuları arasında yer aldığı bu grup deneysel bir elektronik müzik yapıyor. Çok gelişkin değiller, Hatta ham oldukları bile söylenebilir. Muhtemelen ne yaptıklarını kendileri de bilmiyormuş gibi bir halleri var. Elbette yapmayı istedikleri bir şeyler var ama sonucun böyle olacağını beklemedikleri aşikar. Neyse, bu grupla birlikte 3 albüm kaydı yaptıktan sonra Mills-Cockell yeni bir grupla daha gelişkin ve daha oturmuş bir müzikal anlayışla yol almak niyetine giriyor ve 1970 yılı başlarında Syrinx'i kuruyor.

Edinmiş olduğu deneyimle oluşturduğu parçalara grubun diğer elemanlarının da katkısı bir hayli hızlı ve fazla olunca ilk albümü kısa sürede kaydedip yayınlıyorlar. Grupla aynı adı taşıyan albüm kısa sürede ilgi odağı haline geliyor. Hem eleştirmenler hem de dinleyenler tarafından oldukça beğeniliyor. Peşi sıra çıkardıkları ikinci albüm Long Lost Relatives ise grubun başyapıtı sayılabilecek niteliklere sahip bir albüm olarak çıkıyor piyasaya.

Fakat çok fazla ayakta kalamıyorlar ve grup üyelerinin farklı gruplarla çalışma isteği ağır basıyor ve dağılıyorlar. İlk büyük bilinirliklerini ve başarılarını Miles Davis'in Bitches Brew turnesinde sağlayıp sonrasında Deep Purple gibi gruplarla aynı sahneyi paylaşmış olsalar da grubun ayakta kalmasını sağlayamıyorlar bir türlü.

Syrinx, Moog sytnhesizers kullanan ilk Kanadalı gruplardan. Saksafonla birleşen tuhaf yapısıyla da albüm fazlasıyla ön plana çıkan bir yapıya bürünüyor. Progressive Electronic ana kategorilendirme olsa da grubu RIO ve Avant-Prog içerisine de rahatlıkla dahil edebiliriz. Vangelis, Kitaro gibi isimlerle (ikisi de 70'lerden gelmedir bu arada) World Music başlığıyla anılan türün de yapıtaşlarındandır Long Lost Relatives. Yumuşak ama yırtıcı, enfes ama rahatsız edici diye tanımlayabileceğiniz tezat yanları da çoktur ki bu nedenle Avant Garde işin içine giriyor diyebiliriz.

SYRINX

John Mills-Cockell / Klavye, Moog & ARP Synthesizers
Doug Pringle / Saksafon, Bongo, Çan, Guiro
Alan Wells / Konga, Timpani, Gong, Tef

Konuk Müzisyen:
Milton Barnes / Yaylı Çalgılar

LONG LOST RELATIVES

01. Tumblers To The Vault (3:26)
02. Syren (5:57)
03. December Angel (8:58)
04. Ibistix (8:04)
05. Field Hymn (Epiloque) (2:52)
06. Tillicum (1:54)
07. Better Deaf And Dumb From The First (2:54)
08. Aurora Spinray (3:26)

10 Nisan 2023 Pazartesi

Food Brain / Bansan - Social Gathering (1970)

70'lerin başından, Japonya'da Psychedelic Rock kültürünü başlatan gruptur diyebiliriz Food Brain için. Aslında tamamen toplama bir proje grubu ama o kadar iyi iş çıkarmışlar ki anlatması zor. Polydor firmasının Japonya'daki üst düzeylerinden biri Psychedelic Rock albümü eksikliğini fark edip 4 elemanı bir araya getiriyor bu proje grubu için. Normal ve sıradan bir şey gibi gelebilir. Zira gezegenin pek çok yerinde, sırf para için yapılan işlerden biri de bu. Ama bir araya gelen elemanların değeri fazla olunca olayın rengi de değişiyor.

Bu yapımcı arkadaş, gruba iyi bir gitarist bulayım fikriyle yola çıkıp Shinki Chen ile anlaşıyor. Ardından da davulcu sağlam olsun deyip Hiro Tsunada'yı katıyor projeye. Hiro Yanagida ve Masayoshi Kabe de eklenince kadro tamamlanıyor. Grubun kadrosunda ismi geçen bu elemanlar öncesinde veya sonrasında Japonya'nın uluslararası arenada tanına isimleri haline geliyorlar. 

Grubun adıyla ilgili anlatılan bir miktar komik bir hikaye de bulunuyor. Shinki Chen elemanlarla konuşup grubun adını Brain Food (Beyin Gıdası) koymaya karar veriyor. Lakin yapımcıya ismi söylerken, kafasının bi dünya olmasından dolayı, Food Brain (Gıda Beyni) diyor ve grubun adı da böyle kalıyor. Hatayı fark ettiğinde Chen bu da böyle olsun mantığıyla üzerine bile gitmemiş anlaşılan.

Yapımcı albüm kayıtları sırasında grubun iyi bir çıkış yapacağına, kaliteli işler çıkaracaklarına ikna oluyor. Hatta kafasında projenin uzun süreli olmasını planlıyor. Ama albümün piyasaya çıkmasından sonra yerinde duramayan grup elemanları dağılmayı tercih ediyorlar. Hepsi farklı gruplara dağılıyorlar. Yapımcının yarım kalan hayali bizim için tek albümlü efsaneler listesine bir grup daha yazmak anlamına geliyor.

Psychedelic Rock'ı daha ileriye taşıyarak üst seviyede bir Space Rock'a doğru yola çıkmışlar Bansan ya da diğer adıyla Social Gathering albümünde. Enstrüman kullanımlarına diyebilecek en ufak bir şey yok. Albümdeki her şey tam yerinde ve olması gerektiği gibi yapılmış. Zaten içinde Shinki Chen ve Hiro Tsunada'nın olduğu bir albümden de farklı bir şey beklemek yanlış olurdu sanırım. Arşive alıp defalarca dinlenebilinecek albümlerden biri.

FOOD BRAIN

Hiro Tsunoda / Davul, Vurmalılar
Hiro Yanagida / Klavye, Org
Masayoshi Kabe / Bass
Shinki Che / Gitar

Konuk Müzisyen:
Michihiro Kimura / Klarinet

BANSAN / SOCIAL GATHERING

01. That Will Do (9:12)
02. Naked Mountain (0:32)
03. Waltz For M.P.B. (3:45)
04. Live Juice Vending Machine (3:21)
05. The Conflict Of The Hippo And The Pig (0:31)
06. Clock (5:27)
07. One-Sided Love (0:48)
08. The Hole In A Sausage (15:03)
09. Dedicated To Bach (0:51)

9 Nisan 2023 Pazar

Chain / Toward The Blues (1971)

60'ların sonunda kurulduğu dönemden şimdiye dek Avustralya'nın çıkardığı en iyi Blues Rock grubu tartışmasız şekilde Chain'dir. Bunu herhangi bir Avustralyalı müzik otoritesi ya da dinleyicisine sorun, farklı bir isim vermeyecektir. Bu türe dahil pek çok grup çıkarmış olsalar da hala en iyileri, en bilinenleri, en önde olanları daima Chain oluyor. 

Grubun tarihi oldukça karışık ama onu da söyleyelim. Özellikle en popüler oldukları 70'li yılların başlarındaki 6-7 yıllık dönemde grup elemanı olarak 40'tan fazla müzisyenin ismi sayılabiliyor. Sürekli kadro değişiklikleri yaşanmış ama gelen gideni hiç bir zaman aratmamış. Neredeyse hep aynı kalitede, bazen daha iyi bir şekilde Chain sahnedeymiş.

Özellikle sahne performansları o kadar iyiymiş ki Mushroom isimli plak şirketinin sahibi Michael Gudinski, yıllar sonra, Mushroom'un kurulduğu dönemde Chain ile tanıştığını ve plak şirketinin geleceğini Chain'in itibarı üzerine oluşturduğunu bir röportajda itiraf etmiş. Zaten bu nedenle de ciddi çalışmalar yapıp, grubun menajerliğini de üstlenmiş. Adam canla başla çalışıp, Chain'in daha fazla insanla tanışması için elinden geleni yapmış.

1971 yılı Ocak ayında Odyssey Festivali'nde verdikleri enfes konserin ardından (History of Chain isimli arşivlik albüm setinin içinde mevcut) albüm aşamasında geçmişler. Uzun uğraşılar sonucunda çıkmış albüm ortaya. İşin temelinde Blues fazlasıyla var olsa da Toward The Blues'un müzikal çeşitliliği bir hayli fazla. Alttan gelen her şeyde bambaşka bir türün etkilerini hissediyorsunuz. 

Bu arada belirtelim, Blues çıkışlılar, Blues Rock yapıyorlar ama bunu tamamen Amerikan tarzı ile de yapmıyorlar. Elbette benzer yanları bulunuyor fakat kendilerine has bir yapı geliştirmeyi de başarabilmişler. Dinlediğinizde Amerika ile alakası olmadığını, İngilizlere benzemediklerini anlıyorsunuz hemen. Koyacak yer bulamıyorsunuz ve en son albümün kapağına bakıp tamam işte Chain bu diyorsunuz. O kadar iyi ve kendilerine haslık konusunda da belirginler.

Albüm kaydının grup halinde çalmaya başlamalarından (elemanlar değişiklik gösterse de) çok sonra olduğu düşünüldüğünde enstrüman yetkinliği konusunda en ufak bir sorun göze çarpmıyor. Vokalin gıcırtılı sesi de albüme tam oturmuş. Arşivde olmazsa olmaz albümlerden biri.

CHAIN

Barry Sullivan / Bass
Barry Harvey / Davul
Phil Manning / Gitar
Matt Taylor / Armonika, Vokal

TOWARD THE BLUES

01 - 32/20 Blues 4:11
02 - Snatch It Back and Hold It 5:01
03 - Boogie 10:38
04 - Booze Is Bad News Blues 7:44
05 - Albert Gooses Gonna Turn the Blues Looses 7:02
06 - Black and Blue 4:50