9 Aralık 2012 Pazar

Spooky Tooth



Liste hazırlamıyorum. Belki listeler hazırlayabilsem çok daha düzenli anlatabileceğim. Yapamıyorum, aradan seçiyorum ve başlıyor Tobacco Road.
Mike Harrison dalgayı yükseltiyor, dakikalar içinde.
Yukarı doğru bakıyorum, takip etmeye çalışıyorum. Birden tam tepemde patlatıyor, sıçrıyoruz.
Kadrosu neredeyse her döneminde değişiklik göstermiş 1967 çıkışlı bir İngiliz grubu Spooky Tooth. İlk albüm 1967 tarihli Supernatural Fairy Tales kadrosunda vokalde Mike Harrison, gitarda Luther Grosvenor, bas gitarda Greg Ridley ve davulda Mike Kellie yer alıyordu. Aslında ilk albümden başlarsak değerlendirmeye bu grubun gerçekten yetersiz olduğunu söylememiz gerekebilir. Bir fon müziği olabilir çoğu şarkı ama fazlasını hissettirmez.
1 sene sonra piyasaya sürülen It's All About her açıdan albümü ise birkaç basamak üsttedir. Özellikle Bob Dylan imzalı Too Much of Nothing parçasının Spooky Tooth yorumu gerçekten ilgi çekicidir. Aynı albümden Tobacco Road, Forget It, I Got It, Sunshine Help Me birkaç adım öne çıkar. Bu arada kadroya bütün yeteneğiyle Gary Wright dahil olmuştur.
1969 tarihli Spooky Two albümü, her türün meraklılarının hatırlayacağı bir şarkıyı da bulundurur muhtevasında. Better By You, Better Than Me parçası 1978 yılında Judas Priest tarafından tekrar yorumlanmıştır. Aynı albümdeki Evil Woman hikayesini hissettiren bir başka Spooky Tooth şarkısıdır.
1969 bir diğer albüm Ceremony Fransız müzisyen Pierre Henry'nin katkısıyla hazırlanmıştır. Zaman zaman tanık olmak zorunda kaldığımız kötü bir denemedir bu 6 parçalık albüm. 
The Last Puff ile tekrar kendi çöplüğüne dönen grup, I Am the Walrus ile açılışı yapar.
Ceremony lanetini unutturan The Wrong Time, Nobody There At All gibi parçalarla devam eder.
Üç senelik bir aradan sonra 1973 yılında You Broke My Heart So I Busted Your Jaw piyasaya çıkar. 8 parçalık bu albümde öncelikle şarkı sürelerinin diğer albümdeki sürelere göre bir miktar kısaldığı fark edilmektedir.
Cotton Growing Man bana göre iyi bir Spooky Tooth dinleyicisine davulun başında Mike Kellie' nin olmadığını fark ettirir. Sadece bu albümde Spooky Tooth, davulda kadrosuna Bryson Graham ismini katmıştır. Bana göre bu seçim çok isabetli olsa da aynı yıl çıkan Witness ile Kellie tekrar davuldaki yerini almış ve benim çok sevdiğim ataklar ve ritmler yine geride kalmıştır.
Witness, sanırım en çok Wings on My Heart parçasıyla akılda kalmıştır bu dönemde. 
1974'te piyasaya çıkan 8. Spooky Tooth albümü The Mirror gerek sözlerle gerek melodilerdeki çeşitlilikle gerçekten başarılıdır.
Albüme ismini veren The Mirror, benim ön sıralardan aday göstereceğim Higher Circles ve elbette her zaman enerjiyi yükselten Hell or High Water ile bir adım daha yukarı tırmanış fark edilir. Bu adımın sahibi şüphesiz Mike Patto'dur.  Hem  vokalde hem enstrümanlarda yer alan Patto efsanenin sonuna tanık olmuştur.
Spooky Tooth 1999 yılında son bir stüdyo albümü çıkarır. 2003 yılında hayatını kaybeden Greg Ridley' nin de kadrosunda bulunduğu Cross Purpose 10 parçalık bir hatırlatmadır belki sevenleri için.

Yıllar sonra gelen bu albüm, benim gibi o dönemlere tanık olmamış birini bile çok değişik yerlere götürüyor. Elbette davulda ya da gitarlarda bunu hissetmek çok zor. Ama Mike Harrison' ın 54 yaşındayken seslendirdiği albüm, zaman yolculuğu içerisinde anlık bir sıçrama yaşamak gibi.
Dünya üzerinden belki bir süre sonra tamamen yok olacak sesler var. Arasak da bulamayacağımız. Belki sırf bu yüzden bazılarımız arşivler toparlamaya çalışıyor, geçmişe sarılıyor. Zaman zaman umutsuzluğa kapılıp kimsenin umursamayacağını, hiç birşeyi aslında kurtaramadığını, anlaşılmayacağını düşünüyor belki.

Ama yıllar sonra bile tükenmeyen bir Spooky Tooth var. Kimse umudunu kaybetmesin diye.


30 Kasım 2012 Cuma

Genesis – Trespass (1970)



      Bir müzik türünü tanımlarken bize hissettirdiği atmosferi anlatmak hiç bilmeyen birine anlatırken bize yardımcı olmayabilir. Özellikle progressive rock dinleyicileri için bu durum biraz belirgin. Bunu yapmak yerine örnek vermeyi seçeriz. Genesis, verdiğimiz örneklerin başındaki gruplardan biridir çoğunlukla. Bu albümle beraber Genesis, şu an taklit edilmesini eleştirdiğimiz klişeleri yaratmaya başlıyor.
      Bir grup için kısa sürede bu kadar hızlı bir evrimleşme, çok sık görülen bir durum değildir ama Genesis bunu devrim yaratacak bir şekilde gerçekleştirmeyi başarmış. Progressive rock’ın en önemli teknik özelliklerinden biri olan uzun ve karmaşık enstrümantal partisyonları bu albüme heyecan verici bir şekilde yerleştirilmiş. Albüm aslında baştan sona, grubun on yıllardır bu işi yaptığı ve bir albümlüğüne dinlendikten sonra aynı hızla devam ettiği hissini yaratıyor. Albüm çıktıktan 42 yıl sonra koltuğumda oturup bu albümü dinlemek her ne kadar aşırı hislere yol açıyor olsa da, o yıllarda bu müzik hareketi yeni yeni yeşermeye başladığında bu albümle karşılaşsaydım yaşayabileceğim heyecanı tahmin bile edemiyorum.
        Dikkatimi çeken bir diğer nokta ise Anthony Phillips’in performansıydı. Neredeyse tüm şarkılarda Phillips’in baskın melodik müsrifliğini görebiliyoruz.  Belki de sahneyle yaşadığı duygusal problemler onu yedek kulübesine taşımasaydı bir albüm sonra tanışacağımız Steve Hackett’ı şu an tanımıyor olabilirdik. Hackett için ‘iyi ki’ mi diyeyim yoksa Phillips için ‘keşke’ mi diyeyim tam bilmiyorum. Sadece bu albümde toplulukla beraber davul başı yapmış olan John Mayhew ismini anmadan da geçemeyeceğim. Kendisi her ne kadar bu albümde iyi bir iş çıkarmış olsa da isabetli bir şekilde bu albümden sonra yerini –o zamanlar sadece cici bir müzikal deha olan- Phil Collins’e bırakmak zorunda kaldı. Bunun dışında Genesis müziğine Gabe’in şifalı üfürüğüyle can verdiği ve o dönemde de The Moody Blues ve Jethro Tull gibi pek çok grup tarafından kullanılan flüt sololarının efektif bir şekilde dahil olduğunu, tüylerimiz diken diken olduğunda açıkça fark edebiliyoruz.
         Trespass denildiğinde akla gelen ilk şey tabii ki çoğu müziksever için The Knife olacaktır. Bu eklektik ve yapımında bolca kaotik ruh serpintisi kullanılan şarkı, ilerleyen yıllarda da pek çok toplama albümde ve ıslaklarımızda yer aldı. Ayrıca Peter Gabriel’ın tüyler ürperten sesiyle bizlere albümü açan Looking For Someone da ayrı bir mesele. Her şarkının ayrı bir değeri var o yüzden bir anlam ifade etmeyecek tek tek belirtmem, asla kaçırmayın demekle yetiniyorum.

1. Looking For Someone (7:06)
2. White Mountain (6:42)
3. Visions Of Angels (6:50)
4. Stagnation (8:48)
5. Dusk (4:13)
6. The Knife (8:56)

Clover - Clover (1970)

Bir iki grubu saymazsak Blog'da Country Rock üzerine pek de bir şey yapmamışız. Gerçi bir yandan çok da aman aman, etkileyici işler yok ya da ben pek sevmiyorum Country Rock'ı. Ama Clover biraz farklı. 80'li yılları bilenler veya hatırlayanlar Cuma akşamlarının en keyif verici maddelerinden birinin Sarı Gül Çiftliği'nde olup bitenler olduğunu da anımsarlar. Sam Elliot karizmatik adamımızken Cybill Shepherd da çocukluk hayallerimizin önemli bir noktasında yer alırdı. Tema müziği de aklımıza kazınmıştır hani. Clover'ın bu diziyle bi alakası yok bu arada. Sadece o dizideki müzikleri sevenlerin had safhada beğenerek dinleyecekleri bir grup ve albüm olduğunu belirtmek için yazdık o kadar. Clover müziği son derece klasik, yenilikten uzak ama tam da Country temelleri üzerine kurulu ve insana California'nın yolları taştan duygusu aşılayacak denli Amerikan. 

1967 yılında kurulup 1970 yılında çıkardıkları bu ilk albümde ilk iki parça Shotgun ve Southbound Train hareketliliğiyle alıp götürür insanı. Peşinden gelen şarkılar modu ve devinimi biraz dibe doğru çekerler ama bu tamamen 6.parça No Vacancy'ye hazırlık gibidir. No Vacancy insanı yerlerde süründürür. 

CLOVER


- Alex Call - Gitar, Lead Vokal

- John McFee - Gitar, Vokal
- Johnny Ciambotti - Bass
- Mitch Howie - Davul
- Ed Bogas - Fiddle


CLOVER - 1970


01. Shotgun (Walker) - 2:11

02. Southbound Train (Alex Call/John McFee) - 3:38
03. Going To The Country (Johnny Ciambotti/Alex Call) - 2:29
04. Monopoly (Johnny Ciambotti) - 2:00
05. Stealin' (Alex Call/Ed Bogas) - 2:44
06. Wade In The Water (PD) - 4:26
07. No Vacancy (Johnny Ciambotti) - 3:12
08. Lizard Rock'n'Roll Band (Ed Bogas/Alex Call) - 2:55
09. Come (Alex Call) - 3:47
10. Could You Call It Love (Alex Call/John McFee) - 2:30

27 Kasım 2012 Salı

Genesis - From Genesis To Revelation (1969)



       Yıl 1969... Hepsi 18-19 yaşlarında ve grup çalışmalarına başlayalı iki yıl olmuş. Grubun üzerinde, o dönemde İngiltere’deki en önemli pop müzik prodüktörlerinden biri olan ve aynı zamanda Genesis’i ‘keşfeden’ Jonathan King’in etkisi çok fazla. Biraz da bu yüzden çoğu progressive rock dinleyicisi bu albümü Genesis’in ilk albümü olarak değerlendirmez, çünkü albümün genel yapısı The Moody Blues’u ve bir parça da Bee Gees’i anımsatacak nitelikte. Hatta albümdeki parçaların çoğu, pek çok Genesis hayranı tarafından ‘’yan sanayi pop ballad’ları’’ olarak nitelendirilse de henüz daha çok genç olan bu müzisyenlerin iyi bir iş çıkardıkları da aşikâr.
       Albümün kadrosuna baktığımızda klasik Genesis kadrosundan Peter Gabriel, Mike Rutherford ve Tony Banks’i görüyoruz ve şarkılarda da bireysel yetenekler açısından Gabe’in ve Mike’ın geleceğe dönük olarak fazlasıyla ümit verdiklerini görebilmek mümkün. Tony Banks’in performansı ise her ne kadar albümdeki şarkıların belkemiğini oluştursa da birkaç albüm sonra dinleyeceğimiz Tony Banks’e göre oldukça yaratıcılıktan uzak. Bu albümden bir progressive rock ‘magnum-opus’ı olan Foxtrot’a kadar olan süreci, bir gelişim süreci olarak görürsek From Genesis To Revelation sadece –grubun ikinci albümü olan- Trespass’a yönelik ufak belirtiler gösterebiliyor.
       Her ne kadar olumsuz eleştirilerin hedefi olup yok sayılsa da bu albüm, Genesis hayranları tarafından en az bir kere dinlenmeli. Şarkılar ise aralarında tek tek incelenecek farklılıklar göstermiyor fakat That’s Me, hem Peter Gabriel’ın vokal yeteneklerini hem de Genesis’in şarkı yazma yeteneklerini göstermesi açısından yeterince güzel bir tercih olabilir.


1. Where The Sour Turns To Sweet (3:13)
2. In The Beginning (3:46)
3. Fireside Song (4:18)
4. The Serpent (4:38)
5. Am I Very Wrong? (3:31)
6. In The Wilderness (3:29)
7. The Conqueror (3:40)
8. In Hiding (2:37)
9. One Day (3:21)
10. Window (3:33)
11. In Limbo (3:30)
12. Silent Sun (2:13)
13. A Place To Call My Own (1:58) 
14. The Silent Sun (2:11)
15. That's Me (2:36)
16. A Winter's Tale (3:27)
17. One-Eyed Hound (2:33)

22 Kasım 2012 Perşembe

Freedom




Zaman zaman ilk anmak istediğim isim bir başkasının önüne geçiyor. Her şeyin üst üste yıkıldığı bir anda daha derini gösteren bazı sesler var.

1971 çıkışlı Avustralyalı müzik grubu Buffalo, beni 2. albümlerinin 2. şarkısıyla yakaladı.
Dave Tice ve Peter Wells tarafından kurulan grup 6 albümü yayınlamıştır.
İlk albüm 1971 tarihli Dead Forever'da, lead vokal olarak Dave Tice ve Alan Milano ikilisi, gitarda John Baxter, davulda Paul Balbi ve bas gitarda Peter Wells bulunur. Ne yazık ki çift vokal ayrıcalığı tek albümle sınırlı kalır. 2. albümde mikrofon Dave'e bırakılmıştır. Davulda ise Balbi'nin yerini Jimmy Economou alır.

Ve 1973'te Volcanic Rock piyasaya çıkar. 8 şarkılık albüm yolun başı, ortası ve sonudur aslında. Buffalo Volcanic Rock ile ışık saçmaya başlar, sonraki albümlerde ise bu ışığın yok oluşuna tanıklık ettirir dinleyicilerini.

1974 yılında 4 şarkılık bir EP çıkaran Buffalo aynı yıl Only Want You For Your Body isimli bir de albüm piyasaya sürdü. Volcanic Rock sonrası beklentileri karşılamaktan çok uzak olan bu albümle Buffalo, hem tarzını, hem de dinleyici kitlesini değiştirmiş olur.

Artık piyasaya göre şekillenme safhası başlamıştır. Till My Death gibi bir şarkı yazılmaz ya da Sunrise'daki gibi bir intro daha görünmez sonraki albümlerde.

Mother's Choice albümüyle kadrosuna Norm Roue, Mark Simmonds ve Karl Taylor'ı dahil eden grup tükenmek üzere olduğunun sinyalini vermektedir.

1977 tarihli son stüdyo albümü Average Rock 'n' Roller ile de ne yazık ki eski ruhu yakalayamayan Buffalo üyeleri kariyerlerine farklı projelerle devam eder.

Zamanında sırf volkanik kayalara tırmanmaya heveslendikleri için bile hala alkışı hakediyorlar.

Ama en çok..



The senses are returning
You'll soon be on your way
The old bridge is burning
At your new life's first day

And you travel down the highway
And you open up your mind
And you move down each byway
Understand the truths you find
And remember don't deny
Another who's in need
There's reason left to cry
'till every man lives free

If you open up your eyes
You'll understand the face I mean
And Someday you'll see why
Men die for their dream

Yeah to travel on to feedom
Yeah to travel on to feedom
travel on to feedom
travel on to feedom, yeah



23 Ağustos 2012 Perşembe

Grand Funk Railroad



Grand Trunk Railroad göndermesiyle Mark Fredrick Farner, Don Brewer ve Mel Schacher tarafından 1969 yılında kurulan Grand Funk, hala müzik yapan ender dönem gruplarındandır.
Kariyerleri boyunca 25 single, 4 live, 13 stüdyo albümü ve 9 derlemeye imza atan Grand Funk Railroad bu muhteşem üretkenliğini en çok 1970-1980 yılları arasında kullandı.
1969 tarihli ilk albüm On Time, zamanın Amerikan rock müzik anlayışına uygun iddiasız sözler ve tekrarlı ritimlerle çıkış tarihinin popülaritesini yansıtır. Albümde 2 ayrı versiyonuna yer verilen ve daha sonra single olarak da yayınlanan Heartbreaker parçası yine sabun köpüğü sözlerine rağmen (a.ertegün'e sevgilerle) dinleyiciyi avucunun içine alacak bir ruhun habercisidir.
Aynı sene çıkan Grand Funk albümü ile sözleri de bir miktar güçlendirmeye başlarlar.
Deneysel kabul edebileceğim Mr. Limousine Driver'ın yanı sıra Winter and My Soul gibi Don Brewer'ı davulda ön plana çıkaran oldukça güzel ritimli bir parçanın da bulunduğu albüm grubun her yeni çalışmada biraz daha gelişeceğinin müjdecisi gibidir.
Üçüncü albüm Closer to Home sonunda! grubun müziklerinin sadece notalarla sınırlı kalmayacağını gösteren bir parçayla açılış yapar. Sin's a Good Man's Brother bu sesin sadece ilk nefesidir.
Grand Funk nihayet aşk, sevgi, kalpler şekilli eşitkenar üçgenin sınırlarından kurtulmuş, Aimless Lady ile amaçsız kadına kadar dilini uzanmıştır.
Albüme ismini veren I'm Your Captain/Closer to Home sade ama coşkulu ritmiyle dinleyiciyi iskeleden alır, evinin kapısına kadar bırakır.
1971 tarihli E Pluribus Funk ilk kadronun çıkardığı son albümdür. Sonraki albümlerde Craig Frost klavyede ve geri vokallerde gruba eşlik edecektir.
1974 yılında piyasaya çıkan Shinin' On ile gitarda oldukça yetenekli bir isim olan Todd Rundgren ile çalışan Grand Funk Railroad bu albümle duraklama dönemine adım atar. Sonraki albüm All the Girls in the World Beware ne yazık ki içerik olarak kapak çalışması kadar yaratıcı değildir.

Kemik kadrodan davulda Don Brewer ve bas gitarda Mel Schacher'in yanı sıra vokalde Max Carl, gitarda Bruce Kulick ve klavyede Tim Cashion'ın bulunduğu Grand Funk Railroad, zamanında yıldızlaşan üç adamın yolculuğunun devamıdır hala..


19 Ağustos 2012 Pazar

Sir Lord Baltimore


"Bu saçma isimle nereye kadar!" demiştim, bilgisizlik böyledir işte. Tavsiyelere kulak asmamak olmazdı yine de, buldum arşivledim. Ve listeye akan ilk şarkıyla fikrimi saniyeler içinde değiştirdim. Ain't Got Hung On You  dedi John Garner. Anladım ki define haritasını bulmuşum ben.
1968 çıkışlı Amerikalı bir rock müzik grubu Sir Lord Baltimore.

3 kişilik kadrosu
John Garner- vokal- davul
Louis Dambra- gitar
Gary Justin- bas gitar
şeklindedir.

1970 tarihli Kingdome Come albümü oldukça iddialıdır ve muhteşem gitar riffleriyle dönemin devlerinin yanına ismini yazmıştır. Tutuşma sıcaklığında bir Master Heartache ile başlar albüm, tempoyu düşürmeden Hard Rain Fallin ile devamını getirir. Albüme ismini veren Kingdome Come çoğu parça için uzun kabul edilebilecek 6:39'luk süresine rağmen bitmesin istenecek güzelliktedir.

1971 tarihinde piyasaya çıkan Sir Lord Baltimore albümü ise Man From Manhattan ile açılış yapar. Ve bir daha da kapanmaz. Çünkü bu parça akla zarar güzelliktedir. Bu kez gerçek bir şaşkınlık yaşatır Sir Lord Baltimore dinleyicide. Kayıtlara ikinci gitarist olarak katılan Louis Dambra'nın kardeşi Joey Dambra ile birlikte 4 adam zamanın en yenilikçi kayıtlarından birine imza atmıştır. Melodilerdeki devinim 32 dakikalık bir gönüllü esaret yaratır.

Bu iki albümün ardından 1994 ve 2003 yıllarında Kingdome Come/Sir Lord Baltimore adıyla bir toplama albüm, 2006 yılında ise Sir Lord Baltimore III Raw isimli bir başka çalışma piyasaya çıkaran grup zamanın değerli müzisyenlerini önemli ölçüde eklemiş ve günümüzde hala hayranlıkla dinlenebilecek müzikler yaratmayı başarmıştır.


16 Ağustos 2012 Perşembe

Bloodrock


Doğrusu beklediğim bu değildi. Ama kesinlikle güzel oldu. İsminin etkisiyle eskilerden amatör bir heavy metal grubuna varacağımı sanıyordum. Children's Heritage introsu ile dağıldı kafamdaki düşünceler. Bloodrock 1969 çıkışlı Amerikalı hard rock grubu. Öncesinde The Naturals olarak biliniyor aynı kadro. Hatta  1965-1969 yılları arasında da Crowd +1 ismiyle müzik yapıyorlar. Aslında zamanın tüm güzel müzikleri gibi single çalışmalarıyla hafızalarda hatırı sayılır bir yer edinmiş. Basit sözlerle geçiştirilmiş bazı şarkılar. Ne söylendiğini pek umursatmayacak çeşitlilikte müziklerle süslenmiş. Düzenlemeler oldukça güzel.

Kariyerlerinin en başarılı çalışması kabul edilen 1971 tarihli Bloodrock 2  albümü ile Billboard listelerinde 21. sıraya kadar tırmanan grubun bana göre en büyük artısı enstrümanlar.
A Certain Kind saksafonun Bloodrock şarkılarındaki yerinde kullanımının belki de en güzel örneği. Hiç beklemediğiniz bir anda parıldayan Warren Ham kadronun bu noktada etkili isimlerinden biri.
Dahası elbette seveni kadar nefret edeni de bulunan Jim Rutledge'in  vokaldeki yeteneği, Breach Of Lease ile yakaladıkları melodi..

Bloodrock kadrosundan 1972 yılında ayrılan Rutledge bana göre grubun sonunu da getirmiş oldu. İlk üç stüdyo albümünden sonraki çalışmalarında aynı enerjiyi yakalayamayan grup geriye bir bardak Whiskey Vengeance'i, ölüm keskinliğindeki D.O.A şarkısını ve Texas ruhunu bıraktı.

23 Nisan 2012 Pazartesi

Os Mundi - 43 Minuten. (1972)


Os Mundi Berlin’den çıkmış ve bize 1970’lerde iki stüdyo albümü bırakmış Alman rock grubudur. İlk albümleri Katolik ilahilerinin yorumlandığı bir konsept albüm olan “Latin Mass” olsa da (ki buna benzer bir çalışma Electric Prunes’un “Mass in F Minor” albümünde denenmiştir) bu yazımda tanıtacağım albümleri  “43 Minuten”. İlk albümleriyle kıyaslandığında bu albümün Jazz Rock ağırlıklı olduğu rahatlıkla söylenebilir.  Bunun yanında psychedelic ambiyans albümde rahatlıkla hissedilmekte. Uzun gitar jamlerinin yanı sıra saksafon, flüt gibi enstümanlar da uzun bölümler halinde kulaklarımızı bayram ettiriyor. Zaten kişisel kanaatim progresif rock’dan bahsedilecekse dinleyen kulakların saksafon ve flüt sosuna iyice bandırılması gereklidir.

Albümün açılış şarkısı “A Question of Decision” davulun eşlik ettiği hoş bir bas çizgisini, gitar ve saksafonun eşliğinde açılıyor ve ikinci dakikadan itibaren oldukça karanlık bir doğaçlama bölümüne geçiyoruz. Doyurucu ve yer yer enerjik bir flüt bölümünden sonra şarkı eski düzenine dönerek nihayete eriyor. İkinci şarkı “Triple”, saksafon ve çello ağırlıklı bir şarkı, önceki şarkıdan aldığı karanlık atmosferi stilistik bir vokal ve diğer enstrümanların eşliğinde sürdürüyor. “Missile” süre giden saksafon ve uzun bir gitar jaminden oluşan tempolu bir şarkı. “It's All There” albümdeki favori şarkılarımdan; düalistik sözleriyle vokalin ön planda olduğu ve doğu ezgilerinin ağırlıklı olarak kullanıldığı etkileyici bir şarkı.  “Isn't It Beautiful” ise aksak ritmli ve saksafon emprovizasyonlarından oluşan tempolu bir şarkı, hemen ardından gelen “But Reality Will Show” jazz öğelerinin ağırlıklı hissedildiği ve hemen ardından insandan uçurumdan düşüyormuş hissi uyandıran psychedelic bölümleriyle kendinden geçiriyor. Bütün bunların ardından albümün kanımca en cool şarkısı “Children's Games” geliyor. Bir süre orta tempoda vokalle hoş bir biçimde devam eden şarkı ikinci dakikanın sonuna doğru bas ritminin dikkat çekiciliyle kesiliyor ve insanı hemen yakalayan doğaçlama flüt bölümüyle kendimizi iyi hissediyoruz. Ama daha bu başlangıç; saksofon ve çelloyla birlikte ritim gittikçe hızlanıyor birden kesilip tam gaz bir doğaçlama bölümüne daha açılıyoruz. Kafamızı duvara biraz vurduktan sonra şarkı durulup nihayete eriyor. "Erstickubungen” albümün en jazz kokan şarkılarından flüt, çello ve saksofon bölümlerinden oluşan karmaşık ritmli bir parça. Albümün kapanış şarkısı ise konuk müzisyen “Conny Plank”in solo gitarıyla eşlik ettiği "Fortsetzung Folgt".

Os Mundi miras bıraktığı iki albümüyle dönemin müzikal çevresi göz önüne alındığında adından söz edilmesi gereken bir grup. Müzikte eklektizm her zaman güzel sonuçlar doğuran bir durum değildir. Buna rağmen “43 Minuten” farklı formların bir arada güzel bir şekilde harmanlandığı bir albüm. Sonuç olarak Out of Focus, Embryo gibi gruplardan hoşlananlar için edinilmesi gereken bir albüm olduğu düşüncesiyle huzurlarınızdan ayrılıyorum. 

Os Mundi – 42 Minuten

1. A question of decision (7:40)
2. Triple (5:07)
3. Missile (3:05)
4. It's all time
5. Isn't it beautiful (2:17)
6. But reality will show (6:30)
7. Children's games (7:59)
8. Erstickubungen (6:21)
9. Fortsentsung Folgt (1:17)

Albüm Sanatçıları:
- Udo Arndt / gitar, klavye, vokal, perküsyon
- Andreas Villain / bas
- Dietrich Markgraf / saksafon, flüt
- Christoph Busse / davul, gitar, vokal
- Buddy Mandler / perküsyon
- Mikro Rilling / çello, perküsyon, vokal
- Ute Kannenberg / vocal

Konuk Sanatçı : Conny Plank/ gitar



9 Nisan 2012 Pazartesi

Marillion - The Best of Both Worlds



Uzun sayılabilecek bir aradan sonra ustalara saygı kuşağı ile dönüş yapalım. 

Gecenin içine doğru akarken iki dünyayı içinde barındıran bir albümü dinlemek gibisi yok. Marillion'un her zamanki eşsiz albüm kapaklarından biri elimdeyken birinci cd'yi oynatıyorum. Diğer taraftan neymiş, nasılmış marillion, bakalım.

Marillion, 1979'da temelleri atılmasına rağmen fazlaca dinamik bir yapısı olduğundan yıl yıl eleman değişikliği içinde olmuş bir gruptur. İsmi, tahmin edileceği üzere J.R.R.TOLKIEN'in Silmarillion'undan esinlenme. Zaten grubun ilk zamanlarında ismi silmarillion'dur 1980'de Marillion olmuştur. Marillion severler kendi içinde Fish ve Steve Hogarth dönemlerine ayrılmışlardır. Vokal anlamında, konsept anlamında apayrı iki dünya dönemi olarak bakılabilir bu ikisinin dönemlerine. 1989'a kadar Fish'in vokalleri vardır, 1989'dan sonra yerini Steve Hogarth'a bırakır. Bu ayrımı görebilmek için bu albüm müthiş bir donedir. 

Albüm 2 cd'den oluşmakta. 
Cd 1'de 1982-1988 arası 14 parça bulunmakta. Tabii ki vokaller Fish'e ait. ''script for a jester's tear'' ile bi' başlar... Tamam, daha ilk şarkıdan fazlaca akıllara zarar olmasına sesimi çıkarmam da, devamındakiler peki? forgotten sons'a kadar kalp atış sayımda değişmeler oluyor. SERT! Geçişler sert değil; ama Fish acımıyor cidden. Dinlediğinizde anlayacaksınız. 

Tozlu cd'ler arasından çıkartılan bir cd'nin duygulanım dengesizliği yaratmadaki başarısını MARILLION ile test edebilirsiniz.

Cd 2'de ise 1989'dan sonra çıkmış parçalardan oluşmakta. Bu parçalarda da Steve Hogarth abimiz vokal. İkinci cd'ye geçtiğimde başka bir dünyada hissediyorum. Aradaki keskin geçişi iyice hissetmek için ilk cd'den  forgatton sons ya da ilk şarkıdan direkt olarak ikinci cd'ye geçin. Steve Hogarth vakolinin ve parçanın içindeki enstrüman kullanımının bende neden çokça derine işleyemediğini henüz anlayamadım. Sizde de varsa öyle işleyememe durumları, sebebini bulalım bilahare! Önce tekrar tekrar dinleyin bu albümü. Ayrıca tüm albüm kapak tasarımlarını yapan kişileri vay arkadaş deyip takdir ediyorum buradan. Vay arkadaş!

MARILLION
the best of both world

Disc 1:
- Fish / vocals 
- Mark Kelly / keyboards 
- Ian Mosley / drums (tracks 5-14)
- Mick Pointer / drums, percussion (tracks 1-4)
- Steve Rothery / guitars 
- Pete Trewavas / basses

Disc 2:
- Steve Hogarth / vocals 
- Mark Kelly / keyboards 
- Ian Mosley / drums 
- Steve Rothery / guitars 
- Pete Trewavas / basses

Disc 1: 1982-1988:
1. Script for a Jester's tears (8:45) 
2. Market Square heroes (edited /re-recorded) (3:57) 
3. He knows you know (5:23) 
4. Forgotten sons (8:19) 
5. Garden party (7:16) 
6. Assassing (3:38) 
7. Punch and Judy (3:19) 
8. Kayleigh (single) (3:34) 
9. Lavender (single) (3:41) 
10. Heart of Lothian (single) (3:37) 
11. Incommunicado (5:16) 
12. Warm wet circles (single) (4:24) 
13. That time of the night (5:58) 
14. Sugar mice (8:46) 


Disc 2: 1988 - present:
1. The uninvited guest (3:46) 
2. Easter (single) (4:31) 
3. Hooks in you (meaty mix) (3:54) 
4. The space... (6:15) 
5. Cover my eyes (3:55) 
6. No one can (4:40) 
7. Dry land (4:43) 
8. Waiting to happen (4:56) 
9. The great escape (6:28) 
10. Alone again in the lap of luxury (radion edit) (4:29) 
11. Made again (5:04) 
12. King (7:06) 
13. Afraid of sunlight (6:51) 
14. Beautiful (radio edit) (4:33) 
15. Cannibal surf babe (5:18)