6 Mayıs 2022 Cuma

Dark - Round The Edges (1972)

4 günlük kayıt aşaması ve 64 kopyalık orjinal sürümü ile zamanında yeterince ilgi görmese de (eş dosta dağılmaktan öte) zamanla koleksiyonerlerin kutsal kasesine dönüşmüş bir albüm Round the Edges. Daha kısa sürede kaydedilmiş, hatta daha az basılmış (hiç basılmayanlara da selam olsun) bir dolu kayıttan ne farkı var bu albümün derseniz, peşinen cevap vereyim: bu albümün alamet-i farikası, içinde barındırdığı bazı anlardan öteye geç(e)miyor.

Daha kafadan, kakafonik, kaotik ve biraz ne idüğü belirsiz bir introsu ile sizi karşılayan açılış parçası Darkside’ın devamındaki ağır aksak yürüyüşü ve solosu, Northampton soğuğu misali, iliklerinize işliyor. Schizoid man tarzı bir geçişle de diğer parçalarda sık sık denk geleceğiniz o meşhur overdrive fuzz gitar duosu ile tanışıyoruz. Bahsettiğim alamet-i farika diyebileceğimiz anlar da genelde bu tip ön plana çıkan dual fuzz gitarlar işte. Albümün prodüksiyon, gitar ve vokal görevini üstlenen Steve Giles’ın vokal partisyonları belki bilinçli olarak duygudan ve nağmelerden uzak düz bırakılmış olsa da detone olduğu anlarda tüm tadınızı kaçırabilecek seviyede. Biraz politik, biraz psych, biraz ondan ve bundan sözler de parçaların trafiğine uydurulmuş ve vokali zorlamamayı amaçlamış gibi duruyorlar. (buna rağmen patlıyor olması da büyük başarı) Neyse ki Ronald Johnson ve Clive Thorneycroft altyapıda yakaladıkları mükemmel uyum ile harikalar yaratıyor da çiğ vokaller ve çoğu üstünkörü (fuzzuli) gitarların yarattığı baygınlık hissi ortadan kalkıyor. Bu arada Johnson ve Thorneycroft ikilisinin bestelere olan katkıları “Live for Today” ve “Zero Time” gibi parçaların aranjmanlarında da bolca hissedebilir.

Kapağına “loş bir odadan dışarıya bön bakan bir hatun” koyarak, isminin ve memleketi Northampton’ ın hakkını veren bir grup Dark ve dönemin pırıl pırıl soundlarından uzak, sade ve (kısmen) akıllı prodüksiyonlu “Round the edges” albümü ardından 1977 yılında dağıldı. Doksanların ortasında tekrar bir araya gelip, iki-üç yıl sonra tekrar dağılan grup, 2011 yılından beri faal. 2019 yılında albümü baştan sona çaldıkları konserleri de mevcut. (Steve Giles’ın YouTube hesabına bakınız)

DARK

Steve Giles – vocals, guitar, producer

Martin Weaver – guitar

Ronald Johnson – bass guitar

Clive Thorneycroft – drums


ROUND THE EDGES

01 - Darkside (7:56)

02 - Maypole (5:00)

03 - Live for Today (8:04)

04 - R.C.8. (5:03)

05 - The Cat (5:19)

06 - Zero Time (6:47)


ICG

12 Aralık 2020 Cumartesi

50. Yılını Kutlayan Progressive Rock Albümleri / Bölüm 2

1970 yılında piyasaya çıkan ve bugün 50.yılını kutlayan Progressive Rock albümleri seçkisinin 2.bölümü. Gentle Giant, Soft Machine, Miles Davis, King Crimson ve Genesis'in 1970 yılı albümleri seçkinin bu bölümünde yer alıyor.

Symphonic Rock, Jazz Fusion, Canterbury Scene, Progressive Folk gibi Progressive Rock etkileşimi sayılan albümleri kısacık tanıtarak, haklarında bilgi vermeye çalıştık.

11 Aralık 2020 Cuma

50. Yılını Kutlayan Progressive Rock Albümleri

1970 yılında yayınlanan ve bugün 50.yılını dolduran Progressive Rock albümleri seçkisi. Amon Düül II, Caravan, Santana, Van Der Graaf Generator ve Emerson, Lake & Palmer'ın 1970 yılı albümleri seçkinin bu bölümünde yer alıyor.

Progressive Rock içerisine dahil olan Sypmhonic Rock, Krautrock, Canterbury Scene, Progressive Folk Rock ve Klasik Müzik gibi pek çok türden etkiler taşıyan albümleri sıralarken haklarında da kısa bilgiler verdik.

17 Kasım 2020 Salı

Trúbrot - Undir Áhrifum (1970)

60’lı yılların sonunda 2 grup elemanlarının birleşmesinden oluşan “supergroup” Trúbrot, rock müzik konusunda İzlanda’nın medar-ı iftiharlarından biri. Gerçi başka grup var mıydı onu da hatırlamıyorum şimdi ama bu grubun yeri ilginç ve değişik.

İlk albümde kendi dillerini kullanarak yaptıkları geleneksel folk müziğin ardından daha geniş kitlelere açılabilme amacıyla 2. Albümden itibaren progressive ve psychedelic’e doğru yol alıp dili de İngilizce olarak güncelliyorlar. İyi de yapmışlar çünkü İzlandaca pek de uygun değil gibi geliyor bana.

60’ların ikinci yarısında etkili bir yere sahip olan Hljómar ve Flowers gruplarının elemanları daha farklı işler çıkarabilmek adına birleştiklerinde isim olarak Trúbrot’u seçiyorlar. Buradan bakıldığında karizmatik bir isim gibi görünmekle birlikte anlamı “döneklik” olunca pek de iyi duygular beslemiyor insan. Üstüne bir de Undir Ahrifum yani “sarhoş” diye albüm yapınca…

İşin şakası bir yana İzlanda gelenekselinden beslenen tarzlarını progressive ile birleştirip içine psychedelic ve heavy’i de katınca ortalamanın üzerinde bir albüm ortaya çıkmış. Zamanında plak olarak yayınlanan albümün A yüzü kısa ama etkili parçalardan oluşuyor. İngiliz tipi progressive ile Amerikan tipi psychedelic’in birleşiminden oluşan parçalar birbiri ardına sıkmadan kendini dinletiyor.

Albümün B yüzünde yer alan 2 parça ise hem grup hem de İzlanda rock müziği açısından gerçekten de üst düzey işlere dönüşmüş. Feel Me yumuşak başlayan tarzını gitar oyunlarıyla bezenmiş bir melodik yapıya dönüştürerek, içinde barındırdığı pek çok etkileşimi öne çıkartıyor. Albümün en iyi şarkısı bile denilebilir. Hemen ardından gelen ve kapanış parçası olan Stjörnuryk ise daha ağır ve durağan görünmekle birlikte sonlara doğru ritmik hale gelen tarzı ve gitar soloları ve iniş çıkışlarıyla keyif veriyor. 


TRÚBROT

Gunnar Þórðarson – Gitar, Flüt, Vokal
Rúnar Júlíusson - Vokal, Bass
Magnús Kjartansson - Piyano, Org, Vokal
Ólafur Garðarsson - Davul


UNDIR ÁHRIFUM

1. Going (4:44)
2. Everything's Alright (4:23)
3. In The Country (2:46)
4. Relax (2:44)
5. Sunbath (3:47)
6. Tracks  (3:55)
7. Feel Me (10:34)
8. Stjörnuryk (7:35)


14 Kasım 2020 Cumartesi

Affinity - Affinity (1970)

2 gün arka arkaya hem de Almanlar üzerinden İngiliz Progressive Rock müziği ile ilgili atıp tutunca, doğal olarak bu tarzdan birilerini de blog’a ekleyesi geliyor insanın. Türün en iyi ya da en üretken veya en sağlam temsilcisi gibi görünmese de Affinity kuşkusuz en iyilerden biri. 

Kökeni 1960 yılına, Sussex Üniversitesi’ne dayanıyor. 1960 yılında üniversite öğrencisi olan elemanlar birlikte çalmaya başlıyorlar. 63 yılından itibaren grup 2 farklı tipte ama başlangıçtaki elemanlarla devam ediyor. İlk grup caz üzerine yoğunlaşan The Jazz Trio, diğeri ise The Baskervilles. Her iki grubun elemanları da sürekli değişmekle birlikte üniversite sonrası Naiff ve Serpell, Ice isimli bir grup kuruyorlar ve ticari anlamda başarı kazanan bir albüm kaydediyorlar ama ertesi yıl da dağılmak zorunda kalıyorlar. The Baskervilles’den gelen Naiff ve Serpent, Ice’ta birlikte çaldıkları John Carter’ı da alıp The Jazz Trio’dan Linda Hoyle ve Mo Foster ile birleşip Affinity’i kuruyorlar. Kısa süre sonra Carter ayrılıyor ve yerine Mo Foster geliyor.

68 – 70 yılları arasında pek çok kayıt, bir sürü konser ve daha nicelerini yapıp en sonunda da grubun tek albümü Affinity’i piyasaya çıkarıyorlar. Ticari anlamda muhteşem bir başarı yakalayamasalar da psychedelic, folk ve jazz’dan beslenen progressive rock tarzlarıyla rock müzik tarihindeki yerlerini alıyorlar.

Grubun en güçlü yanı tartışmasız Linda Hoyle vokali. Jefferson Airplane’den Grace Slick’in güçlü vokaliyle Fairport Convention’dan Sandy Denny’nin yumuşak ama etkili sesinin birleşimi olan Hoyle’un vokali bu iki benzerliğe rağmen kendine has bir yapıya da sahip. 

Vokali en güçlü yan diye belirledik ama grubun diğer elemanları ve enstrüman kullanımları da yabana atılır gibi değil. Özellikle Bob Dylan’ın yazdığı All Along the Watchtower’da hem progressive rock hem de enstrümanlar üzerine uzun ve çok iyi bir ders alıyorsunuz.


AFFINITY

Linda Hoyle - Vokal
Lynton Naiff - Piyano, Elektrikli Piyano , Klavsen , Vibrafon
Mike Jopp - Elektro Gitar, Akustik Gitar, 12 Telli Gitar
Mo Foster - Elektrikli Bass, Kontrbas
Grant Serpell - Davul, Vurmalılar


AFFINITY

1. I Am and So Are You (3:31)
2. Night Flight (7:15)
3. I Wonder If I Care as Much (3:20)
4. Mr. Joy (5:02)
5. Three Sisters (4:57)
6. Coconut Grove (2:35)
7. All Along the Watchtower (11:36)
Bonus Tracks
08. Eli's Coming  (3:28)
09. United States Of Mind  (2:44)


13 Kasım 2020 Cuma

Pell Mell - Marburg (1972)

Alman symphonic ve progressive’ine giriş yapmışken Pell Mell’den bahsetmemek de olmaz elbette. Genel olarak Krautock içerisinde yer alsalar da tıpkı Novalis’te olduğu gibi İngiliz tipi progressive’ e daha yakınlar. Enstrüman kullanımları, heavy’e kayan çıkışlar ve kimi zaman yumuşak kimi zaman sertleşen vokalleriyle öne çıkan gruba ait yayınlanmış ilk albüm Marburg. Hiç şüphesiz ki en bilineni de yine bu aynı albüm.

Pastoral etkiler taşıyan bölümleriyle symphonic rock’ı birleştiren ama enfes tanımlamasından bir hatta iki derece aşağıda olan bir albüm. Çünkü albümde müzik açısından hiçbir sorun yokken vokal insanı çileden çıkarıyor. Evet, bazı yerlerde kulağa çok iyi geldiği de oluyor vokalin ama geneli düşündüğümüzde gerçekten berbat denilebilecek bir yapıda. Yani hiç gerek yokmuş o vokale. Kimilerine göre belirli bir tarzı ifade etse de albümün yapısını bozduğu da bir gerçek.

The Clown and the Queen gibi efsanevi bir parçanın vokaller yüzünden harcanmasından bahsediyoruz burada. Müzikal alt yapısı gerçekten muhteşem olan bu parçada kulağı tırmalayan, insanı rahatsız eden tek şey o özelliksiz ve her an detoneleşecekmiş hissi uyandıran vokaller.

Her albümde kişisel bir favori parça bulunur ya.. Bu albüm için benimki de ikinci parça olan Moldau. Alman folk kültüründen beslenen, klasik müzik etkisinin bir hayli hissedildiği bu pastoral senfonide (aha, gönderme yaptım) hüzünle başlarken coşkuyla dolarak keyfin derinliklerine dalıyor insan. Parçada özellikle öne çıkan flüt ve keman Schmitt ve Schön’ün basit, sade ama üst düzey yeteneklerini gösteriyor.

Oldukça melodik havada başlayan Friend, albümün bir diğer sürprizi. Uriah Heep hatta daha özele inerek belirtirsek Ken Hensley tarzı klavyeleriyle göze çarpan flüt ile ilerleyen parça değişik hissiyatlar yaşatıyor insana.

City Monster ise iddiasız görünen ama rock müziğin etkileşimleri üzerine geniş bir yelpazeye sahip olan ilgi çekici bir parça. Ani değişimler, atonale doğru gidiyormuş hissi uyandıran oyunlar, ikili vokaller parçaya değer katıyor.

Vokal girene kadar atmosferik introsu ile iyi idare eden Alone, her ne kadar vokaldeki Gentle Giant tarzını hissettirse de fazlasıyla can sıkıcı olabiliyor. Ama ardı ardına gelen tür ve tarz değişimleri ile geçişleri parçayı iyi bir hale getiriyor. Özellikle sonlara doğru ortaya çıkan keman bambaşka lezzetler sunuyor.


PELL MELL

Thomas Schmitt – Vokal, Keman, Flüt, Mellotron
Rudolf Schön – Gitar, Vokal, Flüt
Otto Pusch  - Piyano, Org
Jörg Götzfried – Bass Gitar, Vokal
Bruno Kniesmeijer – Davul, Vurmalılar
& Andy Kirnberger – Gitar (The Clown and the Queen)


MARBURG

1. The Clown and the Queen (8:37)
2. Moldau (5:24)
3. Friend (7:04)
4. City Monster (8:42)
5. Alone (9:24)


12 Kasım 2020 Perşembe

Novalis / Banished Bridge (1973)

60’ların sonuna doğru başlayan süreçte, popüler müziğin dışında kalan alternatif kesimin öncülüğünü Amerika’da Psychedelic, İngiltere’de Progressive ve Almanya’da da Krautrock yapıyordu. Türlerin birbirini tanıması ve keşfetmesi doğal olarak çok sürmedi. 70’li yılların daha hemen başında İngiliz Progressive’ini keşfeden gruplardan biri olan Novalis, melodik yapıya uzak ağır Krautrock’tan çok uzaklaşmadan ama özellikle dışında durarak Almanlara ait progressive ve symphonic rock’ın ortaya çıkmasını sağladı.

Tabi tarz ilk albümde daha fazla şekilde İngiliz’di. Ama birbiri ardına gelen albümler ile Alman halk kültüründen beslenen bir symphonic rock’a dönüşen Novalis müziği kendine ait bir yapıya sahip olmuştu. Konumuz olan bu ilk albüm daha sonraları mutlaka eklemeyi düşündüğümüz Novalis başyapıtı sayılabilecek Sommerabend ile oldukça büyük farklılıklara sahip. Az önce bahsettiğimiz İngiliz tavrı ve tarzı diğer albümlerde neredeyse hiç hissedilmezken Banished Bridge albümünü bilmeyenlere “İngilizler yapmış” diyerek yutturabilirsiniz.

4 kişiden oluşan grubun bu ilk albümünde özellikle ilk parça Banished Bridge, vokalist Jürgen Wenzel’in bazı zorlama tonlarını taşımakla birlikte enstrümanlar açısından oldukça doyurucu. Lutz Rahn’ın zaman zaman Emerson, Lake & Palmer’ı hatırlatan Hammond tınıları pek çok yerde albümü yukarı doğru taşıyor.

İkinci parça High Evolution adındaki anlama selam dururcasına değişken bir yapıya sahip. İniş çıkışlar, coşku ve hemen ardından gelen durağanlık ile oldukça ilgi çekici bir yapıda. The Strawbs etkilerini anımsatan tarzıyla pek çok kişinin albümdeki favorisi olmaya aday.

Biereichel’in enfes vurmalıları eşliğinde ilerleyen ve Rahn’ın tuşlularıyla farklılaşan Laughing, melodik yapısıyla ilgiyi hak ediyor. Farklı pek çok yöne doğru kayıp gitse de parça her seferinde ana temaya dönmeyi başarıp dinlenilmesi hayli zevk veren estetik bir yapıta dönüşüyor.

Rahn’ın öne çıkarak kontrolü Wenzel’den aldığı en önemli parça Inside of Me albümün son parçası. Parça, gelecekteki Novalis tarzının da öncülü. İleride bizi nelerin beklediği konusunda az çok fikir sahibi olmamızı sağlıyor.

NOVALIS

Jürgen Wenzel – Vokal, Akustik Gitar
Lutz Rahn – Org, Piyano, Mellotron, Synthesizer
Heino Schünzel – Bass Gitar
Hartwig Biereichel – Davul, Vurmalılar

BANISHED BRIDGE

1. Banished Bridge (17:06)
2. High Evolution (4:27)
3. Laughing (9:10)
4. Inside of Me (Inside of You) (6:40)

7 Kasım 2020 Cumartesi

Ken Hensley'nin Gidişi...

 Üzerinden onlarca yıl geçince, devasa Çınar ağacının yaprakları bir bir ve hızlı şekilde dökülmeye devam ediyor. 70'li yılların en iyi Rock gruplarından biri olan Uriah Heep'in klavyecisi, gitaristi, vokalisti.. hemen her şeyi Ken Hensley de dökülen yapraklar arasında artık.

4 Kasım 2020 günü, yapılan resmi açıklamaya göre, "kısa süreli bir hastalığın ardından huzur içinde öldü". Arkasında Lady in Black, Easy Livin', Look at Yourself, July Morning, Rain gibi efsanevi şarkılar bırakan Kenneth William David Hensley, Hammond org'un nasıl kullanılabileceğine dair de ders kitabı oluşturacak denli iyi işler çıkarmıştı.

Kişisel olarak da "en sevdiğim" multi-enstrümantalist, müzisyen, rocker olan Hensley'nin arkasından yapabileceğimiz tek şey onu dinlemek sanırım...

26 Ekim 2020 Pazartesi

Patto - Patto (1970)

1967 yılı ortalarında Timebox isimli gruba vokal olarak giren Mike Patto kısa süre içerisinde grup içindeki yerini sağlamlaştırır. Ardı ardına 45’likler kaydedilir. Bu 45’liklerde yer alan parçaların neredeyse tamamının sözleri de Patto’ya aittir. Fakat grup 67-69 yılları arasındaki başarılı grafiğe rağmen bir türlü yükselemez. İçeride bazı sorunlar çıkar ve 70 yılı başlarında çıkan son single’ın başarısızlığına dayanamayan klavyeci Chris Holmes Timebox’tan ayrılarak Babe Ruth’a transfer olur.

Kalan elemanlar, Mike Patto’nun önderliğinde yola devam kararı alırlar ve ortaya Patto çıkar. Progressive Rock üst yapısı içerisinde Blues Rock, Hard Rock, Jazz Rock ve Heavy Psychedelic Rock etkileşimleri içeren parçalar kaydedip 1970 yılı Aralık ayında görücüye çıkarlar. 

Albüm dönem içerisinde gerçekten en kaliteli işlerden biri olarak ortaya çıkmıştır ama bir türlü hak ettiği ilgiyi göremez. Canlı olarak kaydedilen albümün kendi içerisinde bir tutarlılığı olmakla birlikte dinleyiciler için zor bir deneyim sunuyor olması bu hafiften hissedilen başarısızlığın en büyük kaynağıdır. Normal de ciddi anlamda üzerinde çalışılması, anlamak için uğraşarak dinlenilmesi gereken bir albümdür. Günümüz albümlerindeki pop yapıdan eser yoktur, melodiler sürekli değişirken birbirinin içinden geçip giderler.

Yumuşak ve temposuz bir vokal girişiyle başlayan ilk parça The Man, vibrafon ve bass oyunlarıyla yön değiştirerek başladığı yerin çok uzağında ve sert bir şekilde biter. Bu sertlikteki en büyük başarı Patto vokalidir hiç kuşkusuz. Melodik yapısıyla, yükselişleri ve gitarlarıyla öne çıkan Hold Me Back ardından gelen akustik parça Time to Die ile garip bir bütünlük oluşturur. 

Dördüncü sıradaki Red Glow  muhteşem 2 gitar solosuna sahiptir ve sololar Patto’nun bir sertleşip bir yumuşayan vokalinin arasında eriyip giderler. Rock’n Roll havasında aralıklara sahip ve sıklıkla da Uriah Heep tarzı heavy rock’a işaret eden San Antone, ardından gelen ve bass kontrolünde ilerleyen yapısıyla The Government Manalbümün doruk noktası öncesi son iki duraktır.

7. sırada yer alan Money Bag kışkırtıcı gitar hareketleriyle başlayan bir hikayedir.Parçanın yarıdan fazlasını kapsayan bu hareketler Mike Patto’nun işe karışmasıyla blues etkileri fazlasıyla hissedilen bir yana doğru seyirtirler.

Son parça Sittin’ Back Easy ise kısacık bir parçada bu kadar şey nasıl yapılır diye sordurtur insana. Yumaşak başlar, sertleşir, gitarlar girer, yükselir, birden dibe vurur, davul kendini kaybeder, gitar ve bass ona uyum sağlar vs. vs….


PATTO

Mike Patto – Vokal
Ollie Halsall - Gitar, Piyano, Vibraphone, Vokal
John Halsey – Davul, Vokal
Clive Griffiths - Bass


PATTO

1. The Man (6:19)
2. Hold Me Back (4:46)
3. Time to Die (3:01)
4. Red Glow (5:23)
5. San Antone (3:15)
6. Government Man (4:25)
7. Money Bag (10:12)
8. Sittin' Back Easy (3:50)


25 Ekim 2020 Pazar

America - Homecoming (1972)

70’li yılların Rock müziğini sadece progressive, psychedelic, blues, kraut gibi türlerden ibaret sanmayanlar için bir de America paylaşalım dedim. Blog’da yer alan az önce yukarıda saydığımız türlerin çok dışında, hafif, dinlencelik, eğlencelik bir grup America. Ama kalite bakımında da üst düzeyde olanlardan biri.

Türü ya da tarzına soft rock, pop rock, yatch rock, folk rock gibi pek çok isim takılan grubun kuruluşu 1968 yılı İngiltere’sine dayanıyor. İngiltere’de kurulmuş olmalarına rağmen tam anlamıyla bir Amerikan grubudur. Çünkü müziği Amerikan köklerinden, Country’den, Southern Rock’tan besleniyor.

Grubun elemanları Gerry Beckley, Dan Peek ve Dewey Bunnell’ın üçünün de ailesi Amerikan ordusuna mensuplar ve o dönem İngiltere’de görev yapıyorlar. Aynı ortamları paylaştıkları için de bu 3 eleman tanışıp yakın ilişkiler kuruyorlar. Ardından da ülkelerine duydukları özlemle birlikte kurdukları gruba America adını veriyorlar. Kaydedip yayınladıkları ilk albümle (ki albüm grupla aynı adı taşıyor) başarıyı yakalıyorlar. Bu başarının en büyük sebebi de albümün hit ve liste başı olmuş parçası A Horse With No Name oluyor ama bu başka bir yazının konusu.

Homecoming, grubun ikinci albümü. Bildiğiniz sakin ve sade hippie müziği yapıyorlar. Melodik ve hareket sahibi parçalarda bile bir kendine özgülük bulunuyor. Albümün en iyi parçaları, o dönem listelere de girmeyi başaran Don’t Cross The River, Ventura Highway, Only in Your Heart ve Head and Heart. Bir de Saturn Nights tabi ki.

Genelinde sakin ve zorlanmadan, melodilerine takılıp mutluluk diyarlarına doğru yola çıktığınız, keyifle dinlenen parçalardan oluşan albümde To Each His Own, Till the Sun Comes Up Again ve Saturn Nights gibi insanı hüzünlü yolculukların playlist’ine atan parçaların yanında Moon Song ve Cornwall Blank gibi ağır ve yavaş başlayıp ardından da ipin ucunu kaçırıp hareketli country ya da southern’e dönen parçalar da bulunuyor.


AMERICA

Gerry Beckley - Gitar, Bass, Piyano, Vokal
Dewey Bunnell - Gitar, Vokal
Dan Peek - Gitar, Bass, Piyano, Vokal


HOMECOMING

1. Ventura Highway (3:32)
2.  To Each His Own (3:13)
3. Don't Cross the River (2:30)
4. Moon Song (3:41)
5. Only in Your Heart (3:16)
6. Till the Sun Comes Up Again (2:12)
7. Cornwall Blank (4:19)
8. Head and Heart (3:49)
9. California Revisited (3:03)
10. Saturn Nights (3:31)