Experimental Rock etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Experimental Rock etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Aralık 2022 Cumartesi

Silver Apples - Contact (1969)

Simeon Coxe ve Dan Taylor, The Overland Stage Electric Band adıyla New York dolaylarında düzenli olarak çalan bir grubun solistiyken, bir gün 40’lardan kalma bir osilatör ile takılmaya başlayınca, üç gitaristin grubu terk etmesiyle ile başbaşa kalırlar. İsimlerini Silver Apples olarak değiştirerek yollarına devam eden duo, Kapp records ile anlaşarak 1968 yılında ilk albümlerini çıkarır.

Fazlasıyla çiğ ve düşük prodüksiyonla kotarılmış ilk albümleri kadar tutulmamış ve hatta dağılmalarına neden olmuş ikinci albümleri Contact ilk albümde olduğu gibi jazz, blues, funk arası gidip gelen davulların üzerine osilatörler ve synthlerin kakafonik seslerinin tekrarlaması ve vokaller/okunan sözler formülüne sahip. Bir bakıma krautrock/psychedelic gibi dursa da -tamamen dönemin tonlamaları ve prodüksiyonu ile de alakalı- uçuk sözlerin derinliksiz fakat gayet etkileyici tonlarda vokalize edilmiş olması da kakafoniye ve kaosa bir odun daha ekliyor. Bu arada grubun dağılması da en az kurulmasında payı olan cüretkarlıklarından kaynaklanıyor ve ön kapakta poz verdikleri kokpitten Pan-am logosunu silmedikleri için Kapp records davalık oluyor ve piyasaya süremedikleri üçüncü albüm ile tarihe gömülüyorlar.

Herkesin cayır cayır gitarlarla yardırdığı dönemde, günümüzde minimal (elektronika) olarak adlandırılan tarzın temellerini atan bir yaklaşımla icrat ettikleri tarzları yıllar sonra Almanların Krautrock’ı olarak karşımıza çıkmış ve genel olarak tekrara dayalı bu tarzın ekmeğini Can ve Neu ve niceler gayet güzel yiyebilmiş.

Neyse ki 1994 yılında Krautrock’ın ekmeğini yemekten usanmamış bir Alman firması tarafından lisanssız olarak basılan ilk iki albümleri ile tekrar dikkat çekmiş ve bir iki sene içerisinde tekrar toplanmaya karar vermişler. 1998 yılında Dan Taylor’un kömürlüğünden çıkardığı üçüncü albümleri The Garden’ı kayıtlarını toparlayarak piyasaya süren grup aynı sene turlamaya başlar. Tur otobüslerinin yoldan çıkmasına neden olan bir kaza sonrası boynu kırılan Taylor, 2004 yılına kadar iyileşme sürecinde kalır fakat eskisi gibi davul çalamaz. 2005 yılında kalp krizinden ölen Taylor sonrası Simeon tek başına çalmaya devam eder. 2020 yılında 82 yalında ölen Simeon, ölmeden önce 2016 yılında son Silver Apple albümü Clinging To A Dream’i kaydeder. 20 yıl sonra gelen o albümün eskileri aratmadığını rahatlıkla söyleyebilirim.

SILVER APPLES

Simeon Coxe / Elektronik Aletler, Vokal
Dan Taylor / Vurmalılar, Vokal

CONTACT

01. Oscillations (2:47)
02. Seagreen Serenades (2:53)
03. Lovefingers (4:10)
04. Program (4:05)
05. Velvet Cave (3:28)
06. Whirly-Bird (2:39)
07. Dust (3:42)
08. Dancing Gods (5:55)
09. Misty Mountain (2:38)

8 Eylül 2022 Perşembe

Zen - Bakırköy Akıl Hastanesi'nde Live (1999)

Kırk kat yabancının girip çıktığı bir blog olarak Krautrock, Psychedelic vs derken zaman zaman tereciye tere satıyoruz gibi geliyor. Ama toplumsal basiretsizlikte dünyaca numune bir millet olarak müzikte (ve dahi sanatın pek çok dalında) zamanın ruhunu yakalamakta hep güçlük çekmiş olmamız, bizim havaların bahsini geçirmeyeceğimiz anlamına da gelmez. Kimi yanlış yerde yanlış zamanda bulunarak, kimi de zamanının ötesinde işlere imza atarak yitip gitmiş gruplarımız arasında Zen tıpkı isminin tüm anlamları gibi zamansız ve mekansızlığın temsili olup, her zaman müzik tarihimizin yüz aklarından biri olarak kalacak. Şimdilik trivia yapmaya hiç gerek yok.

1999 yılında (gerçekten) Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde çalmış olmaları kulağa anormal geliyor olsa da orada tedavi gören hastaların da insan oldukları gerçeğini gözler önüne serme misyonunu ziyadesiyle yerine getirmişler. Yaklaşık bir saat boyunca full doğaçlama giden performansları da yağ gibi akıyor.

Oktav gitarlar, pitch shift vokaller ve türlü ilginç sampleları ile kafadan psychedelinin içine girdiğimiz ilk parça, kreşendoyu ateşleyecek (ağırdan ağırdan aranan) gitar rifi bulununca önce sessizleşip ardından o riff ile beraber yükselerek bitiyor. Bu arada grubun doğaçlama formülü yok denecek gibi zira herkes enstrümanlarında büyük usta ve gerekli atmosferi oluşturmak için canla başla çalışıyor. Genelde konuşarak yapılan vokallere kimi zaman Blues tandanslı gitar yürüyüşler kimi zaman da orta doğu oryantali elektro bağlama riffleri eşlik ediyor.

Albüm "arkadaşlarımız oldu buraya girdiler, çıktılar, kaldılar filan....” açılışıyla, Neyzen Teyfik’in bu hastanenin tercihli sakinlerinden biri olduğunu anlattıkları parça ile devam ediyor. Ardına gelen parçada aralarda “Hasta alma, hasta dışlama” diyerek de yine malum felsefe üzerinden inceden inceye dönemin sağlık sistemini güzelliyorlar. Eh olacak o kadar.

Albümün en uzun ve en yoğun parçası Arkadaşım Ateş, muazzam elektro bağlaması ve ona eşlik eden sample ile vokallerin altında müthiş tınılıyor. Hesapsız bir şekilde atağa kalkan parça (davulun ölçü kaçırması) gerçekten ölüyü diriltecek tempoda. Bağlamanın ve bass gitarların yoğunlukta olduğu parçanın son bölümünde o ortamda bulunmayı ne kadar istediğimi tarif edemem.

Tamam Dut Ali, Mazhar Neyzen ve Köpeği ile benzerlik gösteren bir formül, kabul de… Bakırköy Havası’nın doğaçlama olma ihtimalini sorgulamamak mümkün değil. En azından girişteki soloyu önceden yazmışlardır herhalde, di mi?

Kapanış olarak tüm hastaları koğuşlarına uğurlarken, felsefe yapmaktan geri durmayarak dışarıda kaçırdığımız hayatı sorgulamamızı da sağladıkları için ayrıca teşekkürler, Zen.

“Perdeleri açın bakın, dışarıda güneş var güneş”

ZEN

Murat Ertel / Vokal, Elektro Gitar, Elektro Bağlama
Emre Önel / Darbuka, Kastanyet, Sampler, Vurmalılar
Fahri Aykut / Davul
Merih Öztaylan / Vokal, Sampler, Talking Drums, Vurmalılar
William Macbeth / Kontrbas, Bass, Echo, Sampler
Levent Akman / Def, Ziller, Vurmalılar, Sampler

BAKIRKÖY AKIL HASTANESİ'NDE

01 - Bu Dünya Benim Dünyam
02 - Mazhar, Neyzen ve Köpeği
03 - Burda Bizden Başkası Yok
04 - Arkadaşım Ateş
05 - Dut Ali
06 - Bakırköy Havası
07 - Birozdan


ICG

4 Eylül 2022 Pazar

Nekropsi / Mi Kubbesi (1996)

Necropsy
adıyla yayınlanan ilk demoları olan Speed Lessons Part I ile dönemin metal camiası tarafından yanlış anlaşılarak büyük tepki toplamış, (kime neyin dersini veriyorsunuz demiş, henüz 10 sene kadardır var olan bir camianın ağaları paşaları) ardına 4 sene sonra isimlerini Türkçe okunuşlu Nekropsi’ye, tarzlarını da büyük oranda bizim havalardan harmanlı bir senteze dönüştürerek kaydettikleri ilk albümleri Mi Kubbesi ile yine aynı güruhun büyük saygısını kazanmış nadide bir grup Nekropsi. (asıl dersi böyle vermiş babalar)

Albüm neredeyse tamamında denk geleceğiniz cleane yakın crunch tonlardaki gitar partisyonlarına sahip Crying Game ile açılışı yapıyor. Tüm enstrümanların atak halinde olduğu, harmonilerin birbirini kovaladığı, kategorize etmenin de pek zor olduğu - gitarların bağlama gibi tınıladığını da işin içine katarsak- bu tarz ile albüm boyunca bir kaç parçada daha karşılıyoruz. (Efsane ve Ateis bunların en belirginleri) Bu arada albümün miksajından da anlaşılabileceği üzere parçalar farklı zamanlarda kaydedilmesine rağmen, parça diziliminde bütünlük çok başarılı korunmuş ve ilk beş parçadaki enerji tüm albüme paylaştırılmış. Ve evet ilk beş parçaya gelirsek, (itiraf zamanı) albümü ilk dinlemeye başladığımda altıncı parçaya geçmeme engel olacak kadar yoğun ve etkileyici gelmişti de anca bir kaç hafta sonra albümü tamamlayacak kıvama gelebilmiştim. (biraz o dönemki mevcut müzikal anlayışım ve kavrama yetimle de alakalı olabilir tabi)

Bu arada Cevdet Erek’in albüm için yazdığı kısa hikayedeki metoforlardan hareket edersek albümün altıncı parçası Derinlik ile mevzunun derinleştiğini düşünmek de mantıksız değil. Zira parça kaotik açılışı sonrası tıpkı okyanusun derinliklerine indiğinizi hissedeceğiniz flanger ve delay kombinli gitarları ile soft jazz hissiyatıyla kapanış yapıyor. Dımlı Mi ve Lim, ağırlaşan tempo ve kararan atmosferlerine rağmen gubun yine rahat durmadığı anlar içeren, ağır toplardan saymasınız da bütünlüğü sağlayan parçalar.

Delicesine hızlı davulların üzerine yürüyen bağlamayı andıran gitar melodisiyle John Zorn işlerini andıran Hindu sonrasında iyice sertleşen ve karanlıklaşan albüm, Yollar ile Son’ a yaklaşıp 41 ile kapanışını yapıyor. (tabi bu benim gibi saplanıp kalmaz da altıncı parçaya geçerseniz şahit olacağınız bir durum) Bu arada daha önce isimlerini duymama rağmen (Kurban’dan Kerem Tüzün’ ün katılması ile ilgili haberlerini okuduğumu bile hatırlıyorum) grubun müziği hakkında hiç bir bilgim yoktu da Hiçbaymaz sağolsun “sen seversin bunu” diyerek dinletmişti. Hatta bir kaç hafta sonra da beraber Peyote’de canlı izlemiştik. (2007 ortası gibi olmalı)

NEKROPSİ

Cem Ömeroğlu / Gitar, Vokal
Cenk Turanlı / Bass, Perdesiz Bass, Vokal
Cevdet Erek / Davul, Vokal, Darbuka, Bendir
Tolga Yenilmez / Gitar, Vokal, Efektler, Sample, Bass, Perdesiz Bass, Kemençe, Yaylı Bass, Bağlama

Mİ KUBBESİ

01. Crying Game (2:43)
02. Fok (4:43)
03. Efsane (6:29)
04. Çarsı (1:15)
05. 94 Kor (2:58)
06. Derinlik (5:49)
07. Dımlı Mi (6:26)
08. Lim (2:07)
09. Hindu (2:19)
10. Çarklar (5:20)
11. Ateis (2:46)
12. Göç (5:20)
13. Kubbealtı (0:32)
14. Yollar (8:39)
15. Son (5:11)
16. 41 (9:35)


ICG