3 Mayıs 2023 Çarşamba

Mainhorse / Mainhorse (1971)

Yarı İngiliz yarı İsviçreli Mainhorse, başarılı bir albüm kaydedip daha sonraları ortalıkta hiç görünmeyen gruplardan. 1969 yılında Londra'da kurulan grubun 2 üyesi İsviçreli diğer 2 üyesi ise İngiliz. Her ne kadar yarı yarıya olsalar da İngiltere'de kuruldukların düşünülünce İngiltere altında gruplandırmaya dahil etmek doğru olacaktır.

Grubun has elemanı daha sonraları Yes ile öne çıkacak olan Patrick Moraz. Mainhorse Moraz'ın ilk grubu. Kaydettikleri ilk ve tek albümün ardından önce Refugee'yi kurup ardından da Wakeman'ın yerine Yes'e katılıyor. O konudaki başarısı tartışılır ama adam sonuçta en büyüklerden birinde çalmayı başarmış.

Temelde Heavy Progressive Rock ile Symphonic Prog arasında seyreden Mainhorse albümü, müzikal açıdan fena halde kaliteli olsa da ticari anlamda tam bir hayal kırıklığı yaşatmış. Bu başarısızlığın ardından grup dağılmış dağılmasına da dediğimiz gibi Moraz Refugee ve Yes'e, davulcu Bryson, Spooky Tooth'a geçmiş. Yani enstrüman açısından bırakın herhangi bir sorun bulmayı, kalite açısından oldukça yüksekte bir albüm. Grubun, albümün yayınlandığı dönemde bile Atomic Rooster, The Nice, Deep Purple gibi gruplarla karşılaştırıldığı düşünülürse başarı oranları gerçekten de çok yüksek.

Albüm özellikle Moraz'ın yeteneklerini göstermesi açısından oldukça doyurucu. Adamı Yes'te sevmemiş olabilirsiniz belki, ama bu albümde fena halde kaliteli bir müzisyen olduğunu kanıtlıyor. Diğer elemanlarında Moraz'dan aşağı kalır yanı olmayınca albüm gerçekten de nefis bir dinlenceye dönüşüyor.

Albümdeki kısa parçalar, Jazz esintileri hissettiren Basia'yı da dahil ederek düşündüğümüzde oldukça sağlam Blues temeli içeren parçalar. Aynı diğer parçalarda da olmakla birlikte özellikle uzun parçalardaki durum biraz farklılaşıp yumuşuyor diyebiliriz. Progressive Rock'ı daha fazla hissettiren parçalara dönüşüyorlar. Ama temelde albüm Blues üzerine kurulu demek de yanlış olmaz. Özellikle 60'ların Psychedelic Rock ve Acid Rock'ından hoşlananlar için, işin bir sonraki aşamasının neresi olacağına dair iyi bir çalışma Mainhorse albümü.

Tek albümlü efsaneler listemize de sorgusuz sualsiz girebilen albümlerden aynı zamanda. Melodik zenginlikleri, enstrümantasyondaki değişik yaklaşımlar ve kendilerine has geliştirdikleri müzikal yapı ile arşivde mutlaka olması gereken gruplardan.

MAINHORSE

Peter Lockett / Lead Gitar, Keman, Vokal
Patrick Moraz / Piyano, Elektrikli Piyano, Org, Synthesizer, Glockenspiel, Vokal
Jean Ristori / Bass, Çello. Vokal
Bryson Graham / Davul, Vurmalılar

MAINHORSE

01. Introduction (5:09)
02. Passing Years (3:55)
03. Such a Beautiful Day (4:44)
4. Pale Sky (10:17)
05. Basia (5:32)
06. More Tea Vicar (3:33)
07. God (10:31)

2 Mayıs 2023 Salı

Thirsty Moon / Thirsty Moon (1972)

Jazz Rock ve Fusion janrlarının Almanya'dan çıkmış en iyi temsilcilerinden biri Thirsty Moon. Çok daha önceleri Jamais tarafından bloga ikinci albüm You'll Never Come Back eklenmişti. Bugün biraz Thirsty Moon havasında olduğumuza göre ilk albümü ekleyelim. Bremen çıkışlı olan grup dönemin en başarılı Fusion gruplarından biri. Krautrock ruhundan vazgeçmeden Jazz içerisinde dolaşan nefis albümler kaydetmişler.

İlk albüm, ortalamanın çok üzerinde olsa da ikinci albüm kadar iyi değil. Gerçi bu da bakış açısına göre değişir tabi. İki albüm arasında kararsız kalanların sayısı oldukça fazladır. 3. albüm de iyidir ama ilk ikisi kader değil. Sonraki albümleri saymıyoruz, görmezden geliyoruz.

Doldinger's Passport ve Kraan gibi gruplarla eş değerde tutulmaya çalışılsalar da çok doğru bir karşılaştırma sayılmaz. Hem bahsi geçen gruplar için doğru olmaz, hem de Thirsty Moon için. Zira bu grupların üçü de kendi müzikal anlayışlarını oluşturabilmiş gruplar.

Thirsty Moon bu ilk albümün pek çok yerinde bir hayli yırtıcı sesler ve tonlara kayıyor. Bazı noktalarda, alışkın olmayan dinleyiciyi bir hayli zorlayacak denli tuhaf sesler diye düşünülebilir bunlar. Diğer taraftan, türe hayranlık besleyenler içinse bambaşka şekillerde değerlendirilebilecek bir albüm. İçinde pek çok farklılığı da barındırıyor. Temelde Jazz'a odaklansalar da Heavy ve Hard diye tabir edilen türlerin pek çoğunun da kenarında, kıyısında dolaşıyorlar.

Coşkulu, dinamik ve tempolu albümler listesine de sorgusuz sualsiz girmeye hak kazanırlar. Özellikle ritim bölümünün albüm boyunca çıkardığı iş bir hayli iyi. Genel olarak gidişatı belirleyen ritim olmakla birlikte Thristy Moon'da bu biraz farklılaşıyor. Ritim önemli ve ön plana çıkan bir bileşen ama tam rayına oturdu dediğiniz yerde, yırtıcı üflemeliler ya da sert gitarlar ile bir anda yön değiştirebiliyorlar. Albüm boyunca vokal çok nadir denilebilecek şekilde az kullanılıyor. Halbuki grubun tarzına çok da uyan seslere sahipler. Yine de bu tercihleri doğru bir yaklaşım olmuş, zira vokal geride bir enstrüman olarak düşünüldüğünde albümün keyfi bir başka çıkıyor.

Bir yanıyla tuhaf olarak düşünülse de ses efektleri, keskin dönüşleri, hiç durmadan ilerleyen yapısı ile Thirsty Moon'un ilk albümü olmazsa olmazlardan sayılabilir.

THIRSTY MOON

Jürgen Drogies / Gitar, Vurmalılar
Norbert Drogies / Davul, Vurmalılar
Michael Kobs / Elektrikli Piyano
Harald Konietzko / Bass, 12 telli Gitar, Vurmalılar, Vokal
Erwin Noack / Conga, Vurmalılar
Willi Pape / Saksafon, Klarnet, Flüt , Vurmalılar
Hans Werner Ranwig / Org, Vurmalılar, Vokal

THIRSTY MOON

01. Morning Sun (5:24)
02. Love Me (3:54)
03. Rooms Behind Your Mind (3:18)
04. Big City (8:31)
05. Yellow Sunshine (21:30)

1 Mayıs 2023 Pazartesi

The Moody Blues / In Search of the Lost Chord (1968)

Blogda öyle bir yere geldik ki artık The Moody Blues bile üçüncü dördüncü kategoride filan değerlendirilebilecek bir hale geldi. 60'ların ortalarından başlayan kariyerleri boyunca oldukça popüler bir yaklaşım sergileyip bunun meyvelerini de yiyen grubu eklemeseydik de olmazdı. Gerçi çok daha önceleri Days Of Future Passed'ı eklemiştik diye hatırlıyorum. Ama diğer albümlerini eklemeye başlamaktan zarar gelmez. Malum buradaki asıl amacımız, bu konuda bir arşiv çalışması oluşturabilmek. Popüler ya da değiller, çok önemli olmadan, The Moody Blues burada olmayı hak ediyor.

Başarısız sayılabilecek ilk albümün ardından çıkardıkları ve Londra Festival Orkestrası ile birlikte kaydettikleri efsanevi Days Of Future Passed'ın ardından gelen popülarite ile birlikte yaptıkları ilk albüm In Search of the Lost Chord. Daha en başından The Beatles ile karışık bir Symphonic Prog havası sezinliyorsunuz. Özellikle ikinci parça Ride My See-Saw tam anlamıyla bir The Beatles parçası kıvamında. Gerçi albümün pek çok yerinde bu havayı yakalıyorsunuz ama bire bir benzerlik var demekte doğru değil. Zira kendilerine has bir yapı geliştirdikleri de ortada.

Arada, Symphonic Prog dedik ama bu tam anlamıyla bir Symphonic Prog da değil. The Moody Blues'u tam tanımlayan janr, Crossover Prog aslında. Daha popüler kaygılarla oluşturulmuş, yine Progressive etkiler taşıyan ama tam oraya doğru kaymayan bir yapı. Daha kolay, daha yumuşak, daha hafif. Yine de içerisinde birçok değişik ses ve melodi barından bir tarz. Blogu takip eden pek çok dinleyiciye hafif gelecektir elbette The Moody Blues. Ama onlar olmadan da bir Rock Arşiv Çalışması yapmanın doğru olmayacağı ortada.

Diğer yandan bakıldığında The Beatles gibi "acayip popüler" bir gruba karşılık daha klasik müzikten beslenen bir müzikal anlayışa sahipler. Ki bunun en büyük, en farklı örneği bir önceki albüm Days Of Future Passed. Orada tam olarak The Beatles ile aralarındaki farkı ortaya koyuyorlar. Elbette Nights In White Satin gibi popülerlik kaygısı güden ve ekmeğini sonuna kadar yedikleri bir parça da bulunuyor albümde.

Neyse, neticede The Moody Blues önemli bir grup ve bu işin en bilinenlerinden biri.

THE MOODY BLUES

Justin Hayward / Elektrikli Gitar, Akustik Gitar (6- & 12-string), Sitar, Bass, Piyano, Mellotron, Harpsichord, tablas, bass, percussion, Lead Vokal (2,7,9,10)
Michael Pinder / Piyano, Mellotron, Harpsichord, Akustik Gitar, Bass, Autoharp, Çello, Lead Vokal (2,8,12), Konuşma Sesi (11)
Ray Thomas / Flüt, Soprano Saksafon, Lead Vokal (2,3,5,12)
John Lodge / Bass, Akustik Gitar, Çello, Tambourine, Snare Drum, Lead Vokal (2,4,6)
Graeme Edge / Davul, Timpani, Tambourine, Tabla, Piyano, Konuşma Sesi (1)

IN SEARCH OF THE LOST CHORD

01. Departure (0:44)
02. Ride My See-Saw (3:38)
03. Dr. Livingstone, I Presume? (2:58)
04. House of Four Doors (4:12)
05. Legend of a Mind (6:36)
06. House of Four Doors, Pt. 2 (1:47)
07. Voices in the Sky (3:25)
08. The Best Way to Travel (3:14)
09. Visions of Paradise (4:15)
10. The Actor (4:39)
11. The Word (0:48)
12. Om (5:44)

30 Nisan 2023 Pazar

Glencoe / Glencoe (1972)

İngiltere'den Amerikan kafasında bir grup Glencoe. Londra'da 1972 yılında kurulup, arka arkaya 2 albüm kaydedip dağılmışlar. Aslında tam bir dağılma da sayılmaz. Grup, Loving Awareness adlı başka bir gruba evrilmiş. O grupla da 1 albüm yayınlayıp başarısız olunca grup elemanları farklı yönlere dağılmışlar.

Crossover Prog olarak kategorilendirilen Glencoe için doğru bir tanımla bu Crossover işi. Zira Progressive Rock'tan kopmuyorlar ama daha popüler olma kaygısı güdüyorlar. Grup elemanlarının hepsi de (ki 4 kişiler) Amerikan tarzı Soul ve Rhythm & Blues meraklısı tipler. Doğal olarak da grubun müzikal anlayışı bu yönde gelişmiş. Özellikle gitar kullanımlarında bu fazlasıyla ön plana çıkıyor. Klavyelerin de eşlik etmeye başlamasıyla birlikte karşınızda Amerikalı bir grup varmış gibi hissediyorsunuz.

Tabi bu 2 türü alıp kendilerinden de bir şeyler katmayı ihmal etmemişler. En azından Average White Band gibi fazla cıvık bir halleri yok! Gerçi AWB'ye gelene kadar sayılabilecek pek çok grup da bulunuyor ama benimki AWB'ye karşı kişisel bir gıcık olma durumundan kaynaklı. :) Belirtmeden geçmeyelim, kısa bir süre de olsa daha sonra Average White Band'de yer alacak olan Alan Gorrie ve Onnie McIntyre da Glencoe ile birlikte kısa bir süre takılmış. Zaten belli, aynı çevrenin müzisyenleri hepsi.

Glencoe'yu ayıran taraf, işin içine fazlasıyla Psychedelic öğeler katmış olmalarından geliyor. Zorladıkça zorluyor, gittikçe gidiyorlar. azı noktalarda Space Rock esintileri bile fark ediyorsunuz. Tabi bunların hepsini Soul ve Rhythm & Blues çerçevesini kırmadan yapıyorlar. Bu da değişik bir dinamiklik katıyor albüme.

Parçaların neredeyse tamamında bu coşkulu dinamik durumu hissettiriyorlar. Ritimler fazlasıyla iyi ve kopup giden tarzda. Yüksek sesle dinlenildiğinde, kılımı kıpırdatman diyenin bile sağı solu oynamaya başlar. 4 kişilik kadroyla yapabileceklerinin en iyisini yapmışlar. Bazı noktalarda 8-9 kişilik çalıyorlar izlenimi de yaratıyorlar.

Albümde, enstrüman kullanımları bu türün ve tarzların bütün gerekliliklerini yerine getirirken en ufak bir hataya mahal vermeden devam ediyor. Oldukça iyiler yani çalma konusunda. Vokal de tam gruba ve tarzına uyacak şekilde sesler çıkarıyor. Yaza girerken yanınızda bulunması gereken albümlerden.

GLENCOE

Norman Watt-Roy / Bass, Vokal
John Turnbull / Gitar, Vokal
Stuart Francis / Vurmalılar
Graham Maitland / Vokal, Klavye

GLENCOE

01. Airport
02. Look Me in the Eye
03. Lifeline
04. Telephonia
05. It's
06. Book Me for the Flight
07. Hay Fever
08. Questions
09. Sinking Down a Wel

29 Nisan 2023 Cumartesi

Deep Purple / Shades Of Deep Purple (1968)

Tamam, kabul. Deep Purple'ın In Rock, Machine Head vs gibi albümleri bu albümden daha iyi denilebilir ama bu albümün iyi olmadığını da göstermez. Efsanevi bir Hard Rock grubunun gelişimindeki en önemli albümdür bence Shades of Deep Purple. Daha ilk parçadan durum anlaşılır. Devasa boyutlara ulaşacak bir güç geliyordur müziğin içinden.

Alışkın olduğumuz Ian Gillan vokali ve Roger Glover bu albümde yok elbette. Lakin kabul etmek gerekir ki grubun orijinal kadrosu da Rod Evans ve Nick Simper'lı kadrodur. Evans vokalini Gillan'dan daha fazla seven var mıdır bilemiyorum ama bu albümde de olması gereken ses buymuş gibi geliyor insana. Belki de yıllardır bu şekilde dinlediğimiz içindir, o da ayrı konu.

Az önce dedik ya, albümün daha ilk parçasında başlıyor hikaye. Neyin gelmekte olduğunu az çok belli ederken, belki de yıllar süren bir anlaşmazlığın da başlangıcı oluyor. Blackmore tarafından Hard Rock kıvamında tutulmaya çalışılan parçalar Jon Lord'un çabalarıyla Progressive etkiler gösterir. İkisinin bütün güçleriyle dövüştüğü bir savaş alanı gibi bu albüm. Bir yandan Lord bastırırken diğer yandan Blackmore hakimiyetini kaybetmeme çabasıyla daha fazla efor harcıyor izlenimi yaratıyor. Elbette, kazananın Blackmore olduğu sonraki albümlerle birlikte anlaşılıyor. Lord da başka projeler ya da solo projelerinde istediği müzik tarzına doğru gidip geliyor. Bu ilk albümde savaşın galibi Lord olsaydı daha Progressive Rock etkileri içeren bir Deep Purple dinleyeceğimiz garantiydi. Blackmore'un kazanmış olması da hiçbir türde kayıp oluşturmadı tabi.

Bu durumdan kaynaklı olarak Shades of Deep Purple albümü Proto-Prog içerisinde değerlendiriliyor. Jon Lord'dan gelen etkilerin bu sonuca yol açtığı düşünülse de aslında albüm tam anlamıyla Hard Rock. Blues etkileri, sert tonlar, uygun bir vokal ile bütün bileşkeyi tamamlıyor.

1968 yılı olması sebebiyle olsa gerek, albüm bir miktar ham, olmamış bir şekilde duruyor. Deep Purple'ın sonraki albümlerinde bulunan oturmuşluk hissini burada pek yaşayamıyorsunuz. Ama bunu da göz ardı etmenizi sağlayacak Hush, Mandrake Root, And The Address ile birlikte Help ve Hey Joe coverlarını içeriyor. Hepsi de çok sağlam parçalar. Deep Purple'a giriş albümü olarak baktığınızda elinizde bundan çok daha fazlasının olduğunun farkına varıyorsunuz.

DEEP PURPLE

Rod Evans / Lead Vokal
Ritchie Blackmore / Gitar
Jon Lord / Hammond Org, Vokal
Nick Simper / Bass, Vokal
Ian Paice / Davul

SHADES OF DEEP PURPLE

01. And the Address (4:38)
02. Hush (4:24)
03. One More Rainy Day (3:40)
04. Prelude: Happiness / I'm So Glad (7:19)
05. Mandrake Root (6:09)
06. Help (6:01)
07. Love Help Me (3:49)
08. Hey Joe (7:33)

28 Nisan 2023 Cuma

Materia Gris / Ohperra vida de Beto (1972)

Arjantin
'in ilk konsept albümlerinden birini kaydeden Materia Gris çok kısa ömürlü bir grup olarak kalmış. Aslında potansiyelleri bir hayli fazla gibi görünüyor ama muhtemelen ticari başarı elde edemedikleri ya da bu tip Rock gruplarından alışık olduğumuz grup içi müzikal farklılıklar yüzünden çıkan anlaşmazlıklar sayesinde dağılmışlar. 1970 yılında 4 kişilik bir kadro ile kurulmuş, 2 yılın ardından çıkardıkları konsept albümünün ardından da dağılmışlar.

Bazı kaynaklarda Crossover Prog olarak kategorilendirilseler de Materia Gris'in durum biraz karışık. Heavy Rock ve Psychedelic Rock'tan yola çıkan, Progressive etkiler içeren, Rock Opera'ya varan müzikal bir anlayışa sahipler. Belki de bu nedenle Crossover Prog olarak adlandırılıyorlar, bilemiyorum ama Progressive yanlarının fazlaca öne çıkmadığı albümden anlaşılıyor. Dedik ya potansiyelleri varmış, fakat onu bu albümde tam gösterememişler, sadece yapabileceklerinin haberini vermişler diyebiliriz.

Ohperra vida de Beto albümünde büyük bir yanlışlık da yapmışlar bence. 2-3 uzun parçada çözebilecekleri albümü, bir sürü parçaya ayırıp 16 şarkılık bir albüm haline getirmişler. Albümde, birbirine yapışan, birbirine bağlanan şarkıların sayısı bir hayli fazla. Bu şekilde dağıtacaklarına tek parça halinde çıkarabilirlermiş diye düşünmeden edemiyor insan. Tabi albümü konsept albüm olarak düşündükleri için böyle bir yolu tercih etmiş olmaları da çok olası. :)

Psychedelic Rock severlerin dinleyip de beğeneceği albümlerden biri. Albümün çok fazla sarkan, rahatsız eden yönü yok. Sadece, diğer bazı Arjantinli enfes rock gruplarında hiç rahatız etmeyen dil, bu albümde Fransızca kadar olmasa da bir miktar rahatsız ediyor. Sert ama kaba bir tavırla söyleniyor bazı bölümlerde ve kulağı tırmalayan bir hal alıyor.

Enstrümanlarda hiç sorun yok. Herkes yapması gerekeni hakkını vererek yapmış. Ara ara Blues'a kayan sert gitarların ardından gelen akustik bölümlerle bağlanan klavyeler oldukça iyi. Dinamik ve oldukça güçlü çaldıkları yerlerde insanın aklına İtalyan grup Capitolo 6 geliyor.

Albümü ve grubu biraz yermiş gibi görünsek de aslında zorluklar arasında geliştirilen ve büyük çabalar harcanmış işlerden biri bu da. Dönemin özellikle Güney Amerika için zorlu geçtiği, Arjantin'in bu dönemde yaşadıklarının epeyce kötü olduğu düşünülürse albüm saygı duyulacak albümlerden biri olarak görünüyor.

MATERIA GRIS

Julio Presas / Gitar, Bass, Vurmalılar, Vokal
Eduardo Rapetti / Gitar, Vokal
Omar Constanzo / Bass, Vokal
Carlos Riganti / Davul, Vurmalılar

Konuk Müzisyen:
Litto Nebbia / Piyano

OHPERRA VIDA DE BETO

01. Precimiento (2:47)
02. Nacimiento (3:02)
03. Canción de Cuna (0:48)
04. Crecimiento (2:51)
05. ¡Es Alumno! (1:04)
06. Compañero de Banco (2:51)
07. Un Largo Tiempo (4:08)
08. ¡Alguien Llega! (0:44)
09. La Angustia (3:49)
10. El Te Ayudará (1:15)
11. ¿Forma o Esencia? (3:29)
12. La Teoría Positiva (3:50)
13. ¡Soy Tu Vida! (2:51)
14. Reflexión (4:51)
15. Luz en la Vida (0:18)
16. Conclusión (3:08)

27 Nisan 2023 Perşembe

Jumbo / Vietato Ai Minori Di 18 Anni ? (1973)

Şarkıcı, söz yazarı, besteci, klavyeci, saksafoncu Alvaro Fella'nın solo albümü olarak başlayan Jumbo, RPI'ın (Rock Progressive Italiano / Italian Progressive Rock / İtalyan Progressive Rock'ı işte özetle) iyi gruplarından biridir. Adını Alvaro Fella'nın lakabından alır. Dediğimiz gibi ilk albüm kayıtları bitmek üzereyken bile albüm, Fella'nın solo albümü olarak düşünülmüş ama gruptakilerin yoğun katkısının göz arı edilmemesi gerektiğine inanan Fella tarafından Jumbo adıyla grup albümü olarak sonlandırılmış.

1969 yılında bir araya gelen grup elemanları başlangıçta grup olma niyetinde bile değillermiş. Fella'nın ilgi çekici sesinin arkasında çalarak biraz para yaparız kaygısı gütmüşler gibi de durmuyor değil. Zaten ilk albüm hem ticari hem de kalite açısından ortalamanın altında. Dönemin RGI arenası düşünüldüğünde ortalamanın altı, kabul edilebilir bir yer de değil. Fakat grubun fark ettiği en önemli şey, birbirleri ile olan uyum olmuş. Bu nedenle de devam etmeye karar vermişler. Aynı yıl, yani 1972 içerisinde ikinci albüm DNA'i kaydetmişler.

DNA ilk albümle karşılaştırılmayı bile kabul etmeyecek kadar iyi bir albüm olarak ortaya çıkmış. O noktadan sonra da kendilerine yer edinmeyi başarabilmişler. Çıktıkları başarılı konserlerin ardından da üçüncü albüm kaydına başlamışlar. Edindikleri deneyim ve kazandıkları ticari başarı onları biraz rahatlatmış olsa gerek zira üçüncü albüm Vietato Ai Minori Di 18 Anni ? enfes bir kayıt olarak görülüyor. Biraz deneysel, biraz Blues içeren, arada Heavy Prog'a selam verip ardından hafif bir Psychedelic esinti yayan ilgi çekici bir albüm olmuş.

Fella'nın dipten, derinden ve yırtıcı şekilde gelen vokali ile birlikte iyi ilerleyen bir albüm Vietato Ai Minori Di 18 Anni ?. Ritimleri ile de göz dolduruyor. Gitarlar kendinden geçip bir oraya bir buraya saldırır şekilde ilerlerken aralara giren klavyeler, flüt ve saksafon ise albümdeki parçaları bambaşka yerlere taşıyor.

Albümdeki alçalıp yükselme konusunda bir hayli iyiler. Derinden bir yerden başlayıp hiç beklemediğin bir anda Orta Çağ'da savaş alanındaymış hissiyatı yaratan bir yüksek ritme ulaşıyorlar. Coşkulu anlarda ise bir anda sizi yerin dibine sokacak kadar derine iniyorlar.

JUMBO

Alvaro "Jumbo" Fella /Vvokal, Elektrikli Piyano (3,7), Org (3), Saksafon (7)
Daniele "Pupo" Bianchini / Akustik Gitar (4), Elektrikli Gitar
Sergio "Samuel" Conte / Klavye
Dario Guidotti / Flüt, Ağız Harp, Akustik Gitar, Sixtro (7), Vokal (2)
Aldo Gargano / Bass, Mellotron (5), Bells & Sixtro (6)
Tullio Granatello / Davul, Timpani (6,8)

Konuk Müzisyenler:
Lino "Fats" Gallo / Slide Gitar (5)
Franco Battiato / VCS3 Synthesizer (5)
Angelo Vaggi / Minimoog Synthesizer (5)
Lino "Capra" Vaccina / Tabla, Vurmalılar (5)

VIETATO AI MINORI DI 18 ANNI ?

01. Specchio (7:23)
02. Come Vorrei Essere Uguale A Te (5:43)
03. Il Ritorno Del Signor K (2:03)
04. Via Larga (6:59)
05. Gil (7:12)
06. Vangelo? (5:41)
07. 40 Gradi (6:41)
08. No! (2:21)

26 Nisan 2023 Çarşamba

Eagles / Eagles (1972)

Country Rock
'ın en önemli, en bilinen, en çok dinlenen temsilcilerinden biri hatta belki de ilki tartışmasız bir şekilde Eagles'tır. Blogda bu tarz içeriklere çok fazla yer vermesek de 60'lı ve 70'li yılların önemli gruplarından biri olmaları dolayısıyla eklemek de şart gibi. Diğer yandan birilerinin Eagles'ın sadece Hotel California'dan ibaret olmadığını, bu türün en iyi örneklerini içeren albümlere imza attıklarını söylemesi gerekiyor. İş başa düştü yani. :)

Glenn Frey, Don Henley, Bernie Leadon ve Randy Meisner tarafından 1971'de Los Angeles'ta kurulan grup kısa sürenin ardından ilk albümlerini kaydediyor. Lakin, Şubat 1972 yılında kaydedilen albüm ancak Haziran 1972'de piyasaya sürülüyor. Bu arada belirtelim Glenn Frey ve Don Henley, Linda Ronstadt'ın arkasında çalarken gruba The Flying Burrito Brothers'dan Bernie Leadon ve Ricky Nelson'ın konser grubu The Stone Canyon Band'de çalan Randy Meisner dahil oluyor. Aralarındaki uyumun farkına vardıklarında birlikte hareket etmeye karar verip Eagles'ı kuruyorlar.

Eagles, adından hemen anlaşılacağı üzere Amerikan köklerine sıkı sıkıya bağlı gruplardan biri. Fakat Lynyrd Skynyrd kadar da oldukları söylenemez. :) Albümün piyasaya çıkmasıyla birlikte büyük popülarite yakalıyorlar. O sıralarda yaptıkları konser anlaşmalarının haddi hesabı yok neredeyse. Bundaki en büyük etki de Top 20 listesine soktukları 2 şarkı: Take It Easy ve Witchy Woman. İlk 20'ye girmiş olmaları bir şey değilmiş gibi gelebilir ama Amerika'nın radyo ağına bağlı olan bu listenin fena hale bir popülerlik arttırma becerisi var. Herkesin dinlediği radyolarda sık sık çalınıyor oldukları anlamına geliyor bu.

Blogdaki diğer ve daha karmaşık türlerle haşır neşir olanlar için pek de etkileyici bir albüm değil elbette. Ama rock müzik tarihinin önemli gruplarından birinin ilk albümü olması bile yeterli buraya girmesi için. Bu ilk albümdeki hissiyat daha sonraki albümlerde daha az ve sakinliğini kaybetmiş durumda diyebiliriz.

Country köklerine fazlasıyla bağlı olan bu albümden sonra Eagles daha sert tonlar, daha Southern Rock'a yaklaşmaya çalışan melodilerle devam etmeye başladı. Yani bu albüm onların müzikal gelişiminin ilk halkası. Buradan sonra farklılaşan Eagles, kendi tarzını tam anlamıyla oturtmaya başlıyor.

EAGLES

Glenn Frey / Vokal, Gitar, Slide Gitar
Don Henley / Vokal, Davul
Bernie Leadon / Vokal, Gitar, Banjo
Randy Meisner / Vokal, Bass

EAGLES

01 - Take It Easy 3:29
02 - Witchy Woman 4:10
03 - Chug All Night 3:13
04 - Most of Us Are Sad 3:33
05 - Nightingale 4:05
06 - Train Leaves Here This Morning 4:07
07 - Take the Devil 4:00
08 - Earlybird 3:00
09 - Peaceful Easy Feeling 4:16
10 - Tryin' 2:50

25 Nisan 2023 Salı

Focus / Focus Plays Focus (1970)

Hollandalı grup Focus, 70'li yılların Rock müziğini takip edenler için en bilinen gruplardan biri. Haklarında tarihsel, biyografik çok fazla bilgi bulunuyor. O nedenle de buraya eklemenin pek bir faydası olacağını düşünmüyorum. Symphonic Prog'un en iyi temsilcilerinden, Jethro Tull ile başa baş giden / kimi zaman karşılaştırılan efsanevi gruplardan biri.

Bunun böyle olmasının en önemli sebebi de hiç kuşkusuz Thijs Van Leer ve Jan Akkerman ikilisi. Her ikisi de müzikal anlamda fazlasıyla yetenekli, başarılı ve yaratıcılar. İlk albümden itibaren ikilinin varlığıyla şenlenen, her seferinde daha fazla genişleyen bir yapıları var.

Bu ilk albümle ilgili değişik durumlar mevcut. Albüm hem Focus Plays Focus hem de In And Out Of Focus adıyla yayınlanmış plak olarak. Yayınlandığı bölgeye göre değişiklik göstermiş bu isim meselesi. Parçaların yerleri de bir hayli değişmiş. Aynı isimli plağın içindeki parça sıralamaları bile farklı. 2 In and Out Of Focus plağının içindeki listenin farklı olduğunu gördüğümde durum çok saçma gelmişti ama Focus işte deyip geçiştirmiştim. Bir de albümün ilk baskısından sonra tüm LP'lere eklenen House of The King single'ı var. Albümde uzun versiyonu bulunurken bir de 45'lik olarak yayınlanan versiyonu eklemişler sonradan. İyi yapmışlar çünkü single versiyonu da en az albüm versiyonu kadar iyi ve ondan değişik.

Albümün ve Focus'un en iyi çıkışını sağlayan şey ise Anonymous bence. Temayı albümün içerisine yaymışlar. Ara ara dönüp tekrar uzaklaşıyorlar Anonymous'tan. Tabi albümdeki tek iyi şey de bu değil. Diğer parçaların hepsi de kendi içlerinde enfes yapılara sahipler. İlk albüm olarak düşünüldüğünde gerçekten de çok başarılı bir çıkış diyebiliriz Focus Plays Focus için.

Belirtmeden geçmeyelim, Anonymous'u üçüncü albümde tekrar ama Anonymous II adıyla ve yeni bir yaklaşımla tekrar kaydedip yayınladılar ki o versiyon da 26 küsur dakikalık süresiyle efsaneleşmiş parçalardan biridir.

Sonraki albümlerde kalitenin daha fazla yükseldiğini gördüğümüz Focus'un, başlangıcında yer alan bir albüm olarak Focus Plays Focus ya da diğer adıyla In and Out of Focus, en iyi ilk albümlerden de biridir.

FOCUS

Thijs van Leer / Vokal, Org, Flüt, Piyano, Elektrikli Piyano, Mellotron, Harpsichord, Vibes, Trompet
Jan Akkerman / Elektrikli Gitar, Akustik Gitar
Martijn Dresden / Bass, Vokal
Hans Cleuver / Davul, Vokal

FOCUS PLAYS FOCUS

01. Focus (instrumental) (9:45)
02. Why Dream? (3:57)
03. Happy Nightmare (Mescaline) (3:56)
04. Anonymus (7:00)
05. Black Beauty (3:05)
06. Sugar Island (3:03)
07. Focus (vocal) (2:44)

24 Nisan 2023 Pazartesi

Panthéon / Orion (1972)

Canterbury Scene
'in Hollandalı temsilcilerinin en iyilerinden biri sayılabilecek Panthéon, 1971 yılında Lahey'de kurulmuş. Lise arkadaşlarından oluşan grup ilk büyük başarısını Lahey'de her yıl düzenlenen Rekreade Festival'i içerisinde yer alan ulusal yetenek bölümünde birincilik alarak kazanmış. Bu başarının ardından da çok geçmeden albüm anlaşmasını kapmışlar. 

Hızlı bir şekilde kaydettikleri ilk ve tek albümler Orion ile de Canterbury Scene'in iyi örneklerinden birine imza atmışlar. Bu sırada İsviçre turnesine çıkan Mungo Jerry'nin alt grubu olarak sahne alırken The Steve Miller Band'in Rotterdam'da verdiği konserde de ön grup olarak sahne alıyorlar. Her iki hareket de grubun popülerleşmesi yönünde atılmış başarılı adımlar olsa da işe yaramamış. Zira albümün ardından, kısa bir süre sonra ticari başarısızlık ve grup içi anlaşmazlıklar nedeniyle de dağılmışlar.

Tek albümlü efsaneler listemize rahatlıkla giren grup için sayabileceğimiz keşkelerin de sayısı bir hayli fazla. Döneminde Focus'un birkaç sahnesine de katılan Panthéon, dağılıp birleşme dönemlerinden birinde Focus'un eski davulcusu Pierre Van Der Linden ile de yeni bir form oluşturmuş ama oldukça da başarısız bulunmuşlar.

Grubun kurulduğu yıl ucu ucuna 18 yaşını dolduran elemanlar, 1974 yılına kadar bu yeniden bir araya gelme işine girişmişler. Ama 21 yaşına geldiklerinde artık bunun olamayacağını anlamış olmalılar ki uzunca bir süre birlikte takılmamışlar.

Canterbury Scene'in Hollanda ayağına dahil olduklarını söylemiştik ama bunu da kendilerine has bir yapıya çevirerek kullanmışlar. Yani alışkın olduğumuz İngiliz gruplarından farklı olarak Dutch ruhu ile hareket ettikleri ortada. 

Orion albümünde çok uzun parçaların yanında birkaç kısa parça da bulunuyor. Albümdeki en iyi parçanın Orion süiti olduğunu söylemek de yanlış olmaz. 19.28'lik süresi ile baştan sonra değişik bileşenler içeren nefis bir parça. Bu arada 2001 yılında yayınlanan CD versiyonunda da oldukça iyi parçalar bulunuyor. Bonus Tracks olarak CD'ye eklenen bu parçalar, grubun kaydedip yayınladığı single'lardaki parçalar. Bunların içerisinde de yayınlandığı dönemde henüz 21 yaşını doldurmadıkları için Master Basion adıyla yayınlanan ama CD'ye orijinal adıyla yani Masturbation olarak giren parça da bulunuyor.

PANTHÉON

Albert Veldkamp /Elektrikli Gitar, Akustik Gitar, Bass
Ruud Woutersen / Org, Spinet, Celesta, Piyano, ARP synth, Vokal
Hans Boer / Flüt, Alto Saksafon, Tenor Saksafon, Vokal
Rob Verhoeven / Davul, Vurmalılar

ORION

01. Daybreak (2:32)
02. Anaïs (4:58)
03. Apocalyps (10:53)
04. The madman (1:21)
05. Orion (19:28)