20 Şubat 2009 Cuma

Bijelo Dugme - Kad Bi' Bio Bijelo Dugme (1974)

Çok uzun zaman önce plak çalarım çalışırken elime geçmişti bu albüm. Kapağa bakıp 70'li yılların o salak pop/disco albümlerinden biri sandıydım da getiren arkadaş "olm şaane bi albüm" dediydi. Böyle salak bi kapak kullanan elemanlardan progressive rocker olmaz diye geçirmiştim içimden de yanılmışım. Ha, dehşet bi albüm de değil şüphesiz bu (ikinci albümleri dehşetin de ötesinde bi başyapıttır belirtelim; Šta Bi Dao Da Si Na Mom Mjestu (1975)) ama beğenmeyen de çıkmayacaktır pek. Başta dile alışmak zor oluyor. Yugoslavca sonuçta. Sık dinlediğimiz bi dil değil. Ama müzik zaten alıp götürüyor seni, Zeljko Bebek'in vokali de ayrı bi güzellik tabi.

Bugüne dek niye atlamışız sorusu sorduran gruplardan ve albümlerden biriyle karşı karşıyayız anlayacağınız. Yugo biraderlerde daha iyileri de var ama Bijelo Dugme'nin (Beyaz Düğme) yeri de bi başka. Hem dünya müziğine de ekstra bir armağanları var; Goran Bregovic. Şimdilerde etnik müzikle pop alaşımlarını birleştiren arkadaşımız bu gruptan yetişmedir. Fakat Bijelo Dugme ile Bregovic müziği hiçbir benzerlik de göstermez. Bu neyin göstergesidir isteyenlerle tartışırız. :)

İlk parça Kad Bi' Bio Bijelo Dugme 10.23'lük şaane bi parçadır (ulen referans noktası vermeden şaane demek de pek yakışmıyor bu saatten sonra ama idare ediceksiniz artık). Üzerine konuşmaya çok da gerek yok. Dinleyen anlar ne demek olduğunu. İkinci parçanın girişi öyle bi hava yaratıyor ki ben her seferinde kendimi Chicago'da saçma salak bi barda uyuklarken buluyorum kendimi. Alkolden kafamı kaldıracak durumda değilim ve bi anda fonda acayip bişey çalıyor. Vokal girince önce bi bu ne lan Chicago'da böyle bi dil yok diyorum kendi kendime ama müzikle birlikte o etk ide kayboluyor. Selma ise o dönemin en ünlü aşk baladlarından. İsimden dolayı komik gelmekle birlikte fena etkiler bırakan bi parçadır. Selma ve Progressive Rock! :) Patim Evo Deset Dana ise benim favori parçam bu albümde. Bregovic'in harmonikasıyla başlıyor ve adamların her şekilde dünya müziğinin içinde yer aldıklarının kanıtı. Ritimleri Heep ritimleri ile benzeşiyor da belki o nedenle benim favori parçam. Tam anlamıyorum ama "iii... iiyyyaaaa... isinaaa paina paina paina packi.. aslında ti i ja iz inata inata inata ... diyomuş bu arada) gibi bi bölüm var parçanın ortasında bayılıyorum ben o kısma.

Biricik karıma armağan ediyorum ben bu albümü. Hem oğlumuzu dünyaya getirdiği hem de her şeyiyle yanımızda olduğu için. Dinleyin işte be!..

BIJELO DUGME

Goran Bregović / Gitar, Harmonika
Željko Bebek / Vokal
Zoran Redžić / Bass
Goran "Ipe" Ivandić / Davul
Vlado Pravdić / Hammond Org, Moog Synth, Piyano & Elektrikli Piyano

KAD BI' BIO BIJELO DUGME

01 - Kad bi' bio bijelo dugme (10:23)
02 - Blues za moju bivsu dragu (6:23)
03 - Ne spavaj mala moja muzika dok svira (2:30)
04 - Sve cu da ti dam samo da zaigram (4:04)
05 - Selma (6:09)
06 - Patim evo deset dana (4:51)

18 Karat Gold - All Bumm (1973)

Embryo, Amon Düül II ve Motherhood'dan elemanlar birleşirse ortaya ne çıkar? Aha bu çok da iyi olmayan albüm çıkar. Sanılanın aksine muhteşem bir çalışma değil bu albüm. Hatta pek çok dinleyici beğenmeyecektir de. Krautrock adına bi mihenk taşı, Alman müziğinde bi yenilik ya da efsanenin geri dönüşü gibi bir şey de yok ortada.

Zaten grubun adı da albümün adı da pek bi cıvık benim açımdan. Ben pek sevmem kısaca bu albümü. Yonçin, Dude ve Lolipop dinlediler mi daha önce bilemiyorum ama dinledikten sonra bi iki kelam etsinler üstüne de yanılıyor muyum yoksa yanılmıyor muyum bi görelim. Çünkü bazen hakikaten enteresan durumlar olabiliyor. Daha önce de bahsettiğim üzere Yes - Relayer albümünü bi kez dinleyip sonra 6 ay uzak durmuştum Yes'ten. Bi gün tekrar elime aldığımda ne değiştiyse adamların en iyi albümü oldu benim için. Mood dedikleri şeyle uyuşmazlık oluyor sanırım ara sıra.

Bu arkadaşlar melodik yanı ağır basan bi türde krautrock yapıyorlar. Hatta işin Heavy kısmına da kayıyorlar denilebilir rahatlıkla. Şu parça muhteşem bu parça kötü gibi bi değerlendirme yapamıyorum zira hepsi sıradan geliyor bana. Unh! Pek bi ağır konuştum galiba. Neyse yahu ben pek beğenmem bu albümü.

18 KARAT GOLD (ACHTZEHN KARAT GOLD)

Jörg Evers / Gitar
Keith Forsey / Davul
Klaus Ebert / Gitar
Lothar Meid / Bass

ALL-BUMM

01 - Going home
02 - Come on Monday
03 - Flying
04 - Goldrush
05 - Star-eyed
06 - Dr. Stein
07 - Elektric infected
08 - I am just a man
09 - See me in your dreams
10 - If my guru would know
11 - Cool

2 Şubat 2009 Pazartesi

Don Bradshaw Leather - Distance Between Us (1972)

Gizem bizleri büyüleyen bir olgudur, merak uyandırır. Net bir bilgiye ulaşamamak “gizemi” “Efsane” boyutuna taşır.

Adının bile Don Bradshaw (albüm kapağında Don Bradsham yazmakta) olduğu şüpheli olan bu adam ve yaptığı bu albüm hakkında ortada birçok rivayet dolanmakta. Rivayetlerin sayısının "birçok" olmasının nedeni albümün insanlar üzerinde bıraktığı etki.

Gerçekten enteresan bir albüm, hem de çok… Neredeyse sadece klavye kullanılmış. Hem de korkutucu düzeyde. Tabi biraz uçuk kaçık vurmalı, uzaklardan gelen kadın sesi hatta flüt de var işin içinde... Albüm bir korku filminin soundtracki modunda. Pek bir besteye dayanmadığını tahmin ettiğim deneysel ve doğaçlama bir müzik.

Kapakta görülen adam Don Bradshaw mu kimse bilmiyor. Öyle olduğu tahmin ediliyor. Albümün yayınlandığı firma özel bir firma olduğu için oradan da bir sonuç çıkmıyor... Ortada o kadar çok laf dönüyor ki. En çok konuşulan da Barkley James Harvest’ta çalmış olan Robert John Godfrey olduğu yönünde. Ama sonra birçoğu tarafından o da yalanlanmış.

Ne kadar doğru bilmiyorum ama en sonunda adamın kız kardeşi çıkmış ve abisi ile ilgili bilgi isteyenleri aydınlatmış. Kadının dediğine göre Don, 1948 yılında doğmuş. Klasik müzik ile ilgili çok sağlam eğitim almış. 70’lerin başında Essex’teyken bir şekilde bulduğu fonlarla kendi stüdyosunu kurmuş. İçinde de bir kilise orgu ile -albümde çokça duyacaksınız- albümü çok basit teknikler ile kaydetmiş. Kadın albümü “Aynı oranda Karar ile Merhamet arasında bir denge-bütünlük içinde geçen karar ve merhamet dengesi ” olarak tanımlamış. Böyle bir albümü yapan adamın kardeşi de anca böyle yorumlar albümü. :) Toptan uçmuşlar. :) Onun için bu kadının verdiği bilgilerin doğru olduğunu düşünüyorum. Bu arada Adam denene göre 10 küsür sene önce ölmüş.

Albüm ile ilgili çok farklı tanımlamalar var. En değişiklerinden biri: “Cehennemde bir barda siyah metal bir piyano düşünün, Don Bradshaw Leather’ın estetiğini anlamaya başlarsınız.” Başka bir tanesi : “Korku Senfonisi”. Bilinmezlik ve güzellik insanlarda fazlaca merak uyandırmış. Ben de dahil, bu adamın gerçekte kim olduğunu dinleyen herkes merak ediyor.

Sonuna kadar karanlık, depresif, deneysel, deli, uçuk, kaçık, bulanık... Ama gerçekten çok etkileyici ve kopuk bir çalışma. Kısaca bu dünyadan olmayan bir albüm...

DISTANCE BETWEEN US

01 - Distance Between Us [Part 1] (19:00)
02 - Distance Between Us [Part 2] (18:24)
03 - Dance of the Goblins (22:58)
04 - Autumn Mist (23:14)

31 Ocak 2009 Cumartesi

Clark Hutchinson – A=MH 2 (1969)

Aslında bir isim gibi duruyor Clark Hutchinson… Ben de öyle zannetmiştim ilk. Adam kesin gitaristtir, Erkin Koray gibi adı öndedir. Ama öyle değilmiş.

Dinleyeceğiniz müziği yapan sadece 2 kişi. Yaptıkları albümlerden ilki bu. 1970’de “Retribution”, 1971’de “Gestalt”ı çıkardılar. Bir de 1994’de “Blues” adı altında yayınladıkları albüm; 1969’dan önce ki kayıtlarını içermekte.

A=MH2 kesinlikle yaptıkları en iyi çalışma. Hatta bir klasik desem abartmış olmam. 12 saatlik 2 çalışmada bu albümü yapmışlar… Ve sadece 2 kişi. Gerçekten inanılmaz.

Baştan sona Emprovize sololarla ve fikirlerle dolu olan albüm, etnik melodilerle işlenmiş. Tarz olarak Indo Rock/Raga olarak geçer. Ama sadece bu tarif albüm için yeterli değil diye düşünüyorum. Blues, Psych-trip, folk, hatta fusion’a bile uğramış bir çalışma… Tarz belirleme işi her zaman kolay olmuyor maalesef. Bu da onlardan birisi…

Mick Hutchinson bir gitar ustası. Bilmeyen varsa öğrenmeli. Doğu ezgileri doludur soloları. Zaten müzik kariyerine tabla ustası olan Sam Gopal ile Hint müziği yaparak başlamış. Albüm boyunca inanılmaz güzel sololarına şahit olacaksınız. Neredeyse hepsi doğaçlama. Muhteşem! Andy Clark’a da haksızlık etmeyelim biraz da ondan bahsedelim. Adam eline ne geçerse çalabilen bir adam. Gitar hariç ne varsa çalmış. :)

İkili 1971’de dağılmış. Hutchinson, 1998 yılında solo albüm çıkarana kadar Agent Orange, America, Anderson/Bruford/Wakeman, Ashford & Simpson, Roy Ayers, The B-52's, Whitney Houston, Madonna, Manhattan Transfer, The O'Jays, Diana Ross, David Sanborn, Neil Sedaka, Village People gibi isimlerin yapımcılığını falan yapmış. Andy Clark ise Jeff Beck (upp albümü) David Bowie gibi müzisyenlerle beraber çalmış.

Süper bir albüm... Harika bir albüm… Çok keyif alacağınızdan eminim. Muhtemelen keyiften fazlasını hissettirecek. Yapılmış en güzel doğaçlama albümlerden biridir bu. Keyfini çıkarın…

CLARK HUTCHINSON

Mick Hutchinson / Gitar
Andy Clark / Klavye, davul, Sax, Flüt

A=MH2

1 - Improvisation on a Modal Scale (10:02)
2 - Acapulco Gold (7:17)
3 - Impromptu in 'E' Minor (8:19)
4 - Textures in 3/4 (10:35)
5 - Improvisation on an Indian Scale (13:09)


13 Ocak 2009 Salı

José Cid - 10000 Anos Depois Entre Vénus e Marte (1978)

70’ler Portekiz müziğini ele aldığımızda Quarteto 1111 Tantra, Banda Do Cascao, Petrus Castrus gibi gruplar arasında belki de en göze çarpanıdır Jose Cid. Cid, "10000 Anos Depois Entre Venus E Marte" albüm performansıyla kendisini kanıtlamış, saygıdeğer bir müzik insanıdır. Yanında çalan müzisyen arkadaşların da hakkını vermek lazım tabii ki de. Fakat aynı cümleyi tekrarlamaktan ne kadar sıkıntılı olsam da belirtmek istiyorum ki albüm hak ettiği ilgiyi bulamamış, tarihin tozlu raflarında ilgili kimseler tarafından keşfedilmeyi beklemiştir.

Albüm, Cid ve klavyesi hegemonyasındaki sekiz parçadan oluşmaktadır. Enstrümanların uyumu inanılmazdır. Bazı yorumcular tarafından 70’lerin en önemli mellotron dinletisi olarak gösterilmektedir.

Kısaca konsepti de özetlemek gerekirse, efenim dünya yıkıma uğramıştır. Bu olaydan bir adam ve bir kadın uzay gemisine binip uzaklaşarak paçayı kurtarmışlardır. Aradan 10000 yıl geçer. Elemanlar dünyanın eski dengesini ve güzelliğini tekrardan var etmek amacıyla ellerindeki teknolojiyle harap olmuş gezegenlerine geri dönerler.

Görüldüğü gibi Sci-Fi odaklı bir hikaye ve buna paralel düşüncelerle kurgulanmış sesler bütününden ibaret, leziz bir albümdür. Şarkı sözlerinin Portekizce olması salt müziğe yoğunlaşmayı olanaklı kılacaktır. Eh, hala konsepte takılıp da derin düşüncelere dalacak olanlara ise hiçbir sözüm yok.

JOSE CID

José Cid / Piyano, Synthesizer, Mellotron, Vokal
Josi Carrapa / Gitar (8)
Ramon Gallarza / Davul, Perküsyon (1-7)
Zé Nabo / Bas Gitar, Gitar (1-7)
Guilherme Scarpa Inãs / Davul, Perküsyon (8)
Mike Sergeant / Gitar (2)

10000 ANOS DEPOIS ENTRE VENUS E MARTE

01 - O Ultimo Dia Terra (4:24)
02 - O Caos (5:50)
03 - Fuga Para O Espaco (8:09)
04 - Mellotron O Planeta Fantastico (6:43)
05 - 10,000 Anos Depois Entre Venu E Marte (6:03)
06 - A Partir Do Zero (4:44)
07 - Memos (2:22)
08 - Vida (Sons Do Quotidiano) (12:41)

12 Ocak 2009 Pazartesi

Axe - Live & Studio (1970)

Hep yakınırız, zamanında güzel müzik yapmış üstâdlarımızın değerini yeterince bilmiyoruz diye… Evet bilmiyoruz doğru. Zaten elimizde yüzlerce grup yok, olanın da kıymetini bilmiyoruz maalesef. İngiltere, Amerika gibi ülkelerde ise durum biraz farklı. O kadar çok grup var ki… Ve bu gruplar o kadar iyiler ki aralarında “klasik” olabilecek birçok albüm o zenginliğin içinde kaybolup gitmiş. Bizde imkansızlık ve ilgisizlikten, onlarda şansızlık ve sırasızlıktan(bu tabiri yeni buldum)… :)

İşte Axe de bunlardan biri. Albüm yapma şansı bulamamış, harika bir grup. Diyeceksiniz ki “Madem bu kadar iyiler, İngiltere gibi bir ülkede nasıl olur da gözden kaçmışlar?”. Herhalde en mantıklı cevap “Amerika da Fred gibi bir grup nasıl oldu da gözden kaçtıysa, bu da kaçmış olabilir” olurdu herhalde. :) Bu kayıp grup hakkında doğru düzgün bir bilgiye ulaşamadım

Albüm, denene göre Lord Barford Croquet turnesinde 1969 yılında canlı olarak kaydedilmiş. Buram buram acid ve psychedelia kokan, çok sağlam gitar sololarının olduğu, dişi vokalin folk havasında kullanıldığı bir albüm bu. Jefferson Airplane, Cream, Jimi Hendrix Experience, Grateful Dead gibi grupların bir karışımı desek doğru olur sanırım. Vokal, prodüktörlüğünü Keith Relf’in (The Yardbirds) yaptığı “Saturnalia” grubunun vokalisti Aletta ile “Jullian’s Treatment”dan Cathy Pruden karışımı bir şey… Gayet başarılı anlayacağınız J. Hayatımda bir cd’nin ikinci elinin 118 $ a satıldığını bu grup ile gördüm. Kim basmış ne kadar basmış bilinmez ama yapanın ellerine sağlık. Şarkılara gelince hepsi birbirinden güzel…

Ayırmak gibi olmasın ”The Childs Dream” ve “Strange Sights and Crimson Nights” benim ilk dikkatimi çeken şarkılar oldu. “Strange Sights…”da vokal gitar işbirliği çok başarılı. “Childs Dream” adından da anlaşılacağı üzere trip bir şarkı. “Ahinam take II” kısa ama bomba bir şarkı, tadını insanın damağında bırakıyor. Albümde bulunan “A House is not a Motel” bir Love coverı… Zaten tarz olarak Love’dan da bir şeyler var bu grupta. Bir paragraf da bu Barford denen adam için açmak lazım. Grubu çekip götüren bu adam. Harika iş çıkarmış. Bazı soloları bana Barış Manço’nun psychedelic vakitlerini anımsatıyor. Başka bir yerde çalmış mı bilmiyorum ama müzikten kopmuşsa çok yazık olmuş.

Acid, Psych, trip sevenler, bu albümü kesinlikle kaçırmayın. Jam sessionların olduğu enfes bir albüm… Not: Axe adında 70’lerde başka bir İngiliz grup daha var, “Axe” ve “Nemesis” diye albümleri olan. Bu grubun onunla bir bağı yoktur. Zaten bu albüm zamanında yayınlanmadı…

AXE

A.Barford / Gitar
S.Gordon /Davul
M.Nobbs /Bas Gitar
Vivienne /Vokal
R.Hilliard /Akustik Gitar

LIVE & STUDIO

1 - Here to There (0:38)
2 - Ahinam Take II (2:27)
3 - Another Sunset, Another Dawn(4:08)
4 - The Child Dreams(9:05)
5 - A House is Not a Motel (4:46)
6 - Peace of Mind (3:08)
7 - Dark Vision (2:28)
8 - Strange Sights and Crimson Nights (6:22)
9 - Here to There (live, 1969) (8:20)

11 Ocak 2009 Pazar

Metin H. Alatlı - Sentetik Oyun Havaları (1974)

Aslında Gentle'ın kafasına koca bir taşla birlikte gelecek başka bir albüm yayınlamayı düşünüyordum ama bi tane daha bizden bir şeyler olsun diyerek bu albümde karar kıldım. Artık başka bir zaman yararız kafasını napalım.

Kardeşim, hep ecnebilerden mi çıkacak bu tür müzikler, var da biz mi duymadık diyen progressive severlere ahanda işte, var bizde de kardeşim diyerek Türk işi moog eseriyle Türkiye’de bir ilki gerçekleştiren Metin Alatlı'ya geçiyorum.

Metin Alatlı: Sentetik Oyun Havalari isimli LP'si ile Türk elektronik müziğinin ilk örneklerinden bir kısmının altına imzasını atmış, eski siluetler grubunun klavyecisidir. Unutmadan da belirtelim film müzikleri alanında da bir kaç çalışması olup Türkiye’de aranjman türünü ilk uygulayan kişilerdendir.

Alaturka'dan Alamoog'a Esinlemeler: Metin Alatlı tarafından modern ritimlere özellikle moog ve arp 2600 synthesizer'ına uyarlanmış birbirinden güzel parçalar içeriyor. Bize has melodilerin, moog tarzı müzikle icra edilmesinin sonucu aslında bu albüm. Metin Alatlı siluetlerin dağılmasından sonra üniversitenin bitiminde dışarıya açılıp Avrupa'dan Asya'ya, Uzakdoğu'dan Ortadoğu’ya kadar çalışmadığı yer ve müzisyen neredeyse kalmamış. Yedi yıllık bu uzun gezinin sonrasında, 1974 yılında Türkiye’ye geri dönmüş. 1975 yılında da Stephan Umutyan ve Duyal Karagözoğu'nun gayretleriyle işte bu albümü çıkarmışlar.

Öte yandan albümün kaydı o zamanlara göre de çok iyi başarılmış, sesler temiz pürüzsüz. Dinlenmesi oldukça zevkli kıpır kıpır bi albüm Alaturka'dan Alamoog. Zaman zaman Zeki Alasya, Metin Akpınar filmleri hatırlayacaksınız albümü dinlerken. Müzisyen kadrosu da oldukça iyi albümde, enstrüman çeşitliliği de tarza göre pek bol. Hammond, sitar, tumba, arp, vurmalılar vs. Favori parça olayına girmeyeceğim çünkü hepsi birbirinden güzel de "Mevlana Böyle Dedi" adlı parça sanki birazcık daha favori gibi. :) Neyse keyifle dinleyin.

Metin Alatlı 1989 yılında vefat etmiştir. Bizlere böyle güzel bir yapıt bıraktığı içinde rahmetle anıyoruz ayrıca. 

Ulen ne güzel bir şey be, geride anılacak bir şeyler bırakıp gitmek bu dünyadan anasını satayım. Hislendim bak şimdi. Ağustos böceği misali gez, toz, ye, iç, uyu bir şey üretmeye çaba harcama, sonrada hayıflan. Lenn var yaa,var ya aahyaaakk uleyn. :(

TANZER ALATLI'nın Notu: METiN ALATLI iSTANBUL'DA 10/02/1943 ' TARİHİ' NDE DOĞMUŞ, İLKOKULU, ŞİŞLİ ŞİŞLİ İLKOKULU'NDA, ORTA VE LİSE ÖGETİMİNİ, BUGÜN BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ OLAN ROBERT COLLEGE' DE, ÜNİVERSİTE ÖĞRETİMİNİ DE İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ'NDE TAMAMLAMİŞDIR. DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ 'NDE OKURKEN PATOLOJİ DALI'NA DA MERAK SARMIŞ 1981-1982 YILLARI'NDA DA İBAŞ ASİSTANKEN, İSTANBUL ONKOLOJİ ENSİTÜTÜSÜ' NÜN KURULUCULARI ARASINDA İLK SIRALARDA OLMUŞDUR. DİŞ HEKİMLİĞİ DİPLOMASI VE PATOLOJİ İHTİSAS D0İPLOMASINI ALMIŞ,KANSER UZMANI OLMUŞDUR.1949 YILI' NDA O YILLARDAKİ ADIYLA,İSTANBUL BELEDİYESİ KONSERVATUAR'NDA PİYANO DERSLERİ ALMIŞ,AKERDİON VE ÇÜMBÜŞ VE BUNUN GİBİ KLAVTELERİ,TELLİ ÇAŞGİLARI ÇALMAYI ÖĞRENMİŞDİR.DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ'NDE ÖĞRENCİYKEN 1963 YILI'DA,ELMADAĞ'DAKİ KORDON BLAU GECE KÜLÜBÜ 'NDE, PİYANİST ŞANTÖRLÜK YAPMIŞ, SAYIN :AYTEN ALPMAN VE SAYIN :İLHAM GENCER TARAFINDAN DA PROFOSYONELLİĞE TEŞVİK EDLMİŞDİR. DAHA SONRA SÜLÜETLER ORKESTRASININ KURUCULARI ARASINDA OLMUŞ, HAVALI KİLİSE ORGLARINDAN ,HEMMOND 100 MODELİNİ TÜRKİYE 'YE GETİREREK, YAPTIKLARI ANADOLU VE YURTDIŞI KONSERLERİNDE,ORGUN UÇAKLARLA TAŞINMASI,O YILLARIN MAGAZİN DÜNYASI MÜZİSYENLERİ VE HALK İÇİNDE DİKKATİ ÇEKMİŞDİ.1966 HÜRRİYET ALTIN MİKROFON YARİŞMASI'NA DÜZENLENMESİNİ YAPTIĞI, LORKE LORKE VE DEDE EFENDİ 66 NÜZİK ESERLERİYLE YARIŞMADA SÜLÜETLER BİRİNCİ OLMUŞDUR..BU PLAK,TRT MÜZİK DAİRESİ ARŞİVİNDEDİR. COCUKLUĞU SIRASINDA AMATÖR SU ALTI BALIKCILIĞI, BENZİNLİ MODEL UÇAK VE OTOMOBİL KOLLEKSİYONCULUĞU YAPMIŞDIR.DAHA SONRA SÜLÜTLER' DEN AYRILMIŞ,ALATLILAR İSİMLİ ORKESTRASINI KURMUŞ,ANADOLU DUBAİ,ABUDABİ.BAĞDAT.HOLLANDA VE EN ÖNEMLİSİ 1971 YILI'NDA LEFKOŞE'DE ÇALIŞIRKEN ,SAYIN:RAUF DENKTAŞ'IN KIZI,SAYIN:ENDER DENKDAŞ ' A MÜZİK EĞİTİMİNE YARDIMCI OLMUŞ 1975 DEN SONRA ,PROFOSYONEL MÜZİĞİ BIRAKIP KANSER TÜRLERİ ÜZERİNDE ÇALIŞMALARA KATILMIŞ,YURTİÇİ,YURTDIŞI AKEDEMİK SEMİNER VE KONFERNSLARA BİZZAT ÇAĞIRILMIŞDIR.DOÇENTLİĞİ SIRASINDA,DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ TİYATRO KULUBUNDE ÖĞRENCİLERİNE YARDIMCI OLMUŞ,TİYATRO ESELERİNİN MÜZİK VE ESERLERİNİ HAZIRLAMIŞDI.ÇOK İYİ BİR ARANJÖRDÜ. -ÇOCUKKEN DENİZ ALTI YÜZMELERİNDEN DOLAYI BÜYÜYEN KALBI,KALP HASTALIĞINI İLERLETMİŞ, 1989 YILI'NDA ANİ GEÇİRDİĞİ KALP KRİZİ SONUCUNDA.12/06/1989 YILINDA VEFAT ETMİŞ AŞİYAN ALİE MEZARLIĞINA GÖMÜLMÜŞDÜR. YAŞAŞAYDI PROFOSÖR KADROSU GELDİĞİNDEN PROFOSÖR OLACAKDI, ,ÇALİŞMALARI ARASINDA BALTA LİMANI KEMİK HASTASİ'NDE:* KEMİK İLİĞİ BANKASI!NI KURACAKDI.BERABER YAŞADIĞIMIZ,ANILARINDA KALAN YILLARININ ANISINA. AMCASINI OĞLU. TANZER ALATLI

METİN H. ALATLI


Metin H. Alatlı / Arp 2600, Synthesizer, Hammond H-112 org, l-220 Leslie, Sitar
Stephan Umutyan / Fender Jaguar, Telecaster Elektro, Gibson Dove Akustik, Gibson Les Paul bas gitar, Shankar sitar
Yaz Baltacıgil / Fender Jazz Bas
Atilla Ceyhan / Tüm Taksimler
Erdoğan Aktuğ / Ludwig Super Classic Davul
Veysel Çadır / Ludwig Down Beat Davul, Tumba
Duyal Karagözoğlu / Kayıt Yeşil Giresunlu / Moral Destek

SENTETİK OYUN HAVALARI


1 - Beyoğlu’nda Gezersin
2 - Gül Ağacı Değilem
3 - Silifke – Bombili - Niksar’ın Fidanları
4 - Fındık Kurdu - İbibikler - Dere - Düriyem
5 - Çayda Çıra
6 - Dede Efendi
7 - Haydar Haydar
8 - Nikriz Longa
9 - Dök Zülfünü
10 - Rast Saz Semaisi
11 - Silemezler Gönlümden
12 - Olam Boyun Kurbanın - Aman Avcı - Hoş Bilezik
13 - Nasıl Geçti Habersiz
14 - Mevlana Böyle Dedi

8 Ocak 2009 Perşembe

A. R. & Machines - Die Grune Reise (1971)

Bak yine dayanamadım geldim... Hazır buluşma planlarının verdiği heyecan ve gaz içimde tanımlayamadığım nesnelere dönüşmüşken ve çalışmam gereken finaller henüz beyin kıvrımlarımı düzleştirmemişken bu albümü paylaşayım dedim...

Günlerdir dinliyorum bu albümü elimde olmadan. Farkında olmamanın da sağladığı derin bir iç huzuruyla ''boş ver gitsin be abicim daha 4 gün var sonra çalışırsın'' diyorum kendime. Aslında kafam karışık biraz. Achim Reichel abimiz deneysel çalışmış bu albümde, ben de öyle yapacağım gibi, parmaklarım hangi tuşa basarsa o yazılmış olacak işte. Aslında... Düşündüm de böyle olmamalı, bu salma halim yaptığım işi boşvermişliğimden kaynaklanmıyor. Belki de bu soba arkasına kıvrılmış kedi modum, albümün nasıl olduğunu anlatacak yeteneğimin olmayışındandır... Bilmiyorum kediliğin yanında eşeklik de ettiysem af ola...

Albümün tamamı dinlenilebilecek nitelikte fazlasıyla kraut hatta biraz asidik tribal spacey. Aslında tarz konusunda çok da emin değilim her şey olabilir. Gitarın ve efektlerin ön planda olduğu bi albüm ve kulağa oldukça hoş geliyor tınılar. ''Almanlar bu işi iyi yapıyor'' dedirtiyor adama. 11 dakikalık ''Truth And Probality'' benim favorilerim arasında bi de ''As If I Have Seen All This Before'' da dikkat edilmesi gereken bir parça... Aslında albümün tamamı öyle! Ayrımcılık yapmayayım durduk yere.

Hadi bakalım yeşil bir yolculuğa çıkma vakti geldi... Paçalarımızı çorapların içine sokalım diyesim var ama bu kış gününde kenecikler de toprağın altında uyuyorlar...

Ayyy ne saçmalıyorum ya!!! Mazur görün lütfen...

A. R. & MACHINES

Achim Reichel / Gitar, Vokal
Frank Dostal / Şarkı Sözleri

DIE GRUNE REISE

01 - Globus (2:56)
02 - In The Same Boat (2:06)
03 - Beautiful Babylon (5:01)
04 - I´ll Be Your Singer (2:26)
05 - Body (1:57)
06 - A Book´s Blues (1:40)
07 - As If I Have Seen All This Before (5:31)
08 - Cosmic Vibration (4:41)
09 - Come On, People (2:54)
10 - Truth And Probality (11:41)

Eik - Hrislan Og Straumurinn (1977)

Biraz İzlanda havası alalım...

%83’ü hali hazırda internet kullanıcısı olan İzlanda'nın biraz boşladığını düşündüğüm bir grup Eik. Zira hakkında İzlandaca'yı geçtim İngilizce olarak bile doğru dürüst yazılmış bir şey bulamadım.

Her neyse… Bahsi geçen memleketten çıkmış en iyi gruplardandır. 1971 yılında müzik kariyerine başlamış olan grup ikinci albümleri "Hrislan Og Straumurinn" ardından 1978 yılında dağılmışlardır.

Eik, senfonik tabanlı jazz, blues ve biraz da funk öğelerle oluşturmuştur parçalarını. Albümün sürprizleri boldur. Yine de rahat dinlenebilir olmasıyla dikkat çeker. Yes’ten fazlasıyla etkilenmiş olmalarına karşın daha fazla türlerde dolanmaları ilk başta tutarsızlık abidesi olarak insanın bilinç altına işlese bile oturaklı bir grup olduğu dinlenince anlaşılıyor. Sanki önceden hazırlanılmamış da direkt stüdyoya dalıp içlerinden geleni çalmış herifler. O derece rahatlar benim gözümde.

Şüphesiz albümün en ağır topu yaklaşık 15 dakikalık albüme de adını veren "Hrislan og Straumurinn"dir. Fakat parçalar iyi-kötü, ağır-hafif demeden kesintisiz dinlenilirse bütünlük bozulmayacak ve dinleyici daha büyük bir keyif alacaktır.

İskandinav bağımlıları bir adım öne...

EIK

Magnus Finnur Johannsson / Vokal, Yan Flüt
Thorsteinn Magnusson / Gitar, Mini Moog, Vokal
Petur Hjaltested / Klavye
Asgeir Oskarsson / Davul
Haraldur Thorsteinsson / Bass, Perküsyon, Vokal
Tryggvi Julius Hubner / Gitar, Perküsyon, Vokal

HRISLAN OG STAUMURINN

01 - Hrislan og Straumurinn (14:23)
02 - Eitthvad Almennilegt (4:05)
03 - Diskosnudurinn (2:01)
04 - Í Dvala (2:23)
05 - Átthagar (3:17)
06 - Fúnk (4:16)
07 - Fjöll (4:27)
08 - Í Stuttu Máli (0:48)

6 Ocak 2009 Salı

Redd – Tristes Noticias del Imperio (1979)

Aklıma arada bir gelen, “ya şunu da bi eklesem” diyip hep bir alternatif bulduğum için bi türlü ekleyemediğim albümdür bu…

Arjantin; Crucis, Bubu, Alas…gibi gruplara ev sahipliği yapmış başarılı bir müzik ülkesidir. Redd ise aynı ülkeden çıkan en sağlam gruplardan biridir. 1979 yılında çıkan bu albüm 70’lerin ikinci yarısında yapılmış en iyi G.Amerika albümlerinden biridir. Progressive müziğin çeşitli öğelerinden etkilenmiş olan grup, 3 kişiden oluşur. Escalante ve Albornoz yeni bir grup kurmaya karar vermişler ve bas’a Cerioni’yi alarak 1977’de kurulmuşlar. Bu albüm bu kadronun ilk ve son albümüdür. 1980 yılında çıkması planlanan ama anca 1996 yılında çıkan “Cuentos del Subsuelo” albümünde Juan Escalante yoktur. Nedeni ise baya trajik maalesef…Bir hastalıktan dolayı işitme yetisini kaybeden Escalante, mecburen müziği bırakmak zorunda kalmış, 2005 yılında da kansere yenik düşmüştür. Dinleyeceğiniz albümün vokalisti, davulcusu ve de klavyecisidir. Grubun kurucusu olduğunu söylememe gerek yok. Yazık ki kariyeri çok kısa sürmüş. Dinleyince üzülmemek elde değil…

Latin melankolisi taşıyan, 70’lerin ikinci yarısında iyice coşan Fusion (Jazz-Rock)’dan az biraz ilham almış, gelgitlerin daha sakin biçimde sunulduğu bir albümdür bu. Zaman zaman klavye, synth işbirliği ile kısa da olsa mistik bir havası vardır, “Radiomöbel” gelir aklıma. Bu tarza yakın albümlerde genelde vokal ya yoktur ya da az kullanılır. Ama bu albümde fazlasıyla vokal bulacaksınız. Vokali kolay kolay bu tarz müziğe yakıştırmasam da bu albümde Escalante’nin güzel sesi albüme baya yakışmış. Özellikle ”Matinee” deki performansı oldukça başarılı. Albümde kullanılan hüzünlü gitar tınılarının da müziğe renk kattığını belirtmek lazım.

Kalitesini ve güzelliğini baştan sona koruyan bu albümü dinlemekte fayda var diye düşünüyorum. Gayet güzel ve etkileyici bir albüm…Tabi ortam etkilenmeye müsait ise… :)))

REDD

Juan Escalante / Davul, Vurmalı Çalgılar, Vokal, Klavye, Synth
Luis Albornoz / Gitar, Arka Vokal
Esteban Cerioni / Bas Gitar, Akustik Gitar, Synth., Arka Vokal

TRISTES NOTICAS DEL IMPERIO

01 - Tristes Noticias del Imperio (9:20)
02 - Kamala (4:11)
03 - Reyes en Guerra (5:20)
04 - Matinée (8:01)
05 - Nocturno de Enero (3:30)